Bizim Avrupa'da Medyadan seçmeler


* * * MEDYA2 * * * MEDYA2 * * * MEDYA2 * * * MEDYA2 * * *


Saat ayari bozulmus bir sehir …

Basindan seçmeler'de, Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayin Müdürü, Usta Yazar, Ertugrul Özkök'ün 9 Subat 2003'te Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Saat ayari bozulmus bir sehir…" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 9 Subat 2003

Saat ayari bozulmus bir sehir…

Öyle saniyorum ki, dünyanin hiçbir yerinde yelkenliler bu kadar agir seyretmez. Rüzgár böylesine sakin, yelkenler böylesine tembel olamaz.

Dünyanin hiçbir yerinde bir nehir bu kadar kendiyle barisik, bu kadar sessiz olamaz.

* * *

Bugün cumartesi.

Misir'in Sudan sinirina yakin bir yerinde, Asuvan sehrindeyim.

Nil Nehri'nin üzerindeki bir adadan etrafi seyrediyorum.

Birkaç kus sesi disinda, neredeyse hiçbir ses yok.

Odamin balkonu, begonvillere yaslanmis.

Biraz ilerde dev bir karabiber agaci Nil'i ikiye bölüyor.

Sik bitki örtüsünün içerisinde muhtesem Nil akiyor.

Daha dogrusu akmaz gibi yapiyor.

Tipki üzerindeki yelkenliler gibi.

Gitmez gibi yapan yelkenliler, akmaz gibi yapan Nil ve sanki geçmez gibi yapan bir zaman…

Burasi Agatha Christie'nin "Nil'de Ölüm" kitabini yazdigi "Eski Katarak" Oteli'nin sehri.

Oysa sabah arkamda biraktigim sehir, ayni yazarin "Orient Ekspresi"nin son duragiydi.

Agatha Christie için bunlarin ikisi de Sark'ti.

Birisi Sark'in ilk duragi, öteki ise tali duraklarindan biri.

Ikisini birlestiren tek sey ise ölümdü.

Tuhaf…

Burada ölüm insana o kadar uzakti!

Burada geçmeyen zaman, rölantiye alinmis hayat, ölümü öyle erisilmez kiliyor ki…

* * *

Iki gece geçirecegim odaya tuhaf bir salla geçiyoruz.

Sanki binlerce yildir orada ayni seyrüseferi yapan bir teknede gibiyim.

Uzun maslahlar giymis fellahlar, o hiç geçmeyen saatin yelkovanlarini elleriyle tutuyorlar.

Burada saatler zamani göstermiyor.

Burada saatler, zamansizligi ispat etmeye yarayan basit birer mekanik aletten baska bir sey degil.

Pandüller sallanmiyor, gonklar ise hiç çalmiyor.

Burada saat baslarina, yarim saatlere, çeyrek kalalara ve çeyrek geçelere ihtiyaç yok.

Sark'in Afrika sinirina dayanmis bu hudut bölgesinde bütün saatlerin ayari bozuk.

Takvimleri ise yapraksiz.

Sark'in ufku burada bitiyor…

Asuvan'in zamani yok, ama kokusu var.

Eksinin tonlari…

"Suk", yani orta Sark rüzgári kokusu.

Eminim eksi, dünyanin hiçbir yerine bu kadar yakismaz.

Yani ozon tabakasi hiçbir zaman delinmemis bir Sark atmosferi.

Kaldigim yerin adi "Fil Adasi".

Adi, Nil'in yumusak dokunuslarla oksadigi sahildeki kayalardan geliyor.

Çünkü bu kayalar, birbirlerinin ardindan yürüyen fillere benziyor.

* * *

Nil'in yesilinin bittigi yerde çöl basliyor.

Bati çölünün tüm hudut çizgisinde bir sato yükseliyor.

Bu Aga Han'in mezari.

Hemen altinda ise yesil mango agaçlarinin içinde bir villa var.

O da Aga Han'in villasiymis.

Kepenkleri sanki hiç açilmamis ve ebediyen açilmayacakmis gibi duruyor.

Bu sehirde ölüme rastladigim tek yer burasi.

Yelkenli bir teknede, Nil'in aksi istikametinde yol alirken ister istemez düsünüyorum.

Asuvan deyince aklimiza ebediyetten, tarihten önce bir barajin gelmesi ne hazin bir sey.

O baraj, yapilirken sadece tarihi mekánlari altina almamis.

Muhtesem bir sehrin adi da o baraj gölünün sulari altinda kaybolup gitmis.

Bu sehirde saatler belki de bu istilayi protesto etmek için intihar etmislerdir.

* * *

Yelkenli teknemiz simdi, bir zamanlar Lord Kitchener'in sigindigi adanin önünden geçiyor.

Orasi artik botanik bir cennet.

Bütün agaçlari vaha kuslariyla kapli. Zamanin durdugu, saatlerin intihar ettigi, pandüllerin hiç kimildamadigi bu sehrin tek hareketli canlilari onlar.

Bir gün için de olsa burada huzur buluyorum.

Burada zaman durmus.

Ölüm hiç olmayan siradaglarin ardinda.

Ve bu sükûnet içinde oturup kendimi açiyorum.

Sirtlanlarin lime lime ettigi ruhumun parçalarini tek tek diziyorum.

Kivrimlari çikintilara, çikintilari baska kivrimlara denk getire getire yürüyorum.

Puzzle tamamlaniyor ve önüme o insan çikiyor.

Çirpi gibi kollarini saklamak için uzun kollu gömlekler giymeye mahkûm olmus o çelimsiz çocuk.


MGK'den Kuzey Cephesinin Tartisilmaz Önemine…

Basindan seçmeler'de, Usta Yazar, Usta Yorumcu, Cüneyt Arcayürek'in 2 Subat 2003'te Cumhuriyet Gazetesi'nde yayinlanan "MGK'den Kuzey Cephesinin Tartisilmaz Önemine…" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Cumhuriyet, 2 Subat 2003

MGK'den Kuzey Cephesinin Tartisilmaz Önemine…

MGK'nin beklenen toplantisinda -gelismeleri günübirlik izleyenler için- beklentilere kosut ''tavsiye kararlari'' alindi.

''Askeri bir operasyon kaçinilmaz oldugu takdirde, Türkiye'nin ulusal çikarlarini koruyacak önlemler almaktan geri kalmayacagini'' irdeleyen paragraf MGK bildirisinin bel kemigini olusturuyor. Kurulda Irak sorununun siyasal ve askersel bütün boyutlari ayrintilariyla görüsüldükten sonra öngörülen (tavsiye edilen) kararlarin hükümet tarafindan saptanip -askerlerin öngördügü gibi- TBMM'den geçirilmesi gereginin alti çiziliyor.

Kuskusuz -Türkiye için- ''ulusal çikarlarin korunmasinda'' Kuzey Irak'taki ''istenmeyen olasi gelismeler'' bas sirada yer aliyor. MGK'deki gelismeler isiginda; Türkiye'nin ABD isteklerine ne ölçüde olumlu yanitlar verecegi bugünden yarina belli olacak.

Disisleri Bakani Colin Powell 'in ''yeni'' ABD delillerini sunacagi 5-6 Subat tarihine kadar hükümetin alacagi siyasal ve askersel önlemler… Ancak anayasanin 92. maddesine dayanarak TBMM izni alindiktan sonra somutlasacak!

Ve Kibris… Disarda içerde Türkiye ve KKTC aleyhine kaynatilan kazana karsin; MGK, ulusal Kibris siyasetinin altini kalin çizgileriyle -bir kez daha- belirledi: Ödün bekleyenlere yanit: Çözüm için karsi tarafin da iyi niyetli yapici tutum izlemesi. Bu, bir. Iki; görüsme süresinde Denktas 'in çözüm yönünde sergiledigi tutuma, devlet ''güçlü destegini'' ikinci kez yineledi. Rum kosutundaki çigirtkanlara bu iki tokat yetmez mi?

* * *

Önceki gün Savunma Komisyonu'nda konusan Milli Savunma Bakani Vecdi Gönül; hükümeti, Saddam 'i seçim yatirimi yapan Bush 'un savas kararliligindan kaçinamaz durumda görüyor.

Bakan Vecdi Gönül bugüne kadar medyanin itibar etmedigi bir formülü yineliyor: Ingilizce ''landing and sending'' diye özetlenen formüle göre, ''Amerika'nin askerlerini Diyarbakir'a ve Incirlik'e indirmesi, karayoluyla Irak'a geçirmesi'' Meclis iznine bagli.

* * *

Bakan Vecdi Gönül, bugüne dek yazdiklarimizi dogrulayan bilgiler veriyor. ABD'nin, güney cephesinde kayiplarini azaltmak, daha az masraf yapmak, savasi daha kisa sürede bitirmek için kuzeyden cephe açmakta direndigini, Amerika dayatmalarina olanak tanimamizi, bir an önce karar vermemizi saglamak için de ''ekonomik gerekçelerle aba altindan sopa gösterdigini'' söylüyor.

Bu bilgiler Türkiye penceresinden görünenler. Fakat basta kuzey cephesi ile ABD buyruguna verecegimiz üsleri Irak hangi gözle inceliyor, yorumluyor? Ona bakmak gerekmez mi?

* * *

Isçi Partisi Genel Sekreteri Mehmet Bedri Gültekin baskanliginda bir heyet 21-25 Ocak 03 tarihleri arasinda Bagdat'a gitti. Kimi bakanlarla, kimi yetkililerle ve Basbakan Birinci Yardimcisi Tarik Aziz 'le konustu.

Tarik Aziz'in kuzey cephesi, üsler ve Türkiye'den saldiri konularindaki açiklamalari, örnegin MS Bakanimizin saptamalariyla bir araya getirilince dikkat çekici sonuçlar çikiyor. Isçi Partisi bültenine göre; Tarik Aziz, Amerikan askerlerinin konuslandirilmasi ve kuzeyden bir cephe açilmasi konusunu söyle gündeme getirdi: ''Türkiye'nin durumunu anliyoruz. Amerika'dan kaynaklanan baskilari biliyoruz. Onun için her ne kadar iyi bir durum degilse de Türkiye'deki üslerin, Incirlik'in Irak'a karsi kullanilmasi, oradan Amerikan uçaklarinin kalkip Irak'i bombalamasi, topraklarimiza füzeler atmasi söz konusu olabilir. Bu o kadar önemli degil. Bunlar bize telafi edilmeyecek zararlar vermez.''

(Telafi edilmeyecek zarara geliyor Tarik Aziz): ''Ama Türkiye, topraklarini Amerikan askerlerine açma yönündeki baskilara direnebilecek mi? Kuzeyden cephe açma talebine sonuna kadar karsi koyabilecek mi?''

(Tarik Aziz bu iki sorudan sonra Irak ve ABD için yasamsal noktayi vurguluyor):

''Bu, Irak'in ABD saldirisina karsi koyabilmesi açisindan son derece önemlidir.''

Kuzey cephesi irdelemeleri Türkiye-ABD ve Irak'in özenli ve önemli konumunu baska söze gerek birakmayacak netlikte açiklamiyor mu?


Gözler Meclis'te, Kulaklar AKP'nin Içinde!

Basindan seçmeler'de, Usta Yazar Mustafa Balbay'in 2 Subat 2003'te Cumhuriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Gözler Meclis'te, Kulaklar AKP'nin Içinde!" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Cumhuriyet, 2 Subat 2003

Gözler Meclis'te, Kulaklar AKP'nin Içinde!

Milli Güvenlik Kurulu toplantisini 3 boyutuyla irdelemeye çalisalim.

Cumhurbaskani, askerler, hükümet…

Önceki gün 6.5 saat süren toplantinin ardindan açiklanan 2 sayfalik bildiriye üç boyutun da girdigini söyleyebiliriz.

Bildiri, Irak ve Kibris olmak üzere iki ana maddeden olusuyor. Bugün, Irak bölümünü sütuna yatiralim.

Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer 'in degerlendirmesi söyle:

- En büyük basari ve Türkiye'nin en büyük çikari baristir. Bunun saglanabilmesi için her sey yapilmalidir.

- Planlanan sey, Amerika'nin Irak'a yönelik saldirisidir. Bu savas Amerika'nindir, Türkiye'nin degildir.

- Türkiye'nin güvenligini etkileyen gelismeler karsisinda elbette kayitsiz kalinamaz. Türkiye herhangi bir sorumluluk altina girmek durumunda kalirsa, bunun mutlaka uluslararasi hukuka uygun olmasi gereklidir. Cumhurbaskaninin bu degerlendirmelerinin bildirideki yansimasini söyle özetleyebiliriz:

Bildirinin Irak bölümünde 3 kez Birlesmis Milletler'in adi geçiyor, 4 yerde de ''uluslararasi'' sözcügü var!

Askerlere geçelim… Bu savasin olmamasi askerlerin de arzusu. MGK zemininde bunun da alti çizildi, ''savasin dogurdugu acilari en iyi askerler bilir'' yaklasimi paylasildi. Ancak, ABD ile yapilan askerden askere görüsmeler, dün de altini çizdigimiz gibi bu çizginin çok ötesine geçmis görünüyor. Bu durumda ne yapmali?

Askerlerin verdigi yanit su:

- Türkiye, ulusal çikarlari neyi gerektiriyorsa ona göre davranmali.

Askerlerin degerlendirmesine göre, savasin çikmasinin kaçinilmaz olmasi durumunda ulusal çikar, Türkiye'nin gelismelere ''uzak'' durmamasini, kimseye de ''tuzak'' kurmamasini ve kurdurmamasini gerektiriyor.

MGK bildirisinde ''ulusal çikar'' sözcügü de 2 yerde geçiyor.

Hükmetmek ya da hizmet etmek!

Hükümet boyutu en net biçimiyle bildiriye yansidi. Önümüzdeki günlerde tartismanin zemini Meclis ve hükümet. MGK toplantisinda TBMM'ye gönderme yapilmasini AKP'liler istedi. Yeri geldikçe ''363 kisiyiz, iktidar bizdedir, istedigimiz karari çikartiriz'' diyen hükümet, TBMM'den alinacak kararlarin tek hazirlayicisi olmak istemiyor. Bildiriye giren, ''anayasanin 92. maddesine dayali olarak TBMM'den karar çikarmanin gerekliligi'' bölümüyle AKP, önümüzdeki günlerde Meclis'e gelip sunu demeye hazirlaniyor: ''Arkadaslar, bu karari biz tek basimiza hazirlamadik, bakin MGK bildirisinde de ulusal çikarlarimizin geregi olarak tavsiye var…''

Önümüzdeki hafta Meclis'te senlik var!

Hükümetin önünde Meclis'ten geçirmesi gereken üç karar var:

1- ABD'nin Türkiye'deki üs ve limanlarda yapmak istedigi altyapi çalismasi için 3500 kadar teknik elemanin Türkiye'ye gelmesine izin verilmesi.

2- Türkiye'nin K. Irak'a asker göndermesine karar verilmesi.

3- Yabanci askerlerin Türkiye topraklarini kullanma izni.

Hükümet önceki geceden itibaren su ikilemleri tartismaya basladi:

- Üç karari bir arada geçirirsem, rahatlarim.

- Tek tek geçirirsem, her seferinde Meclis'i ikna etmem çok güç olur.

- Üç karar toptan geçerse rahatlarim ama, bu kez ABD ile Arap dünyasinin arasinda kalirim. ABD bir an evvel uygulama ister. Arap dünyasi bizim baris girisimlerimizi samimi bulmaz.

- Tek tek geçirirsem zor olur ama, ABD'ye karsi daha saglam durmus görünebilirim. Hem, her adimi görüp ondan sonra karar vermis olurum.

- CHP'yi mutlaka gelismelerin içine katmam gerekir. Katarsam, tabanima daha rahat anlatirim. Katamazsam, daha zor olur.

- CHP'li ya da CHP'siz bu kararlar AKP içinde bölünmelere neden olur. Bunu en az hasarla nasil atlatirim?

Iktidara gelmeyi ''devlete hükmetme'' olarak algilayan AKP, simdi ''devlete hizmet etme'' sinavinda!


Son çalismasi: Köstebek= Fethullahçi Istihbaratçilar
Dr. Hablemitoglu Kimdir?

Basindan seçmeler'de, Doçent Doktor Necip Hablemitoglu'nun 18 aralik 2002 aksami katledilmesinden sonra Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Son çalismasi: Köstebek= Fethullahçi Istihbaratçilar" ve NTV'de yayinlanan "Dr. Hablemitoglu Kimdir?" baslikli yazilari yayinliyoruz.
Hürriyet, 19 Aralik 2002

Son çalismasi: Köstebek= Fethullahçi Istihbaratçilar

Son dönemde CHP'ye üye olan 48 yasindaki Doç.Dr.Necip Hablemitoglu, Çagdas Yasami Destekleme Dernegi ve Tüm Ögretim Üyeleri Dernegi üyesiydi. Son olarak Atatürk Ilke ve Inkilaplari Enstitüsü'nde bazi usulsüzlükler yapildigi iddialariyla gündeme gelmisti. Hablemitoglu'nun yayina hazirlamakta oldugu son çalismasinin adi "Köstebek= Fethullahçi istihbaratçilar dosyasi" idi.

Raporlari DGM iddianamelerinde

Doç.Dr.Necip Hablemitoglu, DGM eski Savcisi Nuh Mete Yüksel'in çok yakin dostu. Yüksel, Alman Vakiflari'nin yöneticileri ile ilgili davanin iddianamesini, Hablemitoglu'nun hazirladigi Alman Vakiflari ve Bergama'daki altin konularindaki raporlarina dayanarak hazirlamisti.

Gülen davasinda müdahildi

Fethullah Gülen davasina müdahil olarak giren Hablemitoglu'nun, "Etki ajanlari-Nüfuz casuslari ve Fethullahçilar raporu", "Fethullahçilar ve Hizbullahçilar", "Fethullah Gülen yapilanmasinin tehdit potansiyeli ve varisleri" adli çalismalari da yine DGM'deki Fethullah Gülen davasi iddianamesine dayanak olusturmustu. Gülen cemaatiden 33 kisi, Hablemitoglu aleyhine dava açmisti.

Devrim tarihi dersi veriyordu

1954 yilinda dogan Hablemitoglu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basin Yayin Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1977 ve 1978 yillarinda "Dilde Fikirde Isde Birlik" adli aylik dergi yayinladi. Çesitli kuruluslarda basin müsavirligi yaptiktan sonra Ankara Üniversitesi Türk Inkilap Tarihi Enstitüsü'nde mastir ve doktora yapti. Hablemitoglu, son olarak Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi'nde Atatürk Ilkeleri ve Devrim Tarihi dersi veriyordu.

Türk topluluklari çalismalari

Türkiye disindaki Türk topluluklarinin yakin tarihi ile ilgili de çalismalar yürüten Hablemitoglu, Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azinliklari ve sehitlikler konusunda alan çalismalari yapti. 1995-1996 yillari arasinda Birlesmis Milletler Örgütü'nün (UNDP) bir projesinde görev alarak Gagauz Türkleri'nin latin alfabesine geçisi ile ilgili olarak danismanlik hizmeti verdi.

Alman vakiflarini suçlamisti

"Yeni Hayat" adli dergide yazi yazan Hablemitoglu, Hulki Cevizoglu'nun "Ceviz Kabugu" programina çikarak Alman Vakiflari'nin Türkiye'nin aleyhine çalistigi yönünde görüs açiklamis, raporlarini anlatmisti. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulu ögretim üyesi Doç.Dr.Sengül Hablemitoglu ile evli olan Necip Hablemitoglu'nun adlari Kanija ve Uyvar olan biri 9, digeri 11 yasinda iki kizi bulunuyordu.

Dr. Hablemitoglu Kimdir?, NTV, 20 12 2002

Öldürülen Hablemitoglu'nun Fethullah Gülen örgütlenmesi, Bergama'daki siyanürlü altin üretimi ve Alman Vakiflari arasindaki iliski üzerine çok sayida yazisi ve makalesi yayinlanmisti. Bunun yani sira Hablemitoglu'nun Fethullah Gülen davasinda da müdahil olarak taniklik yaptigi biliniyor.

Doktor Necip Hablemitoglu, Kemalizm, Türk dünyasi, Fethullah Gülen cemaati ve Alman Vakiflari konusundaki çalismalariyla taniniyordu. Fettullah Gülen örgütlenmesi ve vakiflari ile ilgili çok sayida arastirmasi bulunan Hablemitoglu'nun ayrica Alman Vakiflari ile ilgili yaptigi inceleme Ankara DGM tarafindan Alman Vakiflarinin kapatilma davasina kanit olusturmustu.

Ankara'da 1954 yilinda dogan Hablemitoglu, 1977 yilinda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basin Yayin Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Çalisma alanina iliskin çok sayida kitap ve makalesi bulunan Hablemitoglu, Ankara Üniversitesi'nde Atatürk Ilkeleri ve Devrim Tarihi dersi veriyordu.

Özellikle son dönemde yazdigi Fettullah Gülen arastirmalari ile adini duyuran Hablemitoglu'nun çalismalari dava dosyalarina da girmisti.

Ankara DGM eski Savcisi Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen'in yargilandigi Ankara 2 Nolu DGM'ye sundugu ek delillerde, Gülen'in CIA ile baglantisi oldugunu ileri sürmüs, iddiasini, Gülen cemaati üzerine arastirmalar yapan Hablemitoglu tarafindan hazirlanan "Etki ajanlari, nüfuz casuslari ve Fethullahçilar” konulu rapora dayandirmisti. Ayrica Hablemitoglu, Fethullah Gülen'in FBI korumasi ile ABD'de bir çiftlikte yasadigini iddiasi da ve Gülen'in Türkiye'ye iadesi isteminde gündeme gelmisti.

Ankara DGM tarafindan Alman Vakiflarinin faliyetlerinin durdurulmasina iliskin açilan davada da Hablemitoglu'nun yazdigi Alman Vakiflari ve Bergama Dosyasi dayanak teskil etmisti. Hablemitoglu arastirmasinda Alman vakiflarinin Türkiye'de yasal olmayan çalismalar yaptigini, etnik ve mezhepsel ayriliklari körükledigini ve altin madeni karsitlarini finanse ettigini ileri sürmüstü.

Kitap ve makalelerinde Kemalizm'i ana referans kaynagi olarak alan Hablemitoglu'nun "Türk Ulusçulugu ve Alti Ok”, "Kemal'in Ögretmenleri”, "Etki Ajanlari-Nüfuz Casuslari ve Fethullahçilar Raporu”, "Fethullah Gülen yapilanmasinin Tehdit Potansiyeli ve Varisleri” , "Organize Suçlar ve Fethullahçilar”, "Fethullahçilar ve Hizbullahçilar”, "Siyasal Gerekçeleri ve ABD Örnegi Çerçevesinde Ulusal Andiç Raporu” gibi eserleri bulunuyordu.


Dolandiriciliktan hükümlü Mehmet Ali Birand'in utanmasi var mi?

Basindan seçmeler'de, Hürriyet Gazetesi'nde 19 Aralik 2002 günü yayinlanan, Usta Gazeteci Emin Çölasan'in "Dolandiriciliktan hükümlü Mehmet Ali Birand'in utanmasi var mi?" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 19 Aralik 2002

Dolandiriciliktan hükümlü Mehmet Ali Birand'in utanmasi var mi?

Sevgili okuyucularim, bizim medyada ahkám kesen bazi tipleri zaman zaman belgeleriyle açiklamak gerekiyor.

Bugüne kadar çok yazdim. Bunlardan biri Mehmet Ali Birand. Bu sahis geçmiste TRT'de çalisiyor ve orada program yapiyor. Fakat bu süre içerisinde TRT'yi sürekli olarak sahte belgelerle, düzmece faturalarla dolandirip yolunu buluyor.

Olaya TRT Teftis Kurulu el koyuyor ve genis kapsamli bir arastirma yapiliyor. Müfettisler Avrupa'ya gidip Mehmet Ali'nin düzmece belgelerini orada bile ortaya çikariyor. Mehmet Ali hakkinda kapsamli raporlar düzenleniyor. Polis laboratuvari, bu adamin düzmece faturalarini inceliyor, imzalarin Mehmet Ali Birand'in elinden çiktigini belgeliyor. Simdi size yaklasik 200 sayfadan olusan ve onun sahteciligini kanitlayan rapordan kisa bir alinti:

"Mehmet Ali Birand'in mevcut olmayan firmalar adina kendi el yazisiyla sahte faturalar ve belgeler düzenledigi, firmalarca düzenlenen faturalari tahrif ettigi (örnegin 100 dolarlik faturanin önüne 1 rakami ekleyip TRT'den 1.100 dolar çekiyor) bedelini tahsil ettigi faturalarin bir süre sonra ikinci nüshasini veya fotokopisini ibraz ederek, bir defa yapmis oldugu harcamayi Kurum'dan iki defa tahsil ettigi, Kurum'un ödedigi faturalarin ikinci nüshasini veya fotokopisini ibraz ederek bir kere de (TRT'den) kendisinin tahsil ettigi, ödenmesi mümkün olmayan harcama kalemlerine ait belgeleri program harcamasi gibi göstermek amaciyla ibraz edip bedelini (bir kez daha) tahsil ettigi, kendisinin, esinin ve çocugunun özel harcamalarini da esinin belgedeki adini silerek tahsil ettigi anlasilmistir. Bu durum Brüksel ve Paris Ticaret Sicili Dairelerinin kayitlari, Brüksel Büyükelçiligimizin resmi yazilari ve Polis Laboratuvarlari ekspertiz raporlariyla da kesin olarak tespit edilmistir…"

Bu adamin TRT'den "sahtecilik" yöntemiyle tirtikladigi para, Teftis Kurulu raporuna göre söyle:

2 milyon Belçika Frangi, 4 milyon 650 bin Italyan Lireti, 104.100 Fransiz Frangi, 34.600 ABD Dolari, 28.400 Ingiliz Sterlini, 35.360 Avusturya Silini, 1.558 Alman Marki, 310 Isviçre Frangi.

Gördügünüz gibi, uyanik Mehmet Ali hangi ülkeye gitse marifetini sergilemeyi basarmis, devletin ve milletin parasini cukkalamis.

***

Mehmet Ali Birand hakkinda kamu davasi açiliyor, SAHTECILIK ve DOLANDIRICILIK iddiasiyla yargilaniyor. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Esas 1994/1315 sayili karariyla 11 ay 20 gün hapis aliyor. Bu karar Yargitay tarafindan onanip kesinlesiyor. Mahkemenin gerekçeli kararindan bir cümle:

"Kurumun (TRT'nin) zararini ödemesi ve sanigin hal ve tutumu lehine indirim olarak degerlendirilmis olmakla, cezasindan 1/6 oraninda indirim yapilarak 11 ay 20 gün HAPSINE."

Adam ne yaptiysa bilerek, bilinçli olarak yapiyor… Ve günün birinde foyasinin ortaya çiktigini görünce, TRT'nin istedigi bütün parayi geri ödüyor. Yine de hüküm yemekten kurtulamiyor ve yüz kizartici suçtan aldigi hapis cezasi paraya çevriliyor.

Ayni dolandiricilik ve sahtecilik suçlarindan hakkinda ikinci bir dava daha açiliyor. Fakat bu kez Mehmet Ali Birand'in imdadina "zamanasimi" yetisiyor. Diger mahkemenin kararinda "Suç sabit görülmüstür ama zamanasimi nedeniyle dava düsmüstür" deniliyor.

***

Her gün ekranlarda ahkám kesen, gazetelerde köse yazisi yazan bu Mehmet Ali Birand'in yüzü, acaba hiç kizariyor mu?

Hiç utaniyor mu? Karisinin, çocugunun, karsisina alip söylesi yaptigi insanlarin yüzlerine nasil bakiyor?

Bu vatandas eger mert ve yürekli adamsa kaçmasin, gelsin karsima otursun. Ekranda veya istedigi herhangi bir yerde bu konuyu kamuoyu önünde ve belgelerle tartisalim. Eger o hakli çikarsa ben özür dileyip gazeteciligi birakayim. Eger ben hakli çikarsam Mehmet Ali desin ki "Evet arkadas, ben devleti dolandirdim, enselendim, yargilanip hüküm giydim. Bu durumda gazetecilik yapamam…"

Haydi Mehmet Ali, hodri meydan. Var misin? NAMUSUNUN ve SEREFININ hesabini verebilir misin? Yüregin yeter mi? Sakin eveleme geveleme yapma. Net ve somut yanitini bekliyorum.


ABD Türkiye'den asker istedi,

Basindan seçmeler'de, Türkiye'nin en iyi haber kanali "NTV" de 2-3 Aralik 2002 günü yayinlanan "ABD Türkiye'den asker istedi" baslikli haberleri yayinliyoruz.
NTV, 2-3 Aralik 2002

ABD Türkiye'den asker istedi,

ABD'li diplomatik kaynaklarinin verdigi bilgiye göre ABD Türkiye'den, dogrudan operasyona katilmak için degil ama, daha sonra bölgede olusabilecek otorite bosluguna karsi hazirlik niteliginde 35 ila 40 bin Türk askeri talep etti.

2 Aralik— ABD'nin Türkiye'nin Washington büyükelçisi kanaliyla Ankara'ya ilettigi mektup 7 sayfa uzunlugunda. ABD'li diplomatik kaynaklarinin verdigi bilgiye göre ABD 100 bin ile 150 bin civarindaki askeri Türkiye'de konuslandirmak istiyor.

Türkiye'nin bu taleplerle ilgili yanitini ise en geç 8 aralik'a kadar bildirmesi isteniyor. ABD'li yetkililer, mektuptaki teklifin 20 Kasim'da Prag'da ABD Baskani George Bush ile Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer arasinda yapilan görüsmede gündeme geldigini belirtiyor.

Bu teklif üzerine Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in askeri harekatin uluslararasi hukuka uygun olmasi gerektigini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasi'nin 92. maddesenini de zaten baska türlü kimseye harekat yetkisi vermedigini vurguladigi belirtiliyor.

Sezer'in ayrica halihazirdaki 1441 nolu BM Güvenlik Konseyi kararinin da askeri operasyon için yeterli zemin olusturmadigini da Baskan Bush'a ilettigi kaydediliyor.

ABD'nin talepleri belli oldu

Washington yönetimi, Irak konusunda Türkiye'den isteklerini belirledi.

2 Aralik—  ABD Savunma Bakan Yardimcisi Paul Wolfowitz ile Disisleri Bakan Yardimcisi Mark Grossman'in ziyareti öncesi Irak'la ilgili muhtemel istekler Türkiye'nin Washington Büyükelçiligi kanaliyla Ankara'ya iletildi. ABD yönetiminin taleplerinin basinda hava üslerinin kullanimi geliyor. Ankara'dan bir baska talep de, ABD askerinin Türkiye'de konuslanmasi ya da Türkiye topraklarini kullanarak Kuzey Irak'a geçmesi yönünde. Washington, Ankara'dan her iki bakan yardimcisinin ziyaretlerine kadar bu isteklerden hangilerine "evet" hangilerine "hayir" yaniti verileceginin belirlenmesini istedi.

Edinilen bilgilere göre, ABD yönetiminin Ankara'dan talep ettigi isteklerin basinda bazi hava üslerinin kullanimi geliyor. Görüsmelerde en zorlu pazarliklarin ise ABD askerinin Türkiye'de konuslanmasi ya da Türkiye topraklarini kullanarak Kuzey Irak'a geçmesi üzerinde yapilacagi belirtiliyor. Diplomatik kaynaklar, asker konusunu "biçak sirtina" benzeterek, "Türkiye, binlerce ABD askerinin bulunacagi Irak'ta Kürt devleti kurulmasi gibi istemedigi gelismeleri önleyememekten çekiniyor" dediler.
Ayni kaynaklar bu durumda Türk askerinin de bölgeye girme seçeneginin gündeme geldigini ancak buna da bir çok ülkenin karsi çiktigini belirtiyorlar.

Liste Logolu'na verilmis

ABD ile Türkiye arasinda olasi Irak harekatiyla ilgili somut istekler bazinda istisareler basliyor. Washington yönetimi, Savunma Bakan Yardimcisi Paul Wolfowitz ile Disisleri Bakan Yardimcisi Mark Grossman'in yarin baslayacak Ankara ziyareti öncesinde muhtemel Irak harekatiyla ilgili isteklerini iletti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, geçtigimiz günlerde Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Faruk Logoglu, ABD Disisleri Bakanligi'na çagrildi. Logoglu'na Wolfowitz ve Grossman'in ziyaretleri sirasinda ana gündemin Irak olacagi aktarildi. ABD Disisleri Bakanligi, Ankara'daki görüsmelere zemin hazirlamak üzere Washington'un muhtemel Irak harekatiyla ilgili isteklerini içeren bir listeyi de ana basliklar halinde Faruk Logoglu'na sundu. Büyükelçilik söz konusu istekler listesini "çok gizli" kriptoyla Ankara'ya ulastirdi.

ABD yönetimi, Ankara'dan her iki bakan yardimcisinin ziyaretleri sirasinda yapacaklari görüsmelerde bu isteklerden hangilerine "evet" hangilerine "hayir" yaniti verilecegine iliskin çalismanin da yapilmasini talep etti. Nitekim, Cumhurbaskanligi Köskü'nde Milli Güvenlik Kurulu toplantisi sonrasi yapilan Irak zirvesi de Washington'dan gelen bu kriptolar üzerine planlandi.


Sezer'den türban uyarisi,

Basindan seçmeler'de, "Hürriyetim.com" da 24 Kasim 2002 günü yayinlanan "Sezer'den türban uyarisi" baslikli Anadolu Ajansi'nin haberini yayinliyoruz.
Hürriyetim.com, 24 Kasim 2002

Sezer'den türban uyarisi,

Cumhurbaskani Sezer, laiklik ilkesi uyarinca devletin temel düzeninin din kurallarina dayandirilmasinin olanaksiz oldugunu belirterek, ''Toplumun gündeminden çikmis bulunan basörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yarari yoktur'' dedi. Sezer, kamusal alanda basörtüsünü serbest birakacak bir yasal düzenleme yapilmasinin olanaksiz oldugunu ifade etti.

Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer, Anayasa'da belirtildigi gibi laiklik ilkesi uyarinca devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin din kurallarina dayandirilmasinin olanaksiz oldugunu belirterek, ''Toplumun gündeminden çikmis bulunan basörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yarari yoktur'' dedi. 

Cumhurbaskani Sezer, 24 Kasim Ögretmenler Günü dolayisiyla Milli Egitim Bakani Erkan Mumcu'nun baskanliginda Ankara'daki çesitli okullar ile Türk Cumhuriyetleri'nden gelen ögretmenlerden olusan heyeti Çankaya Köskü'nde kabul etti.

24 Kasim Ögretmenler Günü'nde, Türkiye'nin gelecegi için, büyük bir hizmet askiyla ve özveriyle görev yapan ögretmenlerle bir arada bulunmaktan mutluluk duydugunu ifade eden Sezer, ögretmenlerin toplumsal yasamdaki yeri ve öneminin tüm ülkeler için ayni oldugunu söyledi.

''Ögrenme sürecinde insanin en büyük yardimcisi ögretmenlerdir'' diyen Sezer, ögretmenlerin, zihinleri dogrularla aydinlatarak gelecegeyön verdigini, insani insan yapan degerlerin kazanilmasinda belirleyici rol oynadigini vurguladi.

Cumhurbaskani Sezer, yeni kusaklari yetistiren ve yarinlara hazirlayan, böylelikle gelecegin saglam temeller üzerinde biçimlenmesine katkida bulunan ögretmenlerin, üstlendikleri yüce görevnedeniyle, uluslarin yasaminda her zaman özel ve saygin bir konum edindiklerine degindi. Sezer, söyle devam etti:

''Ulus ve devlet olarak bugünlere ulasmamizda en büyük pay, kosullar ne olursa olsun görev anlayisindan ödün vermeden ülkenin her kösesinde hizmetlerini sürdüren, aydinlanma isigini yorulmadan tasiyanyurtsever ögretmenlerimizindir.

Cumhuriyet'in kurulusuyla birlikte gerçeklestirilen atilimlarda hep ön siralarda yer alan, Cumhuriyet'e ve degerlerine yürekten bagli aydin kusaklar yetistirerek, çagdaslasma sürecine katkida bulunan tüm ögretmenlerimize, Ulusum adina minnet ve sükranlarimi sunuyorum.''

Bilgi çagi'nda egitimin önemi

Bilgi çaginin yasandigi günümüzde, ülkelerin çagdas dünyadaki konumlarini güçlendirmelerinde egitimin temel rol oynadigina dikkati çeken Sezer, ''Unutmamak gerekir ki, ancak arastiran, sorgulayan ve ögrendiklerini kullanarak bilgi üretimine katkida bulunan toplumlar bilgi çaginin etkin ülkeleri arasinda yer alabilirler'' dedi.

Gelismenin, degisen kosullara uyum saglamanin ve çagdaslasmanin vazgeçilmez kosulu olan egitimin, bireyin kendinden baslayarak, yasadigi toplumu ve çevresini degistirip gelistirmesi yönünde yapilan etkinliklerin tümü oldugunu ifade eden Sezer, bu yönüyle egitimin, bir ülkenin bugününü oldugu kadar, gelecegini de çok yakindan ilgilendirdigini söyledi. Sezer, ''Dünyada yasanan gelismelerin gerisinde kalmamak, yenilikleri izleyen degil, yeniliklere yön veren bir ülke durumuna gelebilmek için, egitim sistemimizi gelistirmek, yurttaslarimizin egitim düzeyi ile egitim hizmetlerinin kalitesini her asamada yükseltmek zorundayiz'' diye konustu.

Sezer, ögrencilerin, yaraticiliklarini ortaya çikaracak ve ilgi alanlarini gelistirecek, dogmalardan ve ezbercilikten uzak, ögrenmeyi temel alan bir egitim sisteminin bilim, teknoloji, kültür ve sanat yasamina katkida bulunabilecek kusaklarin yetistirilmesini olanakli kilacagini söyledi.

''Çagdaslasma ve aydinlanma…''

''Egitim sisteminin basarisinda, uygulamaya konulan politikalarin yani sira kuskusuz en büyük rolü sizler üstlenmektesiniz'' diyen Sezer, ögretmenlere söyle seslendi:

Unutmayiniz ki, Atatürkçülük bir çagdaslasma ve aydinlanma tasarimidir. Çagdaslasma ve aydinlanma laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin gerçeklestirilmesiyle olanaklidir. Bunun temelinde ise kuskusuz laik egitim yatar.

Yurdumuzun her kösesinde, Atatürk ilke ve devrimleri isiginda, saglikli kusaklar yetistirmek ve yeni kusaklarin çagdas yasam sürmelerine olanak taniyan bilgi, birikim ve becerileri kazandirmak için özveriyle görev yapan siz degerli ögretmenlerimize büyük bir sevgi, saygi ve gönül borcu duyuyoruz.

Ulusumuz, çocuklarimizi ve gençlerimizi emanet ettigimiz sizleri, aydinlanma çabalarinin itici gücü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ereklerine ulasmasinin en büyük güvencesi olarak görmekte, hizmetlerinizi takdirle karsilamaktadir.

Çocuklarimizin ve gençlerimizin, aydinlik bakis açisiyla gelecege hazirlanmalari, yeniliklere açik, demokrasiyi ve çagdas yasami özümsemis bireyler olarak yetistirilmeleri temel amacimizdir.

Sizler, bu amaca ulasilmasinda önemli sorumluluklar üstlenmekte; ögrencilerinize temel egitimin yani sira kendi yasaminizla da örnek olarak düsünme, düsüncesini özgürce açiklama, kararlarini verebilme ve uygulayabilme yetisini kazandirmak için yilmadan çaba göstermektesiniz.

Yüce hizmetlerinizin karsiligi olarak, toplumumuzun sevgi ve saygiyla yaklastigi ögretmenlerimizin her seyin en iyisini hakettigine inaniyoruz.''

Cumhurbaskani Sezer, ögretmenlerin, ulusu bilgi çagina hazirlama görevini basariyla yerine getirebilmeleri için gerekli düzenlemelerin hizla yasama geçirilmesi, ekonomik ve sosyal sorunlarinin çözümü konusunda köklü adimlar atilmasi ve emeklerinin karsiligini almalarini saglayacak tüm olanaklarin sunulmasi gerektigini söyledi.

''Laiklik ve basörtüsü sorunu''

Cumhurbaskani Sezer, aydinlanma ve çagdaslasma reformunu saglayan ve Anayasa'nin ilk maddeleri ile güvenceye alinan Cumhuriyet'in temel ilkelerinin basinda, birçok temel ilkenin de olmazsa olmazi laiklik ilkesinin geldigine isaret ederek, sunlari kaydetti:

''Anayasa'yi resmen yorumlamaya yetkili tek organ olan Anayasa Mahkemesi'nin çesitli kararlarinda vurgulandigi gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik anlayisi, Atatürk devrimlerine isik tutan, Türk aydinlanma çagini baslatan, tüm ilke, kural ve kurumlarin temelini olusturan ve Türk Ulusu'nu çagdas uygarlik düzeyinin üstüne çikaracak laiklik anlayisidir.

Anayasa'da belirtildigi gibi laiklik ilkesi uyarinca, devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin din kurallarina dayandirilmasi olanaksizdir.

Toplumun gündeminden çikmis bulunan basörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yarari yoktur.

Özel alanda özgürlük kapsamina girdiginde kusku bulunmayan basörtüsünün, kamusal alanda kabul edilip edilemeyecegi sorunu AnayasaMahkemesi kararlariyla çözülmüstür. Yüksek Mahkeme, yüksek ögretim kurumlarinda basörtüsünü serbest birakan yasal düzenlemeyi Anayasa'ya aykiri bularak iptal etmistir.

Anayasa Mahkemesi'nin yerlesik kararlarina göre, artik, Anayasa'yla bagdasmayacagi için, kamusal alanda basörtüsünü serbest birakacak bir yasal düzenleme yapilmasi olanaksizdir.

Kamusal alani düzenleyen hukuksal kurallari görmezden gelinerek uygulamada dini kurallari geçerli kilmak da hukuk devleti ilkesiyle bagdasmaz.

Bir kez daha vurgulamak isteriz ki, Anayasa'nin degistirilemez nitelikte görerek güvenceye aldigi Cumhuriyet'in temel ilkelerinden vazgeçilmesi asla söz konusu olamaz.

Bunu saglayacak olanlar da, tüm görevliler yaninda aydinlanma devriminin yilmaz bekçileri, ögretmenlerimizdir.''

Ögretmenlerin Türkiye Cumhuriyeti'nin basarilarinda temel rol oynadigini ve ülkenin ögretmenlerin çabalari sayesinde yarinlara güvenle bakabildigini ifade eden Sezer, ''Türk Ulusu, bugünkü gücünü siz ögretmenlerimize borçlu oldugunun bilinciyle, her zaman yaninizda olmayi sürdürecektir. Sizlerin ve tüm ögretmenlerimizin 24 Kasim Ögretmenler Günü'nü kutluyor, Basögretmen Atatürk'ü sükran, gönül borcu ve saygiyla aniyorum'' diye konustu.

''Ögretmenlerin ekonomik durumlari''

Milli Egitim Bakani Erkan Mumcu da, Sezer'e Türk egitim camiasina ve ögretmenlere bugüne kadar verdigi destekten dolayi tesekkür ederek,''Bundan sonraki günlerde de bu desteginizi her zaman yanimizda hissedececegimize inaniyoruz'' dedi. 
Ögretmenler adina bir konusma yapan Nese Tekin de, Atatürk'ün kendilerine yükledigi görev ve sorumluluklarin bilincinde olduklarini belirterek, bu gururlu görevi yerine getirmek için her türlü zorlukla mücadele ettiklerini söyledi.

Tekin, egitim sisteminde yapilmasi gereken yenilik ve degisikliklerin en kisa sürede hayata geçirilmesi gerektigini vurgulayarak, aklin ve bilimin önderliginde görevini azim ve kararlilikla sürdüren ögretmenlerin özlük haklarinin ve ekonomik durumlarinin düzeltilmesi konusunda Cumhurbaskani Sezer'in desteklerini beklediklerini söyledi.

''68 yillik ögretmenin sözleri''

Törende daha sonra Milli Egitim Bakani Mumcu, Cumhurbaskani Sezer'e ögrenciler tarafindan yapilan bir resim sundu.

Heyetteki en yasli ögretmen olan Refet Inanç, yanina gelerek elinden tutan Cumhurbaskani Sezer'e, ''68 yillik meslek yasamimda ülkeme, insanliga bir hizmet verebildiysem, kendimi mutlu addedecegim'' dedi. Cumhurbaskani Sezer, ''Biraz daha hizmet edebilmek için Tanri'dan güç ve izin istedigini'' belirten Inanç'a, ''O izni alirsiniz umarim'' yanitini verdi.

Refet Inanç, daha sonra Cumhurbaskani Sezer'e kiz meslek lisesi ögrencileri tarafindan yapilan cam vazoyu sundu. Cumhurbaskani Sezer, Inanç ve diger ögretmenlerle hatira fotografi çektirdi.

(aa)


Sandiga 203 milyar dolar borçla gidiyoruz

Basindan seçmeler'de, "Hürriyet" gazetesinin 3 Kasim 2002 günkü sayisinda yayinlanan "Sandiga 203 milyar dolar borçla gidiyoruz" baslikli Hürrem Satiroglu'nun haberini yayinliyoruz.
Hürriyet, 25 Ekim 2002

Sandiga 203 milyar dolar borçla gidiyoruz

Seçime giren partilerin tamami meydanlarda, televizyon ekranlarinda dün aksam saatlerine kadar zaman zaman hayalleri zorlayan vaatlerde bulundu. 57'inci hükümetin reformlar konusundaki basarili adimlarina ragmen, ekonomide 2000 ve 2001 krizinin izleri silinemedi. Toplam 203 milyar dolari bulan iç ve dis borç, en çarpici sorun olarak karsimizda duruyor.

ERKEN seçim için meydanlara çikan liderler, dün saat 17.00'ye kadar vatandasa vaatlerini siraladi. Kimi vaatler hayalleri zorladi, kimileri vatandasa rüya gibi bir gelecek vaadetti. Oysa Türkiye'nin seçime giren tüm partilerin unutmamasi gereken ekonomik sorunlari dag gibi önlerinde duruyor. Bunlarin basinda da 81 milyar dolari iç, 122 milyar dolari da dis olmak üzere 203 milyar dolarlik borç geliyor. "Ötelenmeye" kalkilsa da, bunlarin bir sekilde ödenmesi gerekiyor.

Bunun yanisira, 2000 ve 2001 krizlerinin henüz silinmeyen izlerinin ortadan kaldirilmasi için de ciddi planlarin devreye sokulmasi bekleniyor. Bugün erken genel seçim için sandik basinda gidilerek, içinden yeni hükümeti çikaracak yeni Meclis'i olusturacak milletvekilleri seçilecek.

Yeni hükümet, toplam yaklasik 205 milyar dolar borç, yüzde 9.4 küçüldükten sonra yüzde 4-4.5 arasinda büyüme kaydederek, 145 milyar dolara yaklasacak GSMH, çok sayida üst yapisi tamamlanmis reformun alt yapisini da tamamlamak, Avrupa Birligi (AB) ile sicak gündemi kucaklamak, Irak Operasyonu'na hazirlanmak ve bu operasyonun neden olacagi 6-15 milyar dolar arasi mali açigi kapatmak olarak özetlenecek bir sorun yumagini devralacak. Üstelik yeni hükümet, bu sorunlari çözerken, ekonomideki dengeleri bozmamak için iç ve dis piyasalarin sinirini de germemeye çalisacak.

IMF IKNA EDILECEK

Baskanligini DSP Genel Baskani Bülent Ecevit'in yaptigi, DSP, MHP ve ANAP'in üçlü koalisyonuyla 1999'dan bu yana görev yapan 57'nci hükümetin baslattigi, ancak büyük kisminda uygulanabilirligin henüz tam saglanmadigi reformlari yürütecek yeni hükümeti olusturacak parti veya partiler, bu gece geç saatlerden itibaren belirlenmeye baslayacak.

2003 PROGRAMI

Sandiktan çikacak iktidar adaylari, ekonomide karsilarinda öncelikle Uluslararasi Para Fonu'nu (IMF) bulacak. Tek basina ya da koalisyonla iktidara gelecek partiler, ekonomide yola IMF'yle devam edip, etmeyeceginin kararini verecek. Arkasindan da IMF'yle pazarliga oturacak.

Yeni hükümetin karsisinda bulacagi sorunlar arasinda 2003 yili programi da yer alacak. Program ile ilgili hazirliklar, iyimser bir hazirlik yapildigini gösteriyor. Ancak su anda belirgin olan ihtimallerden biri, Türkiye'nin 2003 yilina bütçesiz girecegi görüsünün hakim olmasi. Tahminler, yilin ilk üç ayinin geçici bütçe ile asilacagini, yeni bütçenin 2003 baslarinda Meclis'e gelecegini ortaya koyuyor. Herseyden önce 2002 yilinda çesitli nedenlerle reel faiuzlerin beklenen ölçüde gerileme kaydetmemesi, 2003 yilinda yapilacaklari zorlastiriyor. Bugünden bakildiginda 2003 programinin, bütçesinin bastan zorlanacagi görülüyor.

77.3 MILYAR DOLAR

Hazine, 2003 yilinda toplam 77.3 milyar dolar borç servisi gerçeklestirecek ve bunu saglayabilmek için 57 milyar dolar yeni borçlanma saglanmasi gerekecek. Kamuya ait 14.3 milyar dolar dahil olmak üzere özel sektörle birlikte yapilacak toplam dis borç ödemesi 23.4 milyar dolara ulasacak. Bu arada Hazine, 2003 yilinda 6 milyar dolarlik tahvil borç geri ödemesi gerçeklestirecek. Bu borcun 2.6 milyar dolari IMF'den gelecek kaynakla, 3 milyar dolari piyaslardan borçlanilarak, kalan kismin da Dünya Bankasi kaynaklarindan ödenecek. Yani, yeni hükümet piyasalarla iyi geçinmek zorunda olacak.

Yeni Meclis piyasalarin tepkisini hemen alacak

YENI Meclis ve olusacak yeni hükümet piyasalarin tepkisini hemen alabilecek. Seçim sonrasinin ilk is günü olan 4 Kasim'da, yani yarin döviz kurlari, faiz ve borsadan alinacak tepkiler, 5 Kasim tarihinde Hazine'nin yapacagi ve Kasim ayinin en ciddi iç borç geri ödemesine hazirlik anlami tasiyan iki ihale ile kesinlik kazanacak. Hazine haftaya biri 133 gün, digeri 238 gün vadeli olmak üzere 2 bono ihalesi birden düzenleyecek. Bu ihaleler ile Hazine, toplam 6 katrilyon 118.2 trilyon lira ödemeye hazirlanacak. Gelecek hafta yapilacak bu ödemeye ilave ile Hazine Kasim ayinda toplam 9 katrilyon 482 trilyon lira iç borç servisi yapacak.

Vatandas meydanlarda bu vaatleri dinledi
IMF'yi kovup, borçlari ödemeyecegiz.
IMF ile oturup, programi revize edecegiz.
Dis ve iç borçlar ötelenecek.
Zorunlu tasarrufun büyük bölümünü hemen ödeyecegiz.
Ziraat'i çiftçiye, Halkbank'i esnafa verecegiz.
Iktidara gelir gelmez, esnafa ve KOBI'lere kredi açacagiz.
Krizde zora giren sirketlerin borçlarini silecegiz.
5 yilda 225 milyar dolarlik kaynak yaratacagiz.
yastik altindaki tasarruflar ekonomiye girecek.
Vergi oranlarini düsürüp, vergi gelirlerini artiracagiz.
Vergi, stok ve SSK prim borçlarina af getirecegiz.
15 bin kilometre duble yol yapacagiz.
50 ilden vergi almayacagiz.
250 yeri vilayet yapacagiz.
Ders kitaplarini bedava dagitacagiz.
Yeni hükümetten hemen çözüm bekleyen sorunlar
Kamu kuruluslarindaki fazla personelin tasfiyesi.
Tekel'in özellestirilme planinin uygulanmasi.
Bankacilik reformunda ilerleme saglamasi.
"Mali Milat ve Nereden Buldan''a çözüm ve vergi reformu.
Irak Operasyonu'na mali hazirlik.
Reel faizlerin düsürülmesi.
Orta ve uzun vadede çözüm bekleyen sorunlar
Toplam 205 milyar dolar borç.
Üretici sektörlere daha fazla destek.
Tarim sektörü reformunun tamamlanmasi.
Yatirim ortaminin iyilestirilmesi.
Kamuda seffaf ve etkin yönetimi gelistirmek.
Sosyal güvenlik reformunun tamamlanmasi.
Özellestirmenin yeniden canlandirilmasi.
Kamu bankalari reformunun tamamlanmasi.
Batik bankalardan kalan 17-18 milyar dolarlik fatura.
Kahkonen 1.6 milyar dolar için yeniden gelecek

YENI hükümetin görev basina gelmesiyle birlikte Türkiye, Uluslararasi Para Fonu'ndan geçen ay almasi beklenen 1.6 milyar dolari alabilmek için dördüncü gözden geçirmenin tamamlanmasi gayreti içine girecek.

IMF Türkiye Masasi Sefi Juha Kahkonen'in, dördüncü gözden geçirme toplantilarindan ayrilirken, "Haliyle gelecek aya kaliyor" dedigi kredi diliminin serbest birakilabilmesi için yeni hükümetin kamu kuruluslarindaki atil kadrolarin tasfiyesi, Tekel'in özellestirilme planinin uygulanmaya konmasi, bankacilik reformunda ilerleme saglamasi gerekecek.

Ayrica, vergi reformu paketinin, kisa sürede çözümlenmeyecegi bilinmesine ragmen, uluslararasi piyasalarda takdir toplayacak düzeyde ele alinmasi gerekecek. 


Durusmaya polis getirecek, "Ishalim" dedi davaya gelmedi

Basindan seçmeler'de, "Milliyet" gazetesinin 25 Ekim 2002 günkü sayisinda yayinlanan "Durusmaya polis getirecek, 'Ishalim', dedi davaya gelmedi" baslikli Levent Kalkan'in haberini yayinliyoruz.
Milliyet, 25 Ekim 2002

Durusmaya polis getirecek, "Ishalim" dedi davaya gelmedi

Erdogan, sabah yargilandigi durusmaya ‘ishal oldugu' için katilmadi. Ama, AB büyükelçileriyle aksam yemek yedi…

Ankara, Milliyet

Haksiz malvarligi edindigi gerekçesiyle Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargilandigi davanin durusmasina "ishal oldugu" gerekçesiyle gelmeyen Recep Tayyip Erdogan, AB büyükelçileriyle dün aksamki randevusunu iptal etmedi. Istanbul Haseki Hastanesi'nden 5 günlük rapor alan Erdogan'in bugün Elazig, Tunceli, Malatya ve yarinki Konya gezileri de iptal edilmedi.

Erdogan'in, 5 yil 10 aya kadar hapis istemiyle yargilandigi davanin durusmasina Erdogan gelmezken, avukati Hayati Yazici, Haseki Hastanesi'nden önceki gün alinan 5 günlük raporu mahkemeye sundu. Mahkeme, ilk durusmaya da katilmayan Erdogan'in gelecek durusmaya polis zoruyla getirilmesine (ihzaren celbine) karar verdi.

Durusma 25 Aralik tarihine ertelendi. Erdogan'in gelecek durusmaya polis zoruyla getirilmesine karar veren mahkeme yargici Ibrahim Kozan'in da eski DGM hâkimi oldugu ögrenildi. Erdogan'in 5 gün rapor almasina karsin miting programlari oldugunun hatirlatilmasi üzerine Erdogan'in avukati Hayati Yazici, "Erdogan hastaligini riske atip mitinge gidebilir veya iyi bir tedavi görerek bunlara katilabilir" dedi.

Hastanede kaydi var, evde muayene olmus

Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargilandigi davaya, ishal oldugu gerekçesiyle gitmeyen AKP Genel Baskani Tayyip Erdogan'a, Haseki Hastanesi Dahiliye Klinik Sef Muavini Hikmet Feyizoglu'nun rapor verdigi ortaya çikti. Il Saglik Müdürlügü de, hastane bashekimliginden, doktorun savunmasi ve olayla ilgili ayrintili açiklama istedi.

Haseki Hastanesi Bashekim Yardimcisi Ergin Degerli, önceki gün Feyizoglu tarafindan Erdogan'a "akut gastroenterit" tanisiyla bes günlük rapor düzenlendigini belirtti. Degerli, Feyizoglu'nun raporu yazdigini kabul ettigini, ancak Erdogan'i muayene edip etmedigini söylemedigini kaydetti. Erdogan'in hastaneye gelip gelmedigi konusunda bilgisi olmadigini açiklayan Degerli, "Biz raporu Saglik Müdürlügü'ne resmi prosedür geregi bildirdik. Saglik Müdürlügü de gerekli tahkikati baslatti. Biz de kendi bünyemizde sorusturmamiza devam edecegiz" dedi.

Erdogan'in, hastanenin 22 Ekim 2002 tarihli poliklinik protokol defterinde 3403 numarali muayene kaydi mevcut. Ancak hastaneye girip çiktigini gören yok.

1. Dahiliye Klinik Sefi Doç. Dr Zekai Kuyubasi, "Konuyu simdi sizden duydum" derken, bölümdeki personel de Erdogan'i görmedigini belirtti. Feyizoglu ise, Erdogan'i evinde gördügünü belirterek, "Yorgundu, bu nedenle bes günlük rapor verdim" diye konustu. "Neden evinde gördünüz?" sorusuna, "Ben zaten kendisini tanirim" yanitini veren Feyizoglu, "Evde muayenesi yapilan kisinin hastane protokol defterinde adi olur mu?" sorusunu da yanitlamadi.

Mahkemeden Erdogan'a:

Ramsey'den ne amaçla burs aldin?

Ramsey firmasinin sahibi Remzi Gür'ün, Erdogan'in çocuklarina yurtdisinda okumalari için verdigi burs da Erdogan'in yargilandigi 7. Asliye Mahkemesi dava dosyasina girdi. Mahkeme, Erdogan'in çocuklarinin, Gür'den hangi tarihten itibaren ve ne amaçla burs aldiginin belirlenmesini istedi.

'Iyilestiren' bulusma

Levent Kalkan Ankara

Ankara'da yargilandigi davaya, ishal oldugu gerekçesiyle katilmayan AKP lideri Tayyip Erdogan, aksam AB üyesi 15 ülkenin büyükelçisi ile bir araya geldi. Erdogan 35 dakika geciktigi toplantida, iktidara gelmeleri halinde yapacaklarini anlatti. 2.5 saat süren toplantiya Vecdi Gönül'le Yasar Yakis da katildi.


Oglumun katili Ibo'nun korumasi

Basindan seçmeler'de, "Hürriyet" gazetesinin 18 Ekim 2002 günkü sayisinda yayinlanan "Oglumun katili Ibo'nun korumasi" baslikli haberi yayinliyoruz.
Hürriyet, 18 Ekim 2002

Oglumun katili Ibo'nun korumasi

Oglu, Ibrahim Tatlises'in yegeni tarafindan öldürülen anne, "Yakalanmasi için her yere basvurdum. Sonuç alamadim. Sonra onun Tatlises'in korumasi oldugunu ögrendim" dedi.

Ibrahim Tatlises'in polis tarafindan didik dirik aranan cinayet zanlisi yegeni, Tatlises'in yaninda görüntülendi. Yegen Mehmet Enver Tatli'yi televizyon ekraninda oglu öldürülen anne Meliha Bilgiç tespit etti. Yüregi yanik anne, "Aslanlar gibi evladimi öldüren katil, koskoca Ibrahim Tatlises'in yaninda ve hálá yakalanamiyor. Bu nasil adalet?" diye feryat etti.

Istanbul'da 18 yillik hayat arkadasi Derya Tuna'nin vurulmasinin ardindan 18 saat süreyle gözaltina alinan Ibrahim Tatlises'in, Edirne'de isledigi cinayet suçundan aranan ve hakkinda giyabi tutuklama karari bulunan yegeni Mehmet Enver Tatli'yi yanina koruma aldigi ortaya çikti. 15 aydir bir türlü yakalanamayan Mehmet Enver Tatli'nin Tatlises'e korumalik yaptigi, bir konserdeki kamera görüntülerinden ortaya çikti. Oglunun katilini televizyon ekraninda teshis eden anne Meliha Bilgiç adalete isyan etti. Yüregi yanik anne ‘Evladinin katili, herkesin tanidigi koskoca Tatlises'e korumalik yapiyor da yakalanamiyor.

"Bu nasil adalet?" diye sordu.

Amcasinin oglu

Ibrahim Tatlises'in Edirne'de yasayan amca çocuklarindan Mehmet Enver Tatli, geçen yil temmuz ayinda Meriç Nehri kiyisindaki bir barda çikan tartisma sirasinda Cüneyt Bilgiç'i biçaklayarak öldürdü. 22 yasindaki Tatli, olaydan sonra kaçti. Hakkinda Edirne Sulh Ceza Mahkemesi tarafindan giyabi tutuklama karari çikartilan Mehmet Enver Tatli, Edirne 2'nci Agir Ceza Mahkemesi'nde adam öldürmek ve ölümle biten kavgaya neden olmak suçundan 26 ila 30 yil hapis istemiyle giyabinda yargilanmaya basladi. Mehmet Enver Tatli'nin daha önce de 2 kez biçakla adam yaralama, 3 kez darp, meskene saldiri, tehdit, adam kaçirmaya tesebbüs, çürüm islemek için tesekkül olusturmak suçlarindan poliste kaydi bulundugu ve asker kaçagi oldugu ortaya çikti. Cinayetin üzerinden 15 ay geçtikten sonra, polisin her yerde aradigi ifade edilen Mehmet Enver Tatli, bir televizyon kanalinda yayinlanan Ibrahim Tatlises'in konserinde ünlü türkücünün hemen yaninda görüntülendi. Televizyondaki görüntüleri dehset ve saskinlikla izleyen Bilgiç ailesinin yakinlari, Edirne Cumhuriyet Savciligi'na bir dilekçe ile basvurup durumu iletti. Tatlises'in Istanbul'daki sirketinin merkezine giden polis, burada Tatlises'in oglu Ahmet Tatlises'le görüstü. Iddiaya göre Ahmet Tatlises, polislere Mehmet Enver Tatli'nin teslim olacagini söyleyerek "Babam yurtdisinda, döndügünde teslim edecegiz" dedi. Polisin bundan sonra da izine rastlayamadigi Tatli'nin, Tatlises'in birçok konserinde yaninda yer aldigi, memleketleri Urfa'ya da birlikte gittigi ögrenildi.


Derya Tuna'ya ihbarli kursun!

Basindan seçmeler'de, "Milliyet" gazetesinin 15 Ekim 2002 günkü sayisinda Deniz Altuntas, Abdullah Malkoç, Elvan Ezber, Serhat Ünal, Erdal Kilinç, Mustafa Kurtaran'in izledigi utanç dolu olaylar zincirinin "Derya Tuna'ya ihbarli kursun!" baslikli haberle yayinlanan yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 15 Ekim 2002

Derya Tuna'ya ihbarli kursun!

"Derya Tuna, yilbasinda sahne alacagi Günay'da prova yaparken medyaya, "Çikista olay olacak" ihbari geldi. Samdan'in gecesinde giydigi transparan kiyafet nedeniyle Tatlises'in tepkisini çeken Tuna, çikista bacagindan vuruldu

Derya Tuna, yilbasinda assolist olarak sahneye çikacagi Günay'da yaptigi ilk provanin çikisinda vuruldu.

Tuna, Günay'da prova yaparken vurulacagi istihbaratini alan basin mensuplari içeri alinmadigi için kapida bekledi. Provasi biten Tuna, yakinlariyla birlikte kapiya çikti. Tuna, gazetecilerin sorularini yanitlamaya hazirlanirken, 25 yaslarinda, kirli sakalli, 1.70 boyundaki, üzerinde renkli gömlek, siyah mont bulunan bir kisi, gazetecilerin arasina girip, silahini çekti ve ateslemeye basladi. Üç kursundan biri Tuna'nin sol baldirina isabet etti. Saldirgan, bir kursun da havaya sikti. Seken kursunlardan biri de Vatan Gazetesi muhabiri Bora Engin'in ayagina isabet etti.

Saldirgan BMW ile kaçti

Tuna'ya siyah montunun altina sakladigi silahini sol eliyle çekip, üç el ates açan saldirgan, daha sonra bir arkadasinin kullandigi Afyon plakali 5.20 BMW otomobil ile olay yerinden kaçti. Polis, görüntüleri kameralara yansiyan, bulicin giyen, kisa saçli, 1.70 boyundaki saldirgani aramaya basladi.

Çigliklar içinde yere düsen Tuna, "Birakmayin beni… Birakmayin beni" diye yanindaki yakinlarindan yardim istedi. Ibrahim Tatlises'in kardesi Hüseyin Tatli'nin esi ve Derya Tuna'nin yegeni Feryal Tatlises, Tuna'nin üstüne atlayip, kendini siper etti. Önce "Kim vurdu?" diye bagiran Hüseyin Tatli, Tuna'yi kucakladigi gibi ambulans beklemeden otomobille Metropolitan Hastanesi'ne kaldirdi. Tuna'nin sol bacagindan giren kursunun sol dizinden çiktigi belirtildi.

Olayin duyulmasindan sonra hastaneye ilk gelen Tuna'nin yakin arkadasi Gülben Ergen oldu. Ergen'in ardindan ise hastaneye Ibrahim Tatlises'in menajeri Eyüp Kanat ve dansöz Sibel Baris geldi.

Kursun pasli

Metropolitan Hastaneleri Genel Koordinatörü Mücahit Atmanoglu, "Baldira bir kursun girmis ve femur kemigini (kalça ile diz arasindaki kemik) kirmis. Kursun mikroplu oldugu için bölgeye müdahale edemiyoruz. Su an içeride kursun yok. Ziyaretçi kabul etmiyor. Sabah 10.00'da bir açiklama daha yapacagiz" dedi. Olaydan sonra yeni bir saldiri ihtimaline karsi hastanedeki güvenlik önlemleri artirildi.

'Onu odama sokmayin'

Derya Tuna, vurulduktan 1 saat sonra hastaneye gelen Ibrahim Tatlises için "Onu odama sokmayin" dedi.

Derya Tuna'nin hastaneye kaldirilmasinin üzerinden bir saat bile geçmeden Ibrahim Tatlises hastaneye geldi. Hastaneye giriste basin mensuplarinin sorusunu cevapsiz birakan Tatlises, kendisine yönelen kameralari itti. Tatlises, "Bunu yapani bulmak benim boynumun borcu" dedi. Derya Tuna'nin, Ibrahim Tatlises'in yanina gelmek istemesi üzerine "Onu odama sokmayin" dedigi ileri sürüldü. Geçtigimiz günlerde Samdan'in gecesinde giydigi transparan tuvaletle sahneye çikip, yillar sonra sarki söyledigi görüntüler medyaya yansiyinca, eski hayat arkadasinin ogullari Ido'yu düsünerek bu tür kiyafetler giymemesi gerektigini söyleyen Tatlises ve ve oglu Ahmet Tatli ifadesi alinmak üzere Asayis Sube Müdürlügü Cinayet Büro Amirligi'ne getirildi. Polis, olay sirasinda Tuna'nin yaninda bulunan Tatlises'in küçük kardesi Hüseyin Tatli'yi da gözaltina aldi.

Dehsetin yasandigi an…

Bacagina saplanan kursundan sonra çigliklar içinde yere düsen Derya Tuna, "Birakmayin beni… Birakmayin beni" diye yardim istedi. Ibrahim Tatlises'in kardesi Hüseyin Tatli'nin esi ve Derya Tuna'nin yegeni Feryal Tatlises, Tuna'ya kendini siper etti. Hüseyin Tatli, Tuna'yi kucakladigi gibi ambulans beklemeden otomobille Metropolitan Hastanesi'ne kaldirdi.


La Turquie européenne ?

Basindan seçmeler'de, "Le Monde" gazetesinin 12 Ekim 2002 günkü sayisinda Laurent Zecchini'nin "La Turquie européenne ? [Türkiye Avrupali mi?]" baslikli analizini yayinliyoruz.
Le Monde, 12 Ekim 2002

La Turquie européenne ?

"LA TURQUIE, par son histoire, et pas seulement par la géogra- phie, et par ses ambitions, est européenne" : combien de chefs d'Etat et de gouvernement parmi les Quinze seraient prêts, aujourd'hui, à reprendre à leur compte l'affirmation de Jacques Chirac lors du sommet européen d'Helsinki, en décembre 1999 ? Et qui, au sein de l'Union, n'envisage pas sans inquiétude la perspective de voir un jour quelque 68 millions de Turcs, à 95 % musulmans, entrer au sein de la "Communauté", où leur pays deviendrait, vers 2010, le plus peuplé de l'Union ? Poser ces questions, c'est y répondre : la vérité est que la Turquie fait peur, et qu'elle embarrasse de plus en plus les Quinze, qui lui ont fait des promesses jugées aujourd'hui inconsidérées par beaucoup.

En décembre, lors du sommet européen de Copenhague, l'Union va accueillir officiellement dix nouveaux Etats membres. L'affaire est entendue, même si, dans bien des capitales, nombreuses sont les Cassandre à s'alarmer des conséquences d'un élargissement bâclé, mal compris, voire redouté des opinions publiques. Cette démission pédagogique des chefs d'Etat et de gouvernement s'illustre dans l'approbation de plus en plus chancelante des Européens en faveur de l'élargissement, en particulier en France. Dans ces conditions, envisager l'entrée de la Turquie dans l'Union, c'est risquer d'augmenter les préventions de l'opinion publique européenne envers la "grande Europe".

La Turquie a-t-elle vocation à en faire partie ? Une telle interrogation revient à poser la délicate question de l'"identité européenne" d'un pays qui se situe à la charnière de l'Europe et de l'Asie. Pour les gouvernements européens, celle-ci est d'autant plus déstabilisante qu'elle ouvre la boîte de Pandore d'un débat, qu'ils n'ont jamais osé aborder franchement, sur les "frontières de l'Europe".

La Turquie, si l'on se rappelle qu'à la mort de Soliman II, en 1566, les frontières de l'Empire ottoman s'étendaient jusqu'au nord de Budapest, englobant la Hongrie, la Moldavie, la Serbie, la Bulgarie et la Grèce, a des racines européennes à faire valoir.

Sauf que l'origine et l'appartenance géographiques, ethniques et culturelles de la pauvre et immense Anatolie sont sans conteste proche-orientales et asiatiques. Européenne, Istanbul l'est en partie, mais probablement pas plus que Moscou. Et si demain la Turquie, après-demain, qui ? Dès lors que la Bulgarie et la Roumanie sont dans la file d'attente, suivies par la Croatie et d'autres pays balkaniques, l'Ukraine, qui piaffe d'impatience pour rejoindre l'UE et l'OTAN, a-t-elle ses chances ? Et quid de la Biélorussie et de la Moldavie ? Si l'on réfute l'idée que l'Union est un "club chrétien" en admettant la Turquie musulmane, le Maroc peut-il revenir à la charge ?

Il ne sera pas répondu à ces questions à Copenhague, mais les Quinze ne pourront cependant éviter d'adresser un signal positif à la Turquie. Lors du sommet européen de Laeken, faisant le bilan des progrès accomplis par Ankara, ils avaient imprudemment souligné que "la perspective de l'ouverture de négociations d'adhésion avec la Turquie s'est rapprochée". Les Turcs ont habilement exploité leur avantage : avec une célérité que nul ne soupçonnait, ils ont adopté trois réformes, importantes et symboliques, sur lesquelles les Européens avaient insisté : l'abolition de la peine de mort ; la suppression de l'état d'urgence en vigueur dans plusieurs provinces ; l'ouverture de l'enseignement aux langues minoritaires, en particulier le kurde.

La Commission européenne s'est livrée à un exercice d'apaisement dans son rapport sur l'élargissement, consistant à saluer ces progrès et à mettre l'accent sur les graves carences en matière de démocratie et de droits de l'homme (la torture reste couramment pratiquée et, via le Conseil national de sécurité, c'est l'armée qui continue d'exercer la réalité du pouvoir), sans se prononcer sur le calendrier de la candidature d'Ankara. En prévision de l'échéance électorale turque du 3 novembre, il fallait à la fois conforter le camp europhile sans se lier davantage les mains par une date d'ouverture des négociations d'adhésion, et ne pas donner des prétextes au puissant lobby nationaliste et militaire, hostile à l'entrée dans l'Union.

Si les Quinze se contentent de temporiser, par exemple en proposant à Ankara une simple "clause de rendez-vous" afin de fixer une date de négociations, sur la base d'une nouvelle évaluation politique, la réaction de la Turquie risque d'être brutale. D'ores et déjà, Ankara tient la dragée haute aux Quinze sur deux dossiers : la division de Chypre, et la conclusion des "arrangements permanents" entre l'Union européenne et l'Alliance atlantique, qui sont indispensables à la défense européenne.

LE PROBLÈME DE CHYPRE

Si Chypre entre divisée au sein de l'Union, les Quinze n'éviteront pas une crise ouverte avec la Turquie. Celle-ci a annoncé qu'elle procédera à une annexion militaire de la partie nord (turque) de Chypre. En pratique, ce plan est déjà réalisé, mais, sur le plan diplomatique, une telle proclamation serait lourde de sens : dans la mesure où la communauté internationale n'a jamais reconnu la partition de fait de l'île, cela signifiera qu'un Etat membre de l'Union (Chypre) sera occupé illégalement par une armée étrangère. Les Quinze pourront-ils fermer les yeux ?

Où résident les intérêts à long terme de la Turquie ? A Chypre ou au sein de l'Union européenne ? C'est à cette question que le nouveau gouvernement turc devra répondre. Comme toujours, il sera épaulé par les Etats-Unis. Ceux-ci jouent un jeu compliqué avec Ankara : par souci de "stabiliser" l'Europe, ils souhaitent que la Turquie entre dans l'Union, et multiplient les pressions en ce sens sur les Quinze. Plus soucieux de leurs intérêts stratégiques que de hâter le processus démocratique, ils cajolent l'armée turque, pourtant largement hostile au rapprochement avec l'Union européenne. "Les préventions des Européens contre la Turquie sont aussi motivées par la crainte que celle-ci devienne un jour un "sous-marin" de Washington au sein de l'Union", relève un diplomate européen.

Allié essentiel de l'Amérique au sein de l'OTAN, chef de file de la force de l'ISAF en Afghanistan, la Turquie laïque "est un exemple pour le reste du monde musulman", soulignait, il y a quelques jours, à Bruxelles, Stephen Hadley, adjoint de la conseillère pour la sécurité nationale du président George Bush, Condoleezza Rice. Tête de pont pendant la guerre du Golfe, elle est appelée à jouer de nouveau un rôle majeur en cas d'offensive contre l'Irak. Les pressions américaines vont donc s'accentuer en décembre, puisqu'il est probable que la réunion des Quinze coïncidera avec l'accélération des préparatifs militaires de Washington. A Copenhague, la "question turque" risque de faire de l'ombre au défi historique de l'élargissement.


Irak'i 3'e bölecekler

Basindan seçmeler'de, 8 Ekim 2002 günü, Hürriyet gazetesi Dis Haberler Servisi'nin hazirladigi, Hürriyet gazetesi'nde yayinlanan "Irak'i 3'e bölecekler" baslikli yazisiyi yayinliyoruz.
Hürriyet, 8 Ekim 2002

Irak'i 3'e bölecekler

Amerikan uluslararasi stratejik arastirma kurulusu Stratfor, Irak'ta Saddam sonrasi senaryolara bir yenisini daha ekledi. Dis politika ve istihbarat konusunda uzman ve saygin bir kurulus olan Stratfort, Gary Halbert imzasiyla yayinladigi son raporunda, Saddam sonrasi Irak'in bölünerek 3 ayri devletten olusacagi iddia edildi.

Saddam sonrasi

Rapora göre Cheney Plani, Saddam sonrasi Irak yönetimini söyle öngörüyor:

Irak'in merkezi ve en büyük kesimi olan ve Arap Sünni çogunlugun yasadigi bölge, Birlesik Hasimi Kralligi adi altinda Ürdün ile birlesecek ve Ürdün Krali Abdullah tarafindan yönetilecek. Baskent Bagdat degil, Amman olacak.

Irak'in Kuzey ve Kuzeybatisindaki, Kürt Bölgesi ise petrol yataklarinin bulundugu Musul ve Kerkük'de dahil olmak üzere otonom bir devlet haline dönüsecek.

Güneybati bölgesinde Siilerin yogun olarak yasadigi Basra Bölgesi'nde ise Kuveyt'in de dahil olacagi 3'ncü bir devlet kurulacak.

Son rötuslar

Rapora göre, Baskan yardimcisi Cheney, Irak sorununa son noktayi koyacak plan üzerinde son rötuslari yapiyor. Irak'in bölünme planinin son asamasinda oldugunu belirten Stratfor kaynaklari, bu senaryonun gerçeklesme ihtimalinin oldukça fazla oldugunu ifade ediyorlar.

Ürdün ile Irak'in Sünni kesimini birlestirme fikrinin, ABD askeri müdahalesinden sonra bölgede istikrarin korunmasi amaciyla dogdugu belirtiliyor. ABD, askeri müdahalenin ve Saddam'in devrilmesinin ardindan, Irak'ta petrol yataklarini ele geçirmek için, Sünni, Sii ve Kürtler arasinda siddetli çatismalar çikmasindan korkuyor.

Washington, böylesi bir iç savastan kaçinmak için en iyi yolun, Irak'in Ürdün ile Hasimi kralligi adi altinda birlesmesi ve ABD yanlisi bir devletin kurulmasi oldugunu savunuyor.

2. Kusak Kuzen

Böylece, baskenti Amman olacak yeni devlet, Amerikan askeri korumasi altinda, ABD'nin potansiyel düsmanlari Suudi Arabistan, Iran ve Suriye arasindaki baglantiyi da kesmis olacak.

Çesitli kaynaklar, Cheney'in bu düsüncesini ilk kez geçtigimiz Temmuz ayinda Londra'da Ürdün Veliaht Prensi Hasan ve Irakli Sünni muhalefet liderleriyle tartistigini bildiriyorlar.

Irakli Sünni liderlerin Ürdün Krali Abdullah'a birlesme için basvurmalarinin hukuken yeterli olacagi, çünkü Kral Abdullah'in, Irak'in son krali Faysal'in ikinci kusaktan kuzeni olduguna dikkat çekiliyor.

Alaninda dünyanin en önemli kurulusu

Raporu hazirlayan Stratfor, dünyanin önde gelen stratejik arastirma kuruluslarindan biri. Dünya olaylarinda küresel istihbaratlara dayanarak hazirladigi raporlar bir çok yayin kurulusu için kaynak olusturuyor. Bünyesinde üst düzey isadamlari, jeopolitik güvenlik uzmanlari ve ismi özenle gizlenen çesitli örgütlerde çalisan bir çok istihbarat uzmani da görev yapiyor. Kurucusu Dr. George Friedman olan kurulus, dünyanin bir çok ülkesinde bulunan çesitli kurum ve kuruluslara istihbarat raporlari hazirliyor. Internet sitesinde ise 35 bin üyesine ücretli olarak bu raporlari aktariyor.

Ülke sinirlari büyüyecek

Böyle bir planin hayata geçirilmesi halinde Ürdün ve Israil'in iki kazançli ülke olarak ortaya çikacagi ifade ediliyor.

Ürdün: Irak'in Sünni kesimiyle birleserek, bölgede Israil'den sonra ikinci önemli ABD müttefiki haline gelecek. Irak petrolünden büyük pay alacak. Baskent Amman olacak.

Israil: Saddam rejiminin yikilmasiyla, Filistinli radikal gruplarin mali yardimi kesilecek. Filistin direnisi zayiflayacak.


Söz Yargitay Bassavcisi'nda

Basindan seçmeler'de, 24 Eylül 2002 günü, Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi Sedat Ergin'in, Hürriyet gazetesi'nde yayinlanan "Söz Yargitay Bassavcisi'nda" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 24 Eylül 2002

Söz Yargitay Bassavcisi'nda

Ali Yargitay Bassavcisi Sabih Kanadoglu, "Adam öldürme suçu da, Anayasa'nin 76. maddesi kapsamina alinmali. Katiller Meclis'e sokulmamali" dedi.

Yargitay Cumhuriyet Bassavcisi Sabih Kanadoglu, dün bir grup gazeteci-yazari makamina davet ettiginde, "Artik burama geldi. Haksiz saldirilara ugradik. Sessizligimi ilk kez bozuyorum. Herkes yargi kararlarina saygili olmak durumundadir" diye söze girdi.

Kanadoglu, ardindan AKP Lideri Recep Tayyip Erdogan'in yasaklanmasi sürecinde kendisinin müdahalesi ile Yargitay 8. Ceza Dairesi'nin ve YSK'nin aldiklari kararlarin dogru ve hukuka uygun oldugunu anlatti.

Kanadoglu, "Ben bu göreve basladigim gün evimden dogruca Anitkabir'e gittim ve Atatürk'ün huzurunda hukukun üstünlügüne dayali laik, demokratik Cumhuriyeti ve devletin milleti ve ülkesi ile bölünmez bütünlügünü korumaya ant içtim. Bu zaten benim Türkiye'nin bassavcisi olarak görevim" dedi.

Kanadoglu, ardindan kararlarin hakliligini su gerekçelerle izah etti:

1) Siyaset hukukun üstüne çikamaz

Ben, bir yargi mensubu olarak gücümü Anayasa'dan alirim. Hiçbir siyasi görüs ya da beklenti Anayasa'nin, hukukun üstüne çikamaz. Ben de bir yargi mensubu olarak her seyden önce mevcut yasalara uygun davranmak durumundayim. Herkes de yargi kararlarina saygili davranmak zorundadir. Anayasa ve diger yasalari degistirme görevi yargiya degil, parlamentoya aittir. Yasama bu görevini yapmazsa, bu görevinin sorumlulugu yargiya atilamaz.

2) YSK Yargi denetimi yapamaz

Biz hukuk devleti deyince önce Anayasa'yi önümüze koyariz. Anayasa'nin 79. maddesi de Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkilerini tanimlamistir. Burada YSK bir yargi organi olarak gösterilmemis, yalnizca seçimin denetimiyle görevlendirilmistir. Oysa bu olayda YSK'nin 3 üyesi kendilerini yargi organi yerine koyup, TCK 312. maddedeki degisikligin suçun niteligini degistirip degistirmedigine bakmislardir. YSK, yargisal denetim yapamaz. Buna karsi çikan diger 4 üyenin karari yerindedir.

3) TCK 312'de suç unsurlari degismedi

TCK'nin 312. maddesinde yapilan son degisiklikte, suçun unsurlari açisindan hiçbir degisiklik getirilmemistir. Tek fark, suçu agirlastiran unsurun kaldirilmis olmasidir. Dolasiyla, AB uyum yasalarinin dikkate alinmadigi yolundaki elestirinin geçerliligi yoktur.

4) Anayasa'nin 76. maddesi yasak getiriyor

Ben militan demokrasi tabirini sevmiyorum. Ben mücadeleci, kendisini koruyan demokrasi tabirini kullaniyorum. Anayasa'nin 76. maddesi, milletvekilligini engelleyecek suçlari tanimlayarak, demokrasimize kendisini koruyacak bir önlem getirmistir. Anayasa, böyle oldugu sürece biz de buna uygun davranmak zorundayiz. Parlamento isterse Anayasa'yi degistirebilir.

5) Katiller de yasak kapsaminda olmali

Nitekim, benim de degismesini istedigim yönleri var. Ideolojik suçlar ömür boyu yasaklama altinda, ama adam öldürme suçu 76. maddedeki bu yasaklamanin disinda kaliyor. Katiller, memnu haklarinin iadesi suretiyle Meclis'e girebiliyorlar. Örnegin, bu maddeyi degistirip, katilleri de ömür boyu yasakli hale getirelim.

6) YSK yanlis yolda

Anayasa'nin 76. maddesi, "Ideolojik suçlardan mahkûm olanlar ömür boyu milletvekili olamaz" diyor. Ama YSK, 1985 yilindan bu yana, hukuken yanlis bir yol izleyerek, mahkeme karariyla memnu haklari iade edilen kisiler için 76. maddedeki bu sinirlamanin geçerli olmayacagina hükmediyor. Bu sekilde 76. madde by-pass ediliyor. Sorunun bir boyutu, YSK'nin 1985'ten beri bu yanlis yolu izlemesidir. Ben YSK'dan farkli düsünüyorum.

7) Adalet Bakanligi da hatali

Adalet Bakanligi da Recep Tayyip Erdogan'a sabika kaydi olmadigi yolunda temiz karari verirken hatali davranmistir. Çünkü, Adli Sicil Kanunu'nun 8. maddesi çok açik bir hüküm tasir. Buna göre, hüküm giymis kisilerin sabika kayitlari silinirken, Anayasa'nin 76. maddesinde getirilen sinirlamaya tabi olan kisilerin adli kayitlari silinmez ve bakanligin bilgi arsivinde saklanir. Ancak Adalet Bakanligi, burada yanlis bir islem yaparak, Erdogan'a temiz kágidi vermistir. Durumu fark edince Adalet Bakanimiza giderek, bu karari sorguladim, yanlis bir islem yapildigini söyledim. Bana cevap olarak, 20 yildir bu uygulamayi yaptiklarini söylediler.

8) Diyarbakir 4. DGM, yetki gaspi yapti

Diyarbakir 3 ve 4 No'lu DGM'nin Erdogan'la ilgili kararlarini inceledim. 3 No'lu DGM, durusma yapmayarak usulen hatali davranmis, ancak karara temyiz yolunu açik tutmustur. 4 No'lu DGM ise normalde temyize, yani Yargitay'a gitmesi gereken bir konuda kendisini yetkili ilan edip karar almis, böylelikle yetki gaspi yapmistir. Yargitay 8. Ceza Dairesi ise 4. DGM'nin kararini hukuken geçersiz saymis, 3. DGM'nin usul hatasini teslim etmekle beraber, verilen kararin dogru oldugunu, usul hatasinin hükme herhangi bir etkisi olmayacagina karar vermistir. Yargitay son inceleme noktasidir ve hukuk devletinde Yargitay'in kararina saygi gösterilmelidir.

9) Türk, anayasa'ya aykiri davrandi

Ticaret hukuku alaninda uzman olup ceza hukuku alaninda uzmanlik iddia etmek yanlis olur. Asrica, Hikmet Sami Türk'ün kararlari okumadan görüs belirtmis olmasi da üzücüdür. Bu beyanlari yargi çevrelerini ciddi bir sekilde müteessir etmistir. Anayasa'nin 138. maddesi kimsenin mahkemelere telkinde bulunamayacagini belirtir. Hal böyleyken, sen Adalet Bakani olarak nasil olur da mahkemelere telkin anlamina gelen sözler sarf edebilirsin, nasil olur da hükümlülerin vekillerine akil verip yol gösterebilirsin.

Kanadoglu, karar hakkinda "seriatin kestigi parmak acimaz" diyen Hava Kuvvetleri Komutani Orgeneral Cumhur Asparuk'a da isim vermeden bir gönderme yaparak, "Ben bu durumda seriat sözcügünü kullanmak istemiyorum. Adaletin kestigi parmak acimaz demek daha dogru olur" diye ekledi.


Prof. Dönmezer : Karar hukuka uygun

Basindan seçmeler'de, 20 Haziran 2002 günü, Ceza Hukuku Uzmani Ordinaryus Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in, NTV Anahaber Bülteni'ninde Ali Kirca'nin YSK karariyla ilgili sorularina verdigi yanitlarini yayinliyoruz.
NTV, 20 Haziran 2002

Karar hukuka uygun

Ali Kirca: Karari aslinda siz öngörmüstünüz, bir anlamda sürpriz olmadi. Ama simdi gerekçeler de asagi yukari belli olmaya baslandi. Ve 4'e 3 gibi birtakim oy farkliliklari da görülüyor. Siz genel olarak baktiginizda nasil degerlendiriyorsunuz bugün gelinen noktayi hukuki açidan?

Sulhi Dönmezer: Simdi hatirlayacaksiniz iki gün evvelki konusmamizi bitirirken de söylemistim, bu konudaki mevzuati bütünüyle yeniden ele almak, gözden geçirmek asikar. Bir de önemli bir konuda karar verilirken 4 ve 3 tarzinda bir bölünmenin mevcut bulunmasi dahi bu konunun hukuken yeniden ele alinip ciddiyetle tetkik edilmesi ve sonuca baglanmasi geregini ortaya koymus oluyor, bu gibi kararlar benim kanaatimce, degil mi, eger mesele bütünüyle ortadaysa ittifak ile alinmis olmak lazim gelirdi.

Böyle olmamis. Bölünmüs. Demek ki ihtilafli bir konu. Bu ihtilaf nerden hasil oluyor? Mevzuatin yapisindan hasil oluyor. Yani o mevzuati düzeltmek gerektigini, hatirlayacaksiniz geçen günkü konusmamda da ifade etmistim. Simdi Yargitay 8. Ceza Dairesi, ceza kanununun 312. maddesinde yapilan degisiklige ragmen evvelce islendigi iddia edilen suçun varligini sürdürmekte oldugu tarzinda bir karar vermis oldu bunu açikça ifade etmese de, bunun gerekçesinde, yani karari ifade ederken bunu belirtmis oldu.

Simdi bu böyle mi degil mi? Biraz evvel dinledim sizinle birlikte, Yüksek Seçim Kurulunda azinlikta kalmis olanlar demisler ki 312. madde suçun bünyesini, tipini degistirmistir. Yeni buna unsurlar eklemistir, binanaleyh evvelce islenen suç, artik suç olmaktan çikmistir denilmis, nitekim Eski Adalet Bakani da ayni noktayi ifade ediyor.

Simdi bu bir görüstür. Bu görüsün hukuki esaslara göre, yargi kararlarina göre ortaya konulmasi lazim gelirdi. Bu suretle ihtilafli bir cihet kalmazdi. Simdi bu konuyu kim halletti? 8. Ceza Dairesi halletti ama taraflarin herhangi bir müdahalesi olmadan herhangi bir müdafasi olmadan ortaya koydu ve hukuken meseleyi aslinda bitirdi. Nitekim Yüksek Seçim Kurulu'nun çogunlugu da ayni karara esas itibariyle istirak etmis oluyor.

Yani netice itibariyle sunu ifade edecegim. Simdi hukuka hepimiz muhtaciz, ama hukuku söyleyene de muhtaciz. Bu itibarla hukuku söyleyen, hukuku ifade eden yargi mercilerin kararlarina mutlaka saygili olmakta devam etmeliyiz. Bunlari küçültecek sekildeki beyanlardan hepimiz sakinmaliyiz, bu dedigim gibi hukuka olan ihtiyacin temelinde hukuki fade edecek olan merciclerin varligi gelir.

Ama benim son sözüm temel olarak sudur; Anayasa'nin 78'inci maddesinin yeniden ele alinmasi lazim ve bunun düzeltilmesi lazim. Esas itibariyle aydini, aydin olmayani, memlekette herkes zannederim bu nokta bakimindan mutabiktir. Ama bugün için ortaya çikan hukuki durum mevcut hukuk kurallarina uygundur.


Dünya Türkiye'yi konusuyor

Basindan seçmeler'de, Hürriyet Gazetesi'nin, 23 Haziran 2002'deki sayisinda yayinlanan "Dünya Türkiye'yi konusuyor" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Hürriyet, 23 Haziran 2002

Dünya Türkiye'yi konusuyor

A Milli Takim'in yari finale çikarak Türkiye'ye büyük sevinç yasattigi Senegal maçi, "Türkler, baslari dik ilerliyor" mansetleriyle dünya basininda genis yer buldu.

Italyan La Gazzetta dello Sport Gazetesi, "Asla böyle bir Türkiye görülmedi" yorumunda bulunurken,  The Sunday Times Gazetesi, kaleci Rüstü'nün harika bir kurtarisini gösteren bir fotografla sayfasinin yarisini doldururken, haberine de, "Altin çocuklar Senegal'i batirdi" basligini koydu.

"Türk takiminin yerine çeyrek finali geçen tarafin Senegal olmasi kabul edilemez, aci verici bir durum olurdu. Zira dün gerçek futbolu oynayan taraf S¸enol Günes'in çocuklariydi" diyen gazete Yildiray Bastürk, Hasan Sas, Emre Belözoglu, Tugay, Ergün ve Ümit Davala'yi göklere çikardi.

The Observer Gazetesi de Ilhan Mansiz'a haberinin basliginda yer verdi ve bu futbolcuyu Senegal'i saskina çeviren adam olarak tanimladi.

The Independent on Sunday de, pek çoklarinin tersine Türkiye'nin, kupanin sürprizleri arasinda bulunmadigini, bunun beklenen bir basari oldugunu da vurgularken, "Çok deneyimli ve güçlü futbolculara sahipler" yorumunda bulundu.

Yunanistan da alkisladi

17. Dünya Kupasi çeyrek finalinde, Türkiye'nin, Senegal karsisinda aldigi 1-0'lik galibiyetle yari finalle yükselmesi, Yunan basini tarafindan, "Kirmizi-beyazlilar güçlerini kanitladi. 4 dev arasinda yer almak komsunun gerçekten hakkiydi" biçiminde degerlendirildi.

Yunan televizyonlari, Türkiye'deki zafer coskusunu dakikalarca ekranlarina tasidiklari haber bültenlerinde, "Ay yildizlilar Türkiye'yi adeta cennete tasidi. Galibiyet dünyanin her yerinde Türkler tarafindan delice kutlaniyor. Avrupa ülkeleri dahil birçok kent, ellerinde bayraklarla yollara dökülen insan seliyle kirmiziya boyandi" yorumunu yapti.

Atina'da yayimlanan spor gazeteleri ise, "Komsumuz galibiyete alinteriyle ulasti. Futbolun 4 tanrisindan biri Türkiye" görüsünde birlesti.

"Türk efeleri", "Yalnizca takim degil, ekstra güçlü takim" basliklarini kullanan Derby gazetesine Ora, "Komsumuz, örnek alinacak ülke. Her maçta tüm ruhuyla oynuyor. Türkiye'de dünden beri zafer kutlamalari yapiliyor" ve "Türkler, bizde duygusal çöküntü yaratti" ifadeleriyle eslik etti.

"Berlin Türkleri kutluyor"

Alman basini da milli takimimizin zafer haberini Türkçe basliklarla verdi.

B.Z. Gazetesi, ilk sayfada verdigi haberde, Almanca ve Türkçe olarak "Tüm Berlin, Türkleri kutluyor" basligini kullandi. 

"Tesekkürler Türk aslanlari" basligiyla gazetede verilen diger bir haberde de, Münih, Paris ve Istanbul'da sevinen Türk vatandaslariyla, Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in Sevilla'daki AB zirvesinde elinde tuttugu Türk bayragiyla bir fotografi yayinlandi.

Berliner Kurier Gazetesi de, ilk sayfadan Almanca ve Türkçe olarak, "Birlikte finali hayal ediyoruz" basligiyla verdigi haberde, Almanya Milli Takimi'nin "Seul cehennemine gittigini", Türk Milli Takimi'nin ise bir kez daha "Brezilya'yi sambaya davet ettigi" belirtildi.

Bild am Sonntag Gazetesi de, ilk sayfasinda, "Yari finale hosgeldiniz. Almanya, Türkçe cosuyor" basligina yer verdi.

Italyanlardan büyük övgü

Italyanlarin ünlü gazetesi Corriere dello Sport Gazetesi de, "Türkiye, Rivaldo'yu bekliyor"basligi altinda verdigi haberlerde, "Türkler, baslari dik ilerliyorlar. Türkiye'nin Vieri'si Ilhan Mansiz, Afrika'nin Dünya Kupasi düsünü parçaliyor. Günes'in çocuklari için yari finalde sabirsizlikla beklenen bir rövans" ifadelerini kullandi.

Italya'daki diger gazetelerden Corriere della Sera'da ise "Türkiye durdurulamaz. Tarihinde ilk kez yari finale çikiyor. Mucizeye imzasini hiç kimsenin istemedigi teknik direktör atiyor ve milli takimin yüzünü degistiriyor" denildi.

Abd basini: "Tarihi zafer"

Los Angeles Times Gazetesi, Milli Takimlar Teknik Direktörü  Senol Günes'in, "Ilk maçta Brezilya'yi yenebilirdik fakat yapamadik. Ama simdi yapacagiz. Yeni planlarimiz var. Finali  oynamak istiyoruz" biçimindeki sözlerine dikkati çekti.

"Dünya Kupasi'nda Türkiye'yi hesaba katmazsaniz hata edersiniz" diye yazan Boston Globe Gazetesi ise, haberi "Türkiye için altin zafer" basligiyla verdi.

Türk Milli Takimi'nin yari finale yükselmesini Türk spor tarihindeki en büyük zafer olarak nitelendiren San Fransisco Chronicle Gazetesi, maçtan sonra tüm dünyada Türklerin yaptiklari gösterilere dikkat çekti ve, "Türkiye, Brezilya'yi yendigi takdirde neler olacak, bir düsünün" diye yazdi.

Kanada televizyon kanallari da Türkiye'nin Dünya Kupasi'nda yari finale yükselmesine genis yer verdi. Yapilan yorumlarda, Türkiye'nin hakli bir galibiyetle sonuca gittigi vurgulandi.

Çin basini, Türkiye'nin, 17. Dünya Kupasi'nin çeyrek finalinde Senegal'i 1-0 yenerek yari finale çikmasina genis yer ayirdi. Pekin Gençlik Günlügü Gazetesi, "1-0, Bir Firsat Türkiye Için Yeter" diye baslik atti.

Çin Merkezi Teleziyonu'nun (CCTV) yorumunda da, Türkiye-Senegal karsilasmasi için, "Turnuva boyunca keyifle izledigimiz birkaç maçtan biriydi" ifadesi kulanildi.

Azerbaycan'da tek gündem Türkiye'nin zaferi

17. Dünya Kupasi (A) Milli Futbol Takiminin, Senegal karsisinda aldigi galibiyet ve yari finale yükselmesi, Azerbaycan basininda da genis yanki buldu.

Azerbaycan'da hafta sonu olmasi nedeniyle az sayida çikan gazete, bugünkü sayilarinda Türkiye'nin tarihsel basarisini mansetlerine tasirken, ''Türkiye'nin zirveye olan tutkusu ve gelen büyük basari'' basliginda birlesti.

Resmi devlet yayini Azerbaycan Gazetesi, ''Türk futbolu zirveye dogru ilerliyor'' basligini kullandigi haberinde, milli takim oyuncularinin yari finalde Brezilya ile karsilasma isteginin gerçeklestigini yazdi. Gazete, teknik direktör Senol Günes'in, ''Türkler, zorluklari asarak basari kazaniyor'' biçimindeki sözlerine yer verdi.

Bizim Asir Gazetesi, ''Tarihi altin harflerle yazdilar'' basliginimansetine tasirken, ''Inanilmaz ama gerçek. Türk Milli Takimi, Dünya Sampiyonasi'nda yari finale adini yazdirdi'' sözleri dikkati çekti ve ''Futbol tarihinde ilk olarak bir müslüman ülke takimi böylesine büyükbir basariya imza atti'' denildi.

Haberde, Türk futbolunun yakin geçmiste uluslararasi organizasyonlarda kazandigi büyük basarilarin devami olarak milli takimin da ''düsleri gerçege dönüstürdügü'' belirtildi.

''Türkün zaferi'' basligini mansetine tasiyan Yeni Musavat Gazetesi, Türk Milli Takimi'nin Dünya Kupasi'nda yari finalist olmasinin Azerbaycan ve Türk dünyasini ayaga kaldirdigini yazdi. Gazete, iç sayfalarinda da dün Bakü caddelerinde ve meydanlarda yasanan yari final coskusuna genis yer verdi.

Azerbaycan Hürriyet Gazetesi ise, ''Türkiye, Senegal hikayesini bitirdi'' basligini attigi ve yari final coskusuna ilk sayfasinda yer ayirdigi haberinde, ''En büyük 4 takim arasindaki ay yildizlilara final yakisir'' denildi.

Bu arada dün yapilan Türkiye-Senegal maçinin bitis düdügüyle birlikte Bakü caddelerinde ve meydanlarda yasanan sevinç gösterileri, gece geç saatlere dek sürdü. Yerel televizyon kanallari, haber bültenlerinde ve spor programlarinda Türk Milli Takimi'nin elde ettigi tarihsel basariya genis yer verildi ve  baskentin yani sira Azerbaycan'in birçok bölgesinde yasanan sevinç gösterilerinin görüntüleri yayinlandi.


Amerika Hasan Sas'i seviyor

Basindan seçmeler'de NTV-MSNBC'de yayinlanan, Ümit Enginsoy'un Washington'dan 23 Haziran 2002'de yazdigi "Amerika Hasan Sas'i seviyor" baslikli yazisini yayinliyoruz.
NTV-MSNBC, 23 Haziran 2002

Amerika Hasan Sas'i seviyor

Sokaktaki insanlarin bile Hasan Sas'i, Ümit Davala'yi iyi taniyacak kadar yakindan izledigi Dünya Kupasi ile ABD'nin gündemine giren futbol, dünyanin tek süper gücünde ilgi patlamasina ugradi.

Geçen hafta boyunca Washington'da Disisleri Bakanligi'nda, IMF merkezinde ve Yabanci Basin Merkezi'nde, tanidik tanimadik çok sayida kisi tarafindan tebrik edildim, Türk Milli Takimi'nin Dünya Kupasi'nda gösterdigi basaridan dolayi. Üstelik Türkiye, daha Senegal'i yenerek yari finale çikmamisti. Insanlar, zaman zaman ‘Hasan Sas', ‘Hasan Sas' veya ‘Hasan Sas' dedikleri Hasan Sas'i övüyordu.

Bu kutlamalara, çesitli milletlerden gazeteciler, taksi soförleri ve berberimden aldigim olumlu sözler de eklendi. (Senin berberle ne isin olabilir diye dalga geçmeyin. Her ne kadar kafamda pek saç yoksa da, 10 günde bir enseyi bir numaraya vurduruyoruz herhalde). Herkes, oynadigi iyi oyundan dolayi Türk takimina sempatisini dile getiriyordu. Medyada da Türk futboluna övgü yagdiriliyordu. Büyük gurur ve zevk duydum.

Yakin tarihte ilk defa Türkiye, olumlu birseyden dolayi dünyanin ilgi odagi oldu. Uzun zamandir Türkiye'yi sadece deprem, ekonomik kriz, olasi savas ve terör gibi son derece tatsiz konularda Amerikan medyasinda izleyen bizler için çok hos bir degisiklikti bu.

Bazi Türk turizm yetkililerinin de dile getirdigi gibi, isin para yönüne bakarsaniz, belki de Türkiye, 1 milyar dolar harcasa bile dünyada bu kadar olumlu yönde bir taninma kampanyasi düzenlemeyi basaramazdi.

Bütün dünyanin önemsedigi bir basariyi bazilarimizin küçümsememesi gerektigini de düsünüyorum. Türkiye'de futbola gösterilen normalin ötesindeki ilgiyi, uluslararasi alanda sanat, kültür, bilimde güdük kalmanin verdigi komplekse ve günlük yasamin tatminsizligine baglayanlar var. O alanlarda geri kalmak ne kadar kötü olsa da, futbolda Türkiye'nin son 10 yilda kaydettigi ilerleme, sadece olumlu gözle degerlendirilebilir. Bu, hakir görülecek degil, sevinilecek birsey. Kaldi ki bunu Güney Kore gibi, evsahibi ülke olmanin getirdigi avantajla hakem kayirmasi gibi kuraldisi yollarla degil, bileginin hakkiyla elde etti Türk takimi.

Agustos sonunda da ABD'de dünya basketbol sampiyonasi düzenleniyor, Türk takiminin da katilimiyla. Geçen yilki Avrupa ikinciliginin ardindan bu yil da Türk basketbolunun dünya çapinda basarili olabilecegini düsünüyorum.

Sporda dünya çapinda basarilara ulasmanin da, belki, Çetin Altan'in hayalindeki "köylülerin tenis oynamasi" asamasina Türkiye'yi bir ölçüde yakinlastirabilecegini saniyorum. Bir alanda basari, baska alanlarda basariyi da kolaylastirir. Sporda basari moral yükseltir, mutluluk verir, spor yapmaya tesvik eder, hatta iyi degerlendirilirse dolayli sekilde para getirir.

* * *

ABD'de "football" degil "soccer" diye bilinen futbol, takim sporlari arasinda, bu Dünya Kupasi'na kadar birinci derecede ilgi görmüyordu. ABD profesyonel futbol liginde sadece 10 takim var. Ulusal düzeyde profesyonel maçlar, devasa stadyumlarda ortalama 16 bin seyirciyle oynaniyor (bu rakam düsük görülüyor) ve birçok kulüp para kaybediyor.

Buradaki spor otoritelerine futbolun genelde fazla ilgi görmemesinin nedenini sorsaniz, yok efendim, futbol, Amerikan standartlarina göre (ne demekse) sikiciymis, 90 dakikalik oyunda skor olmasi gerekene göre düsükmüs vs derler. Ilgisi yok, sebebini (bildigim kadariyla) ilk defa ben açiklayayim; televizyon. ABD'de dört takim sporu ulusal düzeyde daha fazla ilgi görüyor; sirasiyla beyzbol, Amerikan futbolu, basketbol ve buz hokeyi. Bunlardan beyzbol, bana göre tariflerin ötesinde sikici bir olgu, arada bir izlemeye çalissam intihar edesim geliyor. Hala o topa sopayla vurmanin iyi oldugunu anlamanin disinda kurallarini bilmiyorum. Amerikan futbolu ise çok kesintili, 10 saniyede bir oyun duruyor ve bence bu yüzden esas bu spor sikici. Buz hokeyinde ise topu görebilirseniz, kimin nasil gol attigini anlayabilirseniz, size "kartal gözü" ödülünü veriyorlar. Geriye bir tek basketbol (benim için NBA basketbolu) kaliyor ki hiç sevmedigim Los Angeles Lakers olgusu disinda bu spora zaten tapiyorum.

Beyzbol, Amerikan futbolu, basketbol ve kismen buz hokeyinin ortak yanlari, kesintili olmalari. Burada televizyon kavrami açisindan kilit terim, "kesintili" sözcügü. Maçlarin kesintili olmasi, bu bosluk anlarina reklam doldurulmasi, yani televizyonlarin canli verdikleri her maçtan milyonlarca dolar kaldirmalari anlamina geliyor. Bizim futbolda ise oyun sürekli, maçi kesip arada reklam veremiyorsunuz. Sadece devre arasina reklam koymak mümkün. Bu ise ABD'deki canli spor ve reklam izleme gelenegine uymuyor. Burada spor karsilasmalarinda reklam, bir-iki dakikalik kisa araliklara sikistirildiginda makbul ve para getiriyor. ABD'de haliyle hersey para. Dolayisiyla ABD'de büyük televizyon kuruluslari için futbolun konumu, "bana reklam arasi saglamayan, para kazandirmayan spor olmaz olsun" seklinde özetlenebiliyor. Yani bizim futbolun ulusal düzeyde ABD'de diger takim sporlari kadar yaygin olmamasinin esas sebebi, büyük televizyonlarin reklam meselesi yüzünden ilgi göstermemesi. Diger gerekçeler bahane.

***

Bu, isin bir tarafi. Diger tarafina bakacak olursaniz, futbol ABD'de, Türkiye'de sanildigi kadar da gözardi edilmiyor, hatta yer yer yaygin oldugunu söylemek mümkün. Bu ülkede istatistiklere göre 14 milyon çocuk futbol oynuyor. Büyükler için, sadece Washington bölgesinde dört tane amatör lig var. Bu da, bir tek bölgede binlerce kisinin futbol oynadigi anlamina geliyor. Amerika'da futbol, kizlar için en yaygin ve saygin takim sporu niteligi tasiyor. ABD bayan milli takimi, dünya sampiyonu. Futbol, bu ülkede kiz-erkek karisik da oynaniyor.

Dünya Kupasi ABD'de televizyondan canli gösterilmedi mi? diye sorarsaniz, gösterildi, hem de kendi standartlarina göre izlenme rekoru kirarak. Hem spor televizyonu ESPN'de (ve kismen kardes kurulusu ABC'de), hem de Ispanyolca yayin yapan Univision'da. Neden? Birincisi Dünya Kupasi, Amerika için de ihmal edilemeyecek bir uluslararasi olguydu, ikincisi Amerikan takimi beklenmedik ölçüde iyi performans gösterdi, üçüncüsü de ABD'nin Hispanik nüfusu futbola bayiliyor. Hatta ABD-Meksika ikinci tur eleme maçi, geceyarisindan sonra yayinlanmasina ragmen, 7 milyon evde izlendi. Bu maçtan önce Baskan George W. Bush, Meksika Cumhurbaskani Vicente Fox'u arayarak basari diledi.

Hemen hatirlatalim, ABD'nin 283 milyonluk nüfusunun yüzde 12'si Hispanik veya baska deyisle Latino, yani Meksika, Orta ve Latin Amerika, Karayipler kökenli. Bu insanlarin esas sporu da futbol.

Sonuçta, yazinin basinda da ima ettigim gibi, Dünya Kupasi, ABD'de, normalde ulusal düzeyde futbola gösterilen ilginin çok üzerinde mesai topladi. En azindan, Washington bölgesinde karsilastigim herkes, kupadan haberdardi, Amerikan takimini, hatta Türkiye'yi izliyordu. Birçoklari "cool" tavriyla Hasan Sas'i, Mohawk saçlariyla Ümit Davala'yi, kedi kaleci Rüstü Rençber'i yakindan biliyordu, bazilari da Hakan Sükür'ün formsuzluguna isaret ediyordu.

Amerikan takiminin maçlari, her defasinda gazetelerin birinci sayfasinda, bazen de mansetten verildi. Tas gibi takimdi, Amerikan takimi. Basta 20 yasindaki top cambazi Landon Donovan ve eski Galatasarayli kaleci Brad Friedel olmak üzere oyuncular, Amerikalilar'in (ve benim) kalbinde taht kurdu. Tatsiz Alman takimina saibeli sekilde yenilmelerinin ardindan da baslari dik kupaya veda ettiler.

Bundan sonra ABD'de futbolun daha fazla ilgi toplayip toplamayacagini zaman gösterecek. The Washington Post gazetesine yakismayan köse yazari Marc Fisher'in futbolu "Usame bin Ladin'in sporu" diye nitelendirmesine karsin, bu Amerikan milli takimi, insanlarin hafizasinda yer etti. ABD Futbol Federasyonu'na göre, bu artan ilginin, halen süren ulusal lige de yansimasi bekleniyor. Isler bu yönde ilerlerse futbol, en çok ilgi gösterilen takim sporlari siralamasinda yükselebilir, televizyon engeline bir ölçüde çözüm bulunabilirse.

ABD'de on yil falan önce daha voleybolda düzgün bir lig yokken Amerikalilar, bu sporu kafaya takip dünya sampiyonu olmayi basarmisti. Dünya Kupasi'nda göz dolduran ABD milli takimini gördükten sonra, futbolda da bu olur mu? diye kendime soruyorum.

Herneyse, benim gönlümde bu kupada Türkiye-Amerika finali yatiyordu. Amerikan takimi, o noktaya ulasamadi. Dilegim, Türkiye'nin, futbolun artik Bati Avrupa-Latin Amerika ekseninden siyrildigini daha güçlü kanitlayabilmesi ve bize daha da büyük sevinçler yasatmasi.


ATO : Dolar 7 ayda % 75 kazandirdi

Basindan seçmeler'de AA'nin hazirladigi, Hürriyet Gazetesi'nde, 23 Haziran 2002'de yayinlanan "ATO : Dolar 7 ayda % 75 kazandirdi" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Hüriyet, 23 Haziran 2002

ATO: Dolar 7 ayda % 75 kazandirdi

Ankara Ticaret Odasi'nin arastirmasina göre Türkiye'de bir milyon dolar ile 7 ayda 750 bin dolar kazanmak mümkün.

ATO tarafindan yapilan bir çalismada, dolar kurunun 1 milyon 614 bin lira oldugu 12 Ekim 2001 tarihinde 1 milyon dolardan, TL'ye çevrilmek suretiyle elde edilen 1 trilyon 614 milyar lirayi, dönemin banka faizi olan yüzde 69 ile bankaya yatiran spekülatörün, 7 ay sonra birikimini 2 trilyon 375 milyar liraya çikarabilecegini hesapladi.

Bu paranin dönem döviz kuru olan 1 milyon 377 bin liradan tekrar dolara çevrilmesi halinde, yatirimcinin parasinin 1 milyon 725 bin dolara çikabilecegi kaydedilen çalismada, yabanci bir yatirimcinin ayni parayi, yillik yüzde 2 faiz uygulanan Amerika'da 34.5 yilda, yillik yüzde 1.9 faiz uygulanan Avrupa Birligi ülkelerinde de 36.5 yilda kazanilabilecegi vurgulandi.

Türkiye'de yüzde 72.5 rant gelirinin sadece 7 ayda elde edilebilecegine dikkat çekilen çalismada ''Rant Cennetinin adi Türkiye'' vurgusuna yer verildi.

Asgari ücretli ayni parayi 50 yilda kazanabiliyor

Çalismada ayrica, 7 ayda kazanilan 750 bin dolarin, 1 dolarlik banknotlar halinde uç uca eklenmesi halinde 120 kilometrelik bir otoyol elde edilebilecegi ve bir asgari ücretlinin ayni parayi kazanmasi için yemeden içmeden 50 yil çalismasi gerektigi hesaplandi.

45 günde katmerli kazanç

ATO yaptigi çalismada Basbakan Bülent Ecevit'in hastaliginin ardindan dolarin 1 milyon 368 bin liradan, 1 milyon 560 bin liraya çikmasi nedeniyle elinde 1 milyon dolar bulunan bir spekülatörün, 50 gün içerisinde 123 bin dolar para kazandigi, bunun ise 50 günde yüzde 12.3 faize tekabül ettigi belirtildi.

ATO Baskani Sinan Aygün, 1 milyar dolarla Türkiye'de 1 yilda dünyanin en zenginleri arasinda sayilan Rockefeller kadar zengin olunabilecegine dikkat çekerek, bunun basarilabildigi baska bir ülke bulunmadigini, Türkiye'nin bu servet transferleri ile gittikçe fakirlesmekte oldugunu söyledi. Aygün, ''sayin Basbakan bu haliyle ülkenin degil, spekülatörlerin isini kolaylastiriyor'' dedi.

ATO tarafindan yapilan çalismada bazi karsilastirmalar da yapildi.Bu karsilastirmalardan bazilari söyle:

-20 milyon dolarin 7 ayda 14.5 milyon dolarlik faiz getirisi= Petkim'in 2001 yili kari.

-10 milyon dolarin 7 ayda 7.7 milyon dolarlik faiz getirisi=72 bin500 asgari ücretlinin maasina.

-5 milyon  dolarin 7 ayda 3.4 milyon dolarlik faiz getirisi=4 fabrika.

-2 milyon dolarin 7 ayda 1.5 milyon dolarlik faiz getirisi= Rahmi Koç'un ödedigi gelir vergisi.

-1 milyon dolarin 7 ayda 725 bin dolarlik faiz getirisi=2001 yili protesto edilen senetler toplami.


Türkiye son 20 yilda hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi!

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nde, 23 Haziran 2002'de yayinlanan "Türkiye son 20 yilda hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 23 Haziran 2002

Türkiye son 20 yilda hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi !

Son günlerde Avrupa Birligi (AB) üyeligi tartismalari yasana dursun Türkiye, 1980-2000 döneminde, AB'ye 1981'de üye olan Yunanistan ile 1986'da üye olan Ispanya ve Portekiz'den daha hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi.

Dünya Bankasi verilerinden yaptigi hesaplamalara göre, 1980-2000 döneminde Türkiye milli gelirini yilda ortalama yüzde 4.55 artirmasina karsin, nüfusun 20.8 milyon çogalmasi (44.5 milyondan 65.3 milyona çikmasi) nedeniyle kisi basina gelirdeki yillik ortalama artis yüzde 2.55'de kaldi. Buna karsin, 20 yillik süreçte neredeyse nüfuslari hiç artmayan Ispanya'nin (nüfusu 20 yilda sadece 2.1 milyon artti) yillik ortalama büyüme hizi yüzde 2.7, kisi basina büyüme hizi yüzde 2.45, Yunanistan'inki (nüfusu 20 yilda sadece 1 milyon artti) sirasiyla yüzde 2.1, yüzde 1.65, Portekiz'inki (nüfusu 20 yilda sadece 200 bin artti) yüzde 2.85, yüzde 2.7 oldu.

Veriler, ekonomik açidan Ispanya, Yunanistan ve Portekiz'in AB üyeligi öncesinde de oldukça iyi durumda oldugunu gösteriyor. 2000 yili sabit fiyatlariyla, 1980 yilinda Türkiye'nin satin alma gücü paritesiyle kisi basina gayri safi milli hasila (GSMH) rakami 4 bin 270 dolarken, Portekiz'inki 9 bin 900, Ispanya'ninki 12 bin 30, Yunanistan'inki 12 bin 400 düzeydeydi. Buna göre, Türkiye, 2000 yilinda 7 bin 80 dolar olan satin alma gücü paritesiyle kisi basina GSMH rakamiyla hala 1980'in Ispanya, Yunanistan ve Portekiz'ini yakalayamadi…

1980 rakamlarina göre, Ispanya'nin kisi basina gayri safi yurtiçi hasilasi (GSYIH) 5 bin 950, Yunanistan'inki 5 bin 190, Portekiz'inki ise 3 bin 10 dolar düzeyindeydi. Bu rakamlar 2000 yilinda Ispanya için 14 bin 50, Yunanistan için 10 bin 570, Portekiz için ise 10 bin 390 dolara yükseldi (GSMH olarak Türkiye 3 bin 80, Ispanya 14 bin 960, Yunanistan 11 bin 960, Portekiz 11 bin 60 dolar). Türkiye ise bu dönemde kisi basina GSYIH rakamini 1590 dolardan 3 bin 60 dolara çikardi. Geçen yil yasanan kriz nedeniyle bu rakam GSMH olarak 2 bin 160 dolara indi. Ispanya'nin 1980 yilinda 222.7 milyar dolar olan GSYIH'sinin, Türkiye'nin 2000 yilinda 199.9 milyar dolar olan GSYIH'dan daha büyük bir rakam oldugu da görülüyor.

Reel olarak milli gelirini en fazla artiran Türkiye…

Yalniz cari olan bu rakamlar, reel olarak pek birsey ifade etmiyor. Çünkü döviz kurlarindaki oynamalardan dogrudan etkileniyor. Çünkü cari olarak Portekiz'in GSYIH 3.5, Ispanya'ninki 2.5, Yunanistan'inki 2.2, Türkiye'ninki 2.8 kat artmasina karsin, sabit fiyatlarla GSMH'nin Portekiz'inkinin yüzde 75, Ispanya'ninkinin yüzde 70, Yunanistan'inkinin yüzde 51 arttigi görülüyor. Türkiye'nin ise sabit fiyatlarla GSMH'nin bu dönemde yüzde 143 artarak, Yunanistan'i neredeyse 3'e, Ispanya ve Portekiz'i ise 2'ye katladigi tespit edilebiliyor.

Satinalma gücü paritesiyle 2000 yili fiyatlariyla, 1980-2000 döneminde Türkiye'nin gayri safi milli hasilasi (GSMH) 190 milyar dolardan 462 milyar dolara, Ispanya'ninki 450 milyar dolardan 766 milyar dolara, Yunanistan'inki 119 milyar dolardan 180 milyar dolara, Portekiz'inki 97 milyar dolardan 171 milyar dolara yükseldi. Bir diger ifade ile 1980 yilinda Yunanistan'in 1.6 kati büyüklügünde bir ekonomiye sahip olan Türkiye, 2000 yilinda 2.57 kati büyüklügünde bir ekonomi oldu. 1980 yilinda Ispanyol ekonomisinin yarisi kadar bile olamayan (yüzde 42.2'si) Türk ekonomisi, 2000 yilinda Ispanyol ekonomisinin beste üçüne (yüzde 60.3'ü) ulasti.

Nüfusunun neredeyse birbuçuk katina çikmasina ragmen, Türkiye'nin sabit fiyatlarla kisi basina milli gelirini bu dönemde yüzde 66 arttigi, bu açidan Portekiz'in (yüzde 72) ardindan geldigi ve Ispanya (yüzde 62) ve Yunanistan'i (yüzde 38) geride biraktigi da görülebiliyor. 2000 yili sabit fiyatlariyla, Türkiye'nin satin alma gücü paritesiyle GSMH'si 1980'de 4 bin 270 dolarken, 2000 yilinda 7 bin 80 dolara, Ispanya'ninki 12 bin 30 dolardan 19 bin 400 dolara, Portekiz'inki 9 bin 900 dolardan 17 bin 120 dolara, Yunanistan'inki 12 bin 400 dolardan 16 bin 940 dolara yükseldi.

Türkiye ihracatini 10.9 kat, Yunanistan 2.1 kat artirdi

Ihracatini 1980'lerde 4.5, 1990'larda ise 2.4 kat artiran Türkiye, ihracat ve ithalat artisinda da Ispanya, Portekiz ve Yunanistan'i 1980-2000 döneminde geride birakti. Bu dönemde Türkiye ihracatini 10.9 kat artirarak 2.9 milyar dolardan 31.7 milyar dolara çikarirken, Ispanya 5.5, Portekiz 5, Yunanistan ise sadece 2.1 kat (5.2 milyar dolardan 10.6 milyar dolara yükseltti) ihracat artisi yapabildi. 1980-2000 döneminde ithalatini 6.9 kat artiran Türkiye (7.9 milyar dolardan 54.5 milyar dolara çikardi) bu açidan da ilk sirada yer aldi (Ispanya 4.5, Portekiz 4.1, Yunanistan 2.7 kat arttirdi).


Motorola milliyetçileri!

Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nin köse yazari Taskin Senol'un "Derin Kulis" adli kösesinde, 22 Haziran 2002'de yayinlanan "Motorola Milliyetçileri" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Star, 22 Haziran 2002

Motorola milliyetçileri!

Bir kez daha suçüstü yakalandilar… Türkiye'de dogup, Türkiye'de kazandiklariyla krallar gibi yasayip da Amerikan sirketi Motorola'nin tetikçiligini yaptiklari bir kez daha tescil oldu…

Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 1998 yilinda Telsim'le yaptigi anlasmanin taahhütlerini yerine gitermeyen Motorola'nin malvarligina tedbir koydu, banka hesaplarini bloke etti…

Bu elbette haber degeri tasiyan bir karardi ve dün star'in mansetindeydi. Hem de 'Bu haber Motorola'nin Türkiye'deki tetikçi gazetelerinde çikmayacak' iddiasiyla…

Her sabah yaptigim gibi tüm gazeteleri ilanlarina kadar okudum dün… Amerikan Motorola'nin, Türk Telsim'e yaptigi her türlü hukuk disi girisimi mansetlerine tasiyan kartel medyasinin gazetelerini daha bir dikkatli okudum…

Acaba bu haber yer alacak mi, diye…

Tek bir satir yoktu…

Bayileriyle birlikte 10 binlerce insana is imkani saglayan bir Türk sirketinin aleyhine olabilecek haberleri günlerce, haftalarca, aylarca mansetlerine tasiyan kartel medyasi, Amerikan sirketinin suçlu oldugunu kanitlayan haberi görmezden geldi, yok saydi…

Amerikan yargicin kararini göklere çikartanlar, ayni firmayla ilgili Türk yargicin kararini tek sütunluk bir haber bile yapmadilar…

Amerikan adaletine saygi var ama Türk adaletinin karari ciddiye bile alinmiyor.

Bu tavirla 'Motorola tetikçiligi'nden, 'Motorola milliyetçiligi'ne terfi ettiklerini de ispatlamis oluyorlar….

'Türkiye Türkler'indir…'

Oysa, mesela Hürriyet Gazetesi'nin logosunda 'Türkiye Türkler'indir' yazar… Yazar yazmasina da Hürriyet bu son örnekte oldugu gibi Motorola milliyetçiligi yapar…

Dünkü mansetleri de hayli manidardi bana göre. Bankalarini kaybeden Mehmet Emin Karamehmet'e ayda 2 milyar maas verilecegini mansete tasimislardi. Bir kaç gün öncesine kadar dolar milyarderi olan bir kisinin, sirketlerini kaybedip, mahkeme karariyla 2 milyar TL'ye talim etmesinin elbette haber degeri var. Bu haber zaten her gazetede vardi. Ama Hürriyet'in sunumu, en azindan bende, 'Birileri çok sevinmis, göbek atiyor' izlenimi uyandirdi.

Karamehmet'in bankalari Demirbank'in akibetine ugrayacaksa, Turkcell ve onlarca sirket üçotuz paraya yabancilarin eline geçecekse, Hürriyet'in logosundaki 'Türkiye Türkler'indir' sözlerinin bir anlami kalacak mi?

Bayrak mayrak saygisizligi

Söz Hürriyet'in logosundan açilmisken devam edelim. Ayni logoda Türk bayragi dalgalaniyor yillardir.

Ve rengini sehitlerimizin kanindan alan Türk bayraginin dalgalandigi Hürriyet'in birinci sayfasinda 20 Haziran 2002 Persembe günü çikan bir haber:

'Bayrak mayrak derken firsat kaçiyor…'

Bu sözler ANAP lideri ve Basbakan Yardimcisi Mesut Yilmaz'a ait…

Avrupa Birligi (AB) hülyasi, Mesut Bey'in gözlerini öylesine kör etmis ki bayragimizdan bahsederken, 'bayrak mayrak' diyebiliyor…

Sehitlerimizin kemiklerini sizlatiyor, yasadigimiz topraklari döktükleri kana borçlu oldugumuz insanlari yattiklari yerde bile rahat birakmiyorlar…

Ve Mesut Bey'in bu talihsiz sözleri, logosunda Türk bayragi dalgalanan Hürriyet'in birinci sayfasinda daha bir ayri siritiyor… Acaba söz konusu olan bayrak Amerikan bayragi olsaydi tepkileri nasil olurdu?

Gözleri öylesine kör olmus, öylesine duyarsiz hale gelmisler ki bayragimizi 'mayrak' yapan ve onu gayet normal bir sekilde kullanan kafalar, yarin, sehitlerimizi 'mehit', vatanimizi 'matan' yaparlarsa hiç ama hiç sasirmayacagim!..

Bugün sasirmadigim ise, Karamehmet Operasyonu'nun, tipki 'Köylüye yalakalik dönemi bitti' haberinde oldugu gibi, ayni mantikla sunulmasi kartel medyasinda…

Bu gelismelere en az IMF kadar sevinen onlar.

Köylünün, isçinin, esnafin, memurun, emeklinin ipi çoktan çekilmisti; simdi sira Türkiye'nin isadamlarinda, sermaye sahiplerinde anlasilan…

Pamukbank'ta 5 bin 469 Yapi Kredi'de 9 bin 858 kisi çalisiyor. 'Isten çikarma yok' sözlerine ragmen hepsi de korku içinde. Tipki daha önce isini kaybeden 35 bin bankaci gibi…

Birileri kaygili, birileri de sevinçli…

Ama kimse merak etmesin. Türkiye Cumhuriyeti hep varolacak ve bu topraklarda bayragimiz sonsuza kadar dalgalanacak…

Hem de içimizdeki 'Motorola tetikçileri'ne, 'Amerikan milliyetçileri'ne ragmen!..


Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon [yaklasik 572 milyon $]

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin 22 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon", baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 22 Haziran 2002

Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon

Yapi ve Kredi Bankasi, 2001 yili zararinin 895.8 trilyon, geçmis yil zararinin ise 802.4 trilyon lira oldugunu açikladi.

IMKB'ye gönderilen BDDK denetiminden geçmis ve enflasyon muhasebesine göre hazirlanmis bilançoda, Yapi Kredinin aktif büyüklügünün 2001 yili sonunda 15.4 katrilyon, mevduatinin 11.7 katrilyon lira oldugu belirtildi. Bilançoda, kredi portföyünün 2.7 katrilyon lira, net takipteki alacaklarinin ise 2.4 katrilyon oldugu açiklandi.

Sermaye yeterliligi yüzde 10.21

Konuyla ilgili olarak bankadan yapilan açiklamada ise, BDDK tarafindan yapilan denetimler sonucu, enflasyondan arindirilmis bilançoda sermaye yeterlilik oraninin yüzde 10.21 oldugu belirtildi. Açiklamada, söyle denildi:

"BDDK tarafindan yayinlanan raporda da belirtildigi üzere bu hesaplama yapilirken gruba verilen krediler ihtiyatlilik prensibi çerçevesinde degerlendirildi ve gerekli karsiliklar tesis edildi. Rapora göre, hakim hissedarla yapilacak görüsmeler olumlu sonuçlanirsa bu karsiliklarin iptal edilmesi gündeme gelebilecek ve sermaye yeterlilik rasyosu daha da yükselebilecektir."

Açiklamada, 2001'de yasanan derin ekonomik krizin olumsuz etkilerine karsin bankacilik hizmet gelirlerinin geçen yila oranla reel olarak yüzde 38 arttigi belirtildi. Ayrica, operasyonel verimlilik hedefleri dogrultusunda operasyonel giderlerin geçen yila oranla reel olarak yüzde 10'a ulasan oranda azaldigi kaydedildi


Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin 22 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Pamukbank acil satilik" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, Ekonomi Servisi, 22 Haziran 2002

Pamukbank acil satilik,

Bankacilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, satisinin bir an önce tamamlanacagini belirttigi Pamukbank'ta kisa vadede sube ve personel azaltimina gidilmeyecegini açikladi.

Bankacilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Pamukbank'in, Tasarruf Mevduati Sigorta Fonu (TMSF) tarafindan satisina yönelik islemlerin acilen tamamlanacagini açikladi. BDDK raporunda Pamukbank için, yasa geregi almasi gereken önlemleri almayan, alsa bile mali bünyenin güçlendirilmesine olanak bulunmayan banka olarak bahsetti.

BDDK, "Banka Sermayelerinin Güçlendirmesi Programi" isimli raporu dün açikladi. Raporda, Pamukbank ve Yapi Kredi Bankasi'na ayri bir yer verildi. 18 Haziran itibariyle Fon'a devredilen Pamukbank'in tasfiyesi yönünde bir islem yapilmadigi, kisa vadede sube kapatilmasi veya personel azaltimi düsünülmedigi ifade edilen raporda, "TMSF tarafindan satisa sunulmasina yönelik islemler ivedilikle sonuçlandirilacaktir" denildi.

Raporda, Pamukbank'in Yapi Kredi'ye devrine iliskin olarak önerinin Yapi Kredi'nin mali bünyesini bozacagi, Çukurova Grubu'nca sunulan planin uygulanabilir olmadigi gerekçesiyle izin verilmedigi belirtildi.

Yapilan denetimler sonrasinda, Aralik 2001 itibariyle aktiflerinin 6.3 katrilyon oldugu, 5.5 katrilyon olan kredi portföyünün ise 4.2 katrilyonunun denetim sonucu takibe alinarak, reeskontlari (biriken ödenmemis faiz bakiyesi) iptal edildigi ve kalan tutar için de karsilik ayrildigi kaydedildi.

Yapi Kredi'de oran yüzde 10.2

Raporda, "Tahsil olasiligi çok düsük olan kredilerin anapara ve faiz tahsilatlarinin gerçeklestirilememesi ve bu kredilere reeskont uygulanarak gelir yaratilmasi nedeniyle, bankanin büyük miktarlarda zarar ettigi ve bu zararin zaman içinde büyüdügü tespit edilmistir" denildi. Yapi Kredi'yle ilgili olarak 31 Aralik itibariyle sermaye yeterlilik oraninin yüzde 10.2 oldugu, hesaplamada gruba verilen kredilere karsilik ayrildigi bildirildi.

Banka hissedari olma niteliklerini yitiren Yapi Kredi hissedarlarinin haklarini TMSF'nin kullanacagi kaydedilen raporda, "Bu uygulamaya, söz konusu paylar Bankalar Kanunu'nda belirtilen banka hissedari olmanin gerektirdigi nitelikleri haiz kisilere devredilinceye kadar devam olunacaktir" denildi.

Grup risklerinin tasfiyesi için hakim ortakla görüsmelerin en kisa zamanda baslatilacagi, olumlu sonuç alinirsa, grup kredileri için ayrilan karsiliklarin iptal edilecegini, dolayisiyla bankanin sermaye yeterliligi rasyosunun daha da yükselebilecegi bildirildi.

3 katrilyona ihtiyaci var [Yaklasik 2 Milyar $]

Bilanço kalemi (Trilyon TL)

Toplam aktifler : 6.273

Krediler : 1.264

Takipteki kredi : 1.224

Ayrilan karsilik : 349

Takipteki alac. (net) : 874

Mevduat : 7.429

Özkaynaklar : -2.288

SYR (%) : -46.2

Yüzde 8'e ulasmak için kaynak ihtiyaci : 2.963


Pamukbank'taki sahsi hesabini kullanamayacak

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin 22 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Pamukbank'taki sahsi hesabini kullanamayacak" adli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 22 Haziran 2002

Pamukbank'taki sahsi hesabini kullanamayacak

Ilk tahsilat Karamehmet'ten

Mehmet Emin Karamehmet'in TMSF'ye devredilen Pamukbank'taki yaklasik 90 milyon dolarina BDDK'nin ilk nakit tahsilati olmak üzere el konuldu

Çukurova Holding'i sarsan Pamukbank'a el konulmasi süreci, grubun sahibi Mehmet Emin Karamehmet'in sahsi mevduatina el konulmasina uzandi.

Milliyet'in aldigi bilgilere göre, Türkiye'nin en büyük gruplarindan Çukurova Holding'de büyük bir sarsintiya neden olan süreçte yasanan ilginç gelismeler söyle:

• Uzun süredir Hazine gözetiminde olan Pamukbank'in, Çukurova Holding sirketlerinden alacaklarinin 2.5 milyar dolara yaklastigi, sermaye açiginin da 2 milyar dolar oldugu tespit edildi.

• BDDK, "bir bankanin topladigi kaynaklara karsilik kasasinda tutmak zorunda oldugu miktari" belirleyen sermaye rasyosunda asgari oranin yüzde 8 oldugunun altini çizerek, bu kritere derhal uyulmasini istedi.

• Pamukbank'i bünyesinde bulunduran Çukurova Holding yönetimi, 2.5 milyar dolar gösterilen grup kredisi alacagi içindeki 1.1 milyar dolarin "reeskont hesabi" olarak banka kaynaklari içinde oldugunu bildirdi.

• BDDK ise, grup sirketlerine verilen kredilerden faiz tahsil edilmemesine karsin faiz elde edilmis gibi kâgit üzerinde islem yapildigini, daha sonra bu göstermelik islemin "reeskont hesabi"na aktarilarak "hayali gelir" yaratildigini bildirdi.

Sermaye açigi pazarligi

• Pamukbank, 2 milyar dolar sermaye katkisi isteyen BDDK'ya, Pamuk Faktoring gibi sirketlerin varliginin da dikkate alinarak rakamin indirilmesi gerektigini bildirdi. BDDK, "mali" istiraklerin sermaye içinde gösterilemeyecegi yolundaki yasa hükmünü animsatti.

• En hararetli tartisma, Pamukbank ile Yapi ve Kredi Bankasi'nin Fiskobirlik'ten olan alacaginin hesabinda yasandi. Çukurova Holding tarafinda yaklasik 1 katrilyon lira olarak hesaplanan alacak, krediye kefil olan Hazine tarafinda yaklasik 300 trilyon lira olarak görünüyordu. Çukurova Grubu, 1 katrilyonluk alacagin Hazine tarafindan ödenmesi durumunda Pamukbank'in sermayesinin güçlendirilebilecegini söyledi.

•   BDDK ise, bu alacak sorununun kendisini ilgilendirmedigini belirtti. Ayrica Hazine'nin kabul etmedigi yaklasik 700 trilyon liralik bölüm için "tahsili kuskulu alacak" oldugu gerekçesiyle "karsilik" ayrilmasini talep etti.

• BDDK, grup sirketlerinden olan kredi alacaklarinin derhal tahsil edilmesinin olanaksiz oldugu; 1.1 milyar dolarlik ek kredi dilimi için IMF'ye verilecek niyet mektubunu da geciktiren Pamukbank'in sermayesinin güçlendirilmesi operasyonunun Çukurova Grubu'nca yapilamayacagi kanaatine vardi.

• Çukurova Holding, 12 Haziran'da Pamukbank'in Yapi ve Kredi Bankasi ile birlestirilecegini açikladi. BDDK, "emrivaki" olarak gördügü bu birlesme projesini reddetmeye hazirlanirken, siyasi aracilar devreye girdi.

‘El koyamazlar'

• Çukurova yönetimi, BDDK'nin Pamukbank'a el koyamayacagini, binlerce çalisani bulunan holdingin sarsilmasinin göze alinamayacagini düsünüyordu. O kadar ki, alisildik bir tutum olmamasina karsin Mehmet Emin Karamehmet, Pamukbank'a sahsi imzasiyla (yani bütün malvarligiyla) kefil olmus, kisisel mevduatini bile bankadan çekmemisti.

• BDDK içinde Pamukbank'in fona devredilmesine iliskin karar çikarilamadi. Bakan Dervis'le görüsen BDDK Baskani, Hazine Müstesari, Merkez Bankasi Baskani 17 Haziran'da Basbakan'a çikarak durumu aktardi.

• Ecevit'in de devreye girmesiyle Pamukbank'a el konulmasina karsi çikan BDDK üyeleri operasyona onay verdi. 1'e karsi 5 oyla alinan kararda, Pamukbank'in Fon'a devredilmesi, "bankasini batiranlarin banka sahibi olmasini engelleyen" hüküm nedeniyle de Karamehmet'in Yapi ve Kredi Bankasi yönetiminden uzaklastirilmasi benimsendi.

• 19 Haziran sabahi açiklanan BDDK kararinin ardindan Karamehmet ve yöneticilerine yurtdisina çikma yasagi getirildi ve malvarliklarina ihtiyati tedbir konuldu.

• Ihtiyati tedbir karari geregince Karamehmet ve yöneticilerinin malvarliklarinin tespiti islemi baslamisti. Bankasinin fona devredilecegine hiçbir zaman inanmayan Karamehmet'in Pamukbank'taki yaklasik 90 milyon dolarina BDDK'nin ilk nakit tahsilati olmak üzere el konuldu.

Gözyaslariyla terk etti

19 Haziran'da "genel müdür" olarak Pamukbank çalisanlarini son kez toplayan Orhan Emirdag, gözyaslari içinde binayi terk ederken, sözleri, son ana kadar inanilmayan bir gerçegin altini çiziyordu:

"Elveda Pamukbank!"

Emirdag banka çalisanlari için yayimladigi veda mektubunda da duygusal vurgular yapti:

"Benim tek tesellim, bugünkü yeni dönemin ardindan Pamukbank'in yeni ortaklarla devam edecek özellikleri tasimasidir. Yükselen yildiz bir hayal degil gerçekti, hepinizi seviyorum."


Savunma hakki gasp edildi

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin 22 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Pamukbank'taki sahsi hesabini kullanamayacak" adli yaziyi yayinliyoruz.
Aksam, 22 Haziran 2002

Savunma hakki gasp edildi

Devlet, Mehmet Emin Karamehmet'e karsi 'hem borçlu, hem güçlü'!.. 1.5 katrilyonluk borcunu ödemedigi yetmiyormus gibi, malvarligina el koydu, ayda 2 milyar maasa mahkum etti. Itiraz edemesin, kendini savunamasin diye…

Türkiye'yi, 'hukuk devleti' olma sürecinden alikoyan çok ciddi gelismeler yasaniyor. Devlet adina hareket eden kimileri, en temel hukuk kurallarini çigneyerek adaletsizlik örnegi veriyorlar. Böylece hem kamu vicdanini yaraliyor hem de ülke kalkinmasinin motoru olan namuslu, dürüst girisimcinin elini kolunu bagliyorlar. Tipki, 1950'lerden beri ailesiyle birlikte Türkiye'ye en büyük hizmeti gerçeklestiren kisilerden biri olan Mehmet Emin Karamehmet'e yaptiklari gibi…

Hukuksuzlugun doruk noktasi

Bugüne kadar ülkesine 18 milyar dolar yatirim yapmis, 150'ye yakin sirketle 32 bin kisiye is olanagi saglamis olan Karamehmet, sadece 'günü kurtarma'ya çalisan kimi devlet yetkililerinin gazabina ugradi. IMF'den gelecek 1.1 milyar dolar ugruna; sadece geçen yil 2.2 milyar dolar vergi ödemis olan Çukurova Sirketler Grubu Baskani Karamehmet'in malvarligina el konuldu. Onu izleyen gelisme ise tam anlamiyla 'hukuksuzlugun doruk noktasi' oldu.

Haksizliga karsi suskunluga itiliyor

BBDK, Ankara Ticaret Mahkemesi'ne basvurarak, Karamehmet'e ayda 2 milyar lira maas baglanmasini istedi. Talep kabul edildi. 36 yillik geçmisi parlak basarilarla dolu isadami, sadece 2 milyar lira harcayabilecek. Bunun anlami, Karamehmet'in 'savunma hakkinin fiilen elinden alinmis olmasi'… Çünkü tek yanli, haksiz suçlamalara 'itiraz' edebilmesi, mahkemeye gerekli teminatlari yatirabilmesi için sahip oldugu maddi imkanlar ortadan kaldiriliyor. Böylece hakkini mahkemede arayaimayacak durumuna getiriliyor. Tüm bunlari, ayda 2 milyar lirayla yapabilmesi mümkün degil.

Nereye varacaklari ibretle izleniyor

Üstelik tüm bu 'hukuk çeliskisini' yaratan devlet, Karamehmet'e 1.5 katrilyon lira borçlu. Pamukbank'tan Fiskobirlik'e findik alimlarini yapabilmesi için açilan kredi tam 11 yildir geri ödenmemis. Hazine, bu borcu resmen üstlenmis oldugu halde… 'Hem borçlu, hem güçlü'lerin; insaf ve vicdan ölçüsüne sigmayan uygulamalarla magdur ettikleri kisilerin son olarak 'savunma hakkini' da gasp ederek nereye varmaya çalistiklari ibretle izleniyor.


Ergün kaptan çikmali !

Basindan seçmeler'de Aksam Gazetesi'nin ünlü futbol yorumcusu Osman Tanburaci'ni 9 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Ergün kaptan çikmali" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Aksam, 9 Haziran 2002

Ergün kaptan çikmali !

Biz futbolu kopuk oynuyoruz. Kalecimiz, defansimiz, orta sahamiz ve forvetimiz maçi kazanmak için belli bir bütünlügü olusturamiyor. Rakipler de bunu kisa sürede çözünce zaaflarimizi iyi kullaniyorlar.

Ikinci büyük eksigimiz; bir anda disiplinden kopusumuz. Bu milli karakterimiz. Yasadigimiz ortamin degismeyen kurallari olmadigi için günlük ve sistem disi yasiyoruz. Bunda pek haksiz degiliz, sartlar bizi her an karar degistirmeye zorlarsa, ben yaptim oldu mantigi da kolektif düsünceyi bozar! Tek adamlar kader belirler. Rüstü, Hakan!, Alpay vs… gibi. Ya da Bülent, K.Hakan, Fatih gibi…

Ekonomik, seksüel, sosyal ezilmisligimiz var. Bunun sonucu isyan duygumuz gelisiyor. Her seye itiraz ediyoruz, çünkü tatmin olamiyoruz. Gücümüz var ancak sartlarin zorlugundan dolayi istediklerimizi elde edemeyince bu kez zor kullaniyoruz, film kopuyor. Hakliyken haksiz duruma düsüyoruz. Yedigimiz bacak arasini namus meselesi yapiyor basiyoruz tekmeyi. Hatalarimizi gizleme egiliminde olan umut taciri yalakalar da bu suçlulari koruma altina alinca toplum yanlis yönlendiriliyor. 'Aman tenkit etmeyin' demeleri bu yüzden.

Bütün bunlari göz önünde tuttugumuz vakit futbol takimimizin neden zorlandigi ortaya çikiyor. Aslinda sorun; yasam biçimimiz. Çaresi; bu kafayla yok! Zaman zaman sans faktörü bizi basarili kiliyor ve aldaniyoruz.

Kosta Rika bize karsi öncelikle bir puana oynayacak. O zaman maça agirlik koymamiz, topu kullanmamiz sart. Senol Günes çok hatalar yapiyor ama sahaya sürdügü takim ne yapiyor ona bakmak lazim. Senol'un elinde sihirli degnek yok ki futbolcularin beynini degistirsin. Örnegin baslarinda hoca da olmasa bu kadar deneyimli futbolculardan kurulu her takim sahaya çikip takir takir top oynamali. Senol virtüoz! Enstrüman futbolcularin elinde, onlar iyi çalip söyleyecek ki basari gelsin. Arada yanlis nota basarsan eser ölür! Öyle oluyor. Bütün suç Senol'da degil.

Senol'un elinde beyefendi, akilli ve topu iyi kullanan Ergün var. Ergün mutlaka oynamali ve kaptan çikmali. Inanin bu hirçin takima sükünet gelir. Emre Asik, Ilhan, Mustafa Izzet, Nihat da kadroda olmali. Hakan Sükür yedek bile olmamali. O zaman takim canlanir.

Kosta Rika'ya karsi defansimiz geri çekilmemeli. Sarkik libero olmamali. Orta sahamiz topa sahip olmali. Sürpriz adamlar gole kosmali. Hakeme itiraz olmamali, kart görmemeli.

Rüstü- Fatih, Emre, Bülent, Ergün - Emre (Nihat), Tugay, Mustafa Izzet, Hasan Sas - Yildiray, Ilhan kadrosu maçi alir.


Hayat Merdiveni, Tekerrür Etti !

Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nin 30 Mayis 2002 sayisinda birinci sayfada, mansetten verilen "Hayat Merdiveni, Tekerrür Etti !" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Star, 30 Mayis 2002

Hayat Merdiveni, Tekerrür Etti !

78 yasindaki Basbakan Ecevit, yasi ve hastaligiyla ilgili olarak bugün kendisine yöneltilen elestirilerin benzerlerini, 1972 yilinda, dönemin CHP Genel Baskani olan 88 yasindaki Inönü'ye yöneltmis, 'Siyasetçi çekilmesini bilmeli' demisti.

24 Eylül 1884'te Izmir'de bir çocuk dogdu. Ismi Mustafa Ismet Inönü'ydü… O çocuk, Türkiye'nin Kurtulus Savasi'nda, savas sonrasi yaptigi baris anlasmalarinda büyük rol üstlendi. Onun Ankara'da siyaset yaptigi yillarda, 28 Mayis 1925'te Istanbul'da bir çocuk dogdu. Onun adi da Mustafa Bülent Ecevit'ti… Yillar geçti… Atatürk ölünce, CHP'nin basina 1938'de Inönü geçti… Yillarca Milli Sef olarak ülkeyi yönetti… CHP'yi elinde tuttu.

Ta ki 18 Ekim 1966'ya kadar… CHP 18. Kurultayi'nda ilk kez 'ortanin solu' söylemi tartisildi. 'Ortanin solu' diyen Ismet Inönü yeniden genel baskanliga, onu destekleyen Bülent Ecevit ise CHP Genel Sekreterligi'ne seçildi… Türkiye'yi uzun yillar yöneten Inönü ve Ecevit'in yollari böylece kesismisti… 12 Mart Muhtirasi… Yil 1971… CHP Genel Baskani Inönü, 'Kurulan Nihat Erim Hükümeti'ne girelim', Genel Sekreter Ecevit ise 'girmeyelim' dedi.. Sonunda Ecevit, CHP Genel Sekreterligi'nden, CHP Yönetim Kurulu da komple görevinden istifa etti. Böylece Ecevit, Inönü'ye karsi bayrak açmis oldu.

88 yasindaki Inönü'nün durumu kötüydü

5 Mayis 1972'de CHP Olaganüstü Kurultayi yapildi… Parti içi mücadele doruktaydi. 88 yasindaki Ismet Inönü'nün sagligi kötüydü. S¸ekeri yükselen ve güçlükle yürüyen Ismet Pasa, kurultaya gelemedi. Pasa'nin kalp krizi geçirdigi açiklandi. Bunun üzerine kurultay bir gün sonraya ertelendi. Ecevit taraftarlari, Inönü'nün sagliginin kötü oldugunu ifade ederek kulis yaptilar. 47 yasindaki Ecevit de Inönü için 'Tarihi misyonu nedeniyle basarili bir lider olan bu kisi, fiziki nedenlerle tarihi kisiligini kullanamaz hale gelmistir' dedi. 6 Mayis'ta Ankara Selim Sirri Tarcan Spor Salonu'nda yapilan kurultaya Ismet Inönü, doktorlar ve hemsirelerle birlikte girdi. Ismet Pasa kürsüye çikti ve Ecevit'i kastederek 'Ya o, ya ben' dedi. Ecevit'in kürsüden Ismet Pasa'ya verdigi yanit agirdi: 'Sorun ya ben ya Bülent sorununun ötesindedir. Vereceginiz karar sudur: Demokratik bir partinin kanunlara saygili özgür üyeleri mi olacagi, yoksa kapi kullari mi olacagiz? Karar sizindir.'

Ecevit'ten Inönü'ye agir suçlama

6 Mayis'taki kurultayda, Ecevit için güvenoylamasi yapildi. Ecevit güvenoyu aldi. Imet Inönü de, 33 yildir sürdürdügü CHP Genel Baskanligi görevinden 8 Mayis 1972'de istifa etti. 14 Mayis'ta Inönü'den bosalan genel baskanlik görevini kimin üstlenecegini belirlemek için kurultay yapildi. Ecevit, CHP Genel Baskani seçildi. O gün yaptigi açiklamada Inönü için söyle diyordu: 'Dün, aktif olmayan, pasif bir genel baskan vardi.'

30 Haziran 1972'de, CHP 21. Kurultayi'ni yapti. Bu kurultay, genel baskanliktan istifa eden Ismet Inönü'nün bir CHP kurultayina son katilmasiydi. Inönü yaptigi veda konusmasinda 'Yeni genel baskanin basarili olmasi için elbirligi ile çok çalismamiz gerekir' dedi.

Ismet Inönü 1973'te vefat etti… Ecevit yoluna devam etti… Hükümetler kurdu, koalisyonlar yapti… Bugün Türkiye, 70'li yillarin basinda Ecevit'in Inönü'ye sagligi ve siyasetle ilgili olarak yönelttigi elestirileri Ecevit için konusuyor. Öyle ki, Erdal Inönü, yillar önce babasini elestiren Ecevit'i benzer sekilde elestirdi.

Bu kez elestirme sirasi ogul Inönü'de

Erdal Inönü söyle konustu: 'Benim siyaset anlayisim ölünceye kadar siyasette kalmak degil. Öyle yapanlar da var ama, bu benim anlayisim degil… Bati'da oldugu gibi bizde de siyaset pek zevkli bir ugras ama bütün ömrü vermek gerekmez. Bir süre yaptiktan sonra ayrilmak normal bir yaklasim… Geçmisten gelen siyaset kültürümüzde büyüklerimize saygi, baglilik var. Ama bu bazen zararli oluyor. Partilerde hala eski baskan devam ediyorsa demek ki yenisi çikmamis. Çektigimiz sikintilarin pek çogunda geçmisten gelen bu kültür var.'

Ecevit, 1976'daki bir siir kitabinda, 70'li yillarin Karaoglan'i olarak 2000'lerin Ecevit'ine su mesajlari yolladi:

Bir siyaset adaminin bütün yasami ve dünyasi siyaset olursa onun siyasette bile yararli olamayacagina inanirim. Her siyaset adaminin siyasetten baska bir dünyasi da olmalidir. Zaman zaman o baska dünyasina geçip siyasete siyasetin disindan da bakabilmelidir.

Siyasetin bir soyut ugras olmadigini, siyasetin öz konusunun insan oldugunu, öz amacinin insan özgürlügü ve mutlulugu oldugunu unutturmayacak bir ugrasi, bir bakis açisi bulunmalidir siyaset adaminin… Bütün dünyasi siyaset olursa, siyasette yenildi mi veya siyasetten ayrilmak zorunda kaldi mi dünyasinin yikilacagini sanabilir. O yüzden de siyasete simsiki sarilir. Topluma yararli olabilmek için degil kendini ayakta tutabilmek için sarilir siyasete. Kendisi için sarilir. Oysa siyaseti birakinca veya siyaset onu birakinca kendisini bekleyen ve seve seve gidebilecegi, yasayabilecegi bir baska dünyasi varsa ve siyasete en çok gömüldügü dönemlerde bile kafasinin, yüreginin bir kösesinde o dünyasini da yasatabiliyor ve o dünyasinin da özlemini duyabiliyorsa, gözünü hirs bürümez siyaset adaminin…

'Isini bitirince çekilmesini bilmeli'

Insan gerektiginde toplum ugruna, insanlik ugruna, insan ugruna kendi siyasal yasamina kiymayi göze alabilir. Ancak o durumdaki bir siyaset adami siyasetin tutsakligindan ve sinirlamalarindan kurtulup özgür olabilir.

Gereginde siyasetin daracik dörtgeninden çikip bir basina özgür gidebilme gücünü yüreginde tasiyabilmelidir siyaset adami. Ya da Lao Tsu'nun 2500 yil önce ögütledigi gibi 'isini bitirince çekilmesini bilmeli'dir.


Türk, Turan, öz Türkler !

Basindan seçmeler'de 27 Mayis 2002'de Milliyet Gazetesi'nde yayinlanan, Kanal D Genel Yayin Yönetmeni Tuncay Özkan'in "Türk, Turan, öz Türkler !" baslikli yazisini yayinliyoruz…
Milliyet, 27 Mayis 2002

Türk, Turan, öz Türkler !

Türk veya Türklük kavrami üzerine ne kadar düsünseniz, Turan idealini bu noktaya indirgeyemezdiniz: Öz Türkler.

Kizil elma kavramini, Türklerin medeniyete ve güzelliklere dogru açilimini bu çagda, bu kadar içi bos tarif edemezdiniz. Bütün dünyada gelisen evrensel olma ve insanligi bir bütün olarak kavrama mücadelesine sirtinizi böylesine dönemezdiniz. Türk kavramini bu kadar yalniz ve tekil bir halde ele alamazdiniz. Öz Türkler diye bir markayi, Türklüge sahip çikilmis ve kurtarilmis edasiyla böyle ucuz bir sekilde ortaya koyamazdiniz. Ortaya koydugunuz sey bir ürün adi, marka. Türklükle, Turan ile ne alakasi var. Türklügü sizin gibi dar görüslü kurtaricilardan kurtarmak gerek ki, dünyada yanlis anlasilmasin.

Türk kimdir ?

Türklügün veya baska bir kökenden gelmenin insanlar arasi bir üstünlügü olabilir mi? Olamaz. Yeni bilimsel çalismalar, genetik arastirmalar hepimizin Afrikali, yakin akraba ve homosapiens oldugumuzu ortaya koyuyor. Sonra göçler yoluyla sekillenen beden ayriliklarimiz ortaya çikmis.

En önemlisi bizi biz yapan kültürel özelliklerimiz. Evrim kadar önemli ve hatta daha da degerli olan sey yarattigimiz uygarliklar. Dilimizi, gelisimimizi kültürel devrimler sagladi. Türklügü yaratan köken degil, kan bagi, kafatasi ölçüsü degil kültürel geçmis, inançli insanlarin medeniyet yoldasligi. Yoksa Ermeni, Rum, Kürt, Ingiliz, Fransiz hepimiz ayniyiz; kafatasi ölçülerimize kadar.

Kurtarici babalar

Simdi bunlardan bihaber Sedat Peker ve beraberindekiler Türklügü kurtariyor: Yaninda Veli Küçük var. Eski general yeni isadami: Susurluk kahramani: Kürsüde konusurken sergiledigi tutuma bir bakin, sonra degerlendirin. Bagirtisindan, sesinin renginden çocuklar korkar. Zaten tanitim korku üzerine kurulmus bir sirketin, korku salarak ünlenmis ünlülerinin; tipki seyahat firmalarinin adlarinin basina ‘öz' ekleyerek yaptiklari rekabeti animsatiyor. Onlar Türklügü, ‘öz Türkler' olarak koruyorlar; internet üzerinde savasacaklar. Kimle, kime karsi? Neden? Türklügü biz öz Türk olmayanlardan koruyacaklar herhalde. Simdi biz en öz Türk firmasini kurarsak ne yapacaklar?

Bu kimlik arayislarinin, illa Türklük üzerine olmasi mi gerek? Bunun bizim kültürümüze ne kadar zarar verdigi ortada. Siradan bakalim bizim yeralti dünyasinin liderlerine, bunlarin hangisi Türkçü degil? Alaattin Çakici, Sedat Peker, Sedat Sahin, Kürsat Yilmaz, Ayvaz Korkmaz, Nuris ve digerleri. Bunlarin hangisi Türkçü degil? Neden bu suçlularin Türkçülük meraki?

Çünkü derin veya sig devlet denilen ve göbek bagiyla kurulu düzenin, kendi yasadisiliklarina kalkan olan mekanizmanin bir yerinde mutlak olmak istiyorlar. O zaman korunma sagliyorlar. Yanlarinda pasalar, polisler, siyasetçiler, hukukçularla dolasiyorlar; hep devlet korumasi sayesinde istediklerini kopariyorlar.

Mafya neye yarar ?

Mafya bizim gibi ülkelerde merkezde siyasi ve ekonomik rantin bölüsümünde, tasrada otoritenin sopasi veya silahi olarak düzeni saglamakta, sesini yukseltenlerin sesini kismakta kullanilir.

Onun için çetelerin içinde bu saydigim unsurlar eksik olmaz. Spor kulüpleri, sirket ortakliklari, eglence dünyasi, kumarhaneler, gazinolar onlarindir.

Sedat Peker zaten aktif spor adami! Federasyon baskani seçiminde kavganin tam tarafi. Simdiki Baskan Haluk Ulusoy ile birlikte yan yana. Bravo! Nasil da kaynasmislar. Maçlar için Ali Fevzi Bir gibi, Peker de aramis midir Ulusoy'u? Kim bilir?

Devlet yönetiminde ayipli olmak budur iste. Bu manzarayi içine sindiren düzen, herseyi sindirir, hazimsizligi falan olmaz. Sakin merak etmeyin.

Atatürk ve kavgasi

Biri yeralti dünyasinin elebasisi: Digeri malum pasa; O pasa bilmez mi ki Mustafa Kemal Pasa Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken devlet olma yolunda en büyük kavgasini çetelerle, derebeylerle vermistir. Bilir elbet. Bildigi için belki de Ataturk'ün resmi olmayan salondaki Türk büyükleri tablolarinin arasinda. Onlar Atatürk'ü Türk büyügü saymiyorlar. Iyi ki de yok zaten.

Salon onlarin korkuttuklari, mecbur biraktiklariyla, ya da yandaslariyla, çalisanlariyla dolu. Korkunun kralligi ‘kral çiplak' diye bagirana kadar bir çocuk devam eder. Ama o çocuk bagirana kadar da kral çiplaktir zaten.


Türkiye, Galatasaray ve Avrupa : Bu desende bir seyler eksik!

Basindan seçmeler'de Paris'te yayinlanan Yeni Yorum Gazetesi'nin Nisan 2002 sayisinda "Izlenimler" adli kösenin yazari Dr. Hüseyin Latif'in "Türkiye, Galatasaray ve Avrupa : Bu desende bir seyler eksik!" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Yeni Yorum, Nisan 2002

Türkiye, Galatasaray ve Avrupa : Bu desende bir seyler eksik!

Bu ayki yazimizda yurt disinda, Türkiye söz konusu olunca, herkesin birbirinden bagimsiz olarak en çok konustugu Türkiye, Galatasaray ve Avrupa kelimelerinin düsündürdüklerine deginecegiz. Kelimelerden birincisi sevgiyi, aski ve hasreti; ikincisi tutkuyu, heyecani; sonuncusu da özlemi, demokrasiyi ve ilerlemeyi simgeliyor…

Türkiye ve Avrupa Birligi (AB) arasindaki iliskileri yasal ve insani olmak üzere iki alt bölüme ayirmak mümkün.

Yasal çerçeveye her türlü hukuksal, diplomatik iliskiler ve hatta savasla bitebilen sürtüsmeleri; diger bölüme ise tarihsel, cografi yakinlik, kültürel ve sportif iliskileri de katabiliriz.

Türkiye'nin adi, son yillarda ön plana çikan Avrupa Birligi'ne katiliminin kabul edilip edilmeyecegi tartismalarinda Güneydogu Anadolu ve Kibris'tan sonra sik sik Galatasaray'la anilir olmaya basladi. Tartismalarda konu dönüp dolasip Galatasaray'a ve onun futboldaki basarilarina, sampiyonlar ligindeki maçlarina geliyor…

Bu arada kimileri Türkiye'nin Arjantin gibi batacagini ileri sürerken, kimileri ise 2000'li yillarda yasanan hizli degisimlere ragmen; Türkiye'nin ABD ve AB için vazgeçilemez stratejik bir önem tasidigini belirtmekte.

Iste böylesine tartismalarin herhangi bir yerinde Galatasaray adini duymak yadirganmaz hale geldi.

* * *

Avrupa futbolunun heyecanli günleri sali ve çarsambalarda, Paris metrosunda L'Equipe okuyan iki Afrikali gencin sohbetine kulak verirseniz sik sik kullanilan terimlerin arasindan bir tanidigina rastlamaniz mümkün : Galatasaray.

* * *

Türkiye, Avrupa Topluluguyla ilk defa 1959'da tanisti. 31 Temmuz 1959'da o zamanki adi AET olan topluluga üye olmak için ilk basvurusunu yapti. Tam 43 yil geçti aradan…

Insanlarimizin daha iyi bir dünya çerçevesinde yasamak için 50 yillik Avrupa sevdalarini, umutlarini hiçe sayanlar, futbolda da ayni yöntemlere basvuruyorlar. Yillardir "sunu da yap gel", "bunu da unutma" diyerek önümüze "ev ödevleri" çikaranlar, bitmez tükenmez ev ödevlerinin ne zaman sona erecegini söylemeyenler, sporun en stratejik dali futbolda da ayni hesaplari yapiyorlar.

Artik, bizim için AB'den baska bir alternatifin olmadigi bir dünyada baska senaryolarin da imkansiz olmadigi düsünülmemelidir. Bu senaryolar gerçek bir alternatif olmamakla birlikte Avrupa Birligi yolundaki "gerçek" amacimizin hayata geçirilmesi için yapilan diplomatik, ekonomik ve siyasal mücadelemizi güçlendirmekte. Iste böylesine bir perspektifle bakildiginda Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kilinç Pasa ve arkadaslarinin açiklamalari pek de haksiz, ya da bazilarinin dedigi gibi "talihsiz" çikislar degildir.

* * *

Avrupa'nin topluluga üye ya da üye olmayan modern ülkelerinde disa yansitilmamasina özen gösterilen, sagi ve soluyla uzlasan bir milliyetçilik var. Her ülke içersindeki degisik gruplar, özellikle de dis konulara yönelik uzlasmis ortak tutum içersindedirler.

Fransa örneginde oldugu gibi; Avrupa ülkelerinde 1970'ler sonrasi koalisyonlar dönemi yasanmakta.

Modern Iskandinav demokrasilerinde görülen ülke yönetiminde uzlasma sanatinin özellikle de ülkenin tartisilmaz ulusal çikarlari söz konusu oldugunda, degisik politik gruplar (hatta akimlar) hep bir agizdan benzeri görüsleri dile getirmekle birlikte ortak bir tutum ve uygulama içersine girerler. Bunun bir baska benzeri örnegini hemen yakinimizda, Israil'de uzlasmaz gibi görünen partilerin ortak hükümetlerinin programlarinda da gözlemleyebiliriz.

Bizde ise; birakin Türkiye'nin dis politikasini, Türkiye devletinin güvenligini, varligini tehdit edebilecek bazi önemli konulari bile, parti liderleri iktidar ya da muhalefetteki durumlarina göre oya yönelik, kisa vadeli politikalarla saptamaktadirlar.

Buradan tekrar ülke yönetimine geçecek olursak Fransa'nin yönetim biçiminde iki ayri görüse sahip sagin lideri Devlet Baskani Jacques Chirac ve Sosyalist Basbakan Lionel Jospin ülke çikarlari için dis politika ve savuma sorunlarinda agizbirligi etmekteler.

Türkiye'de ise Kibris, Güneydogu Anadolu, Ege sorunlari gibi, alternatifi bizce çok sinirli olan problemlerde bile politikacilarimiz, insanlarimiz ayri ayri görüslerini birbirlerine empoze etmeye çalisiyorlar. 80 yillik cumhurriyetimizin tartisilamaz bir dis politikasi, savunma politikasi artik kesin hatlariyla belirlenmeli ve bu konularda oy avciliginin disinda yapici ve birlestirici tutumlar sergilenmelidir.

* * *

Parti liderlerinin bu tutumlari spor camiasinin da içine yayilmis bulunmakta. Son olarak Roma maçindan sonra Galatasaray'in hafta sonu oynamasi gereken Trabzonspor maçinin ertelenmesine üç büyük kulübün yöneticileri çok sert bir sekilde karsi çiktilar. Aslinda böylesine bir durumda Fenerbahçe, Besiktas ve Trabzonspor kulüplerinin baskanlari bu erteleme teklifini kendileri getirerek ulusal çikarlarin bas savunuculuguna oynayabilirlerdi.

Galatasaray 2001-2002 yili Avrupa Sampiyonlar Ligi'ne 19 Mart'taki Barcelona maçi ile veda etti. 13 Mart'taki Roma maçi sonrasinda stresli geçen bes günün sonunda oynanan maçta Galatasaray, Barcelona karsisinda pek de isteneni veremedi. Ancak, ofsayt oldugu usta ve tarafsiz yorumcularca da belirtilen bir gol karari ile yenildi. Galatasaray'in yenilmesiyle Liverpool'a yenilen Roma'da Avrupa Sampiyonlar Ligi'nden elendi.

Bir hafta öncesinde Disisleri Bakanimiz Ismail Cem'in dedigi gibi ancak fasist Mussoloni'nin Italya'sinda görebilecegimiz sahnelere uygun bir sekilde Roma'dan ugurlanan Galatasaray bu defa Istanbul'da kendi sahasinda on bes maçtan beri süren yenilmezligini de hatali bir gol (!) karari ile kaybediyordu.

Bu sirada aklimiza bir soru takiliyor. Sampiyonlar Ligi'nde finallere yükselecek bir Galatasaray mi yoksa Barcelona mi reyting için ilginç olabilir? Bu soru da hayli düsündürücü!

* * *

Türkiye, Galatasaray ve Avrupa : Bu desende bir seyler eksik! Deseni tamamlamak isterken Genel Yayin Müdürümüz Mehmet Göker Beyefendi üçüncü kez aradi. Yaziislerinden uyarildigini söylerken çok kibar ve nazik sesiyle yazimin ne zaman bitecegini soruyordu.

Bende bu ayki yazimi kopuk kopuk düsüncelerin arasinda, simdilik bitirmeye karar verdim.

Konunun takipçisiyiz.


McKinsey'in fendi, Betil'i yendi

Basindan seçmeler'de 30 Mart 2002'de Milliyet Gazetesi'nde yayinlanan Meral Tamer'in "McKinsey'in fendi, Betil'i yendi" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Milliyet, 30 Mart 2002

McKinsey'in fendi, Betil'i yendi

Dün gazeteleri açtigimda Türkiye Egitim Gönüllüleri Vakfi (TEGV) Baskani Ibrahim Betil'in vakif baskanligindan da, yönetim kurulundan da ayrildigini hem saskinlik hem de üzüntüyle ögrendim.

Sasirdim, çünkü Betil, Türkiye'nin dört bir yanindaki yoksul çocuklara okul disi egitim götürmek konusundaki arzu ve heyecanini, NTV'deki kampanyalarin da destegiyle kamuoyuna yansitabilmeyi basardi, toplumumuz da nihayet gönül rahatligiyla bagis yapabilecegi güvenilebilir bir sivil toplum örgütüne kavustu diye nicedir seviniyordum.

Betil'in yerine gelen Koç Grubu Dayanikli Tüketim Grubu Baskani Cengiz Solakoglu da Betil gibi sezgileri güçlü, duyarli biri. Üstelik vakfin kuruldugu günden beri arka planda cani gönülden yogun emek verdigini biliyorum. Dolayisiyla basarili bir baskan olacagina kusku yok. Ancak Betil gibi 7 gün 24 saatini, bütün yüregiyle ve enerjisiyle bu ise vermesi de mümkün degil herhalde.

Çünkü Solakoglu, 1 Nisan itibariyla Hasan Subasi'dan Dayanikli Tüketim Mallari Baskanligi gibi çok agir bir sorumlulugu devraliyor. Ayrica kamuoyu sadece bizim ülkemizde degil, dünyanin her yerinde sivil toplum örgütlerini basindaki kisilerle özdeslestiriyor ve 2 - 3 yilda bir degisik yüzler görmek yerine süreklilik istiyor, aksi halde güveni sarsiliyor. Toplum TEMA'yi benimsediyse, bunu Erozyon Dede Hayrettin Karaca'ya borçluyuz.

TEGV'nin kurulus günlerini dün gibi animsiyorum. Suna Kiraç bu vakif için kollari sivadiginda, Koç'la özdeslestirilmemesi için büyük özen göstermisti. Ne kadar isabetli düsündügü ve uzak görüslü oldugu, TEGV'nin bugünkü basarisiyla ortada.

Hal böyleyken, Koç'un en tepedeki 3 - 5 yöneticisinden birinin, üstelik de faal görevi sürerken, kamuoyunun karsisina ayni zamanda Türkiye'nin en güçlü vakfinin baskani olarak çikmasinin hiç de iyi bir fikir oldugu kanisinda degilim.

Betil aniden neden gitti? Bu soruyu hem Ibrahim Betil'e, hem de halefi Cengiz Solakoglu'na sordum. Betil'in yaniti alttaki yazida. Solakoglu ise sunlari söyledi: "Bir kisinin bu kadar çok zaman ayirarak vakfi yönetmesi yerine, zaman içinde özellikle kalite yönetimi konusunda bazi zaaflarin da ortaya çikabilecegini göz önüne alarak, McKinsey'e Kurumsallasmaya Dogru baslikli bir çalisma yaptirdik. Bu çalisma 6 ay tartisildi ve sonunda Türkiye'deki tüm sivil toplum örgütlerine örnek olabilecek bir model çikti ortaya. Yönetim kurulu üyeliklerinin, baskanliklarin süresini kisitladik. Her yönetim kurulu üyesine farkli bir sorumluluk verdik.

Hizli büyüyorduk, para sikintimiz yoktu. Toplum vakfa güvenerek çok bonkör davraniyordu. Ancak bu arada altyapi yeterince güçlendirilmiyordu. Büyümeye biraz ara verip, organizasyonu güçlü kilmak istedik."

Naçizane fikrimi soracak olursaniz, bu tür modellemeleri fevkalade mekanik ve kagit üzerinde buldugumu, basarili bir rüzgarin yakalanmasinda insan ruhu ve heyecaniyla rekabet edebilecek bir alternatifin bulunmadigini belirtmek isterim. Betil'in ayrilmasindan dolayi duydugum derin üzüntü de zaten bu yüzden.

"Beni disladilar"

Söz, Türkiye Egitim Gönüllüleri Vakfi Baskanligi görevinden önceki gün sürpriz bir biçimde ayrilan Ibrahim Betil'de : "Sivil hareket olarak toplum tarafindan öylesine benimsendik ki, bu noktada topluma karsi sorumlulugum var. Daha geçen hafta Anadolu'nun 3 kentinde üniversitelerde konusma yapip, bu isin önemini anlatmisim. Bizlere katilmalarini istemisim. 3 gün sonra vakif baskanligindan ayrilmissam, nedenini anlatmam gerek. Onlari yari yolda birakip arkami döndüm gibi bir izlenim birakmak istemem.

Ortada benden kaynaklanan bir vazgeçme yok. Tersine benim dislanmisligim söz konusu. Benim istegim hilafina yapildi bu degisiklik.

McKinsey'den kurumsallasma çalismasini yürütenler, sahayi yeteri kadar tanimadiklarindan dolayi benim mutabik olmadigim öneriler gelistirmeye basladilar. Ve bazi yönetim kurulu üyelerinde, benim vakfin kurumsallasmasina karsi durdugum yolunda izlenim dogmaya basladi. Bir de benim ismimin, vakifla çok fazla özdeslestigi ifade edildi. Görev süremin dolmasi üzerine kendi aralarinda toplanip, sürenin uzatilmamasi yönünde karar aldilar. Suna Kiraç, anlayisla karsilamam konusunda bana bir not göndermis. 2 gün önce bana teblig ettiler. Aramizda tartisilarak alinan karar olsaydi, tabii durum farkli olurdu."


Herkesi kendimiz gibi zannederiz…

Basindan seçmeler'de 28 Mart 2002'de Milliyet Gazetesi Genel Yayin Müdürü Mehmet Y. Yilmaz'in Milliyet'te yayinlanan "Herkesi kendimiz gibi zannederiz…" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Milliyet, 28 Mart 2002

Herkesi kendimiz gibi zannederiz…

Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in hep bildigimiz bir yargiç titizligi var. Bunu en son olarak Ankara'da satin aldigi villanin parasal kaynaklarini açiklarken bir kez daha sergiledi.

TBMM'de bir soru önergesinin yeniden gündeme getirdigi "villa" konusuyla ilgili olarak yaptigi ayrintili ve hiçbir kuskuya yer birakmayacak açiklamayla, ismi üzerinde yaratilabilecek bir spekülasyonu da baslamadan bitirdi.

Sir Philip Sidney'in söyle bir sözü var: "Baskalarina karsi duydugumuz kusku çogu zaman kendimizi gizlice ayiplamamizdan kaynaklanir."

Biz Türklere son yillarda musallat olan ve bir tür paranoyaya dönüsen "kusku" hastaligini açiklayan bir söz olarak degerlendiriyorum bunu…

Öyle insanlar haline geldik ki her tasin altinda bir hirsiz ve yolsuzluk ariyoruz.

Kuskuluysak nedeni var!

Mesleginde basarili olmus ve bu basarisi sayesinde ortalamanin üzerinde bir yasam seviyesine ulasmis hemen herkese "Acaba nereden çaldi?" gözüyle bakiyoruz.

Bu kuskuyu besleyip büyüten birçok somut olayla da karsilasiyoruz.

Yolsuzluklar, rüsvet, ihtilas, irtikap o kadar yaygin ki karsilastigimiz her zenginlesmeyi buna baglamakta tereddüt etmiyoruz.

Bunun nedeni toplumca, sahip oldugumuz degisik olanaklari kendi çikarlarimiz yönünde kullanma aliskanligi gelistirmis olmamizdir.

Hazine arazisine gecekondu yapan, vergi dairesinde kaydi olmayan, kaçak isçi çalistiran, imar kanunlarini dinlemeyen, buldugu her bosluktan bir çikar elde etmeye çalisan bir toplumun bireyleri olarak baskalarina karsi duydugumuz kusku, kendimizi gizlice ayiplamamizdan mi kaynaklaniyor?

Ayni konumda olsak rüsvet alacagimizi bildigimiz için mi o mevkileri isgal edenlerin de rüsvetçi olduguna inaniyoruz?

Bu sorulara hiç düsünmeden evet yanitini verebilirim.

Sira Erdogan'da…

Bu hastaligimizi tedavi edecek en önemli ilaçlardan biri de Cumhurbaskani'nin gösterdigi titizligi, benzeri sorulara muhatap olan herkesin göstermesi olacaktir.

Siyaset sahnesinin önde gelen ve bu tür sorularla karsilasan her aktörü, Cumhurbaskani'nin verdigi örnegi izlemeli diye düsünüyorum.

Bu seffaflasmanin toplumsal paranoyamizi tedavi edecegine ve masum insanlarla gerçek hirsizlari birbirine karistirmaktan kurtarabilecegine inaniyorum.

Biliyorum ki, birçok gerçek yolsuzlugun bugün cezasiz kaliyor olmasinin nedenlerinden biri de toplumda su ya da bu sekilde sivrilmis herkesi yolsuzluk yapmakla suçlama aliskanligimizdir.

Simdi benzer bir açiklamayi Recep Tayyip Erdogan'dan bekliyorum. Siyasi parti kurucusu ve Genel Baskani olarak kamuoyunun önüne çiktigindan beri bu tür hiçbir soruyu yanitlamadi. Kendisi hakkinda, önderi oldugu siyasi hareketin parasal kaynaklari hakkinda böyle doyurucu bir açiklama yapmasi, siyasetteki rakipleri için de örnek olacaktir.

Cumhurbaskani'na tesekkür ediyorum, kamuoyunu ciddiye alip titiz bir açiklama yaptigi için…


Istihdamin dörtte biri kayitdisi

Basindan seçmeler'de 24 Mart 2002'de Hürriyet'de yayinlanan AA kaynakli "Istihdamin dörtte biri kayitdisi!" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Hürriyet, 24 Mart 2002

Istihdamin dörtte biri kayitdisi

Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakanligi'nin arastirmasina göre, Türkiye'de kayitdisi istihdamla beslenen kayitdisi ekonomi, Gayri Safi Milli Hasila'nin (GSMH) yüzde 45'ini olusturuyor. Ayrica toplam ücretli istihdamin dörtte biri de kayitdisi.

Arastirmaya göre, Türkiye'de toplam ücretli istihdamin dörtte biri kayitdisi iken, kentlerde kayitdisi istihdam orani ise yüzde 15 düzeyinde bulunuyor. Kayitdisi istihdam en çok tarim ve hizmet sektöründe yogunlasiyor.

Istanbul-Merter'de çalisan 80 bine yakin tekstil isçisinden sadece 4 bininin sigortasi bulunurken, yine tekstil sektörünün odak noktasi konumundaki Gaziantep'te tekstil sektöründe çalisan isçilerin SSK primlerinin eksik yatirildigi saptandi.

Türkiye'de yaklasik 4 milyon 500 bin civarinda olan kayitdisi istihdam, tekstil ve hizmet sektörlerinin yani sira gida, metal, toprak-seramik, madencilik ve ulastirma sektöründe de yaygin bir sekilde görülüyor.

Gelir dagiliminin bozuk oldugu durumlarda kayitdisi faaliyetlerin çogaldigi vurgulanan Bakanlik arastirmasinda, enflasyonun yüksek düzeylerde oldugu ekonomilerde de kayitdisi sektörün genisledigi bildirildi.

Ekonomik düzenlemelerin, sinirlamalarin ve bürokrasinin daha yogunoldugu az gelismis ülkelerde kayitdisi ekonominin daha genis oldugu belirtilen arastirmada, isletme ölçekleri küçüldükçe kayitdisi istihdamin arttigi kaydedildi. Vergilerin yani sira diger hukuki, idari yüklerin agirliginin kayitdisi faaliyetleri özendirdigine dikkatçekilen arastirmada, denetimlerin yeterli sayi ve nitelikte yapilmayisinin da kayitdisi istihdami özendirdigi ifade edildi.

Kayitdisinin önlenmesine iliskin öneriler

Bakanlik arastirmasinda, kayitdisi istihdamin önlenmesi amaciyla isveren ve sigortali üzerinde büyük baski olusturan ve çalisanlari kayitdisina iten mali yükümlülüklerin azaltilmasi istenerek, devletin sosyal güvenlige katki yapmasi gerektigi bildirildi.

Arastirmada, sigorta primine esas kazanç alt siniri ile asgari ücretin esitlendirilmesi, alt sinir ile asgari ücret arasinda kalan fark prim tutarinin isveren üzerinde bir yük olusturmasinin engellenmesi talep edildi. Prim tavani ve taban ücreti arasindaki sinirin asgari ücret ve katlarina baglanmasi istenen arastirmada, istege bagli ve topluluk sigortasi gibi uygulamalarin prim oranlarininyükseltilmesi gerektigi bildirildi.

Denetimin caydiriciliginin esas olmasi istenen arastirmada, is müfettisleri ile sigorta müfettislerinin yeterli araç ve gereç donanimli olarak çalismalarinin saglanmasi gerektigi de kaydedildi.


Cem'den Italya'ya Cimbom notasi

Basindan seçmeler'de 14 Mart 2002'de NTVMSNBC'de yayinlanan "Cem'den Italya'ya Cimbom notasi…!" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
NTV, 14 Mart 2002

Cem'den Italya'ya Cimbom notasi

Sampiyonlar Ligi'nde Roma ile Galatasaray'in 1-1 berabere kaldigi maçtan sonra futbolcularin soyunma odalarina gitmek üzere tünele yöneldigi sirada olaylar çikti.

14 Mart— Roma'da forma giyen Gaziantepspor'un eski futbolcusu Lima ve Batistuta'nin küfürleriye basladigi belirtilen kavgaya Italyan polisi de karisti. Galatasarayli yönetici ve futbolcular, Italyan polisinin cop darbelerine maruz kaldi. Maç sonrasi yasanan olaylara Türkiye'den ilk tepki Disisleri Bakani Ismail Cem'den geldi. Ismail Cem yaptigi açiklamada, Roma'da çok üzücü olaylar yasandigini belirterek, "Italya Disisleri Bakanligi'na protesto notasi verecegiz" dedi.

Tünel girisinde eski Gaziantepsporlu Lima, basta Arif olmak üzere Galatasarayli futbolculara saldirdi. Italyan polisi, olaya müdahale etmeye çalisan yardimci antrenör Eser Özaltindere ve bazi sari-kirmizili futbolculari, tartakladi. Tribünden soyunma odalarina kadar devam eden tekme, tokat ve küfürlerden olusan saldiriya, güvenlik kuvvetlerinin müdahale etmemesi, dikkati çekti.

Kaptan Bülent, Emre ve Kerem, polis tarafindan sert müdahaleye maruz kalirken, Galatasaray Yönetim Kurulu Üyesi Abdurrahim Albayrak ve Teknik Direktör Mircea Lucescu, olaylari yatistirmak için yogun çaba harcadi.

ALBAYRAK : LINÇ ETMEK ISTEDILER

Abdurrahim Albayrak yaptigi açiklamada, Avrupa'in ortasinda canlarini zor kurtardiklarini ifade ederek, "Bizi linç etmek istediler. Futbolcularimiz polis tarafindan coplandi. Can güvenligimiz yok" diye konustu.

Gaziantepspor'un eski futbolcusu Lima'nin baslattigi saha içi olaylardan sonra tribünde de, Italyan gazeteci ve taraftarlar, Türk basin mensuplarina saldirdi.

CEM : PROTESTO NOTASI VERECEGIZ

AS Roma-Galatasaray maçi sonrasi yasanan olaylara Türkiye'den ilk tepki, Disisleri Bakani Ismail Cem'den geldi. Ismail Cem yaptigi açiklamada, Roma'da çok üzücü olaylar yasandigini belirterek, "Italya Disisleri Bakanligi'na protesto notasi verecegiz" dedi.

Maçtan bir gün önce Galatasaray kafilesi ve taraftarlarin can güvenliginin saglanmasi ve korunmasi ile ilgili olarak Italya'ya nota verdiklerini ifade eden Cem, "Bakanlik olarak sorumlularin cezalandirilmasini isteyecegiz. Büyükelçiligimizden aldigimiz bilgiye göre, Galatasaray Kulübü de UEFA nezninde sikayette bulunacak. Büyükelçiligimiz, tüm imkanlariyla, vatandaslarimizin güvenligini saglamak için çalisiyor" diye konustu.


Yalvaran aday…!

Basindan seçmeler'de 8 Mart 2002'de Star Gazetesi'de yayinlanan Fatih Çekirge'nin "Yalvaran aday…!" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Star, 8 Mart 2002

Yalvaran aday

Birkaç koltuk önümde sessizce tartismalari dinleyen MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kilinç, mikrofonu aldi, ayaga kalkti ve sakin bir üslupla konusmaya basladi:

- Türkiye'nin milli menfaati oldugu konularda, AB'den hiçbir destek görmedigi artik ortadadir. Bu nedenle, Türkiye, baska ülkelerle isbirligi yapmalidir. Mümkünse, ABD'yi gözardi etmeden, Rusya ve Iran'i içine alan bir politika gütmeli.

Org. Kilinç bu sözleri, Harp Akademileri Komutanligi'nin düzenledigi 'Türkiye'nin Etrafinda Baris Kusagi Nasil Olusturulur?' sempozyumunda söyledi…

Söylerken birlikteydik…

Hangi kapsamda, hangi ölçekte, hangi kivamda söyledigini yakindan yasadim. Hatta hemen ardindan yaptigimiz sohbette niyetinin, 'Türkiye'ye yeni açilimlar sunma' oldugunu da gördüm.

Bu yüzden sempozyuma katilanlarin yaptigi diger konusmalar da dikkate alindiginda, 'Asker AB'yi istemiyor, bunun yerine Rusya'yla ittifak aranmasini istiyor' seklinde bir sonuç çikartilmasi yanlis olur.

Nitekim birinci oturumu yöneten Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan'in kapanis konusmasinda söyledigi su sözler, aslinda Org. Kilinç'in sözlerinden farkli degildir:

- Avrupa Birligi, orta ve uzun vadede bir süper güç olmayacaktir. Ama, burada daha önemli bir sey var. Türkiye, etrafindaki baska gelismelere de dikkat etmek zorundadir. Örnegin, Uzakdogu'da gerçeklesen ve Japonya'nin da içinde bulundugu yeni ittifaklar. Orta Asya devletlerinin bir araya getirdigi yeni platformlar gibi. Örnegin Japonya, önümüzdeki 25 yil içinde Avrupa'dan çok daha büyük bir ekonomik gücün merkezi haline gelecektir. Türkiye, bu gelismeleri gözardi ederek politika üretmemelidir.

Benzeri bir açiklama Prof. Dr. Duygu Sezer Bazoglu'ndan geldi…

Ayni sekilde Prof. Dr. Haluk Ulman 'Bu cografyada hangi tasi kaldirsaniz, altindan ABD çikar' diyerek, Türkiye'nin AB politikasindaki, ABD kozunu hatirlatti…

Ve son olarak Prof. Dr. Erol Manisali çok daha keskin ve iddiali bir bakisla, AB'nin Türkiye'yi hiçbir zaman almayacagini, belki ikinci çemberdeki ülkeler içersine kabul edebilecegini, ama bunu yaparken, Türkiye'nin ulusal çikarlarini paramparça edecegini söyledi…

Manisali'nin bu sözleri salondaki bazi izleyiciler tarafindan olumlu karsilanirken, yer yer asiri da bulundu…

Manisali bunu farketmis olacak ki, su ilginç soruyu AB politikamizin tam ortasina yerlestirdi:

- Eger AB bizi gerçekten alacaksa, neden önce Kibris'i çözdürmek için baski yapiyor? Madem alacak, hep birlikte bizi alir, ondan sonra da 'Avrupa'da sinirlar kalkiyor, Güney ve Kuzey Kibris'in bir anlami yok' diyebilir. Neden Ege'de üzerimize geliyor? 'Önce Ege'yi çöz, sonra üyeligini konusuruz' diyor. Eger gerçekten alacak olsa, önce Türkiye'yi AB'ye alir, sonra sinirlarin kalkacagini söyleyerek, 'Ege artik bir Avrupa gölüdür' der. Ama böyle yapmiyor. 'Çöz sonra gel' diyor. 'Gel de burada çözelim' demiyor.

Manisali'nin bu sorulari, gerçekten anlamlidir.

Nitekim, PKK'nin siyasallasmasi, Ermenistan'in taninmasi, AB'den gelen talepler olarak Manisali tarafindan dile getirilince, olay daha da netlesmektedir…

Iste, Org. Kilinç'in sözüne baslamadan evvel 'Prof. Manisali'nin bütün söylediklerine katiliyorum' demesinin önemi buradadir…

Sempozyuma ögle arasi verildiginde, Org. Kilinç'la ayak üstü kisa bir sohbet yaptik…

Yine açik bir ifadeyle, AB'nin Türkiye'nin ulusal çikarlarina taban tabana zit bir politika izledigini söyledi…

Hemen belirtmeliyim ki, Org. Kilinç, tam 4 kez bu sözlerinin kisisel düsünceleri oldugunu da tekrarladi. Buna ragmen, Org. Kilinç'in bunu 'emir komuta zinciri içersinde söyledigi' iddialari, kuskulari, senaryolari, kulisleri sarsacaktir…

Bu yüzden bu tartismaya girmiyorum…

Aslinda Org. Kilinç'in sözlerine odaklanmadan, az önce aktardigim katilimcilarin görüslerinin toplamina bakildiginda çok daha önemli bir gerçek ortaya çikmaktadir…

O da sudur:

- Türkiye, yillardir dünyadaki güç dengeleri içersinde, sanki baska hiçbir ittifak alternatifi yokmuscasina, AB adayligina mecbur kilinarak teslimiyetçi bir noktaya çekilmektedir.

Türkiye, adeta AB'yi bütün ulusal çikarlarini bir kenara birakacak noktada 'dilenme çizgisi'ne itilmektedir…

Ve elbette, bu 'yalvaran aday' konumu, AB içindeki lobileri cesaretlendirmektedir…

Türkiye, bu kadar kayitsiz-sartsiz, bu kadar teslimiyetçi bir zihniyetle 'kapidan kovarsan, bacadan girecegim' diyen bir 'yalvaran aday' noktasina kendisini düsürmese, belki de PKK'nin siyasallasmasi, Ermenistan'in taninmasi, Ermeni Soykirimi'nin taninmasi ve daha da ileri giderek Kürtçe yayin ve ögrenim gibi agir talepler, bu derece fütursuzca masaya konulmayacakti…

Demek ki asil hata, bu taleplerde bulunan AB yönetiminde degil, hata AB karsisinda diz çöken bu teslimiyetçi zihniyetin 'her ne pahasina olursa olsun' diyerek baslattigi 'yalvaran aday' modelindedir.

Çünkü AB'ye bu cesareti veren 'yalvaran aday' modelidir.

Bu yüzden ortada müzakere asamasi kalmamistir…

Çünkü AB yönetimi daha müzakereler baslamadan her seyi istedigi gibi dikte ettirmektedir. Gerçekten de Tükiye bütün bunlari yerine getirdikten sonra müzakere asamasinda neyi konusacaktir?

Belki bu yüzden, önceki gün RTÜK üyesi Fatih Karaca, televizyona çikip 'AB, bizim yapacagimiz yayinlarin süresine kadar karisma cesaretini göstermektedir. Bu benim onurumu kirmaktadir. Ben bagimsiz bir devletin bürokrati degil miyim?' sorusunu sorma noktasina gelmistir…

Aslinda bu sempozyumun yarattigi soru isareti çok önemlidir.

En azindan Türkiye'yi bir 'yalvaran aday' modeli yerine, dünyadaki diger ittifaklari da dikkate alabilen daha sahsiyetli bir çizgiye getirmenin soru isaretlerini ortaya koymustur.

Soru sudur:

- Aday ülke mi, yoksa yalvaran bir aday mi?

Elbette Türkiye, AB'ye girerse bu iyi bir gelismedir. Ancak 'Avrupa havucu' gösterilerek, Türkiye'nin devlet olma iradesi elinden alinmaya çalisiliyorsa, bu da tehlikeli bir oyundur. Bu yüzden, 'Avrupa'ya girmezsek mahvolduk' psikolojisi altinda ezilmek yerine, 'Acaba dünyada baska ittifak dengeleri yok mudur?' sorusunu da bir alternatif olarak degerlendirmek mümkün degil midir?


Demirel'den ilginç anilar..!

Basindan seçmeler'de 8 Mart 2002'de Milliyet Gazetesi'de yayinlanan "Demirel'den ilginç anilar…!" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 08 03 2002

"Ara su telefonu!"

Demirel bugün Harp Akademileri'nce düzenlenen sempozyumda ilginç anilarini aktardi… Suriye Cumhurbaskani'na kimin telefon numarasini uzatti..?

9. Cumhurbaskani Süleyman Demirel, Harp Akademileri Komutanligi'nca düzenlenen ''Türkiye'nin Etrafinda Baris Kusagi Nasil Olusturulur'' konulu sempozyumun ikinci gününde konustu.

Demirel, 1992 yilinda Basbakan olarak Sam'a giderek, zamanin Cumhurbaskani ile konustugunu ve ona ''Sizinle komsuyuz, bin kilometrelik sinirimiz var. Halklarimiz Müslüman. Siz burada oturuyorsunuz, sizinle beraber Öcalan da oturuyor. Sinirdan Türkiye'ye kiskirtilmis insanlari sokuyor, 'kurtaracagim' dedigi insanlari sehit ediyor. Bu dostluga, komsuluga, Müslümanliga sigar mi'' dedigini anlatti.

Demirel, Cumhurbaskani'nin ''hayir bu adam burada yok'' demesi üzerine cebinden bir telefon numarasinin bulundugu kagidi çikararak, ''Su telefonu ara, orada'' dedigini, ancak Cumhurbaskani'nin kagidi cebine koyarak telefonu aramadigini söyledi.

Süleyman Demirel, 6 yil sonra Türkiye ''Artik sabrim bitmistir'' dediginde, Öcalan'in bulundugu yerden apar topar çikmak zorunda kaldigini hatirlatti.

Benim sorunum sizinle

Ermenistan Cumhurbaskani ile de bu ülke bagimsizligini kazandiktan sonra Istanbul'da biraraya geldigini söyleyen Demirel, ona ''Türkiye ile iyi geçinin, Trabzon limanindan, Istanbul'dan faydalanin'' dedigini, Ermenistan Cumhurbaskani'nin '' Türkiye'nin degerini biliyoruz'' demesi üzerine de ''Biliyorsunuz ama, size ait olmayan topraklara tasip, katliam yapiyor ve 1 milyon insani oradan çikartiyorsunuz. Bu konulari baris yoluyla halledin'' dedigini animsatti.

Demirel, Ermenistan Cumhurbaskani'nin bu söylediklerine itiraz etmedigini vurguladi.

Daha sonra Ermenistan'in bugünkü Cumhurbaskani Koçaryan'la biraraya geldigini ve ayni seyleri ona da söyledigini kaydeden Demirel, Koçaryan'in kendisine ''Benim aradigim bu degil, jenosit . Siz jenosit yaptiniz. Benim sorunum Azerbaycan'la degil, sizinle'' dedigini söyledi.

Demirel bunun üzerine kendisinin de Koçaryan'a ''Hadi bakalim yolunuz açik olsun'' dedigini ifade etti.

Demirel, her zaman islerin bilindigi gibi yürümedigini söyleyerek, ''Trafik kazasi sadece sizin iyi araba kullanmamamizdan kaynaklanmaz.

Karsidan gelenin ruhsatsiz, alkollü ve uykusuz olmasindan da meydana gelebilir'' dedi.

AB üyeligi

AB üyeligi konusunda Türkiye'de yapilan referandumun sonucuna göre halkin yüzde 77'sinin AB'ye üyeligi istedigini vurgulayan Demirel, söyle devam etti:

''(Burasi Hristiyan kulübüdür) diyenler varolmasina ragmen (Varsin olsun) diyorlar. Niye böyle diyor. (Ben buraya girdigim zaman dinimi mi kaybedecegim, ama zengin olmak istiyorum) diyor. Buraya girip de zengin olmayan yok. Buraya girip de bölünen de yok.. Bir de karsi taraf var. Orada, Türkiye AB'ye girsin diyenlerin orani yüzde 35. Olay nereden çikiyor. Viyana Müzesinden çikiyor. Ne var orada.

Merzifonlu Kara Mustafa Pasa'nin Viyana Kusatmasi… ve adam hala onun tesiri altinda.'


Luiz Fernandez'e 6 ay ceza
Basindan seçmeler'de 8 Mart 2002'de NTV'de yayinlanan Rahmi Gündüz'ün AA'ina dayanarak verdigi "Luiz Fernandez'e 6 ay ceza" baslikli yazisini yayinliyoruz.
NTV, 8 Mars 2002

Luiz Fernandez'e 6 ay ceza

Fernandez, PSG futbol takiminin, Girondins De Bordeaux ile yaptigi Fransa Kupasi yari final maçinda, takimin aleyhine çalinan bir penaltiya itiraz etmis ve 4. hakemin üzerine yürüyerek kendisini itmisti.

8 Mart— Fransa Futbol Fedarasyonu Disiplin Kurulu, Bordeaux takimiyla yapilan maçta 4. hakemin üzerine yürüyerek iten Paris Saint Germain Futbol Takimi Teknik Direktörü Luiz Fernandez'e 6 ay ceza verdi. Disiplin kurulu karari geregi, ünlü teknik dieöktör PSG'nin maçlarinda 6 ay süreyle soyunma odasina inemeyecek ve maçi kulübeden izleyemeyecek.

Fransa Ligi'nde bu yil istikrarsiz sonuçlar alan PSG, Girondins De Bordeaux takimiyla geçen hafta yaptigi maçi 1-0 yitirmisti.

Fernandez'in daha önceki maçlarda da hakemlere yönelik centilmenlik disi tutumunun, kendisine 6 aylik ceza verilmesinde önemli rol oynadigi tahmin ediliyor. PSG, Fransa ve Avrupa'da holigan taraftarlarinin sürekli olay çikarmasiyla da yakindan taniniyor.


Türkçenin hali!..
Basindan seçmeler'de 4 Mart 2002'de Milliyet gazetesi'nde yayinlanan Taha Akyol'un "Türkçe'nin hali" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Milliyet, 4 Mars 2002

Türkçenin hali !..

ÖNCE Metin Toker yazdi; sonra Dogan Hizlan ve Hadi Uluengin… Türkçenin "ari dil" diye fakirlestirilmesini elestirdiler.

Uzun asirlar boyu islenerek nüans zenginligi kazanmis kelimelerin "Osmanlica" diye tasfiye edilmesinin zararlarina örnekler verdiler.

"Hücum, taarruz, tecavüz"; bunlarin hepsi "saldiri"dir artik! George Orwel'in "büyük birader" kafasiyla yönetilen Milli Egitim'in yeni tarih kitaplarinda "Büyük Taarruz" bundan böyle "Büyük Saldiri" olacak galiba! Ceza kanunundaki "irza tecavüz" de "irza saldiri" olacak!

Bir "neden" modasiyla "sebep olmak, dolayisiyla, vesilesiyle, yüzünden…" gibi nüans ve üslup zenginligimiz tirpanlandi.

Atatürk'ün dilini de arilastirdilar: "Milli vicdan" artik "ulusal duyunç"tur! "Ulusal istenç" uydurmasi, "milli irade"nin felsefi ve tarihi zenginligini veriyor mu?

Hele Nutuk'taki "hukuku esasiye" (anayasa hukuku) teriminin "temel haklar" diye arilastirilmasi, korkunç!..

* * *

TARIHÇI Christopher K. Neumann'in Tanzimat ve Cevdet Pasa hakkindaki "Araç Tarih, Amaç Tanzimat" adli degerli eseri Tarih Vakfi tarafindan yayimlandi. Türkçe tercümesi için yazdigi önsözde Neuman, arilastirmanin yarattigi sorunlar konusunda diyor ki:

"…Kelimelerin degerini etimolojik kökene göre tespit eden ve bu bakimdan irkçi olan, yazi dilini konusma diline benzetmek amaciyla ikisinin de islevini yerine getiremeyecek kadar dumura ugratan bir dil politikasina kurban gitmis Türkçenin makus talihi…"

Devam ediyor:

"Kendi Almanca üslubumun akiciligi, zenginligi ve çokboyutluluguyla iftihar eden bir yazarim. Konum, üslup konusunda hayranlik uyandiracak baska bir yazarin, Cevdet Pasa'nin eseridir…"

Türkçenin düsürüldügü durumu Neuman söyle anlatiyor:

"Gelisme sansi kullandirilmamis Türkçenin haline, bu tercümeyi gözden geçirirken bir kez daha hayiflanmaktan baska bir sey elden gelmedi."

* * *

KELIME ve terimlerin degerini anlam zenginliginde degil, 'irk'ta arayan bu dil ideolojisi ile "Türk irkinin brakisefal ve Alpin oldugunu" yazan ideoloji aynidir!

Atatürk ve Inönü kötü gidisi görüp karsi çikmislardi. Harf devriminden sonra 6 ayda sözlük yayimlanmasini istemisler ama dil irkçisi kafa, Latin harfleriyle 20 bin kelime civarindaki ilk Türkçe sözlügü ancak 1944'te çikarabilmis, Türkçe 16 yil sözlüksüz kalmistir!

Ali Seydi'nin 1914 basimli "Kamusi Osmani"sinde 40 bin kelime vardir!

Tasfiyecilik ve uydurmacilik o hale geldi ki, Italyan Umberto Eco'nun "Gülün Adi" romanini Volter diliyle Fransizca çevrisinden su gibi okuyan Uluengin, uydurukça yüzünden Türkçe tercümesini sökemiyor!

Iste, hatiralarini kaleme alan Metin Toker'in yasamis oldugu olaylari, yani toplumsal tecrübelerimizin zenginligini anlatmasina uydurukça kifayet etmiyor!

Dogan Hizlan, "klasiklerin" uydurukçaya kurban gitmemesi için savasiyor!

Dilimizin uydurukçayla fakirlestirilmesi, ögrenmeyi ve düsünmeyi zahmet sayan, 'basit'le yetinen, üç bes yüz kelimeyle konusan nesiller yetistiriyor!


Alkol kavgasi Galata Kulesi'ni karartti
Basindan seçmeler'de 2 Mart 2002'de Hürriyet gazetesi'nde yayinlanan Asim Günes'in "Alkol kavgasi Galata Kulesi'ni karartti" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 2 Mars 2002

Alkol kavgasi Galata Kulesi'ni karartti

Belediye, elektrik faturasini ödemeyince 650 yildir Istanbul siluetinin degismeyen simgesi olan Galata Kulesi, geceleri karanliga gömüldü.

Istanbul siluetinin degismeyen simgeleri arasinda yer alan Galata Kulesi, alkol ve dansöz tartismasi yüzünden isigini kaybetti. Istanbul Büyüksehir Belediyesi tarafindan ödenmesi gereken elektrik faturasi ödenmeyince, TEK, Kule'nin isiklarini kesti.

Galata Kulesi'nin büyüsü 13 gün önce ödenmeyen bir fatura yüzünden bozuldu. Çünkü, dis aydinlatmayi üstlenen Istanbul Büyüksehir Belediyesi, TEK'ten gelen elektrik faturasini ödememisti. Elektrik kesilince, geceleri pirlanta gibi parlayan kule karanliga gömüldü.

Galata Kulesi'ndeki turistik restoranin ve gece kulübünün isletmecisi olan Cosar Kardesler, "Kule, Istanbul'da mülkiyeti belediyeye ait ve içki satabilen tek turistik mekán. Cumhuriyet kuruldugunda tapular degistirilirken, yangin gözetleme kulesi olarak kullanildigi için Galata'nin mülkiyeti belediyeye verilmis. 1969 yilinda amcamiz Saadettin Kardesler, kulenin iç tadilatini yapmis. Diger amcamiz Ünal Kardesler de belediye ile anlasip isletmesini almis. Yillardir turistler, bogazin essiz manzarasini buradan seyrediyorlar'' dedi.

Tayyip Erdogan'in 1996 yilinda Büyüksehir Belediye Baskani olmasiyla birlikte sorunlarin basladigini anlatan Çosar Kardesler, yasadiklarini söyle anlatti:

"Bir gece, dönemin Emlak Müdürü geldi. Içki satildigini ve dansöz oldugunu görünce, buna izin vermeyecegini söyleyip hisimla ayrildi. Belediye, o günden beri alti tahliye ve isletmeyi degistirme davasi açti. Depremde yikilma tehlikesi oldugunu söylediler fakat bütün raporlar aksine çikti. Son olarak, yangin tehlikesi var diye kapattilar. Restoran ve gece kulübü bir yil kapali kaldi. Iki ayri üniversiteden, yangin tehlikesi olmadiga yönünde rapor aldik. Bu arada alkolü ve dansözü kaldirirsak sorun çikmayacagini da söylediler. Müsterilerimizin yüzde 95'ini turistler olusturuyor. Tabii ki kabul etmedik. Ne yapalim, bogaz manzarasi karsinda yemek yiyen turiste gazoz mu ikram edelim.'


Sike çetesi'nin köstebegi de var
Basindan seçmeler'de 26 Subat 2002'de Milliyet gazetesi'nde yayinlanan Kanal D Haber Dairesi Genel Müdürü, Tuncay Özkan'in "Sike çetesi'nin köstebegi de var" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Milliyet, 26 Subat 2002

Sike çetesi'nin köstebegi de var

Sike çetesi gerçegi, pek çok noktada aslinda ne kadar basibos bir yönetim içinde bulundugumuzu gözler önüne serdi. Ali Fevzi Bir konustukça ortaya dökülen kirli çamasirlar, çok gizli sorusturmalarin bile gizli olmadigini gösteriyor. Bir'in açiklamalari iyice irdelenmeli. Bir önceki gece kurgulanmis bir senaryonun parçasi olarak, Almanya'dan telefonla bir kanala çikti ve konustu. Yapimcilarin gösterdigi saygi ve sevgi gözlerimi yasartti. Ama bundan da ötesi Bir'in açiklamalariydi. 
"Günde 10 - 15 bin dolar harcadigini, benim 5 milyon dolara dinimi degistirecegimi, kendisinin ise basinda oldugu takimi bu paraya sampiyon yaptigini" anlatti.

Haber uçurdular

Ayrica çok önemli bir ifsaatta da bulundu:

"Bundan bir buçuk ay önce ben saunada iken bana hakemlerin telefonu dinleniyor, bu konuda hakemler uyarildi denildi" dedi. Ayrica kendisi telefon konusunda herkesten daha uzmandir ya, neyse. Bu sirada sike dosyasinda adi bulunan hakemlerden Bir'in çok yakin dostu Sadik Ilhan da "Evet bize Merkez Hakem Kurulu Baskani Bülent Yavuz, bundan bir buçuk ay önce yaptigimiz bir genel toplantida, bütün hakemlerin telefonlari dinleniyor, dikkat edin açiklamasi yapti" dedi. Benim elimdeki dosyadaki tarihleri söylenen tarihlerle karsilastirdim, evet söylenenler dogru. Telefon dinlemeleri ve sike konusmalarinin kayda geçmesi tam da bu tarihlere rastliyor. Iste bu noktada simdi yanit aranmasi gereken bir soru daha gündeme geliyor:

"Bu sike arastirmasini kim hakemlere ve Bir'e sizdirdi?"

Daha sorusturma asamasinda iken, bu dosya ile ilgili belgeler ve bilgiler toplaniyorken, kim sorusturmanin gelecegini karartti? Bu köstebek Emniyet'in içinde mi, yoksa adalet mekanizmasinda mi bulunuyor? Kim hem Ali Fevzi Bir'e hem de suçlanan hakemlere telefonlarin dinlendigini, böyle bir sorusturmanin yapildigini haber verdi? Kim?…

Bu öylesine bir suç ve suça istirak ki; bunun ortaya çikartilmasi, sikelerin ortaya çikartilmasi kadar önemli. Çünkü bu ayakta da devlet içindeki isbirlikçiler ortaya çikacak.

Bu dosya ile ilgili çok ilginç bir nokta bu itiraf edilen gerçek. Çünkü dosyada dinlenen hakem yok. Yani mahkeme karari ve dinleme dokümanlari sadece Ali Fevzi Bir'in telefonunu gösteriyor. Diger dinlemeler için karar yok. Böyle bir dinleme de yok dosyada. Ali Fevzi Bir'i arayanlar ve onun aradiklari dosyayi olusturuyor. Hakemler dinlenmezken hakemlere dosyadan bahsedip, onlara dinleniyorsunuz açiklamasini Merkez Hakem Kurulu yetkilileri nasil oluyor da yapiyorlar? Böyle son derece gizli bir bilgiye nasil oluyor da ulasiyorlar? Ayrica hakemlere bu bilgiyi aktaranlar Ali Fevzi Bir'e dinleme olayini nasil haber veriyorlar? Bunlar kim?

Çünkü dosyaya daha hangi savcinin bakacagi bile belli degil o siralar. Ancak Kadiköy Savciligi'nda olan dosyanin bir aralar Ankara'ya götürülüp, burada bazi siyasilerle görüs alisverisi yapildigi iddialari vardi. Acaba savcilarin bu konudaki tutumunu bazi siyasiler ve üst düzey yöneticiler kötüye kullanip, hakemlere haber mi verdi?

Yoksa adalet mekanizmasi ile Emniyet içinde bu çetenin adamlari mi var? Bu bilgiyi sizdiranlar hem sorusturmayi baltaladilar, hem de ulasilacak pek çok ipucunu yok ettiler. Herhalde savcilar sorusturup gerçegi ortaya koyacaklardir.

Olsan ne olur olmasan ne olur?

Ali Fevzi Bir gibi adamlar, parayi tanri saydiklari için degerlerinin de bir fiyati var. Yoksa bazi mukaddes kavramlarin parayla alinip satilamayacagini siradan herkes bilir. Susurlukçu Bir, Sahrayi Cedit takimini aldiktan sonra, çok para harcayip ikinci lige çikartmis. 5 milyon dolar diyor. Ona bu paralari nereden buluyorsun diyen yok. Sonra satti takimi. Takimi ondan Abdülbaki Simsek ile Yemen Eksioglu devraldi. Hani Bir'i hiç tanimiyorum diyen Eksioglu. Takim Bir'den sonra adini da degistirdi. Artik Öz Sahrayi Cedit degil. Yeni adi Üsküdar Anadolu. Adinin degisme nedenini de siz tahmin edin artik.

Bir de Tuncay Özkan'in Susurluk takintisi varmis… Evet var. Bu nedenle Ali Fevzi Bir'e "takikömis". Yok… Bu yanlis Ali Fevzi Bir. Tuncay Özkan'in kisilerle bir derdi yok. Sen olmazsin baskasi olur. Tuncay Özkan'in bataklikla, onu yaratan sistemle, hukuk düzenini savunmakla derdi var. Sen olsan ne olur, olmasan ne olur…

Bahisçisiyle Almanya'da bulustu

Ali Fevzi Bir Italya'dan basladigi yolculuguna Almanya'da devam ediyor. Bahisçisi de Almanya'da zaten, bulustular. Sadece onun için bahis oynamiyor tabii. Senol adli bu bahisçinin Türkiye'den hatirli pek çok spor adamiyla isi var. Simdi orada birlikte gelismeleri degerlendiriyorlardir. Açiklamalar yaptigi kanalda, yok dedigi bahislerin oynandigi ortaya çikti. Daha neler çikacak? Ayrica benimle ilgili çirkeflestigi noktalari hiç önemsemiyorum. Ama o programda bana atilan çamurun hesabini da o kanal ile hukuk önünde ayrica görecegim elbette.


Ilk görüste Erman'a ben de kil olurdum
Basindan seçmeler'de 11 Subat 2002'de Milliyet gazetesi'nde yayinlanan Ahmet Tulgar'in "Ilk görüste Erman'a ben de kil olurdum" baslikli yazilarini yayinliyoruz.
Milliyet, 11 Subat 2002

Erman Toroglu: "Hakem yerinde durup futbolcunun gözünün içine bakmalidir"
"Ilk görüste Erman'a ben de kil olurdum"
Erman Hoca "Yetkili olsam hakemlerin yüzde sekseni kalmaz, hakem alemini önce yikacaksin, sonra yapacaksin" diyor

Erman Toroglu tam bir televizyon yildizi. Dikkatimi çekiyor. O stüdyodaki koltugunda kaykildikça, ayaklarini kendi deyisiyle "seyircinin burnuna sokarcasina" uzattiginda, topuklarini kaldirip ayaklarinin ucunda yaylandikça, keyiflenip arkasina yaslandikça, milyonlarca evde televizyon seyircileri keyifleniyor ya da öfkeleniyor ama mutlaka bedenlerini harekete geçiriyorlar. Ilginçtir, Erman Toroglu'nun iddiali söylemine eslik eden vücut dilinin tetikleyici bir etkisi oluyor insanin üzerinde.

Stüdyoda bu kadar rahat olan Erman Toroglu'nu sokakta göreceksiniz. Nasil çekingen. Ercan fotograf çekmek için günes alan bir yere götürmeye çalisiyor, Hoca "Aman kardesim, beni yürütme" diyor. Çünkü isi zor. Herkes ona bir sey söylemek istiyor. Otomobillerin camlarindan sarkmis gençler "Erman Hoca!" diye haykiriyor. O zaman iste koskoca Erman Hoca basini egip, omuzlarini düsürüyor, bakislarini yere indiriyor. Kendi de vücudu da susuyor.

Evet, onun yeri o stüdyo. Çocuklugunda kekeme komsularini taklit ede ede bir yilligina kekeme olan Toroglu'nun bütün dilleri orada çözülüyor.

Oturma odanizda sohbet ediyormus gibisiniz ekranda. Bu sizin programlarin formatiyla ilgili bir sey mi?

Aslinda ben istedigim kadar rahat da degilim orada. Oturdugumuz koltuklar iyi degil. Daha rahat etmemiz lazim. Herhalde uyuruz kaliriz diye rahat koltuk vermiyorlar.

Siz mi uyursunuz? Nasil da atesli konusuyorsunuz halbuki programda.

Bana o sirada yastik gösterin, ben uyurum. Televizyon hele uyku ilacimdir.

Maç sirasinda da uyur musunuz?

Uyurum ben kardesim, maç filan hikaye.

Neyse, su rahatlik meselesine dönelim. Hiç uyari, elestiri almiyor musunuz?

Bazen tenkit gelir. Iste "Ayagini fazla uzattin, seyircinin burnuna" filan.

Belden asaginizi koltuklarda zaptedemiyor gibisiniz.

Eh, serde futbolculuk.

Türk erkegi ayaklariyla duygusal açidan biraz problemlidir, ayaklarini iskemlenin altina çeker, gizler. Otoriteye itaat ile ayak çok iliskilendirilir bizde. Sizin bu kadar rahat uzatiyor olusunuz kendinize güveninizden mi kaynaklaniyor?

Ben orada kendimi televizyonda düsünmüyorum ki. Sansal (Büyüka) zaten eski arkadasim, onunla konusuyoruz. Orada da kameraya çekiyorlar.

Dogustan televizyoncu gibisiniz ama. Sahne deneyiminiz oldu mu önceden?

Tiyatrocu olsaydim basarili olurdum. Evet, iyi oynarim ama televizyonda oynamiyorum.

"Program basladi mi babani tanimayacaksin"

Bu uzadikça uzayan maç sonrasi yorumlar futbolun büyüsünü bozmuyor mu?

Hayir, tam tersine sürekli konusuldugu için o yemek hep kayniyor. Çorba hep sicak kaliyor. Ama biz biraz fazla kaynatiyoruz, tencerenin dibini yakiyoruz, o da dogru. Bütün medya olarak yapiyoruz bunu.

(Tam bu sirada bir telefon geliyor. Karsidaki kisi konusmadan kapatiyor. Bunun üzerine Erman Toroglu telefonunun hafizasina aldigi agza alinmayacak küfürleri ve tehditleri gösteriyor bize. Bunlar bir sene önce Erman Bey'e o sirada ikinci ligde oynayan bir takimin taraftarlarindan gelmis. Gülerek okuyor.)

Nereden buluyorlar sizin numaranizi?

Ismini söylemeyecegim bir sanatçinin verdigini tahmin ediyorum numarayi bunlara.

Birkaç ay önce stadyumda binlerce kisi size dakikalarca küfür etti. Size baktim. Etkilenmemis görünüyordunuz.

Ben sagir olurum o zaman. Inönü gibi isime geleni duyup isime gelmeyeni duymam.

Sansal Bey mi, Hincal Bey mi daha iyi arkadasiniz?

Ben ikisini de severim. Ikisi de ayri bir tip. Ikisi de eski arkadasim. Hincal ile atisiyoruz, anlasamiyoruz ama onu da severim. Futbol bilgisi anlaminda bakarsaniz Sansal, Hincal'a göre daha iyi bilir tabii futbolu. Ama Hincal kendisini Türkiye'nin futbolu en iyi bilen adami seçti. Ona da bir sey diyemem tabii.

Hincal Uluç'un, Hasmet Babaoglu ve Kenan Onuk'la yaptigi programi seyrediyor musunuz?

Birkaç defa beser dakika baktim. Hasmet'le Kenan saygidan ötürü Hincal'a cevap veremiyorlar orada. Halbuki televizyon ayni maç gibidir. Program basladi mi babani tanimayacaksin. Bacak arasi atacaksin.

Ankara'da, üç büyüklerin disinda yetismis bir futbol adamisiniz. Istanbul dükaligina sizmayi nasil basardiniz?

Ben daha hâlâ onlarin aralarinda degilim ki. Bundan da memnunum. Çünkü Istanbul'da spor basini çok seyi kovaliyor. Herkes birinin adami. Mesela bir kulüp baskani geliyor, "Seni bilmem nereye spor müdürü yapacagim" diyor bir spor yazarina. Ama simdi Istanbul basininda o isimler kayboluyor. Genç spor müdürleri geliyor.

Para mi kirletiyor spor basinini?

Para, baska seyler…

Önce futbolculuk, sonra hakemlik, simdi de televizyon. Çok alismissinizdir söhrete, artik bu isi birakamazsiniz.

Hayir, hazirlikliyim birakmaya. Ben her televizyon programina çikarken "Bu benim son programim olabilir" diyerek çikiyorum. Canli yayindayim. Bir sey söylerim, patronun isine gelmez, kovar beni.

"Hakemler Galatasaray'a ayricalik taniyor"

Bir otosansür uyguluyor musunuz?

Hayir, ben hakemken de öyleydim. Her maça "Bu benim son maçim" diye çikardim. Bir maç idare ederim, kötü idare ederim, yanlis karar veririm, maç yarida kalir. O zaman da ipi çekerler.

Ama siz her maçtan sonra hakemlerin yanlis karar verdigini söylüyorsunuz. Kimse hakemlerin ipini çekmiyor.

Zaten onun için Türkiye'de bir bok olmuyor. Ekonomide de, bürokraside de, siyasette de ayni seyler oluyor. Ayni hatayi yapan insanlara prim veriliyor.

Hakemleri de para mi bu hale getirdi?

Para da dahil bir sürü sey.

Hakemlerin Galatasaray'a biraz ayricalik tanidigi tezine katiliyor musunuz?

Üç büyük takimin hepsine ayricalik taniniyor. Üç dört senedir Galatasaray'a daha fazla taniniyor. Çünkü Galatasaray planli hareket etti. Futbol federasyonu kurullarina adamlarini soktular. Galatasaray senelerce bu isleri iyi yapti. Simdi Fenerbahçe ve Besiktas da uyandi. Ayni yollara girmeye basladilar. Galatasaray kaptirmamak için, diger ikisi de pay almak için bagiriyor.

"Yumurta topuklu, kolyeli kabzimal da kalmadi"

Biraz önce Ercan anlatti. Hakemler sizin için söyle bir sey söylemis: "Ormandaki agaçlar kesileceklerine degil de, oduncunun elindeki baltanin sapinin da odun olusuna içerlerlermis". Içinden çiktiginiz bir meslek grubunu biraz fazla elestirmiyor musunuz?

Tabii, ben o ormanin içine baktigim zaman hangisinin dangalak oldugunu daha iyi görüyorum. Siz göremezsiniz.

Sokaktaki insanin size karsi tavri nasil?

Çok kimseyle tanisiyorum, tanistiktan sonra "Ya biz senin böyle bir adam oldugunu bilmiyorduk" diyorlar. Belki ben de Erman'la ilk karsilastigimda kil olurdum. Karar vermeden önce insani tanimak lazim.

Niye sizin kabzimal olusunuza bu kadar takiliyorlar?

Eskiden bayanlar birbirlerine derlerdi ki: "Ulan, ne biçim bu senin erkek arkadasin. Kabzimal tipli herif". Kabzimal deyince, bogazinda kolye, elde tesbih, yumurta topuk, biyikli filan bir tip düsünülürdü. Tabii simdi bu tip kabzimal da kalmadi. Kabzimal sebze meyve ticareti yapan bir kisidir.

Kadinlarin bakisi nasil size?

Çok enteresan. Kadinlar erkeklerden daha bir sempatik bakiyorlar. Kadinlarda futbola ilgi artti zaten.

Ama onlar sizinle sadece futbol bilginiz nedeniyle ilgilenmiyordur herhalde.

Ne içersiniz? Ben mi ismarlayayim?

'Cimbizimin yeri degisirse facia çikar'

Hakemlik gibi televizyonda da hep detaylari yakalamak zorundasiniz. Bu sizi özel hayatinizda da detayci yapti mi?

Ama zaten ben öyle oldugum için böyle oldum. Detayci oldugum için hakem oldum, futbol yorumcusu oldum.

Hangi detaylara takilirsiniz?

Mesela evde çildirdigim bir olay: Benim hep bir cimbizim olur evde. Kil döner, sivilce çikar. Ben o cimbizi hep ayni yere koyarim. Ama onu oradan birileri alip yerine koymazsa birbirine girer ortalik, facia olur.

Temizlikçi kadinlarin isi zor o zaman.

Temizlikçi kadindan sikayetim, pantolonun önünü tren yolu gibi ütülüyor. Benim hatuna "Bir gün bu kariyi girtlaklanmis halde görürsen hiç sasma" dedim. "Terbiyesizlik yapma" dedi.

Giyime çok mu önem verirsiniz?

Kim sevmez iyi giyinmeyi? Kimisi yemek yiyerek rahatlar, ben alisveris yaparak rahatlarim. Lacivert pantolonun altina siyah çorap hiç giymedim. Beyaz çorap giydigim hiç olmadi. Sandalet asla giymem.

Terlik giyer misiniz?

Sadece dusta.

Size niye "Hocam" diyorlar?

Bu hakemlere söylenen bir tabir. Adamin biri papagan almaya gitmis. Üç tane papagan duruyor. Birinin fiyatini sormus. "80 milyon" demisler. Digerini sormus, "100 milyon" demisler. "Çok pahali" deyince de "Eh, bunlar yabanci dil bile konusuyor" demisler. Bunun üzerine adam süklüm püklüm duran üçüncü papagani sormus. O daha da pahali. Niye diye sorunca dükkandakiler "Biz de bilmiyoruz ama diger ikisi ona ‘Hocam' diyorlar" demis. Bizimki de o hesap iste.

‘Düdük çaldi mi hayat duruyor'

Bir düdük çaliyorsunuz ya da kart gösteriyorsunuz, birden bütün futbolcular üzerinize geliyor. O nasil bir duygudur?

O güzel olur iste. Bir düdük çalarsin, hepsi üstüne gelir. Bazi hakemler geri kaçar. Orada bir dur, hatta bir iki adim at, gözünün içine bir bak futbolcunun, orada durur. Yere bakarsan yandin. Korktugunu anlar futbolcu.

Size hiç vurdular mi futbolcular?

Gelmedi ki hiçbiri yanima. Hep yumruk mesafesinde durdum. O kadar erkek olmayacaksin hocam. Yaklastirmayacaksin yanina. Aniden çakabilir. Fotograflara bir girersin, ömür boyu çikamazsin bir daha.

Bir insan niye hakem olur?

Öyle bir olay ki, maça çikiyor adam, elinde bir düdük, bir çaliyor, herkes duruyor. Dünya duruyor. Hayat duruyor. Ben bir adam öldürürüm. Yargilarlar. Ceza verirler. Cezaya itiraz ederim. Dosya yeniden incelenir. Bunun dosyasi incelenmez. Çaldi düdügü, vurdu gitti.

Siz Merkez Hakem Komitesi Baskani olsaniz hakemlerin yüzde kaçi kalir?

Ben yorumculuga basladigim ilk günden MHK baskani olmayacagimi açikladim. Ama bazi aptal kafalar hâlâ benim bu tür bir görev istedigimi saniyorlar. Ama yetkili bir konumda olsam, su anda hakem camiasinin içinde çalisan yüz kisiden sekseni olmaz. Hakem alemi Türkiye'de onarilmaz. Hakem alemini yikacaksin, yeniden yapacaksin.


Kartal Aslan'dan Ucuz!
Basindan seçmeler'de 9 Subat 2002'de Sabah gazetesi'nde yayinlanan Zafer Kütük ve Safiye Gören'in "Hikmet Egitim ve Ögretim Merkezi adi altinda faaliyet gösteren 'Mektep'le ilgili gözaltina alinan 10 kisiden 5'i tutuklandi" baslikli yazilarini yayinliyoruz.
Sabah, 9 Subat 2002

Hikmet Egitim ve Ögretim Merkezi adi altinda faaliyet gösteren 'Mektep'le ilgili gözaltina alinan 10 kisiden 5'i tutuklandi

Merkezi Almanya'da bulunan ve kamuoyunda "Kaplancilar Cemaati" olarak bilinen yasadisi Anadolu Federe Islam Devleti Örgütü'ne yönelik operasyon düzenleyen Istanbul Emniyet Müdürlügü Terörle Mücadele Subesi ekipleri, örgütün Istanbul Bagcilar'da sözde egitim merkezi adi altinda üç irticai egitim veren okul kurdugunu belirledi.

Kendilerine ''Hilafet Devleti'' (HD) adini veren grubun, 1'inci sinif, 2'nci sinif ve 3-4'üncü sinif olarak açtigi sözde kurumda, 30 ögrencinin ''okudugu'' tespit edildi. Ilkögretim okullarina gönderilmedigi anlasilan bu ögrencilerin, yine örgütün tahsis ettigi servis araçlariyla gelip gittikleri ortaya çikti. Polis, egitim formasyonu bulunmayan kisilerin ögretmen olarak görev yaptiklari bu egitim kurumlarina operasyon düzenledi.

5 kisi tutuklandi

Operasyon sonucu, 3 sözde ögretmen ile servis soförü ve ögrenci velilerinin de aralarinda bulundugu Ismet Demir, Ahmet Bayoglu, Bülent Kaplan, Mehmet Nacak, Kabil Arslan, Idris Dinçe, Ertan Dogan, Ahmet Yagli, Seref Alçik, Selahattin Karakaya gözaltina alindi. Istanbul DGM Cumhuriyet Savciligi'na sevk edilen zanlilardan 5 kisi, serbest birakilirken; Ismet Demir, Ahmet Bayoglu, Bülent Kaplan, "yasadisi AFID üyesi olmak", Seref Alçik ve Mehmet Nacak ise "yasadisi örgüte yardim yataklik yapmak" suçundan tutuklanarak Bayrampasa Cezaevi'ne gönderildi. Yaslari 6 ile 15 arasinda degisen 30 ögrencisi bulunan egitim kampi ise polis tarafindan mühürlendi. Çocuklarini bu kamplara gönderen ögrenci velilerinin belirlenerek bu kisiler hakkinda da "Ilkögretim Kanunu'na muhalefet etmek" suçundan dava açilacagi ögrenildi.

Ayda 50 milyona egitim

Zanlilardan Bülent Kaplan'in, Bagcilar Kazim Karabekir Mahallesi 2/2 Sokak numara 4/1'de bulunan evinin bir odasinda, "Hikmet Egitim ve Ögretim Merkezi" adi altinda gayriresmi ögretmenlik yaptigi belirlendi. Kaplan'in sözde 3 ve 4. sinifta egitim gören 15 çocuga ders verdigi ve bu çocuklarin ailelerinden kisi basina aylik 30 ile 50 milyon lira arasinda degisen ücret aldigi ögrenildi.

Zanlilardan Seref Alçik'in ögrenci velilerinden ücret toplayarak tahsilat yaptigi ve çocugunun da burada egitim gördügü ögrenildi. Mehmet Nacak'in ise ögrencileri evden okula tasiyarak servis soförlügü yaptigi ortaya çikti.

Istanbul DGM Cumhuriyet Savcisi Abdülaziz Özatlan tarafindan ifadeleri alinan 10 kisiden Ismet Demir, Ahmet Bayoglu, Bülent Kaplan, "yasadisi AFID üyesi olmak", Seref Alçik ve Mehmet Nacak ise "yasadisi örgüte yardim yataklik yapmak" suçundan nöbetçi mahkeme tarafindan tutuklandi. Diger bes zanli ise savcilikta verdikleri ifadelerin ardindan serbest birakildi.

Zanlilarin savciya verdikleri ifadelerinde mevcut anayasal sisteme karsi olduklarini belirterek mevcut sistemin okullarina çocuklarini göndermek istemedikleri için çocuklarini buraya gönderdiklerini söyledigi ögrenildi.

Operasyonda söz konusu evlerde yapilan aramalarda ''Hikmet Egitim ve Ögretim Merkezi'' baslikli 15 adet sözde ögrenci karnesi, 9 adet ögrenci takdirnamesi, ögrencilerin yazili kagitlari, 1 adet bilgisayar, 35 adet sandalye, 3 adet yazi tahtasi, 1 adet kitaplik, seriat propagandasi yapan çok sayida kitap ele geçirildi.

Imam bilgileri Türkçe'den önce

Mektep olarak adi geçen sözde egitim merkezinin karnesinde, ''Kuran-i Kerim'', ''Iman Bilgileri'', ''Ibadet Bilgileri'' gibi dersler bulunuyor. Ögrenciler bu derslerin disinda Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler gibi Milli Egitim Bakanligi'nin zorunlu kildigi dersleri de aliyor.

Tarihlerin hem ''Hicri'' hem de Miladi olarak gösterildigi sözde karnenin arka yüzünde ise çesitli ayetlerden alintilar yer aliyor. Arapça yazilarla baslayan karnenin girisinde "Hep sehid ve sehide oldular bu kelime için. Biz de beklemekteyiz…" ifadesi dikkat çekiyor.

Anitkabir'i havaya uçurmaya kalktilar

Almanya'nin en tehlikeli Islamci örgütü olan sözde Hilafet Devleti, nami diger Kaplancilar, 1980'lerin basinda Cemalettin Kaplan tarafindan kuruldu. Türkiye'den Almanya'ya göç eden Cemalettin Kaplan, Iran'dan gelen paralarla Almanya'nin dört bir yaninda 80 adet cami insa etti. Cemalettin Kaplan 1994 yilinda ölünce, örgüt oglu Metin Kaplan'a kaldi. Ogul Kaplan, babasina nazaran demeçlerinde daha açikti. Türkiye'deki laik cumhuriyeti yikmak için ugras vereceklerini açikça dile getirdi. Yillarca Almanya hukuk sisteminden yararlanip, bir sekilde sinirdisi edilmekten kurtulan Metin Kaplan, 1998'de bir muhalifinin ölüm emrini vermekten gözaltina alindi. 1 yil süren dava sonunda 4 yil hapis cezasina çarptirildi. Halen Köln hapisanesinde bulunan Metin Kaplan, 2 yil boyunca içerinden müritlerine mesaj göndermeye devam etti. 11 Eylül sonrasi, Almanya Kaplancilar'i "Büyük tehdit" olarak görmeye basladi. Geçen ay 4 kentteki merkezleri kapatildi. Kaplancilar, 2 yil önce Anitkabir'e bir uçakla intihar saldirisi düzenlemeyi planlamisti. Ancak polis plani çökerterek 19 kisi gözaltina almisti.


Kartal Aslan'dan Ucuz!
Basindan seçmeler'de 9 Subat 2002'de Star gazetesi'nde yayinlanan Yener Yalçin'in "Kartal Aslan'dan Ucuz" baslikli yaziya yer veriyoruz.
Star, 9 Subat 2002

Kartal Aslan'dan Ucuz!

Hakem Besiktas 57 bin 500 liradan, Galatasaray 87 bin liradan halka arz edilecek. Hisse fiyati olarak Kartal, Aslan'dan daha ucuz. Ama borsada hisse karsilastirmasinda kullanilan kriterlerden biri olan Fiyat/Kazanç oranina göre Galatasaray'in fiyati daha ucuza geliyor.

Besiktas'in fiyati…

Galatasaray ve Besiktas'in merakla beklenen halka arzinda son noktaya gelindi. Sermaye Piyasasi Kurulu iki futbol kulübünün ticari faaliyetlerini sürdüren sirketlerinin halka arzini kosullu olarak kayda aldi ve hisse fiyatlari açiklandi. Galatasaray Sportif Sinai ve Ticari Yatirimlar A.S.'nin halka arz fiyati 87 bin lira, Besiktas Futbol Yatirimlari A.S.'nin halka arz fiyati ise 57 bin 500 lira olarak açiklandi. Her iki sirketin SPK'nin istedigi ek bilgileri tamamlayip, gelecek hafta sonuna dogru talep toplamaya baslamasi bekleniyor.

…GS'nin F/K'si düsük

Hisse fiyati olarak bakildiginda Besiktas'in Galatasaray'dan daha ucuz oldugu görülüyor. Fakat borsada iki hissenin karsilastirilmasinda kullanilan Fiyat/Kazanç oranina göre ise Galatasaray hisseleri, Besiktas hisselerinden daha ucuz. Çünkü Galatasaray'in F/K orani 2.5, Besiktas'in 6.7. Her iki sirketin yillik bilanço dönemi her yilin Mayis sonu. Buna göre Galatasaray, Mayis sonunda 24 milyon dolar, Besiktas 15 milyon dolar kâr bekliyor. Yatirimcilarin, her iki sirketin gelir kalemleri ilan edilmeden ciddi bir karsilastirma yapmanin mümkün olmadigini gözardi etmemeleri gerekiyor.

6 kisilik GS, 24 milyon $ kâr bekliyor

Galatasaray'in borsa ligine çikaracagi sirketi Galatasaray Sportif A.S.'de, çayci da dahil olmak üzere sadece alti kisi çalisiyor. Sirketin giderlerinin çok düsük oldugunu kaydeden Galatasaray Sportif A.S. Genel Müdürü Ebru Köksal, 'Bu yil yani Mayis 2002 sonu itibariyle 26 milyon dolar gelir bekliyoruz. Sirkette sadece alti kisinin çalismasi ve diger giderlerin çok düsük olmasi nedeniyle kârliligimiz yüksek. Mayis sonunda 24 milyon dolar kâr bekliyoruz. Yani, halka arzda hisse alanlar, sadece 4-5 ay bekledikten sonra temettü alabilecekler' dedi.

Gelirler döviz cinsinden

Yatirim ihtiyaci ve isletme sermayesi ihtiyaçlarinin olmadigini belirten Köksal, sirket hakkinda su bilgileri verdi: 'Sirketimizin gelirlerinin yüzde 60'i medya gelirlerinden olusuyor. Tribün gelirleri ve futbol takiminin yönetimiyle ilgili faaliyetler sirkette yer almiyor. Çünkü bunlarin hisse fiyati üzerinde volaliteyi yani dalgalanmayi artirma riski bulunuyor. Gelirlerimizin yüzde 95'i uzun vadeli kontratlarla dövize bagli. Yurtdisinda yaptigimiz tanitimlarda 60 yabanci yatirimci ile bire bir görüstük. Bunlar içinde Galatasaray'i bilmeyen yok ve halka arzda yabancilara satis daha fazla olacak.'


Ne dedigini bilmiyor
Basindan seçmeler'de 9 Subat 2002'de Star gazetesi'nde yayinlanan "Sebzelerin efendisi" baslikli yaziya yer veriyoruz.
Star, 9 Subat 2002

Sebzelerin efendisi

Hakem Erman Toroglu, ilk kez kabzimal kimligiyle Habertürk TV'ye çikti. Konuya ne kadar vakif oldugunu gösterdi… Sebze-meyve dersi verdi. Isin felsefesini ögretti.

Sebze pahali… Meyve kalitesiz… Pazar denetimsiz. Manav kazikçi… Market özensiz… Herkes konusuyor, isin aslini kimse anlatmiyordu… Bu görev, yillardir ekrandan futbol dersi veren Erman Hoca'ya düstü. 19 yil kabzimallik yapan Toroglu, filozof edasiyla gerçekleri anlatti. Iste sözleri:

Sebzespor-vatandasgücü maçini Toroglu yorumladi.

Televizyon ekranlarinda tartismali pozisyonlara açiklik getiren Erman Toroglu, bu kez vatandasi ofsayta düsüren sebze ve meyve fiyatlarina el atti… 20 yil kabzimallik yapan Toroglu, iyi meyve ve sebzenin nasil seçilegi konusunda da tüyolar Verdi.

Erman Toroglu… Türkiye, onun yorumlarini dinlemeden tartismali pozisyonlara girmek istemiyor… Dobraligi ve kendine has üslubu nedeniyle seveni kadar sevmeyeni de olan Toroglu, dün yine ekranlardaydi… Ama hakem yorumcusu Erman Toroglu olarak degil, kabzimal Erman Toroglu olarak… Çünkü eski futbolcu ve hakem olarak bilinen, son yillarda hakem yorumculugu yapan Toroglu'nun esas meslegi kabzimallik. 20 yil bu meslegi yapn Toroglu, Habertürk Televizyonu'na çikarak milyonlari ekran karsisina kilitledi…

Can atakli'ya anlatti:

Can Atakli'nin programina katilan Toroglu, neden bir kilo marulun, bir kilo etten daha pahali oldugunu, halki kaziklayanlarin kimler oldugunu bir bir anlatti. Pazar mafyasindan, büyük alisveris merkezlerinin yaptigi 9 kusurlu harekete kadar her seye degindi… Iste kabzimal olarak ekranlara çikan Toroglu'nun agzindan, sebze-meyve ile vatandas arasinda geçen maçin yorumu…

Kabzimal kime denir?

'Bosanma davasi açanlar avukatina Harsukabzi yetki verirler. Kabzimal mal üzerine yetkili sahis demektir… Yani sen üreticisin. Mali üretiyorsun, bana gönderiyorsun. Ben onu kanunlar çerçevesinde satiyorum. Içinden komisyonumu alip, senin parani yolluyorum… 19 sene futbolculuk yaptim, 19 sene kabzimallik. 2 sene önce biraktim. Türkiye'de insanlar Meclis'ten daha önde gidiyor. Halk devletinden, Meclis'inden daha hizli çalisiyor. Millet Meclisi geriden kanun çikartiyor.

Domates meselesi:

'Toptanci halinde domates 700 bin lira. Domatesin Antalya'daki serada satisi 600 bin lira. Bak simdi; domates tohumunun grami 22 milyon. 20 gramlik paketlerde satiliyor. Yani paketi 440 milyon. Bir paket tohum aldiginiz zaman bunu bir dönümlük tarlaya ekebilirsiniz. 1 dönümden alacaginiz domatesin miktari 40 tondur. 100 bin liradan satsan 4 milyar kazanirsin. Ama bu domatesin ekildigi seralarin hepsi soguktan, selden perisan oldu. 40 ton alacaklarina 5 ton aldilar. Domates; Antalya Demre'de 600 bin, Toptanci Hali'nde 700 bin liraysa ve sen 1 milyon 400 bine satin aliyorsan, bu devletin ayibidir. Bu kaziklaniyorsun demektir…'

Ampul degil limon

'Benim Mersin'de limon bahçelerim var. Babadan kalma. Yani üreticiyim ayni zamanda. Peki siz aldiginiz limonun kaçlik oldugunu biliyor musunuz?.. Elimde tuttugum 180'lik limondur. Bir sandigin içinde bu limondan 180 tane çikar. Bunun 210'lusu, 150'lisi ve daha çesitlisi vardir. En iyi limon 150 ve 180'lik limonlardir. Bazi uyaniklar, tezgahin önüne 180'lik limonu koyar… Tartarken içine 210'luk da atar. Anlamazsin…'

Yüzde 80'i kaçak

'Sebze ve meyvenin yüzde 80'i kaçak. Ne fatura var ne irsaliye. Olanlar da sahte… Eger mal hale gelse ve halden çikisi olsa, kaçak olmaz. Eski haller kanuna göre böyleydi. Simdi degil… Yeni kanuna göre Antalya'dan mali alan, getirip Ankara'da satabiliyor. Bunu saglayanlar Migroslar, Metrolar… 'Yerinden alalim ucuza satalim' dediler. Dogrusunu yapiyorlar. Ama dogru satmiyorlar. Insanlar pazarlardan korkuyor. Pazarcilar müsterilerini kaçirdilar. Çünkü pazar mafyanin eline kaldi. Mesala Ankara'da 8-9 kisinin elindedir. Eee, manavlar da pahali. O zaman vatandas markete gidiyor. Bu kez 'Markette kaliteli mal yok' diyor. Marketler ne yapiyor? Marketler diyor ki, 'Mal kaça?' Mesala 200 lira. '200 olmaz, ben 220'ye alicam' diyor. Bu sefer 200'e alacagi mali farkli fiyata satiyor…'

Et fiyatina marul

'Marul belli sicaklikta olur. Yetismesi 2 ay sürer. Eger don varsa bir gecede kararir. Simdi marulun fiyati pahali deniliyor. Ama zaten mal yok. Hepsi dondu. Bu yüzden pahali. Adamin bütün ürünü sel altinda kaldi… Marul domates gibi degil. Domatesi 1 milyon 400 bine alirsan, kaziklanmissin demektir. Bunda en çok parakendecinin payi var. Uyanik olacaksin…'

Ispanak yemeyiver

'Ispanak 2.5 milyon… Kardesim 10-15 gün yemeyiver. Yemesen ölür müsün? Zaten lokantalar, oteller bunu almak zorunda. Birak onlar alsin. 20 gün sonra bunun fiyati normale inecek zaten…'

Domates agir olmali

'Ben kabzimalim. Domatese bakar anlarim. Mesala kötü olani kestiginizde iser… Yani suyu oldugu yere akar. Domatesin etli olmasi lazim. Agir olacak. Oysa çogu yüzü boyanmis kadin gibi. Sildigin zaman gerçek yüzü ortaya çikiyor. Bakiyorsun, kipkirmizi. Ama bir kesiyorsun, içi bos…'

Pirasa beyaz olacak

'Pirasinin iyisi anlamak kolaydir. Simdi pirasaya bir bakacaksin. Basindan ayagiya dogru ineceksin. Beyaz tarafi ne kadar uzunsa, pirasa o kadar iyidir. Elin yabancisi, elinde cetvel bunun beyazini ölçer. Begenmezse ativerir. Senin malin orada çürür…'

Marul çüklenmesin!

'Marulu eline aldiginda sert olacak. Yumusak olani makbul degildir. Bir de biz 'çüklenmis' deriz. Yani ortasindan filizlenir. Onu alma… Bunlari almak kadar korumak da önemli. Mesala marulu buzdolabina gazeteye sararak koyacaksin. Bu her sebzede böyle. Sebzeligin altina bir gazete kagidi serersen, dayanma süresi en az iki katina çikar…'

Balkonda sakla

'Mesala eve baligi getirdin. Naylon torbayla buzdolabina koymayacaksin. Kesekagidina koyacaksin. Üzerinde naylon torba yine olsun. Bunlar ince isler. Mesala kasayla meyve aldin. Git balkona koy. Üzerine bir kagit sariver. Sicak tutar. Bozulmaz. Mali almak kadar korumak da önemli…'

Çüs demek lazim

'Bir sise suyun fiyatini tam bilmiyorum. Ama su ile sikma portakalin fiyati ayniya geliyor. Biz nimetlerimizin faydasini bilmiyoruz. Al arabani, git pazara, bir kasa portakal al. At onu balkona, sik sik çocuklara içir. Sudan ucuza gelir. Ama bir de disarida bardagini 5 milyona satanlar var. Onlara da 'çüs' demek lazim…'

Kiz teni gibi limon

'Limon altin sudur. Limon çocugum gibidir. Dikenli limonu kasim ayi sonunda kesersin. Mersin'de yataga alirsin. Depolarda korursun. Orada subatin 20'sine kadar tutarsin. Ondan sonra sicaklar artinca kamyonlara yükleyerek Ürgüp'e götürürsün. Ürgüp'te dogal magaralar vardir. Orada Ekim'e kadar durur. Limon bebek gibi büyür. Iyi olan limon disi limondur. Kabugu genç kiz teni gibi olmalidir…'

Türk kirazi en iyisi

'Bir Amasya kirazi vardir, bir de Salihli.. Ikisi de görünüste ayni ama. Salihli'yi buzdolabina koyarsin. Iki gün sonra çikardiginda müsteriye verirsin. Müsteri onu, böyle viskinin yaninda tikir tikir yer. Yere atarsin misket gibi geri gelir. Ama Amasya kirazini alirsin, 2 gün sonra o kiraz iser, yere atarsin yapisir. Fark burada… Dünyanin en iyi kirazi Türkiye'dedir. Avrupa halinde önce Türk kirazi satilir. Açik artirmada bizim kiraz makbuldür. Ondan sonra Italya, sonra Yunanistan gelir. Bunu kaç kisi biliyor?..'


Ne dedigini bilmiyor
Basindan seçmeler'de 8 Subat 2002'de Hürriyet gazetesi'nde yayinlanan Ugur Ergan'in Ankara kaynakli "Ne dedigini bilmiyor" baslikli yazisina yer veriyoruz.
Hürriyet, 8 Subat 2002

Ne dedigini bilmiyor

Istanbul Kürt lider Barzani'nin denetimindeki gazeteden zirva: "Türkiye AB için Müslüman Türk kizini Kohl'ün ogluna verdi."

Irak Kürdistan Demokrat Partisi Lideri Barzani'nin denetimindeki 'Midya' gazetesi, Atatürk'ten "Su anda kefeninde çirkin gözüyle uyuyor" diye bahsetti. Iyice saçmalayan gazete, "Türkiye AB'ye girmek için Türk kizini Kohl'ün ogluna verdi" diye yazdi.

Türkiye karsiti söylemlerini bir süredir artiran ve bu tutumu Ankara tarafindan dikkatle izlenen Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) Lideri Mesut Barzani, çirkin yüzünü iyice gösterdi. Barzani'nin denetimindeki 'Midya' adli gazete, Hürriyet'te çikan bir haberi bahane ederek Türkiye ve Atatürk'e kin kustu.

IKDP'nin yayin organi Midya'da 1 Subat'ta yayimlanan iki makalede, Atatürk'e çirkin sözlerle saldirildi. Basbakan Bülent Ecevit de, Iran'i ve Araplari Kürtlere karsi kiskirtan 'Halife'ye benzetildi.

Mansete kizmislar

14 Ocak'ta Hürriyet'in mansetinde yer alan 'Türk pasaportuna Kürdistan mührü' baslikli habere cevaben yazilan ve 'Aferin Ecevit' ile 'Bizden Kürdistan'a 'Kuzey Irak' deyin isteginde bulunuyorlar' basliklarini tasiyan yorumlarda, Türkiye ve Atatürk'e hakaret üstüne hakaret edildi.

Atatürk'ten "O simdi çirkin gözleriyle kefeninde uyuyor" diye söz edilen, Türkiye'de askerlerin ve siyasilerin Atatürk'ün yolunda 'Turan Devleti' kurma hayaliyle yasadiklari belirtildi. Gazete, "Atatürk'ün tüm ögrencileri bu yoldan yürüyerek özellikle de Kürtleri yok etmek istiyorlar. Türkiye'nin hedefi Kuzey Irak'ta Kürt bayragini yok edip, Türkiye bayragini sallandirmak" diye yazdi.

Çirkin yalan

Gazetede, Türkiye'nin Avrupa Birligi'ne üye olma istegiyle ilgili de, "Türkiye AB'ye girmek için bir Türk kizini Helmut Kohl'ün oglu ile evlendirdi" sözleri yer aldi.

Halife benzetmesi

Basbakan Ecevit'ten 'Halife' diye bahseden gazete, Ecevit'in Kibris'i isgal ederek Atatürk'ün yolunda oldugunu gösterdigini vurguladi. Ayni gazete Basbakan'in Iran'i ve Araplari, "Kürtler bagimsiz bir devlet kurmak istiyor. Bu sizin için de tehlikelidir" uyarilariyla tahrik ettigini de iddia etti.


Bogaziçi Köprüsü saglam degil
Basindan seçmeler'de http://www.hurriyet.com.tr'de yayinlanan Anadolu Ajansi kaynakli "Bogaziçi Köprüsü saglam degil" baslikli haberi yayinliyoruz.
http://www.hurriyet.com.tr, 5 Subat 2002

Bogaziçi Köprüsü saglam degil

Istanbul Büyüksehir Belediye Baskani Gürtuna, kentin depreme hazir olmadigini belirterek, "Bogaziçi Köprüsü'nün saglam oldugunu zannetmiyorum" dedi. Gürtuna, köprü ve viyadükleri güçlendirmek için kredi aradiklarini açikladi.

Istanbul Büyüksehir Belediye Baskani Ali Müfit Gürtuna, Istanbul'un depreme hazir olmadigini söyleyerek, "Ben Bogaziçi Köprüsü'nün saglam oldugunu zannetmiyorum" dedi.

'Bogaziçi köprüsü saglam degil'

''Bütün kamu binalarini inceleyin. Viyadüklere bakin. Bunlarin tespiti için özel bir çalismaya ihtiyaç yok. En stratejik yerlerden baslayin. Akliniza neresi gelirse. Ortaköy ve Mecidiyeköy viyadüklerini mutlaka inceleyin. Ben, Bogaziçi Köprüsü'nün saglam oldugunu zannetmiyorum." diyen Gürtuna, sözlerine söyle devam etti "Istanbul depreme hazir mi? Kamu binalarina gidin bir sorun, depreme hazirsa hazir. Viyadükleri sorun, depreme hazirsa hazir. Vatandaslara sorun, binalari, isyerleri depreme hazirsa hazir."

'Proje hazirliyoruz'

Gürtuna, olasi bir Marmara depreminde Istanbul'da tamamen çökecek ve agir hasar görecek binalar için bir takviye proje hazirladiklarini, bu projeye, ilk etapta 500-600 milyon dolar kredi saglamak için yurtdisindaki finans çevreleriyle görüsmeler yaptiklarini söyledi.

Gürtuna, depreme hazirlik çalismalari kapsaminda bugüne kadar altyapi ve üstyapi analizleri yaptiklarini, araç-gereç alimi gerçeklestirdiklerini, bütün sebekeleri gözden geçirdiklerini, her köseye yangin vanalari koyduklarini, dogalgaz kaçagina karsi önlemler aldiklarini ve barajlarin elden geçirildigini anlatti.

'Istanbul çökerse türkiye çöker'

Bunlarin yani sira kendi özkaynaklariyla sorumluluk alanlarinda bulunan belediye, itfaiye, saglik merkezleri ve acil yardim binalari kavsak ve yollari takviye çalismasi baslattiklarini anlatan Gürtuna, ''Büyüksehir Belediyesi olarak, kanuni sorumlulugumuzun üzerinde hazirlik yaptik. Çünkü Istanbul, Türkiye'nin dünyaya açilan kapisi, iletisim, ekonomi, kültür sanat ve finans merkezi. Istanbul çökerse Türkiye çöker'' diye konustu.

'Binalari siniflandirdik'

Gürtuna, Istanbul'daki binalarla ilgili yaptiklari çalismada, binalari tamamen çökecek, agir hasar görecek, az hasarli ve saglam binalar olmak üzere 4 kategoriye ayirdiklarini belirtti.

Tamamen çökecek binalar ile agir hasar görecek binalarla ilgili bir takviye projesi hazirladiklarini ifade eden Gürtuna, su bilgileri verdi:

''Amacimiz, bu binalarin hasar görse de ayakta kalmasini ve yikilmamasini saglamak. Bu, hem maliyet olarak en uygun proje, hem de hizla yapilmasi mümkün. Bu projeyi gerçeklestirmek için kredi imkanlarini arastiriyoruz. Dünya Bankasi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa ve Amerika'daki çesitli finans çevreleriyle görüsmelerimiz var. Ilk etapta 500-600 milyon dolar kredi saglamayi hedefliyoruz. Bu krediyi alip vatandasa diyecegiz ki, sizin binanizin güçlenmesi lazim. Biz, bu paranin su kadarini 20-30 yil vadeli kredi olarak veriyoruz. Kendiniz de su kadar koyun ve binanizi mutlaka takviye ettirin. Aksi halde sizi böyle bir tehlike bekliyor.''

'Kredi gelince çalismalar baslayacak'

Kredi alinir alinmaz projenin hemen uygulamaya konulacagini belirten Gürtuna, ''Mart-Nisan aylarinda heyetler gelecek. Özel olarak bu konulari konusacagiz. Insallah Allah izin verir, bunun sayesinde can kaybi olmadan muhtemel bir afeti atlatmis olacagiz'' dedi.

Bu is için çok paraya ihtiyaç oldugunu ifade eden Gürtuna, ''Ilk etapta çok kredi vermeyebilirler. Pilot uygulamalarla biz bunun iyi isledigini, 'deprem' diye alip baska yerlere harcamadigimizi, saga sola çarçur etmedigimizi gösterirsek, ben inaniyorum bunun devami gelir. Bu konuda seffaf olacagiz'' diye konustu. (aa)


Istanbul'un yeni jeolojik haritalari
Basindan seçmeler'de http://www.ntv.com.tr/news/132675.asp'de yayinlanan Anadolu Ajansi'nin 21 Aralik 2001'de verdigi habere dayanilarak yapilan "Istanbul'un yeni jeolojik haritalari" baslikli haberini yayinliyoruz.
http://www.ntv.com.tr/news/125986.asp, 5 Subat 2002

Istanbul'un yeni jeolojik haritalari

Iki Istanbul Büyüksehir Belediyesi Planlama ve Imar Daire Baskanligi ile Zemin ve Deprem Inceleme Müdürlügü'nce yürütülen çalisma kapsaminda "Imar Planlarina Esas 1/5000 Ölçekli jeolojik Yerlesime Uygun Haritalar" çikarildi.

Çalisma hakkinda bilgi veren Istanbul Büyüksehir Belediyesi Zemin ve Deprem Inceleme Müdürü Mahmut Bas, 25 ilçede çalismanin tamamlandigini ve Avrupa yakasina iliskin bilgilerin yer aldigi haritalarin hazirlandigini bildirdi.

Çalismayla ildeki "yerlesime uygun", "yerlesime önlemli uygun", "ayrintili jeoteknik etüt gerektiren" ve "yerlesime uygun olmayan" alanlarin belirlendigini belirten Bas, "Buna göre Istanbul'un büyük kismi yerlesime uygun. Ancak yerlesime uygun olmayan, alüvyonlu, dolgu alanlar ve dere yataklari risk teskil ediyor" dedi.

Yerlesime uygun olmayan alanlar

Mahmut Bas, hazirlanan 1/5000 ölçekli jeoloji haritalarinin kentin yerlesim, yapilasma, altyapi ve ulasim konusundaki tüm proje ve uygulamalara "altlik" teskil edecegini belirterek, bütün planlarin, bu haritada ortaya konulan verilere göre yapilacagini söyledi. Yerlesime uygun olmayan alanlarda kesinlikle imar hareketlerine izin verilmemesi gerektigine isaret eden Bas, su bilgileri verdi: "Avcilar'in sahil kesimi, yerlesime uygun olmayan alan. Küçükçekmece Gölü'nün Kuzeybatisi'nda alüvyon yataklari var. Firuzköy'ün göle bakan yamaçlari var. Heyelanli kesim. Haliç'in içindeki adalar, sakincali alanlar. Halkali çöplügü gibi çok kalin dolgular var. Dolgular üzerine yerlesim yapilamaz. Alüvyon yataklarinda yerlesim oluyor, ama önlemlerin alinmasi lazim. Kaya ortamlar direkt yerlesime uygun olan yerler, ama egimliyse önlemlerin alinmasi gerek. Kil, kum, çakil gibi gevsek zeminlerin hepsini (önlemli alanlar) içinde degerlendiriyoruz."

Zeminlerin özellikleri

Çalisma kapsaminda elde edilen verilere göre hazirlanan 1/5000 ölçekli haritada Avcilar, Küçükçekmece, Esenler, Bagcilar, Bahçelievler, Bakirköy, Güngören, Bayrampasa, Zeytinburnu, Fatih, Eminönü, Beyoglu, Eyüp, Sisli, Besiktas ve Kagithane ilçelerinin zemin özellikleri tanimlandi.

Buna göre, depremden en fazla etkilenecek zeminler söyle: Yapay Dolgu (Yd): Gevsek, moloz, çakil, kum, kil. Genel olarak yapay dolgularin yapi zemini olarak düsünülmemesi gerekir.

Alüvyonlar (Qal) : Gevsek çakil, kum, kil. Deprem oldugunda sarsintinin en fazla olacagi kesimler alüvyonlar. Deprem en fazla buralarda yikici etkisini gösterir.

Yamaç Molozu (Ym): Serbest halde kaya parçalari. Tabiatin kendisinin olusturdugu dolgu. Buralar da depremde en fazla etkilenecek alanlar.

Kusdili Formasyonu (Ksf): Gevsek kum, mercekli kil, kavki içerikli. Haliç içi ve çevresi ile Küçükçekmece Gölü'nün kiyi seridinde var. Bu birim de depremden en fazla etkilenecek alanlar.

Orta derecede etkilenecek alanlar

Depremden orta derecede etkilenecek alanlar, genel olarak kil ve kumdan olusmus taneli zeminler. Üst kesimleri daha gevsektir. Derinlestikçe sikiliklari artar. Yumusak kaya olarak adlandirilir. Bakirköy Formasyonu (Baf) : Mactrali kireçtasi, marn, kil ardisimi. Güngören Formasyonu (Gnf) : Kum, mercekli gri, yesil killer. Çukurçesme Formasyonu (Çf) : Gevsek blok, çakil, kum kil. Çamurluhan Formasyonu (Çmlf) : Kireçtasi-marn ara düzeyli ve kum mercekli kil. Gürpinar Formasyonu (Güf) : Tüfit kumtasi, çakiltasi, kil. Ceylan Formasyonu (Cf) : Kirintili kireçtasi aratabakali çamurtasi.

Az etkilenecek alanlar

Depremden diger alanlara göre, zemin açisindan daha az etkilenecek formasyonlar ise söyle: Trakya Formasyonu (Trf) Kumtasi, seylden yapilmis çakiltasi ardisimi. Sogucak Formasyonu (Sf) Resifal kireç taslarindan olusmus. Kaya özelliginde. Baltalimani (Blf), Tuzla (Tf), Kartal (Kf) ve Dolayoba (Df) formasyonlari da kireçteslarindan, seylden yapilmis birimlerdir. Kaya üzerindedir.


Guatanamo'da Esaret Günlügü
Basindan seçmeler'de http://www.ntv.com.tr/news/132675.asp'de yayinlanan AA kaynakli "Guantanamo'da esaret günlügü" baslikli haberi yayinliyoruz.
http://www.ntv.com.tr/news/132675.asp, 29 Ocak 2002

Guatanamo'da Esaret Günlügü

Iki düsman dünyanin karsi karsiya geldigi diger adi "X isini" olan kampta, tutsaklarin bulundugu hücreler arasinda kamuflaj giysili silahsiz Amerikan askeri polisi devriye geziyor, zaman zaman tutsaklari tuvalete veya sorgulanmak üzere tahta barakalara götürüyor. Kadin askerler önlerinden geçerken bakmamak için baslarini egen tutsaklar, yemeklerin yaninda çay içme aliskanligini da üsse getirmisler. Kampa bir de imam gönderilmis.

Kampin Amerikan bayragi çekilmis 6 gözetleme kulesinde keskin nisancilar silahlariyla nöbet tutuyor. Sadece iki düsman dünya degil, iki karsit dünyanin da karsi karsiya geldigi kampta, Taliban ve El Kaide üyesi, çesitli ülkelerin vatandasi 158 köktendinci sünni Müslüman, demir parmaklikli tek kisilik seffaf hücrelerinde zaman öldürüyor.

Üste imam var

"X isini" kampinin komutani Albay Terry Carrico, "kültür ve din farkliligi nedeniyle tutsaklara çok hassas davrandiklarini ve onlari anlamaya çalistiklarini" söylerken, Amerikan ordusunun dini konularda danismak üzere Guantanamo'ya gönderdigi, Deniz Kuvvetleri'nin 3 imamindan Ebuhena Seyfülislam, "tutsaklarin duruma uyum saglamaya çalistiklarini" belirtti.

Tutsaklara yapilan küçük jestlerin faydasi oldugunu söyleyen asker imam, mahpuslara birer Kuran dagittiklarini, bazilarinin da hadis kitabi veya Arapça ögreten bir kitap istediklerini anlatti.

Menüye çay eklendi

Albay Carrico da tutsaklarin domuz eti yememeleri nedeniyle gidalarinin "helal" olmasi için özel bir dikkat sarf ettiklerini belirterek, Taliban tutsaklarin yemeklerin çok yavan oldugundan sikayet etmeleri ve çay istemeleri üzerine, menüye çay ve pide eklediklerini, baharat aliskanliklarini gidermeye çalisacaklarini kaydetti.

Kadin asker ‘soku'

Geldiklerinde tamamen trasli olan mahpuslara artik Islami kurallara uygun saç ve sakal uzatma izni verilirken, Afganistan'da tepeden tirnaga burkali kadinlar yerine, kampta kamuflaj kiyafetli, omuzlarinda tüfekli gezen kadinlar, kamptaki kültürel sokun bir baska boyutu.

Kadin askerlerden Lisa Juve, "Bana karsi dürüst davraniyorlar, devriye için önlerinden geçerken baslarini önüne egiyorlar" diye konustu.

Kartlarla konusuyorlar

Mahpuslarla muhafizlar arasindaki iletisimde kullanilan sözcük sayisi 20'yi geçmiyor. Ingilizce bilmeyen tutsaklarla anlasabilmek için muhafizlara, "otur", "yürü", "su", "yasak", "tuvalet", "tedavi" sözcükleri Arapça söylenisleriyle bir karta yazilarak dagitilmis. Sorgulama için de askerlere 7 çevirmen eslik ediyor.

Nefret saklanamiyor

Albay Carrico, aralarinda konusmalarina hiçbir kisitlama getirilmeyen tutsaklarin hücrelerinden birbirleriyle konustuklarini, bazen onlari birbirlerine anlattiklarina gülerken gördüklerini belirtti ve yine de Amerikan askerleri için iyiniyet beslemediklerini düsündügünü itiraf etti. Albay Carrico, bazen bu nefretin su yüzüne çiktigini ve Taliban tutsaklarin muhafizlarin yüzüne tükürdüklerini anlatti.

Statü tartismasi

Statüleri, yargilanip yargilanmayacaklari, yargilanirlarsa kim tarafindan yargilanacaklari hala bilinmeyen Taliban tutsaklarina "Cenevre Sözlesmesi'nin savas esiri kosullarinin" uygulanmasi önerisi de Amerikan yönetimindeki sahinlerce reddediliyor.

Son olarak Baskan George Bush, bu tutsaklarin savas esiri muamelesi görmeyeceklerini, çünkü bunlarin "yasadisi savasçilar" olduklarini söylerken, artan dis baskilar nedeniyle uzlasma arayisindaki Disisleri Bakani Colin Powell, tutsaklara yürürlükteki savas esirleri anlasmasi hükümlerinin uygulanmasini istedi. Durumlari Amerikan yönetiminde sorun yaratan tutsaklar için Disisleri Bakanligi hukukçulari, "savas esiri nitelikleri taninmasa bile" Cenevre Sözlesmesi'nin uygulanmasinin dogru olacagini belirtirken, Baskan Bush, mahpuslara zaten "Cenevre Sözlesmesi ruhuna uygun davranildigini" savundular. Washington'daki Amerikan Üniversitesi'nin Hukuk Bölümü Profesörü Robert Goldman ise "ABD'nin bu tutsaklara savas esiri muamelesi yapmayarak, kendi askerlerini de tehlikeye soktugunu, baskalarinin da Amerikan askerlerine ayni sekilde davranmak istemelerine mesruiyet kazandirabilecegini" vurguladi. Goldman da düzenli bir orduya karsi geleneksel bir savasin söz konusu olmamasina karsin Taliban tutsaklarinin da savas esir uygulamasindan yararlanmasi gerektigini belirtti.

Her ülke kendi vatandasini uzak tutmak istiyor

Suudi Arabistan dün ABD'den, Guantanamo'da tutuklu 100 kadar Suudi için isbirligi isterken, Ingiltere, tutuklu Ingiliz vatandaslarini kendisinin yargilamayi tercih ettigini açiklamisti. 1949 Cenevre Sözlesmesi uyarinca, savas esirleri sorgulama esnasinda sadece kimliklerini, rütbelerini ve kimlik numaralarini açiklamakla yükümlü bulunuyor.

Amerikan ordusu, getirilip götürülürken tutsaklara yapilan muamele özellikle Avrupa'da elestirilere neden olunca, Afganistan'dan Guantanamo'ya tutsak göndermeyi Çarsamba günü askiya almisti. Guantanamo'daki üste Usame Bin Ladin'e bagli El Kaide ve Taliban yanlisi 158 tutsak bulunuyor. Guantanamo disinda Amerikalilarin elinde 270 tutsak daha bulunuyor.


AB'ye sert çikti 
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "AB'ye sert çikti" baslikli haberi yayinliyoruz.
Hürriyet, 9 Ocak 2002

AB'ye sert çikti

Genelkurmay Baskani Orgeneral Hüseyin Kivrikoglu, Stratejik Arastirma ve Etüd Merkezi'nin açilisi sonrasinda verdigi resepsiyonda, PKK'yi terör listesine almayan AB'yi sert bir dille elestirdi.

Kivrikoglu, "Hükümetler yardim ediyor. Eger kovarlarsa, desteklerini çekerlerse acaba bu terör bir bumerang gibi kendilerine dönebilir mi endisesi tasiyorlar. Dogru yolu göreceklerine inaniyoruz" dedi.

Genelkurmay Baskani Orgeneral Hüseyin Kivrikoglu, Insan haklari konusunda Türkiye'yi elestiren ama PKK'yi terörist örgütler listesine almayan AB'yi sert bir dille elestirdi. AB'yi, 11 Eylül'ün ardindan, ABD'nin terörizmle mücadelesine destek verdigini açiklamasina ragmen, PKK'yi terörist örgüt olarak görmeyerek çifte standart uyguladigini belirten Kivrikoglu, "O halde Türkiye, ulusal güvenligine ve üniter yapisina iliskin hangi kriterleri esas alacaktir?" sorusunu sordu.

Org. Kivrikoglu'nun sözleri özetle söyle:

AB'NIN TERÖR LISTESI

PKK'yi disarda tutacaklarini tahmin etmiyor degildik. Bu konuda açik olarak yaptigimiz gibi kapali uyarilarimiz da var. Terörün bugün bu hale gelmesinin nedeni verilen destektir. Hükümetleri bunlara yardim ediyor. Eger kovarlarsa, desteklerini çekerlerse acaba bu terör bir bumerang gibi kendilerine dönebilir mi endisesi tasiyorlar. Ama dogru yolu göreceklerine inaniyoruz. 'Burada siddet hareketine girismedikçe terör eylemi olarak kabul edemeyiz' deyip olaya insan haklari demokrasi açisindan yaklasiyorlar. Her zaman insan haklari ve demokrasi yerli yerinde kullanilmiyor. Bazi kötü maksatlar için semsiye olarak da kullanilabiliyor.

MÜDAFAAYI SAGLAM TUTMALI

AB'ye girerken nelere dikkat edilmeli. Her ülke her sahis atacagi her adimda güvenligi daima elden birakmamali. Askeri sahada her zaman dikkat etmeliyiz. Bir futbol takimi sampiyon olmak istiyorsa galip gelebilmek için gol atmasi veya attigindan daha az yemesi gerekir. O yüzden sadece gol atmak degil, müdafaayi da saglam tutmak gerekir.

TÜRKIYE MERKEZ ÜLKE

Bunu her yabanci ile yaptigim konusmada söylüyorum. Türkiye dünyanin merkezidir. Avrupa ve Asya ile Afrikanin bulusma noktasidir. Demokratik olan ve olmayan ülkelerin hayat bagidir. Ayrica Hiristiyan dünyasi ile Müslüman dünyasi arasinda bagdir. Türkiye madem ki merkezdedir, uluslararasi anlasmazlik noktalarinda bunlarin giderilmesi için belli çözümlerin ortaya konulmasi yönünde çalismalara ihtiyaç vardir.

AVRUPA ORDUSU 30 YILDA KURULUR

AGSP konusunda Yunanistan'a vetosunu çektirmeye çalisiyorlar. Bu konuda Türkiye lehine gelisme sagladigimiz inancindayim. AB'den önemli bir bakan ile yaptigim görüsmede Avrupa Ordusu'nun etkin bir güç haline gelmesinin en az 30 yil alacagini söyledi. Su anda Yunanistan hükümeti gördügümüz kadariyla fazla gürültü koparmak istemiyor. Hemen kabul ettigi imajini halkina vermek istemiyor.

Saddam bizim için önemli degil

Irak'a müdahale henüz belli degil. Saddam var veya yok. O bizim için o kadar önemli degil. Daha önce de söyledim; Türkiye su anda ekonomik yönden ayaklarinin üzerinde durmaya çalisan bir dönemde. Bunun için de az para sarfedilmedi. IMF'nin de Dünya Bankasi'nin katkilari ikinci paket ile birlikte çok büyük paralar bu ise harcandi. Böyle bir harekatin Türkiye'yi ekonomik yönden zor duruma düsürebilecegi düsüncesi ve inancini ifade ediyoruz. Irak bölünmemelidir. Irak'in bölünmesi yeni bir çibanbasinin Orta Dogu'da yaratilmasi anlamina gelir. Ortadogu 60 yildir savaslardan yoruldu. Böyle bir durum ortaya çikmamali. Nasil hallederler onu bilemem. Bizim için mesele Saddam veya bir baskasi degildir. Orada bir demokratik ülke olmasini biz de isteriz. Ama o ülkenin halki bu konuda kararini kendisi verir. Irak'a üçüncü kapinin açilmasi da hükümetin isi. Ürdün'e Körfez harekatinin sonunda her türlü kolaylik saglandi. Ama Türkiye'ye saglanmadi. Türkiye'ye Irak ile ticaret konusunda kolayliklar saglanabilir. Türkiye'ye verilen para çok azdir. Kayiplarina karsilik yüzde bir kadar yardim yapilmistir Türkiye'ye. Zarar en az 40-50 milyar dolardir. (Irak'ta Türkmen karti kullanilamaz mi?) Bunlarin hepsi düsünülmesi gereken konulardir ve çok karmasiktir. Türkiye bu seviyeye gelmisken, bunu sürdürmeli, geriye dönüp sifirdan baslamamali.

Bankacilik Yasasi'ni anlamaya çalisiyoruz

2002'nin ekonomide çözüm yili olacagini umuyorum. Ancak yolsuzluklarin sona ermesi gerekir. Biz Bankacilik Yasasi'nin lehinde ya da aleyhinde degiliz. Ne oldugunu anlamaya çalisiyoruz. Bir yanda bankalarin ekonomik kriz nedeniyle içine düstükleri durum var, bankacilik sisteminin yasamasi gerekiyor. Diger yanda ise onlara saglanacak destegin ne sekilde olacagi söz konusu. Bazi bankalardan daha önce sermaye arttiriminda bulunmalari veya birlesmeleri teklif edilmis. Bunlar yapmamislar. Onlarin durumu nasil olacak? Biz anliyoruz ki bir birlesmeye zorlama da olacak. Bankalar güçsüz durumda kalinca o zaman reel sektörün kredi bulma olanagi da olmayacak. Destekle birlikte reel sektöre hangi oranla kredi verecekler, onu da görmeliyiz.

Afganistan'a asker için beklemedeyiz

Orgeneral Kivrikoglu, Afganistan'a asker gönderme konusunda da sunlari söyledi: "Ingiltere tümgeneral seviyesinde gönderiyor. Herhalde buradan yola çikarak bizim de tümgeneral gönderecegimiz söyleniyor. Açiklanan seyler var ama, resmen bir karar alinmis degil. 3 ay sonra komuta degisecek deniyor. Bizim subaylarimiz da gidecek oraya. Bazi birlikler ve konularla ilgili olarak kesin sonuca varilmadi, bekliyoruz. Muhtemelen birlik gidecek. Afganistan ordusunu kurmak demek, sadece egitim vermek degil. Ordunun silahi techizati bir sürü ihtiyaci var. Bunlari bir ülkenin karsilamasi mümkün degil. Ekonomik yönden bir ordunun kurulmasi gücüne sahip degiliz. Bazi okullar kurabilir, teskilatlandirma, egitim verebilir, karinca kararinca yardim yapariz."

Arjantin'deki mi dogru bizdeki mi

Orgeneral Hüseyin Kivrikoglu, Genelkurmay Stratejik Arastirma ve Etüd Merkezi'nin (SAREM) açilis resepsiyonunda Arjantin'deki gibi Türkiye'de bir sosyal patlama yasanacagina inanmadigini vurgularken, su ilginç soruyu da gündeme tasidi: "Arjantin'de ekonomiyi batiran siyasiler mahkemelerde yargilanip mahkum ediliyorlar, bizde ise seçime kaliyor. Hangisi olmali, hangisi dogru?" "Sizce hangisi dogru" sorusu karsisinda ise Org. Kivrikoglu ‘Ben sadece soruyorum" demekle yetindi. Ana karargahtaki törende Org. Kivrikoglu, SAREM'in asker ve sivil yönetici, stratejist ve bilim adamlarini biraraya getiren bir düsünce kulübü, batidaki tabiriyle bir ‘think-tank' oldugunu belirterek, karar vericilere önemli veri tabani, bilgi ve alternatifler sunacagini söyledi. Kivrikoglu, "Yapmayacagi husus ise iç politikadir. Iç politika ve iç politik konular bu kurumun faaliyet alani disindadir ve disinda kalacaktir" dedi.


Kutsal topraklarin yönetimi Suudiler'in elinden alinmali 
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan Turan Yilmaz'in "Kutsal topraklarin yönetimi Suudiler'in elinden alinmali" baslikli haberini yayinliyoruz.
Hürriyet, 9 Ocak 2002

Kutsal topraklarin yönetimi Suudiler'in elinden alinmali

Otel yapmak için Osmanli eseri Ecyad Kalesi'ni yikan Suudiler, Türkiye'deki en yakin dostlari olarak bilinen "Erbakancilar"i bile kizdirdi.

Suudi kraliyet ailesiyle olan yakinligindan ötürü, her yil kralin özel davetlisi olarak Hac'ca ve Umre'ye gitmesiyle taninan yasakli lider Necmettin Erbakan'in yakin arkadasi, Istanbul Milletvekili Süleyman Arif Emre de Suudilere ates püskürdü.

Kutsal topraklardaki Osmanli izlerini silmeye çalisan Suudiler'in bu tavrinda, "Suud hükümetinin resmen kabul ettigi Vehhabiligin kati ve hasin kurallarinin da rolü vardir" diyen Emre, bu duruma karsi "radikal" sayilabilecek bir çözüm önerisi de ortaya atti. Emre, Türkiye'nin öncülügünde Islam ülkelerinin birlesip, kutsal topraklarin yönetimini Suudilerin elinden almasi gerektigini savundu.

Emre, Milli Gazete'deki dünkü [8 Ocak 2001] köse yazisinda, Suudiler'in sadece Osmanli izlerini silmekle kalmayip, kutsal bazi mekanlarin ziyaretlerini de kendi anlayislari dogrultusunda yasakladigini belirterek, söyle dedi:

"Bu hususta bir çözüm gerekiyor. Bu isler böyle görüs açilari Islam dünyasina nazaran çok dar olan üç bes Suud yöneticisine birakilamaz. Bugün kalkar bizim ecdadimizin tarihi eserlerini yikarlar, yarin baska Islam ülkelerine de benzeri uygulamalar yaparlar.

Onun için bütün Islam ülkeleri birlesmelidir. Hac organizasyonu tanzimi ve mukaddes ve mübarek topraklarda bulunan dini ve tarihi degeri olan mahal ve eserlerin korunmasi müstereken yapmalidir. Bu maksatla bütün Islam ülkelerinin katilacagi bir konsorsiyum veya daha münasip bir kelime bulunuyorsa adini siz koyun, bir özel yönetim kurulmalidir. Bu yönetim, bir kaç Suud yöneticisinin sahsi ve indi görüslerle yaptigi uygulamalara son vermeli, Islam ülkelerinin müsterek akl-i seliminin ve Islam'in baristirici, kaynastirici emir ve tavsiyelerinin isigi altinda müsterek yapici bir sistem teskil etmelidir. Tabii ki bu meyanda tarihi eserlerin de gerektigi gibi muhafazasi mümkün olacaktir.

Böylece, bütün Islam ülkeleri birlestigi takdirde Suud yönetimi kendi görüslerini dayatamaz ve bu hayirli tesebbüsün karsisina da çikamaz. Türkiye bu tesebbüsün öncülügünü yapmalidir."

Emre, Suudilerin bütün bu davranislarinin altinda, "Kral ailesinin islam Halifesi olma isteginin" yattigini savundu.


Erbakan'li törende kadin gazeteciye dayak 
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan Mustafa Kinali'nin "Erbakan'li törende kadin gazeteciye dayak" baslikli haberini yayinliyoruz.
Hürriyet, 30 Aralik 2001

Erbakan'li törende kadin gazeteciye dayak…

Kagithane Belediye Baskani'nin adinin verildigi salonun açilisinda Erbakan'in korumasi, ATV Muhabiri Mehves Koçak'i yumrukladi. Koruma aninda ortadan kaybedildi. Partililer de, korumanin bulunmasini isteyen diger gazetecilere saldirdilar.

Kapatilan RP'nin Genel Baskani Necmettin Erbakan ile SP Lideri Recai Kutan'in birlikte katildiklari Kagithane Belediye Baskani Arif Calban'in adini tasiyan, ‘Arif Calban Kültür Merkezi' açilisinda, Erbakan'in korumalarindan oldugu öne sürülen bir kisi ATV muhabiri Mehves Koçak'i yumrukladi. Bazi partililer de korumanin bulunmasini isteyen gazetecilere saldirdi. Kolundan tutularak uzaklastirilan ve bir daha ortaya çikarilmayan koruma için, hiçbir girisimde bulunulmamasi gazetecileri çileden çikardi ve töreni izlemeyerek, olayi protesto ettiler. Mercedes marka bir otomobile binerek Kutan'la birlikte, törene katilan Erbakan, burada, ‘Erbakan nerede, biz oradayiz', ‘Mücahit Erbakan' sloganlari ve ‘Iste Erbakan'siz Türkiye'nin hali' pankartlariyla karsilandi.

Sürtük diye bagirdi

Yogun izdihamdan dolayi gazeteciler, açilisi bile görüntülemekte güçlük çektiler. Daha sonra ise konusmacilarin yapilacagi salona geçildi. Burada da partililerin ve davetlilerin çoklugu dolayisiyla, itis kakis yasandi. Erbakan ve Kutan salona girerken korumalari da salon girisinde bekleyen gazetecileri görmelerine ragmen, gelisi güzel itip kakmaya basladilar. Koruma oldugu öne sürülen bir kisi ise tripotlarinin (kamera ayagi) yikilmamasini isteyen ATV muhabiri Mehves Koçak'a, "Sürtük" diye bagirdi ve yumruk atti. Yumrugu yiyince neye ugradigini sasiran ve gözyaslarina bogulan Koçak'in yardimina ise meslektaslari yetisti.

Koruma hemen ortadan kaybedildi

Koruma, diger partililer tarafindan kolundan tutularak uzaklastirildi ve bir daha da ortaya çikmadi. Bunun üzerine gazeteciler, korumanin bulunmasini istediler. Bazi partililer ‘bulma' sözü verdilerse de, koruma bir daha gözükmedi. Kargasa ve tartismalar protokol önündeki sahnede de sürdü ve bazi partililer gazetecilerin üzerine yürüdü. Ne Erbakan, ne de Kutan'dan olayla ilgili bir açiklama gelmedi. Gazeteciler daha sonra arkadaslarina ve kendilerine yapilan saldiriyi protesto amaciyla tören alanini terketti.

Yüzüme yumruk atti

Mehves Koçak, gözyaslari içinde olayi anlatirken, "Tek amacim tripota sahip çikmakti. Salona giriste bir kisi, ‘Kaldirin bunlari' diye bagiriyordu. Ben ise tripotlarin devrilmemesini istedim ve sarildim. O ise geriye dönerek beni buldu ve yumrugu suratima vurdu. Sonra da kaçti" dedi. Olay sirasinda Koçak'in yaninda bulunan BRT Muhabiri Isil Özdem ise "Vurmakla kalmadi ayrica ‘sürtük' diye bagirdi" dedi. Yasanan tartisma ve kavgalardan kamerasi bozulan Flash TV kameramani Hakan Aslan da, "Hem kameram bozuldu. Hem de hirpalandim" diye konustu.

Gözlerinin önünde

Kapatilan RP'nin siyasi yasakli lideri Necmettin Erbakan ile SP Genel Baskani Recai Kutan, Kagithane'deki Arif Calban Kültür Merkezi'nin açilisini yapmak için dün Ankara'dan Istanbul'a ayni uçakla geldiler. Atatürk Havalimani'ndan çikista 34 UM 233 plakali siyah, Mercedes marka otomobilde, eskilerin ‘soför mahalli' dedigi ön koltuga Erbakan, onun tam arkasina ise Kutan oturdu. Ne Erbakan, ne de Kutan, kadin gazetecinin yumruklanmasina, digerlerinin hirpalanmasina en ufak bir tepki gösterdi.


Yagmur zammi…
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Yagmur zammi" baslikli haberini yayinliyoruz.
Hürriyet, 13 Aralik 2001

Yagmur zammi…

[13 Aralik 2001, 1 FF = 193 000; 1 ADD $ =1 430 000 TL; 1 DM = 645 000 TL] 
Türkiye'nin yas sebze ve meyve ambari olarak bilinen Mersin'de etkili olan saganak yagislar nedeniyle fiyatlar 15 gün içinde yüzde 100 artti.

Hava sicakliklarinin mevsim normallerinin altinda seyretmesi ve saganak yagislar nedeniyle tarlalara girilememesi, tesislere getirilen sebze-meyve miktarinin azalmasina yol açti. Bu nedenle arz-talep dengesi tüketici aleyhine döndü.

Yagislar nedeniyle sera ürünlerinin zarar görmesinin yani sira mevcut olanlarin toplanamamasi üzerine, halde islem gören sebze ve meyve fiyatlarinda 15 gün öncesine oranla yüzde 100'ü geçen artislar görüldü. Zam rekortmeni ise fiyat artisi yaklasik yüzde 600'ü bularak 120 bin liradan 700 bin liraya yükselen kabak oldu.

Adana Büyüksehir Belediyesi Vedat Dalokay Hali'nde, islem gören bazi sebze ve meyvelerin son 15 gün öncesine oranla eski ve yeni kilogram fiyatlari ise söyle: 

Ürün adi Eski Fiyat (TL) Yeni Fiyat (TL)
Biber 250 000 - 300 000 400 000 - 600 000
Domates (sera) 250 000 - 450 000 400 000 - 550 000
Havuç 150 000 - 200 000 200 000 - 250 000
Kabak 100 000 - 120 000 350 000 - 700 000
Patates 100.000 - 150 000 110 000 - 200 000
Patlican (kemer) 500 000 - 600 000 750 000 - 1 000 000
Fasulye 200 000 - 500 000 300 000 - 500 000
Salatalik 210 000 - 350 000 650 000 - 850 000
Karnibahar 275 000 - 350 000 350 000 - 550.000
Sogan 90 000 - 140 000 80 000 - 150 000
Maydanoz 150 000 - 200 000 150 000 - 250 000
Marul 100 000 - 125 000 100 000 - 150 000
Lahana (beyaz) 100 000 - 150 000 200 000 - 250 000
Lahana (kara) 170 000 - 220 000 150 000 - 220 000
Elma (Amasya) 160 000 - 400 000 200 000 - 250 000
Elma (starking) 275 000 - 450 000 275 000 - 450 000
Mandalina 160 000 - 200 000 150 000 - 200 000
Portakal 130 000 - 220 000 130 000 - 220 000
Armut (Bursa) 500 000 - 700 000 500 000 - 700 000
Hurma 150 000 - 300 000 150 000 - 350 000
Nar 170 000 - 250 000 150 000 - 200 000
Kereviz 300 000 - 400 000 400 000 - 450 000
Muz 900 000 - 1 200 000 1 000 000 - 1 300 000
Sarimsak (kuru) 1 700 000 - 4 000 000 1 750 000 - 4 000 000


O Bakan Aytekin!…
Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nde yayinlanan Taskin Senol'un "O Bakan Aytekin!…" baslikli haberini yayinliyoruz.
Star, 11 Aralik 2001

O Bakan Aytekin!…

O Bakan Aytekin!…
Dün Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bakanlarindan birisinin kredi kartlarina el konuldugunu yazmistim. Belki bir açiklama yapar, tam dogrusunu bize anlatir diye. Ancak su satirlari yazarken tarif ettigim Sayin Bakan'dan bir ses çikmadi. Adini belirtmedigim Sayin Bakan Çevre Bakani Fevzi Aytekin idi. Meclis Genel Kurulu'nda bakanliginin bütçe görüsmeleri oldugu için kendisiyle irtibat kuramadim. Basin müsavirini cep telefonundan aradim. Bu göreve kisa süre önce atanan Asli Ceren Inanç'i Almanya'da buldum.

Bakaniyla Pazartesi günü ancak görüstürebilecegini söyledi. Ama okurlarimin meraki nedeniyle ismini bugün açikladim. Her seyden önce su konuya açiklama getirmekte fayda var. Sayin Bakan'in Türkiye'nin en büyük özel bankalarindan birisinden aldigi kredi kartinin limitini asmasi, ödeme güçlügü içine girmesi ve yasal takibe alinmasi hemen bugünün isi degil.

Olay biraz geçmise dayaniyor. Sonrasinda ne oldugunu bilmek ise Bankalar Kanunu nedeniyle mümkün degil. Kanunun disinda zaten Erisim Sifresini bilmeden sonucun ne oldugunu bilemeyiz. Bunu ancak Sayin Bakan bilebilir. Ve genelde Sayin Bakan'lara bir kolaylik saglanir!.. Zaten bu ödenemeyen borcun nasil kapatildigini, mesela ne kadar faiz ödendigini, borcun dondurulup dondurulmadigini, kaç yila yayildigini oturdugu koltuk itibariyla Sayin Bakan tek tek açiklayacaktir. Demokratik Sol oldugunu söyleyen bir partinin bakani olarak bu isi geçistirmeyecektir…

Aytekin, Durmus'un izinde

Çevre Bakani Aytekin'le ilgili yazacaklarimiz bu kadarla sinirli degil. Daha önce Melih Asik yazdi, bazi internet sitelerinde de çikti. Tipki Saglik Bakani Osman Durmus gibi Aytekin de bir vakif kurdu. Adi Türkiye Çevre Koruma Vakfi. Hepimiz biliyoruz ki Türkiye Çevre Vakfi diye bir vakif halen faaliyette. O zaman bu isin resmisine ne gerek var? Onun da cevabini vermis Sayin Aytekin. Vakifin kurulus gerekçesinde aynen, "Bakanligin faaliyetlerini yürütmede yetersiz kalmasi…" deniliyor. Komik degil mi? Bakanlik yetersiz kaldigi için vakif kuruluyor. Orta yerde bir baska vakif varken.

Hadi kurdun diyelim, Durmus'un izinde gitmeye ne gerek var? Yani bakanlik bütçesinden kendi talimatinla kurulan vakifa 70 milyar aktarmak ne derece dogru? Devletin parasiyla vakif kurulur mu?

Örneklerde oldugu gibi bu isler Türkiye'de oluyor.

Bize de yazmak düsüyor.

Acaba buza mi yaziyoruz?

Kuzen Kani olur mu yani Aytekin'in yönetim anlayisiyla ilgili sikayetler bu kadar degil. Bakanliga akrabalarini doldurdugu yönündeki elestiriler de fazla. Mesela, halasinin kizi Havva Alp'i ÇED Genel Müdürü yapmasi çok dikkat çekici. Havva Hanim'in kardesi "halaoglu" Kani Bey'in hazirladigi ÇED raporlarinin ÇED Genel Müdürlügü'nden çok çabuk onay aldigi iddia ediliyor. Kuzenler, basarili olabilir, o görevlere layik oldugu için de gelebilir. Bunu bilemeyiz. Ama bildigimiz bir sey var. O da bu sikayetlerin "Çevre Bakanligi'nda yolsuzluk iddialari" adi altinda bir klasörde toplanip, Basbakan Yardimcisi Hüsamettin Özkan'a, oradan Basbakan Bülent Ecevit'e gittigi yönünde. Ecevit de dosyayi incelenmek üzere Basbakanlik Teftis Kurulu Baskani Sayin Osman Nuri Oduncu'ya teslim etti. Incelemenin sonucunu merakla bekliyoruz.


Marmara'da 8'lik deprem olamaz
Basindan seçmeler'de AA'nin, Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Marmara'da 8'lik deprem olamaz" baslikli haberini yayinliyoruz.
AA, Hürriyet, 10 Aralik 2001

Marmara'da 8'lik deprem olamaz

Hacettepe Üniversitesi (H.Ü) Jeoloji Mühendisligi Bölüm Baskani Prof. Dr. Erçin Kasapoglu, Marmara Bölgesi'nde 8 büyüklügünde bir deprem beklemenin ve öyle olacagini iddia etmenin mekanik bilimin ilkeleri ile bagdasmayacagini belirtti.

Kasapoglu, "Bazi bilim adamlarimizin hala hayali deprem senaryolari ile Istanbul'da çok büyük bir deprem beklentisi ile korku ve panik yaratmaktan ne gibi bir yarar umduklarin sorgulanmasi gerekir" dedi.

Prof. Dr. Kasapoglu, yaptigi yazili açiklamada, son günlerde bazi bilim adamlarinin, gazetelere verdikleri demeçlerle, Istanbul'da sürekli bir deprem korkusu ve panigi yaratma çabasi içinde olduklarini kaydetti.

Prof. Dr. Kasapoglu, "hangi bilimsel verilere dayanilarak verildigi belli olmayan" bu demeçlerde, bir yandan Marmara Fayi'nin tek parça oldugu ve bir defada kirilarak 8 büyüklügünde bir deprem olusturacagi söylenirken, diger taraftan ayni Marmara Fayi'nin biri 110 kilometre, digeri 85 kilometre olan iki parçadan olustugunun ifade edildigine dikkat çekti.

Demeçlerden birinde, bazi bilim adamlarinin verilerine dayanilarak olusturuldugu ileri sürülen deprem senaryolarinda Yesilköy'ün olasi bir depremin merkez üssü olarak baz alindiginin söylendigini belirten Prof. Dr. Kasapoglu, herhangi bir yerin bir depremin merkez üssü olabilmesi için o yerin hemen altinda deprem üretebilecek aktif bir fayin bulunmasi gerektigine dikkati çekti. Prof. Dr. Kasapoglu, "Bu kisiler, Yesilköy'ün altinda bugüne dek bilinmeyen yeni bir aktif fay mi belirlediler? Türkiye'nin deprem tarihinde merkez üssünün Yesilköy oldugu herhangi bir deprem var mi?" dedi.

Demeçler, bilimsel verilerle çelisiyor

Demeçlerin, "kendi içinde oldugu kadar bilimsel verilerle de çelistigini" belirten Prof. Dr. Kasapoglu, söyle devam etti: "Çünkü, bu verilere göre, Kuzey Anadolu Fayi'nin Marmara Denizi'nin dogusunda kalan ve Van Gölü'nün kuzeyine kadar uzanan dogu kesimi bir tektonik sikisma bölgesi; Bati'da Ege Bölgesi de tektonik çekilme genisleme bölgesidir. Marmara Denizi ise bu iki bölge arasinda kalan bir geçis zonu olup, buradaki faylar hem Kuzey Anadolu Fayi gibiyanal atim hem de Ege Bölgesi'ndeki normal faylar gibi düsey atim bilesenlerine sahiptir.

Bu faylarin kirilma mekanigi açisindan bakildiginda ise Kuzey Anadolu Fayi'nin dogu kesiminde oldugu gibi sikisma rejimi altindaki bölgelerde sikismanin etkisi ile fay düzleminde sürtünmenin arttigi, bunun da kirilmayi zorlastirdigi, bu nedenle daha büyük enerji birikimine ve sonuçta daha büyük depremlere neden oldugu; oysa, Marmara ve Ege gibi çekilme bölgelerinde fay düzlemindeki genisleme ve rahatlamadan dolayi sürtünmenin azaldigi, bunun da daha az enerji birikimine ve daha küçük depremlere neden oldugu görülmektedir."

Tektonik sikismanin en fazla oldugu Kuzey Anadolu Fayi'nin dogu kesiminde bugüne dek kaydedilen maksimum deprem büyüklügünün 7.9 (1939 Erzincan Depremi) oldugunu belirten Prof. Dr. Kasapoglu, sikismanin daha az oldugu Marmara Bölgesi'nde 8 büyüklügünde bir deprem beklemenin ve öyle olacagini iddia etmenin mekanik bilimin ilkeleri ile bagdasmadigini kaydetti.

Prof. Dr. Kasapoglu, Kuzey Anadolu Fayi gibi yanal atilimli bir fayda meydana gelebilecek bir depremin büyüklügünü fayin uzunlugu degil, fay düzlemi boyunca, herhangi bir noktada hareketi engelleyen ve o noktada enerji birikimine neden olan pürüzlülügün büyüklügünün belirleyecegine dikkati çekti.

Prof. Dr. Kasapoglu, "Iste tüm bu gerçeklerin isiginda, gelecekte Istanbul'u etkileyebilecek olasi bir depremin büyüklügünün, en fazla 6.5 veya 7 olabilecegi ortada iken, bazi bilim adamlarimizin hala hayali deprem senaryolari ile Istanbul'da çok büyük bir deprem beklentisi ile korku ve panik yaratmaktan ne gibi bir yarar umduklarinin sorgulanmasi gerekir" dedi.


Doktor[lar]a Natasali hafta sonu
Basindan seçmeler'de Nesrin Coskun'un, Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Doktor[lar]a Natasali hafta sonu" baslikli haberini yayinliyoruz.
Nesrin Coskun, Hürriyet, 3 Aralik 2001

Doktora Natasali hafta sonu

Izmir Tabip Odasi Genel Sekreteri Dr. Askin Demirci, ilaç, tansiyon, seker ölçüm cihazi gibi cihazlar, egitim araçlari disindaki promosyon malzemelerini Dünya Tabipler Birligi'nin reddettigini söylese de, ilaç firmalari arasindaki amansiz rekabetin vardigi nokta inanilacak gibi degil. Kendi ilaçlarini yazmalari için doktorlara bilgisayar vaadinde bulunan firmalar, isi "Natasali promosyon"a kadar vardirdilar.

Izmir Tabip Odasi Genel Sekreteri Dr. Askin Demirci, bazi ilaç firmalarinin kendi ilaçlarini daha fazla yazmalarini saglamak için doktorlara 'Natasali haftasonu' tatili bile teklif ettigini açikladi.

Ilaç firmalari arasindaki amansiz rekabet, 'Hipokrat' yeminini zorlar hale geldi. Izmir'de bir ilaç firmasinin, romatizma tedavisinde kullanilan ilaçtan 3 ayda 180 kutu yazmayi taahhüt eden doktorlara el bilgisayarini pesin verdiginin ortaya çikmasinin ardindan baslayan tartisma büyüdü.

Izmir Tabip Odasi Genel Sekreteri Dr. Askin Demirci bu konuda çok hassas olduklarini, ilaç, tansiyon, seker ölçüm cihazi gibi cihazlar, egitim araçlari, bilimsel kitap, dergi disindaki promosyon malzemelerini Dünya Tabipler Birligi'nin reddettigini oysa promosyonlarin bugün çigrindan çiktigini belirten Dr. Demirci sunlari söyledi:

"Bir reçete 20 milyon tutuyor. Hastanelerde bir hekim günde 100 hasta bakiyor. Bu demektir ki günde ortalama 2 milyar liralik reçete üretiyor. 22 is gününde 44 milyar liralik bir pazar olusturuyor. Bu 44 milyarin yüzde 20-30'u yani 10-15 milyari eczanenin, yüzde 9'u yani 4.5 milyari deponun, gerisi ilaç firmasinin. Bu hesabi yapan hekim kendi payini almak istiyor. "Ben bu kadar ugrasiyorum, hepsi benim üzerimden para kazaniyor. Benim de bir payim olmali" diye düsünüyor. Eskiden bu isler hekimlerin eczacilarla ortaklasa is yapmalari yönündeydi. Bu simdi daha yayginlasarak tibbi mümessiller araciligiyla oldu. Bu tibbi mümessiller satis, pazar kaygisi, satis rakamlarini iyilestirme gibi gerekçelerle, kendilerine taninan bütçeyi kullanarak hekimleri ürünlerini seçmeye, tercih etmeye yönlendiriyorlar."

Kusadasi'nda tatil

Hekimlere yönelik promosyonlardan örnekler de veren Dr. Demirci, en çok yurtdisi kongre masraflarinin üstlenilmesi, bilgisayar, televizyon, elektronik cihazlar gibi hediyelerin verildigini ancak son zamanlarda kendilerine ulasan bilgilerin artik sinirlarin nerelere kadar zorlandigini ortaya koydugunu söyledi. Bu sektörde Natasa promosyonu bile yapildigi bilgisinin Tabip Odasi'na ulastigini açiklayan Dr. Demirci sunlari söyledi:

"Bazi hekimlere, Kusadasi'nda Rus kadinlarla haftasonu tatili bile teklif edildi. Bunlardan rahatsiz olan hekimler bize bildiriyor. Bir klinige bilgisayar alinabilir ya da sürekli yayinlara abone edilebilir. Ancak, hediye verilerek yönlendirilen hekimin düstügü hata da hastanin lehine olan ilaci degil promosyonlusunu yazmak oluyor ki, bunu toplum sagligi ve ülkenin ilaç ekonomisi açisindan dogru bulmamiz, kabullenmemiz mümkün degil. Ilaç firmalarinin pazari nasil paylastiklari bizim sorunumuz degil. Hekime verilen hediyenin parasi halktan çikiyor. Ilaç firmalarinin promosyonlarini vergiden düsmeleri engellenirse, saniyorum olumlu bir gelisme olacaktir. Her seyden pay almaya çalismak, yaptigimizin isin kutsalligina aykiri. Meslegimizin asagilanmasina seyirci kalamiyoruz. Amacimiz hekimleri ahlaksiz, çapkin, vatan haini, uçkuruna düskün göstermek degil. Herkesin bildigi bir konuyu açip konusmak ve bir duyarlilik olusturmak. Çünkü iki kisi arasindaki bu çikar iliskisini belgelememiz de mümkün degil.'


Uzayda yeni yasam izi
Basindan seçmeler'de NTV'nin Anadolu Ajansi'ndan aldigi 27 Kasim 2001 tarihli haberi yayinliyoruz.
http://www.ntv.com.tr/news/121282.asp, 28 Kasim 2001

Uzayda yeni yasam izi

Bilim adamlari Günes Sistemi disinda ilk defa bir gezegenin atmosferini tespit etti. Yeni bulus, uzayda dünya benzeri gezegenlerin varligi tezini güçlendiriyor.

Gökbilimciler, çok uzaktaki bir yildizin yörüngesinde bulunan bir gezegenin atmosferinde, ilk kez dogrudan, kimyasal bilesim tespit etti. Hubble Uzay Teleskobu'nu 150 isik yili uzakliktaki bir yildizin üzerine odaklayan bilim adamlarinin, yildizin yörüngesindeki bir gezegenin atmosferinde sodyum bulundugunu saptadiklari bildirildi. Bu gelismenin, dünya disinda hayat olup olmadigiyla ilgili arastirmalar açisindan önemli bir adim oldugunu belirten uzmanlar, elde edilen yeni verinin, Günes Sistemi disinda hayatin varligina iliskin kimyasal bir isaret aramanin olanakli olabilecegini gösterdigini kaydediyor.

California Teknoloji Enstitüsü'nde görevli gökbilimci David Charbonneau, yaptigi açiklamada, Hubble teleskobuyla elde edilebilen bu verinin, dünya benzeri gezegen arastirmalarinin mantikli oldugunu gösterdigini belirtti. Böylece, Günes Sistemi disindaki gezegen arastirmalarinda yeni bir asamaya girildigini kaydeden Charbonneau, diger yildizlarin yörüngesindeki gezegenlerin atmosferlerinin karsilastirmalarina, farkliliklarinin ortaya çikarilmasina baslanabilecegini bildirdi.

Ilk kimyasal analiz

Atmosferinde kimyasal bilesim tespit edilebilen gezegenin, "Pegasus" adi verilen bir takim yildizi içindeki "HD 209458" olarak adlandirilan, Dünya'dan 150 isik yili uzakliktaki günes benzeri bir yildizin yörüngesinde oldugu belirtildi. Bu gezegenin, günesin yörüngesindeki en büyük gezegen olan Jüpiter'in yüzde 70'i kadar oldugu kaydedildi. Söz konusu gezegen, uzaktaki yildizlarin yörüngelerinde bugüne kadar tespit edilebilen 76 gezegenden biri, ancak simdiye kadar ilk kez, bu gezegenlerden birinin atmosferinin kimyasal analizi yapilabildi.

Diger kimyasallar da bulunabilir

ABD'nin Atmosferik Arastirmalar Ulusal Merkezi de Hubble spektrografinin bu gezegende sadece sodyum tespiti için ayarlandigini, yeni gözlem çalismalarinin, Dünya'daki metan, su buhari ve potasyum gibi diger kimyasallarin bulunup bulunmadigini arastirmak üzere planlanacagini bildirdi. Ancak bu gezegende hayat isareti olabilecek kimyasallarin bulunmasi tahmin edilmiyor, çünkü söz konusu gezegenin yildiza çok yakin oldugu belirtiliyor ve atmosferinin sicakliginin 2 bin dereceyi buldugu tahmin ediliyor.


Vurgun bogazimiza geldi
Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nde yayinlanan Deniz Güçer Erdem'in "Vurgun bogazimiza geldi" adli yazisini yayinliyoruz.
Star, 26 Kasim 2001

Vurgun bogazimiza geldi

Dünya Sahiller Genel Müdürlügü'ndeki çete, Bogazlardan geçen 9 bin geminin 2500'ünü kaydetti. Böylece 1 trilyonu cebe indirdi. Denetim teknelerini 'hurda' diye satti. Hurdalarin 'yat' oldugu anlasildi…

Udut ve Sahiller Genel Müdürlügü… Saglik Bakanligi'na bagli bir birim. Lozan Antlasmasi'na göre kurulan bu birimin görevi, denizlerimizden geçen gemileri saglik açisindan denetlemek. Bu birim, hizmetinin karsiliginda gemilerden belirli bir ücret aliyor. Iste bu kadar önemli olan Hudut ve Sahiller Genel Müdürlügü'nde müthis bir vurgun ve memur çetesi ortaya çikartildi. Hem de tesadüfle…

Motor-bot skandali

Kurumun 1995'te 10 trilyon lira olan yillik geliri 1996'da 1 trilyona düstü. Aradan 5 yil geçti. Ancak, bu yil 10 trilyon gelirin nasil olup da 1 trilyona düstügü arastirilmaya baslandi. Genel Müdürlük'te ilk olarak motor-bot skandali ortaya çikarildi.

Amerika'dan denetimlerde kullanilmak üzere motor-bot alinmisti. Ancak kurumun çesitli birimlerindeki memurlar, bu botlar için 'Hurdaya çikti' raporu düzenledi ve botlar hurda fiyatina satildi. Iste simdi o botlar 'yat' olarak kullaniliyor. Saglik Bakani Osman Durmus, star'in sorusu üzerine, 'ABD'den getirilen botlarimiz hurda denilerek satilmis. Ama bunlarin yat olarak kullanildigini ortaya çikardik. Dogru düzgün motor botumuz kalmamis. Ihalesini yaptik, yeniden aliyoruz' dedi. Ikinci skandal ise, gemi denetimlerinde yasandi. Bogazlardan geçen 9 bin geminin sadece 2 bin 500'ü kayitlara geçti. Bu gemilerin denetlenip denetlenmedigi, bunlardan kesilen paralarin kimlerin cebine gittigi halen arastiriliyor.

Tahsilat cebe atildi

Çetenin bir baska marifetini ise, gemi denetimleri sirasinda sergiledigi belirlendi. Çete üyesi memurlar, gemilerden fazla para tahsil ettiler. Kaptanlara, kendi hazirladiklari sahte faturalari düzenleyip verdiler. Bakanliga gönderecekleri koçanlarda ise tahsil edilen parayi düsük gösterdiler. Böylece aradaki farki cebe attilar. 40 kisiye memuriyetten men cezasi verildi. Sorusturma ise sürüyor. Memurlarin sahte koçan ve 'hurda yat' yöntemiyle 1 trilyon lirayi ceplerine indirdikleri hesaplaniyor. Ancak sorusturma derinlestikçe vurgunun boyutu da büyüyor.

'Vurgun' devletin raporlarina böyle geçti.

Karaköy sahil denetleme: 'Bir emekli veznedar, bir emekli saglik memuru, dört saglik memurunun zimmetlerine para geçirdikleri tespit edildi. Söz konusu kisilerin islemis olduklari suç nedeniyle 1996-2001 yillari arasinda 144 milyar 399 milyon 655 bin lirayi zimmetlerine geçirdikleri bu meblagin artmaya devam ettigi, savciliga suç duyurusunda bulunuldugu…'

Izmit sahil saglik denetleme: 'Bir veznedar, bir saglik memurunun zimmetine para geçirdigi, söz konusu kisilerin toplam 8 milyar 107 milyon 686 bin lirayi zimmetlerine geçirdikleri, bu rakamin kesin olmadigi ve halen artis gösterdigi ve bsunlarla ilgili olarak Cumhuriyet Savciligi'na suç duyurusunda bulunuldugu…'

Derince sahil saglik denetleme: 'Bir saglik memurunun 1996-2001 yillari arasinda 9 milyar 564 milyon 980 bin lirayi zimmetine geçirdigi ve bu meblagin artmaya devam ettigi, memurun görevden alindigi ve savciliga suç duyurusunda bulunuldugu…'

Bartin sahil saglik denetleme: 'Bir veznedarin zimmetine para geçirdiginin tespit edildigi, söz konusu kisinin 1996-2001 yillari arasinda toplam 702 milyon 540 bin lirayi zimmetine geçirdigi ve bu meblagin artacagi…'

Izmir sahil saglik denetleme: 'Bir doktor, bir veznedar, bes saglik memurunun zimmetleri para geçirdikleri… 1996 - 2001 yillari arasinda 147 milyar 957 bin 820 lirayi zimmetlerine geçirdikleri, bu rakamin kesin olmadigi, devamli artis gösterdigi, doktorun görevden uzaklastirildigi, veznedar ve alti saglik memuru hakkinda suç duyurusunda bulunuldugu, bunlarin görevden uzaklastirildigi…'

Aliaga sahil saglik denetleme: 'Bir bastabip, bir emekli veznedar, üç emekli saglik memurunun zimmetlerine para geçirdikleri, geriye dönük olarak 321 milyar 698 milyon 738 bin lirayi zimmetlerine geçirdiklerinin tesbit edildigi, bu rakamin artis gösterdigi…'

Iskenderun sahil saglik denetleme: 'Bir saglik memurunun geriye dönük olarak 3 milyar 246 milyon 270 bin lirayi zimmetine geçirdigi, bu rakamin sürekli artis gösterdigi…'

Mersin sahil saglik denetleme: 'Iki saglik memurunun 3 milyar 895 bin 50 lirayi zimmetlerine geçirdikleri, bu rakamin kesin olmadigi, devamli artis gösterdigi…'

Bodrum sahil saglik denetleme: 'Bir saglik memurunun, geriye dönük olarak toplam 552 milyon 100 bin lirayi zimmete geçirildigi ve bu rakamin devamli artis gösterdigi…'

Gemlik sahil saglik denetleme: 'Bir saglik memurunun 1996-2001 yillari arasinda 90 milyon 225 bin lirayi zimmetine geçirdigi, bu meblagin denetiminin devam ettigi… Net olmamakla birlikte zimmetin devamli artis gösterebilecegi, zimmete sebebiyet veren memurun ise görevden uzaklastirdigi…'


Türkiye, "cehalet ligi"nde 9. sirada
Basindan seçmeler'de www.ntv.com.tr"'de yayinlanan "Türkiye, 'cehalet ligi'nde 9. sirada" adli yaziyi yayinliyoruz.
www.ntv.com.tr, 25 Kasim 2001

Türkiye, "cehalet ligi"nde 9. sirada

Dünya Bankasi'nin egitim konulu arastirmasina göre, yetiskin nüfusun yarisindan fazlasinin okuma yazma bilmedigi Pakistan bu konuda dünya lideri. Türkiye ise yüzde 15'lik oran ile dokuzuncu sirada…

Dünya Bankasi'nin egitim alaninda hazirladigi ve çesitli ülkeleri inceleyen raporunu açikladi. Raporda açiklanan verilere göre, Pakistan'da 15 yasin üzerindeki nüfusun yarisindan fazlasi okuma yazma bilmiyor.

Türkiye'da ise okuma-yazma bilmeyenlerin orani yüzde 15. Dünya Bankasi, yetiskinlerin okuma ve yazma durumlarini gösteren bir rapor yayinladi.

Türkiye'de ise okuma-yazma bilmeyenlerin orani yüzde 15. Dünya Bankasi, yetiskinlerin okuma ve yazma durumlarini gösteren bir rapor yayinladi.

Raporda yeralan bir listede ülkelerdeki yetiskinlerin okuma-yazma oranlari veriliyor. Buna göre, Pakistan'da 15 yasin üzerindeki nüfusun yarisindan fazlasi okuma yazma bilmiyor. Yani, Pakistan arastirma yapilan ülkeler arasindaki en cahil ülke.

Pakistan'dan sonra Misir ve Hindistan geliyor. Misir'da yetiskinlerin yüzde 40'i okuma yazma bilmiyor.

Türkiye ise yüzde 15 ile listede Suudi Arabistan ve Çin gibi ülkelerin ardindan dokuzuncu sirada yer aliyor.

Rapora göre, 15 yasin üzerinde okuma-yazma bilmeyenlerin oraninin en yüksek oldugu bölge Afrika.

Dünya Bankasi'nin yayinladigi rapor ilginç bir sonucu da ortaya koyuyor. Gelir düzeyinin artmasi egitim seviyesini iyilestirmiyor…


Vakif haraci
Basindan seçmeler'de Ünsal Ergel - Kemal Göktas'in Sabah Gazetesi'nde yayinlanan "Vakif haraci" adli yaziyi yayinliyoruz.
Sabah, 25 Kasim 2001

Vakif haraci

Agir vergi yükü yetmiyormus gibi vatandas yaptigi her islem için vakiflara para ödüyor. Okulda, hastanede, pasaport islemlerinde karsimiza hep "vakif kesintileri" çikiyor.

Devletin agir vergi yükü yetmezmis gibi, vatandastan devlet dairelerinde ve belediyelerde yaptigi her islem, yararlandigi her hizmet karsiliginda "vakif haraci" aliniyor. Devletin kurum ve kuruluslarinin çogunda çalisanlar yararina ya da "baska hizmetlerin daha iyi yürütülmesine kaynak yaratma" gerekçesiyle birbiri ardina vakiflar kuruluyor. Bagimsiz olmasi gereken vakiflarin basinda ise ya bakanlar ya ilgili kurumlarin baskanlari bulunuyor. Ve vatandas çocugunu okula kayit ettirdiginde, hastanede, nüfus dairesinde, tapu idaresinde, adliyede, poliste, gümrükte ve daha pek çok yerde bu vakiflara farkinda olmadan ya da itiraz etme hakki bulunmadan trilyonlarca lira aktariyor.

Devlet fonlari birbiri ardina tasfiye ederken, vakiflar araciligiyla çok büyük fonlar olusturuluyor ve vatandas adeta gizlice vergilendiriliyor. Gönüllü olmasi gereken birçok bagis, vatandastan zorla aliniyor. Böylece devlet bir yandan vergi gelirleriyle kamu açiklariyla kapatmaya çalisirken bir yandan da bütçe disina oluk oluk para akmasina seyirci kaliyor.

Hasilat çok, Vergi yok

Bazi vakiflarin kazançlari vergi rekortmeni bile olmalarini sagliyor. 2001'de Nüfus Hizmetlerini Gelistirme Vakfi 6.9 trilyon lira kazanci üzerinden 696.6 milyar lira, Gümrük Vakfi ise 2.9 trilyon lira kazanç üzerinden 292.6 milyar lira vergi ödedi.

SABAH'in arastirmasi, günlük hayatin neredeyse her noktasinda bulunan ve her yil trilyonlarca liraya ulasan zorunlu bagislarla adeta vatandastan haraç kesen çok sayida vakif oldugunu ortaya koydu. Iste vakiflar ve kesintilerinden birkaç çarpici örnek:

Emniyet Teskilatini Güçlendirme Vakfi

Trafik tescil belgesi için 7 milyon, Trafik belgesi için 10 milyon, Pasaport formu için 500 bin, Silah ruhsati alirken kart parasi 2 milyon, Silah ruhsati bittikten sonra bagis 2 milyon.

Türk Idareciler Vakfi

Silah ya da tüfek ruhsatinin dosyasi 2 milyon, Tabanca bulundurma veya tasima belgesinin valilikte havalesi için 5 milyon, Zilliyete iliskin sorusturma dosyalari 2 milyon.

Adalet Teskilatini Güçlendirme Vakfi Fonu

Dava dosyalari 500 bin lira, Tebligat zarflari ve durusma davetiyeleri 50 bin lira, Faks ücreti 4 milyon 800 bin lira, Adli sicil belgesi 1 milyon lira.

Yargitay Vakfi

"Hukuk Bilgi Bankasi"na girip tek bir dosyanin sonucunu ögrenmek, mevzuatta bir maddeye bakmanin maliyeti Yargitay Hizmetlerini Güçlendirme Vakfi'na ödenen 3 milyon lira.

Spor Vakfi

Gençlik ve Spor Vakfi, statlarin etrafini otopark yapti. Ücret araç basi 1 milyon lira.

Nüfus Vakfi

Nüfus Idaresini Güçlendirme Vakfi, her nüfus cüzdanindan 1 milyon lira aliyor.

Okullarda durum

Devlet okullari ya da özel okullarda her kayit döneminde milyarlara ulasan bagis isteniyor. Okulda karne mi verilecek? Elinizi bir kez daha cebinize sokup, bagis yapmak zorundasiniz. Bagislar karneleri hazirlattiran Milli Egitim Vakfi'na.

Tapu Vakfi

Tapu almak istediginiz zaman Tapu Vakfi'na yapilan kesinti her tapuda alici ve saticidan toplam 30 milyon lira.

Çevre Koruma Vakfi

Araca iliskin egzoz gazi ölçümü yaptiran vatandaslardan illerde kurulmus çevre koruma vakiflari için 4 milyon lira aliniyor. Araç fenni muayeneleri sirasinda da 23 milyon 260 bin lira harcin yani sira 500 bin lira da vakif kesintisi yapiliyor.

Pasaport

Iste pasaport için vatandasin ödedigi para: 500 bin lira form parasi (Emniyet Teskilyatini Güçlendirme Vakfi'na), 20 milyon lira cüzdan parasi (devlete), 4 milyon lira bagis (Karakollari Yasatma Dernegi'ne), 23 milyon 260 bin 6 aylik, 33 milyon 180 bin lira 1 yillik, 55 milyon 960 bin lira 2 yillik, 79 milyon 980 bin 3 yillik harç, 113 milyon 340 bin 3-4 yillik harç parasi (devlete).

Durmus'un Saglik VAKFI

Saglik alanindaki en büyük vakif Saglik ve Sosyal Yardimlasma Vakfi. Saglik Bakanligina bagli hastane, aile planlamasi, ana ve çocuk sagligi merkezi ve saglik ocaklarinda faaliyet gösteriyor. Vakif için hastanelerdeki birçok hizmetten kesinti yapiliyor. Tedavi olanlardan zorla yapilan kesintiler "gönüllü bagis" gibi gösteriliyor. Toplanan paranin yarisini toplayan kurum kullaniyor. Yarisi ise merkeze gidiyor.

Türk Saglik Egitim Vakfi'nin baskani ise Saglik Bakani Osman Durmus. Vakfin ilk büyük icraati, damacana ile satilan 19 litrelik sulara hologram zorunlulugu getirmek oldu. Su firmalari her damacana için vakfa 30 lira hologram bedeli ödeyecek. Böylece miktar trilyonlari bulacak.

Silah paralarindan kredi

Hem tabanca ruhsati hem de av tezkeresi ve yivsiz av tüfegi sahiplik belgesinden 7'ser milyon lira bagis alan Türk Idareciler Vakfi'nin trilyonlara varan gelirini, kendi üyesi olan bin 500 civarindaki vali ve kaymakama tedavi, ihtiyaç, egitim-ögretim kredisi ve ölüm yardimi olarak dagitan vakif, ayrica üyelerine ilave bir emekli ikramiyesi de veriyor. Örnegin 1. derecenin 4. kademesinden emekli olan ve 25 yillik hizmeti bulunan bir vali için, islemin yapildigi tarih itibariyle Emekli Sandigi'nca belirlenen emekli ikramiyesinin 25'e bölünmesi suretiyle elde edilen rakamin vakifta üye olarak geçirilen yil ile çarpilmasi sonucu elde edilecek meblag, valiye ikinci ikramiye olarak veriliyor. .


Hizbullah liderine Iran'dan pasaport
Basindan seçmeler'de Tuncay Özkan'in Milliyet Gazetesi'ndeki "Perde Arkasi" adli kösesinde yayinlanan "Hizbullah liderine Iran'dan pasaport" adli yazisini yayinliyoruz.
Milliyet, Perde Arkasi 12 Kasim 2001

Hizbullah liderine Iran'dan pasaport

Türkiye Hizbullahi'nin en önemli adi Isa Altsoy ile ölü olarak ele geçirilen Hizbullah'in kurucusu Hüseyin Velioglu'nun oglu Abdullah Velioglu Iran pasaportlariyla kaçtilar

Terörü yok etmek için yapildigi savlanan bu savas, artik 11 Eylül saldirilarinin hesabinin sorulmasi noktasini asmis durumda. Bu savasa üçüncü paylasim savasi adini verip, herkesin olaya buna göre bakmasi gerektiginin altini çizmeliyiz.

Ben terörün yeni terörlerle veya savaslarla bitirilemeyecegini, teröre karsi oldugum kadar, savasa da karsi oldugumu defalarca yazdim. Çünkü terörü amaçlari için bir alet gibi kullanan gelismis ülkeler, emperyalizmin sömürge düzeninin devami, toplumlarinin refahi için baska ülkelerin aç, egitimsiz ve savasir durumda olmalarini bilerek ve isteyerek sagliyorlar. Amerika silah yerine son 20 yildir Afganistan'a egitim, saglik ve altyapi hizmetleri götürseydi, bugün Taliban olmazdi. Ama o zaman bölgede istedikleri de olmazdi. Terör ve terörist yönetimler iste bu düzenlerin devami için gerekli.

Amerika'nin PKK'si…

Türkiye 20 yildir PKK terörüyle bogusuyor. Amerika bunu en iyi bilen ülke. Halen PKK'nin sesinin en etkin çiktigi ülke Amerika. Bir de yargi karari var PKK'nin terörist örgüt olmayip "gerilla" savasi verdigine dair. Ama bunlari simdi kimse konusmuyor.

Almanya 1970'li yillardan bu yana Türkiye'den kaçan bütün sagci ve Islamci teröristler ile katillere kucak açmistir. Halen de açmaya devam ediyor. Sagci ve Islamci radikallerin para deposu. PKK'nin insan ve para üssü. Almanya'nin en yakin oldugu ülke Iran. Iran Amerika'nin düsmani. Kavga 11 Eylül öncesinde aslinda emperyalistler arasindaydi. Avrupa ile Amerika Ortadogu ve Kafkaslar üzerinde güç dengelerini olusturuyordu. 11 Eylül isin rengini degistirdi. Ama özünü asla. Simdi bölgesel oyuncularin arasinda esas oglanlar da var. Bombalama teknolojileriyle.

Iran bas aktör

Iran bu oyunun en önemli oyuncularindan. Kendi Islam Cumhuriyeti modelini bölgeye, bu arada da en büyük rakibi olarak gördügü Türkiye'ye monte etmek istiyor. Türkiye'de buna müsait bir altyapi var. Çünkü PKK terörü bazi bölgelerde öyle agir yönetsel ve altyapisal sorunlara yol açti ki; buralardaki manzara Afganistan'dan bile kötü.

Simdi düsmani Amerika ile de, dostlari AB büyükleri ile de, Rusya ve Çin ile de gelismis iliskiler içinde olan Iran bu savasin bölgesel bas aktörlerinden.

Iran'a yenildik

Türkiye'ye karsi terör kartini en iyi kullanan ülkelerden Iran'a karsi ne yazik ki; Türk hükümetleri basarisiz ve saçma siyasi yaklasimlar sergilemekten baska hiçbir sey yapamadilar. Yenildiler. Yüzlerce insan bu terör kavgasinda öldü. Türkiye'nin en yetismis aydinlari yok edildi. Hizbullah denilen terör makinesi Iran olmadan var olamazdi. PKK terörü olmasaydi, yerlesip yasayamazdi. Siyasal Islam onlari desteklemeseydi, para akitmasaydi kök salamazlardi. Türkiye üzerine oynanan terör oyunu çokuluslu ve yönetimli bir savasti. Durdu diyenler, bitti diyenler aldaniyorlar. Türkiye, Afganistan savasina en önde ve etkin katilsin, böylece kendisine yönelik terörü de bitirir diyenler yaniliyorlar.

Türkiye Hizbullahi'nin en önemli adi ve liderlerinden Isa Altsoy ile ölü olarak ele geçirilen kurucusu Hüseyin Velioglu'nun oglu Abdullah Velioglu kaçaklar. Neredeler? Kaçarken kullandiklari pasaport Iran Islam Cumhuriyeti'ne ait. Simdi de ya Iran'dalar ya da Almanya'da. Türk Hizbullahi'nin en çok bilgi topladigi yerler ABD ve NATO tesisleriydi. Buralara ses getirecek saldirilar düzenlemek için çok çabaladilar, simdi de çabaliyorlar. Bugün gerçeklestirseler, sahipleri yine de degismez. Terör ve terörist araç olunca görüldügü gibi sonuç degismiyor.

Isa Altsoy, Velioglu öldürülünce yerine geçirilen liderdi. Kaçti. Abdullah Velioglu ile birlikte 1999 yili sonlarinda Iran Cumhuriyeti'nin pasaportlarini kullanarak Türkiye'den çiktilar. Türk güvenlik birimleri bunu saptadi.

Teröristlerin seri numaralari

Isa Altsoy'un pasaportunda Mojtaba oglu 08.11.1962 Shabestar dogumlu Muhammed Javad Shbastarifar yaziyordu. Pasaportta kendi fotografi vardi. Seri numarasi B - 3851461'di.

Abdullah Velioglu'nun pasaportunda Masoud oglu 28.08.1976 Kashan dogumlu Pakzadeh Alireza yaziyordu. Seri numarasi B - 3851462 idi.

Bu pasaportlar 16 Mayis 1999'da Gürbulak sinir kapisindan Türkiye'ye giris yapmisti. Altsoy ve Velioglu'nun fotograflari yapistirildiktan sonra 1 Agustos 1999'da yeniden Iran'a döndüler.

Bizim akli kitlar böyle yazinca "Iran'a savas mi açalim" diye tutturuyorlar. Hayir. Iran'in siyaseten basardigini biz de basaralim. Bakalim o zaman ayni oyunu sürdürebiliyorlar mi?

Mustafa Kemal farki

Terör kanli bir yönetme ve etsizlestirme oyunudur. Ahlaki, erdemi, refahi yoktur. Mafyalar ve çeteler yaratir. Savaslar terörü besler. Savaslara ve teröre karsi çikmak, insan olmaktir. Insan savaslara ve terörlere direne direne, insan olmustur. Onun için Mustafa Kemal silahla kazanilan zaferlerin ekonomiyle taçlandirilmadan zafer olamayacagini söylemistir. Onun için muzaffer bir baskomutan iken, bir askeri deha iken, baris sarkilarini dilinden eksik etmemistir: "Yurtta baris, dünyada baris."

Aziz anisi önünde, saygiyla egiliyorum.

Kaplancilar - Hizbullah ortak eylem karari

Iste Almanya… Cemalettin Kaplancilar ile Türk Hizbullahi ortak eylem yapmaya karar verdiler. Bu amaçla Avusturya'da da bir cami ortak kullanilmaya baslandi. Iki taraf arasinda mezhep farki rafa kaldirildi. Kaplancilara, "Anitkabir'i uçakla imha edin" diyen Usame bin Ladin'di. O zamandan 1998 bu zamana Almanya ne yapti? Sivas katliaminin kaçak saniklarina siginma hakki veren yine Almanya. PKK teröristlerine ve digerlerine pasaport veren yine Almanya. 11 Eylül saldirisini planladigi ve gerçeklestirdigi iddia edilen teröristler Almanya'da egitim gördü. Ne degisti? Bakmayin teröre karsi yeni anlayis için atilan siyasi nutuklara, tavirda bir degisim var mi? Eski tas, eski hamam.


Kibris'ta çözümsüzlügün ekonomik altyapisi
Basindan seçmeler'de Metin Münir'in www.ntv.com.tr"'de yayinlanan "Kibris'ta çözümsüzlügün ekonomik altyapisi" adli yazisini yayinliyoruz.
www.ntv.com.tr, 23 Kasim 2001

Kibris'ta çözümsüzlügün ekonomik altyapisi

1974'de Türkiye'nin adaya müdahalesi, ekonomik anlamda, Kibrisli Türklere yapilan muazzam bir sermaye transferi idi.

Türklerin hakimiyetine geçen bölge, ada gayri safi milli hasilasinin yüzde 70'e yakinini sagliyordu. En zengin narenciye, tarim ve turizm bölgeleri ile esas ihraç limani olan Magosa Türklere kaldi.

Ama bu potansiyel degerlendirilemedi. Oteller çürüdü, narenciye bahçeleri kurudu, turizm söndü, ihracat durdu, altyapi eskidi.

Türkler geri, Rumlar ileri gitti.

Bugün Türk tarafinda kisi basina düsen milli gelir en cömert hesaplamalara göre yilda 4 000 dolardir.

Rum tarafinda ise 14 000 dolardan fazladir.

Kibris Cumhuriyeti, 13 aday ülke arasinda Avrupa Birligi'ne girmeye en hazir olan ülkedir.

KKTC'de ise sonu gelmis, dibe batmis bir rant ve ganimet ekonomisi hakimdir.

Ekonomi, Türkiye'den gelen geri-ödemesiz yardima endekslidir. Ufuksuzluk, yüksek enflasyon, issizlik, es-dost ve ahbap kayirma, rüsvet ve yolsuzluk, çökmüs bir finansal sistem bu ekonominin diger belirgin özellikleridir.

Türklerin Rumlardan geri kalmasinin klasik bir açiklamasi vardir: Dünya bize dostça davranmadi; hiçbir devlet bizi tanimadi; mallarimiza ambargo kondu. Gelisemedik.

Rauf Dentas'in Sorumlulugu

Bunda dogruluk payi vardir. Ama KKTC'nin geri kalmisliginin temel nedeni Cumhurbaskani Rauf Denktas ve onun kurdugu Ulusal Birlik Partisi'nin Türkiye'den gelen paralarla kurdugu verimsiz siyasi ve ekonomik düzendir.

Çünkü Güzelyurt'taki narenciyeyi Rumlar kurutmadi. Maras'taki 35 000 yatak kapasiteli otellerin içinde biten incir agaçlarini Rumlar dikmedi. Kalkinma Bankasi'nin geri dönmeyen kredilerini es-dosta dagitip çarçur edenler Rumlar degildi. Akmayan sularin, yanmayan elektrigin, delik asfaltin, hâlâ toprak olan köy yollarinin kabahatlisi de Rumlar degildir. Alti bankayi (bunlarin en büyügü Denktas'in dünürüne aittir) Rumlar batirmadi. Her yil Türkiye'den gelen milyonlarca dolarlik yardimi hüp eden de Rumlar degildir.

Ekonomik yasamin sürdürülmesi Türkiye'den gelen paraya baglidir. Cari bütçenin yarisindan fazlasi, savunma ve altyapi bütçesinin tamami Türkiye tarafindan karsilanmaktadir.

KKTC'de 50 bin hane oldugu tahmin ediliyor. Maliye ve Ekonomi Bakanligi'nda maas, emekli, mücahit, dul, yetim vs. maasi olarak imzalanan çeklerin sayisinin ise 53 000 oldugu söyleniyor.

Ada'daki hükümete hakim olan düsünce, Türkiye ile nasil verimli ekonomik iliskiler kurulacagi degil, Türkiye'den yardim olarak ne kadar para hortumlanip dagitilacagidir.

Ekonomi (Türkiye'de oldugu gibi) devletin hakimiyeti altindadir: Toplam nüfus 180,000 iken memur sayisi 12,000, devlet isçisi sayisi ise 5,000'dir. Demek ki, her 10 kisiye bir devlet memur veya isçisi düsmektedir.

Yatirim çevresi özel sektör yatirimlari için olumsuzdur.

Refahin ekonomik aktiviteye degil, Türkiye'den gelecek olan paraya endeksli olmasi; sadece ekonomiyi degil, politikayi da sekillendirmektedir.

Denktas ve UBP'nin egemenligi

Çikarinin Türkiye'den gelecek paraya dayali oldugunu bilen seçmen Türkiye'den en fazla para koparacak partiye oy verme egilimindedir. Türkiye'den en fazla parayi kopartacak olan da hep Denktas ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) olmustur. Bundan dolayidir ki, Rum tarafinda 1974'ten bu yana defalarca baskan ve hükümet degismesine karsilik Türk tarafi, kesintisiz Denktas ve UBP'nin egemen oldugu hükümetler tarafindan yönetilmistir.

Para nasil olsa Türkiye'den gelecegi için, hükümetin ekonomik politikasi büyümeye degil, oy potasiyelini artirmaya konsantredir. Siyasi kadro Türkiye'den gelen para ile hem halki hem de kendini nemalandirmakta, mutlu ve rahat bir hayat sürmektedir. Bunun devami, Kibris sorununun çözülmemesine baglidir. Çözümsüzlük lobisinin bu kadar güçlü, bütün baris çabalarinin heder olmasinin nedeni budur.

Kibris'ta çözüm, KKTC'deki kurulu düzene hakim olanlarin çikarina degildir.


55 yil önce 12 Cumhuriyet altiniydi
Basindan seçmeler'de www.sabah.com.tr'nin "Son dakika" kösesi'nde yayinlanan "55 yil önce 12 Cumhuriyet altiniydi" adli kisa haberi yayinliyoruz.
Sabah, http://www2.sabah.com.tr/w/sondakika/, Son dakika, 23 Kasim 2001

55 yil önce 12 Cumhuriyet altiniydi

Gelecek nesillerin emanet edildigi ögretmenlerin 55 yil önce 12 cumhuriyet altinina denk gelen maaslarinin, bugün 4.9 cumhuriyet altini düzeyine geriledigi bildirildi. Egitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikasi (Egitim-Sen) Genel Merkezi`nin yaptigi arastirmaya göre, 1946'da ortalama 400 lira olan ögretmen maasiyla 12 adet cumhuriyet altini alinabilirken, bugün en yüksek olan 1. derecenin 4. kademesindeki ögretmenin ayligi olan 439 milyon lira 4.9 altini almaya yetiyor.


Anka kus mucisesi
Basindan seçmeler'de Özdemir Ince'in Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Anka kus mucisesi" adli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 19 Kasim 2001

Anka kus mucisesi

Hürriyet'in ünlü sair yazari Özdemir Ince, son 5 yilin siralamasinda dünyanin en iyi 4'üncü takimi olan G.Saray'i arastirdi.

Kalanlar için elden düsme defolu, dediler.

Hürriyet'in ünlü sair yazari Özdemir Ince, son 5 yilin siralamasinda dünyanin en iyi 4'üncü takimi olan G.Saray'i arastirdi.

Ancak mütevazi Lucescu, basinin yorumuyla ‘mutfak artiklari, yerlisi defolu, ecnebisi elden düsme malzeme'den bir baska mucize takim yaratti. Bu takim simdi hem ligde, hem Avrupa'da iddiali.

Galatasaray, 2000 yilinda UEFA ve Süper Kupa'yi kazandiktan sonra tam 11 asini pespese kaybetti. Önce Impatarator Fatih Terim, sonra Hagi gibi bir dev ayrildi. Spor basini, takimi yerden yere vuruyordu.

Önce teknik direktör Fatih Terim ile Hakan Sükür ayrildi takimdan. Fatih Terim ithal olmayan, Türk futbolcusunun karakterine uygun bir futbol anlayisi yaratmis; kendi yöntemiyle Galatasaray'i üst üste dört kez Türkiye sampiyonu yapmis, dünyanin en parlak futbol adamlarindan biriydi. Üstelik kimsenin hayal bile edemedigi bir sey yapmis, ayni takimla UEFA kupasini kazanmisti.

Hakan Sükür neredeyse bir takima bedel, dünyanin en iyi 9 numaralarindan biriydi.

"Anka Kusu" can çekismeye baslamisti, ne olacakti Galatasaray'in hali?

Üstelik, görünüs olarak Fatih Terim'in asla yerini tutamayacak bir Rumen çalistirici getirilmisti. Zavalli Lucescu, Hagi'nin elinde oyuncak olacakti… Galatasaray, Fatih Terim'in ögrettigi futbolu unutup siradanlasacakti…

Ve Süper Kupa

Öngörülerin ilk bölümü gerçeklesmedi: Galatasaray, Real Madrid'i Monaco'da altin golle yenip Süper Kupa'yi kazaniverdi.

Herkes sasirdi. Galiba su Lucescu futboldan biraz anliyordu. Ama hiç kimse adamcagizin biyografisini merak etmedi.

Galatasaray, bu karizma yoksunu adamla, geçen yil benzersiz bir basariya ulasti ve Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda çeyrek final oynadi. Sansi biraz yaver gitseydi, yari final de, final de oynayabilirdi.

Ayni takim, Fenerbahçe'nin 3 puan gerisinde Türkiye Ligi ikincisi oldu. Özellikle birinci devrenin sonunda biraz dikkatli olsaydi, sampiyon bile olabilirdi.

Lucescu'ya hâlâ güvenilmiyordu. Romen, Fatih Terim'in mirasini yiyordu, onun oyun mimarisini bozmadigi için basari kazanmisti.

Gemi batiyor muydu

Bütün bunlar olurken Galatasaray'in iflas ettigi, çok kötü yönetildigi, futbolcularin paralarini alamadigi yaziliyordu. Dahasi -dogru ya da yanlis- futbolcularin Yeniçeriler gibi kazan kaldirdigi dedikodulari yansiyordu basina. Galatasaray gemisi batiyor muydu? Galiba batiyordu. Çare: Faruk Süren ve ekibi yönetimden ayrildi, yerine Mehmet Cansun ekibi geldi. Hedef: Mart 2002'ye kadar borçlari en aza indirmek ve yeni seçime gitmekti.

Bu arada Hagi futbolu birakti. Okan ile Emre bedavaya Inter'e gitti. Onlari Fatih Akyel izledi. Popescu, Taffarel, Jardel, Ümit, Marcio, Ahmet… Hakan'la birlikte tam 11 futbolcu.

Geriye sanli Galatasaray'in yedekleri kalmisti. Sergen ve Ayhan gibi çaptan düsmüs ‘erken emekli' futbolcular. Avrupa ve Güney Amerika'dan ‘sinif disi' isimsiz futbolcular…

Borçlar dizi geçmis bogaz hizasina çikmis… Icralar… Bankalar… Üstelik, yildiz futbolculari satarak borçlarin bir bölümünü kapatacagini uman Yönetim'in eline elma sekerinin sapindan baska bir sey geçmemisti.

Beceriksiz Lucescu geçen yil ‘mucize takim' sayesinde paçayi kurtarmisti. Simdi boyunun ölçüsünü alacakti. Galatasaray'i 2001 yilinda yikim ve bozgun bekliyordu.

Özellikle futbol bilginleri böyle düsünüyordu. Galatasaraylilar için için agliyordu.

Beklenenlerin, temenni edilenlerin hiçbiri olmadi. Lucescu, mutfak artiklarindan, yerlisi defolu, ecnebisi elden düsme malzemeden bir baska mucize takim yaratti. Bu takim su anda bir puan farkla Fenerbahçe'nin önünde lig lideri, Sampiyonlar Ligi'nde ikinci eleme turuna kaldi; 8'i A, 2'si Ümit Milli takiminda 10 futbolcu milli. Ayrica Milli Takim'da 6 eski Galatasarayli. Bu kazandan 16 milli futbolcu.

Yukarda yazdiklarim spor kamuoyunun ve futbol bilginlerinin düsünceleri. Olumsuz sifatlar da… Benim gibi siradan bir futbolsevere göre, kuskusuz, Kaptan Bülent, Ergün, Suat, Emre Ásik, Vedat, Hasan Sas, Arif, Hakan Ünsal giden futbolculardan daha asagi degil… Isimsiz yabancilarin hiç de kötü futbolcular olmadiklari anlasiliyor. Evet, insanlar hakli, Sergen'deki degisim çok çarpici… Besiktas'tan gelen Ayhan'da da Sergen benzeri olumlu dönüsümler göze çarpiyor.

Evet, dedikleri gibi bir mucize var: Gerçi gerekli malzeme iyi-kötü vardi ama bunca kisa zamanda bu helva nasil yapildi?

Helvanin nasil yapildigini yerinde görmek üzere Florya Metin Oktay tesislerine gitmek gerek. Brüksel'deki NATO Merkezi'ne kolayca girebilirsiniz ama Florya'nin kapisindan girmek kolay degil. Olaganüstü güvenlik önlemleri alinmis. Piril piril, temiz, göz kamastirici bir kompleks… Insanlar, bir tapinak kesisleri gibi sessiz, genç sporcular da öyle…

Iki Cim Bom öyküsü

Katmandu pazarinda UEFA muhabbeti

Reklamci Turan Basartan, esiyle Nepal'de Katmandu'nun küçük bir pazarinda dolasirken, 60 yaslarinda disleri dökülmüs bir kadinla pazarlik ediyordu. Kadin, 20 dolarlik fiyati 2 dolara indirdikten sonra sonru: Hangi ülkedensiniz?

Basartan, "Türkiye" diye yanit verince.

Kadin gülümsemeyerek devam etti:

Su UEFA kupasini alan G.Saray'in ülkesi mi?

Kosta Rika'da taksi soförü

Gazeteci Mustafa Saglamer, geçen yil Güney Amerika ülkesi Kosta Rika'da yasadigi ilginç Galatasaray anisini söyle anlatti:

"Esimle birlikte takside giderken, konusmalarimiz soförün dikkatini çekti. Bize dönüp "Nerelisiniz?" diye sordu.

Türkiye deyince, söyle dedi:

- Haberiniz olsun. Galatasaray bu aksam Milan'la oynuyor ama maalesef Ergun sakat.

Anka: Küllerinden dogan mucizevi kus

Efsanelerdeki dev kus Anka ölümsüzlük sembolü. Bati dillerine Phoneix olarak geçen Anka, 500 yasinda kendisine bir yuva kurar. Sonra yuvayi tutusturur ve alevlerin arasinda yok olur. Sonra da alevlerin içinden mucizevi bir biçimde dogar, babasinin küllerini bir yumurta içinde Misir Günes Tanrisi Ra'nin tapinagindaki sunagin üstüne birakir.

Lucescu'ya göre Galatasaray

Zenginleri yenen yoksul Dogu takimi

Can alici

Soruyu takimin ‘Maestro'su, Mircea Lucescu'ya soruyorum:

"Sampiyon takimin neredeyse tümünü yitirdiniz, 11 oyuncu. Muzaffer takimin yedekleriyle ve adi-sani belli olmayan yabancilarla güçlü bir takim yarattiniz. Basarinizi ‘mucize' olarak nitelendirmiyorum, ama bu basarinin altinda yatan gerçekler nelerdir"'

LUCESCU: Ilkin güven söz konusu. Gidenler gitti. Geri kalanlara da güveniyordum. Geçen yil çogu yedek durumda olsalar da her zaman savasmaya hazirdilar, kendilerini her maçta oynayacak sekilde hazir tutmustum. Ayrica rekabet ortami da vardi. Geçen yil, Sampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadigimiz sürede, 3-4 gün araliklarla maç oynadigimiz için, sayisiz sorunlar çikiyordu. Türkiye liglerinde bütün takimlar bizi yenmek istiyorlardi. Bu yüzden bize karsi çok sert oynuyorlardi. Dolayisiyla her maçta 4-5 oyuncumu kaybediyordum. Bunun sonucu olarak Sampiyonlar Ligi'nde bazi maçlari 4-5, bazilarini 6-7 oyuncudan yoksun, yedeklerle oynadim. Bu nedenle, her oyuncuyu istim üzerinde tuttum. Oyuncular gittiler, ben, kendilerini sevmeme karsin gidenlerin ardindan aglayacak biri degilim. Önemli olan gelecekte ne yapilmasi gerektigini önceden bilmek. Ben biliyordum.

Bizi ciddiye almiyorlar

Güven vardi. Ikinci olarak da çalismak gerekiyordu. Hazirlik döneminde iyi çalistik, 9 maç yaptik, ki normal sezonda iki aylik bir süredir bu. Maç+antrenman, antrenman +maç… Kisa zamanda savasan bir takim yaratmam gerekiyordu. Iyi bir program, iyi bir hazirlik dönemi ile savaskan bir takim yarattik. Galatasaray'da yasamak için Galatasaray'in ruhuna, Galatasaraylilik zihniyetine nüfuz etmek, girmek gerekir. Bu savasçinin, arslanin ruhu ve zihniyetidir. Gidenlerin düzeyine çikinca, istedigimiz savasçiligi gösterince, iyi sonuçlar aldilar. Galatasaray sadece kendisini degil, ayni zamanda Türkiye'yi ve Islam dünyasini, hatta Balkanlari, Romenleri, Bulgarlari ve Dogu'yu temsil ediyor. Büyükleri, zenginleri yenen bir yoksullar takimi.

Dikkat ederseniz, üç yillik bunca basaridan sonra, Avrupa'da Galatararay'in büyük bir takim oldugunu söylerler, ama is sans vermeye gelince 50'de 1 sans verirler. Roma, Barcelona, Liverpool grubunda bizi en zayif kabul ediyorlar. Çünkü en iyi oyuncularini kaybetti, maddi durumu iyi degil, oyunculari taninmamis, eski yedekler… Bizi ciddiye almiyorlar sanki. Iste bizim gücümüz buradan geliyor. Bu, bir ‘Mucize' degil, dogal bir gelisim.

YARIN: ESKI CIMBOM, YENISINI YENEBILIR MI?


Sezar gibi hançerlendi
Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nde "Iste sigarayi birakmak için 10 önemli neden" "Son Uyari" basligiyla yayinlanan haberi yayinliyoruz.
Star, 19 Kasim 2001

Iste sigarayi birakmak için 10 önemli neden

Sigarada 401 çesit zehir ve 43 çesit kansere yol açan madde bulundugunu söyleyen uzmanlar, insanlari sigarayi birakmaya yöneltebilecek 10 nedeni açikladi.

Sigaranin kalp, kanser ve solunum yollari hastaliklarina yol açtigina isaret eden, bu nedenlerin bile tiryakileri aliskanliklarindan vazgeçiremedigini belirten arastirmacilar, asagidaki nedenlerin ise birçok insana sigarayi biraktirabilecegini savunuyor.

Sigarayi birakma konusunda insanlari etkileyebilecek 10 neden söyle siralandi: Sigara ikdidarsizligi körüklüyor. Sigaranin kan dolasimini yavaslattigi ve ereksiyonu engelledigi arastirmalarla kanitlandi. Arastirmacilar genellikle erkek tiryakilerin, cinselligi sigaraya tercih edeceklerine deginiyor.

Yüzde kirisikliklara yol açiyor. Sigaranin cilt hücrelerine oksijen ve besin gitmesini önledigini ve agiz civarinda dikey kirisikliklara yol açtigini açiklayan uzmanlar, güzelligini korumak isteyenlere sigarayi birakmalarini öneriyor.

Sigara içenlerde dis kaybi daha çok görülüyor. Sigara tiryakilerinde erken yaslarda dis kaybinin daha çok görüldügüne deginen uzmanlar, ayrica dislerde leke meydana getiren sigaranin, nefesin kötü kokmasina yol açtigini ve agizda bakteriler olusturdugunu belirtiyor.

Sigara sinüs yollarina hasar veriyor. Sigaranin sinüs yollarina hasar verdigini açiklayan arastirmacilar, sigara içenlerin içmeyenlere göre daha az koku aldigini, sigaranin burun duyusunu azalttigini kaydediyor.

Sigara kemik yogunlugunu azaltiyor. Sigaranin kemik yogunlugunu azaltarak, osteoporosis hastaligina yol açabildigini saptayan arastirmacilar, sigara içenlerde kalça kirilmalarinin daha çok oldugunu belirtiyor.

Sigara insanda depresyona girmis havasi yaratiyor. Çogu insanin stres ve depresyona karsi sigarayi kurtarici bulduguna deginen uzmanlar, sigaranin insani daha çok depresyonda gösterdigini kaydediyor. Arastirmacilar, depresyon içindeki insanlara sigaraya basvurmak yerine psikologa gitmelerini salik veriyor.

Sigara yangin nedeni. ABD'de her yil sigaradan 200 bin yangin meydana geldigini istatistiklerle belirleyen uzmanlar, sigaradan meydana gelen yanginlarin yilda 1000 insani öldürdügünü, 3 bin insanin da yaraladigini açikliyor. Sigaradan kaynaklanan yanginlarin, her yil Amerika'da 300 milyon dolarlik hasara yol açtigi kaydediliyor.

Vücutta dolasan oksijeni engelliyor. Sigaranin, alyuvarlarin vücuda tasidigi oksijeni engelleyerek, kalp hastaliklari ve inmeye neden olduguna deginen uzmanlar, tiryakinin biraz sansli olmasi durumunda ise el ve ayaklarda sogukluk ve agrili ignelenmeler görüldügünü belirtiyor.

Sigarayi birakmamak aptallik. Arastirmacilar, sigaraya karsi yapilan kampanyalar ve bilimsel arastirmalar karsisinda hala sigarayi birakmayan tiryakinin, kendini bilerek ölüme attigini, bunun da aptalliktan baska bir sey olmadigini ifade ediyor.

Sigara içen veli çocuguna kötü örnek oluyor. Çocuklarin genellikle anne ve babalarini taklit etmeye meyilli olduklarina deginen arastirmacilar, sigara içen anne ve babanin, ayni zamanda çocuguna, sigara içmenin iyi bir sey oldugunu da vurguladigini belirtiyor. ABD'de her gün 3 bin çocugun sigaraya basladigini açiklayan uzmanlar, sigaraya baslayan her 3 bin çocuktan bininin yetiskinlik çaginda sigara ile ilgili hastaliklardan öldügünü açikliyor.


Sezar gibi hançerlendi
Basindan seçmeler'de Levent Tüzemen'in Sabah Gazetesi'nde yayinlanan "Sezar gibi hançerlendi" adli yazisini yayinliyoruz.
Sabah, 7 Kasim 2001

Sezar gibi hançerlendi

Pazartesi aksami Türkiye saatiyle 17.35… Takimdaslik felsefesi üzerine konferans vermek üzere Istanbul Swiss Otel'e gelen Imparator'un Panasonic marka cep telefonu çaliyor. Toplantidan keyifle çikan Terim, karsida Milan Ikinci Baskani Galliani'nin sesini duyunca irkiliyor.

Galliani, "Sinyor Terim" diyerek direkt konuya giriyor: "Maalesef, kan degisikligine ihtiyaç vardi. Bu yüzden yollarimizi ayirmak zorunda kaldik. Her türlü hukuki hakkiniz saklidir."

Fatih Terim, üstelik de liderlik üstüne isadamlarina konferans verdigi aksam "kötü haber"i böyle aliyordu. Hala G.Saray'da çalisan eski yardimcisi Ökkes Polat'la birlikte BMW X5 marka jipine atlayip Swiss Otel'i terkederken, adeta kroke olmus bir haldeydi.

Peki isler nasil bu hale geldi? Herkesin bu sorunun yanitini merak ediyor

Aslinda islerin bu noktaya gelecegi, ta sezon basindan belliydi. Zaten Terim, Milan'in 1 numarali teknik direktör adayi degildi. Milan Baskani Silvio Berlusconi, oglu Piersilvio'nun yakin arkadasi Carlo Ancelotti'yi takimin basina getirmek istedi. Milan 2. Baskani Galliani 2001 yilinin ocak ayinda, o sirada Juventus'un basinda olan Ancelotti'ye teklif yapti.

Ancelotti "Öncelik Juventus'ta" diyerek, kendi yönetimine fikir danisti. Juventus Asbaskani Riccardo Moggi "Bir yere gidemezsin. Maasini 2 katina çikariyoruz. Ve seninle 2 yil daha sözlesme yapacagiz" deyince Ancelotti'nin Milan'a gitmesi suya düstü.

13 Mart darbesi

Bunun üzerine Milan, gözünü Fiorentina'da harikalar yaratan Fatih Terim'e çevirdi. 13 Mart'ta Milan'in S¸ampiyonlar Ligi'nden elenmesi sonucu, Alberto Zaccheroni'nin görevine son veren Milan, Imparator'la prensip anlasmasina da vardi. Hatta Terim'in ifadesine göre, 2 yillik özel bir sözlesme hazirlayan Galliani, Milan adina bunu imzalayip Terim'in evine getirdi.

Ancak 15 Mayis'ta Juventus'un Ancelotti'yi kovup Marcello Lippi ile anlasmasi, Milan Kulübü'ne bomba gibi düstü. O sirada Terim'le anlasmis olan Milan buradan geri adim atamadi ama resmi açiklamayi uzatabildigi kadar uzatti. 18 Haziran'da Terim'le 2 yillik mukavele imzalanirken, Galliani bir yandan da Carlo Ancelotti'ye garanti vermeyi ihmal etmedi: "31 Aralik'a kadar beni bekle ve hiç kimseyle anlasma. Seni mutlaka Milan'in basina getirecegiz."

Terim için bundan sonrasi hep sikintiyla geçti. Italyan gazeteciler, imza töreni sirasinda bile "Sizin yerinize Ancelotti gelecekmis" diye alayci bir tavir takiniyor, bu gölge bir türlü Terim'in üstünden kalkmiyordu. G.Saray ve Fiorentina'da futbolcular üstünde büyük otorite kuran Imparator, Milan'da "papazlara", yani Maldini, Costacurta, Albertini gibi yasli futbolculara sirin gözükmek için taviz üstüne taviz veriyordu. Mesela Milan'da her 2 idmandan sonra, takima mutlaka bir gün izin verdi.

Hatta takimi yaparken bile onlara danistigi oldu. Milan sezon basinda Berlusconi'nin de tribünden izledigi Berlusconi Kupasi'ni Juventus'a kaptirdi. 1 hafta sonra Brescia ile ilk lig maçina çikacak olan Terim, güvenlerini kazanmaya çalistigi Maldini ile Costacurta'yi odasina çagirdi ve "Defanstan memnun degilim. Defansi nasil kuralim?" diye fikir danisti.
Taraftarlar üstünde büyük etkisi olan Maldini de Terim'e su sufleyi yapiyordu: "Sag kanatta Chamot'yu oynatin. Defansta ben Costacurta ile daha iyi anlasiyorum." Daha da ileri giderek, takimin en iyisi olan ve kendisine rakip gördügü solbek Coco'yu da ilk 11'in disina ativerdi. Terim, bu söylenenleri harfiyen yerine getirdi. Oysa Chamot hiçbir hazirlik maçinda 1 dakika bile oynamamis, Costacurta da Terim'in ideal onbirinde yer almiyordu.

Terim'i bitiren maç

Sonuç tabii ki felaketti. Ilk yarida Coco ve Chamot'nun hatalariyla 2-0 geriye düsen Milan, beraberligi zor kurtariyordu. Devre arasinda Chamot'yu çikarip, Cosca'yi da azarlayan Terim bu olayi bilen diger futbolcularin ve 2. baskan Galliani'nin gözünde büyük prestij kaybetti. Nitekim, ertesi gün La Gazzetta dello Sport gazetesi de bu olayi mansete tasiyinca, Terim "kadroyu bile oyunculara yaptiran bir teknik adam" konumuna düsürüldü. Yani karizma ilk günden çizilmisti.

Bu olaydan sonra Terim, hiçbir futbolcusuna güvenmedi. Hatta 1-0 kaybedilen Torino maçinda, kendisinin transfer ettirdigi Rui Costa'yi bile kaybetti. Portekizli yildiz, o gün hayatinin en kötü futbolunu oynarken, 13 top kaybi yapti ve Terim tarafindan oyundan çikarildi. Rui çikarken Terim'e pis bir bakis firlatti ve direkt olarak soyunma odasina gitti. Bu bir nevi "Ben seni artik tanimiyorum" tavriydi. Maçtan sonra soyunma odasinda Terim'in Rui'ye "Sen de mi beni sabote ediyorsun?" diye bagirdigi da bütün Italyan gazetelerinin mansetlerine tasindi.

Bu kadarla kalmadi. Maçtan sonra Milan'dan 4 futbolcu Gattuso (ki Terim sezon basinda onun için ‘Benim en güvendigim adam' diyordu), Albertini, kaleci Abbiati ve tabii ki kaptan Maldini, Galliani'ye giderek rest çektiler:

"Bu Türk'ün bize davranislarini hiç begenmiyoruz. Gittikçe paranoyak olmaya basladi. Bu gidisle Milan'dan sampiyonluk beklemeyin. Ancelotti'yi getirin, takim düzelir."

24 Saatlik operasyon

Galliani de aslinda ayni fikirdeydi. Pazar gecesi futbolculari gönderdikten sonra, Tony Blair'in Savas Kabinesi toplantisi için Londra'da bulunan Basbakan Silvio Berlusconi'yi telefonla arayarak "Terim'in kellesini koparma" onayini aldi. Çünkü, o siralarda Ancelotti de Parma kulübüyle prensip anlasmasina varmisti. Aslina bakarsaniz, Terim'in gönderilmesini en fazla Ancelotti-Parma flörtü çabuklastirdi. Parma, Ancelotti'ye 1 yil için tam 5 milyar liret (2.5 milyon dolar) önermisti. Parma Baskani Calisto Tanzi, Pazartesi günü Italya saatiyle 13.00'te Ancelotti'yi imza töreni için kulüp binasinda bekliyordu.

Bu sirada "kötü adam" Galliani devreye girdi. O gece Ancelotti'yi arayarak "Sakin Parma ile imzalama. Senin isini bitiriyoruz" dedi. Ancelotti de bu firsati kaçirir mi, "Ama Parma 5 milyar liret veriyor. Siz bunu ödeyebilecek misiniz?" sorusunu yöneltti. Terim'e yilda 3 milyar liret verirken eli titreyen Galliani, 5 milyari da okeyledi.
Ertesi sabah otomobiline atlayan Galliani, 1.5 saatlik bir otoban yolculugundan sonra saat 13.00'te Ancelotti'nin Felegara'daki evinin kapisini çaliyordu. Felegara, Parma'ya 1 saat mesafedeki Reggio Emilia kentinin bir kasabasi. Ancelotti'nin güzel esi Luisa kapiyi açti. 1 sise sarap ve prosciutto (Parma salami) esliginde bütün sartlar masaya yatirildi. Ancelotti 3 yillik sözlesme istedi, o da kabul edildi ve sezona 150 milyon dolarlik transfer yapip giren Milan'in yeni hocasi nihayet Ancelotti oldu.

Isi bitiren Galliani, teknik konulari çözmesi için Milan Kulübü Avukati Leandro Cantamessa'yi evde birakarak yine otomobiliyle Via Turati'deki Milan Kulübü'ne yollandi. Yol boyunca da "Acaba Terim'i kirmadan bunu nasil anlatacagim?" diye kafasinda planlar kurdu. Bir yönetici olarak en sikinti duydugu konusmalar, "Tebrik ederim. Kovuldunuz" konusmalariydi.

Oysa anlasma yapildiktan sadece 15 dakika sonra, Luisa Ancelotti bütün gazetecileri arayarak "Carlo artik Milan'in basinda" müjdesini vermisti. 1998 yilinda Ancelotti, F.Bahçe ile görüsmek için Türkiye'ye geldiginde kameralarin gözdesi olan Luisa için ayri bir paragraf açmak lazim… Çünkü Luisa, sezon basindan beri kendisine yakin olan gazetecilere "Galliani ilk hatasinda Terim'i kovacak. Carlo'yu alacak. Bize söz verdi" haberini uçuruyordu. Italyan basininin Terim'e sert tavir almasinda, Luisa Ancelotti'nin yarattigi "Bu adam nasil olsa gidici" havasinin büyük rolü vardi.

Yolda Terim'le konusmak istemeyen Galliani, Türkiye saatiyle 17.35'te kulüp binasindan Terim'i arayarak tebligati yapti. Iste Imparator'un son yolculugunun aci hikayesi…

Tikir tikir maasini alacak

Gelelim isin teknik boyutuna. Milan'la 2 yillik mukalevesi bulunan Terim, sezon basina 3 milyar liret (3 trilyon lira) alacakti. Italya'daki prosedüre göre bu para 12 esit takside bölünerek her ayin 18'inde Terim'e ödenecekti. S¸u ana kadar 4 taksidini (toplam 1 milyar liret) tahsil eden Imparator, gelecek yilin parasiyla birlikte Milan Kulübü'nden 5 milyar liret (5 trilyon lira) daha alacak. Ancak 18 ay boyunca 250'ser milyon liretlik (250 milyar lira) taksitlerin alinabilmesi tek sarta bagli: Terim Milan disinda hiçbir kulübü çalistirmayacak. Imparator, eger herhangi bir kulüple anlasirsa Milan'daki parasini da kaybetmis olacak.


Gurbette 40 yil
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan Anadolu Ajansi'nca hazirlanan "Gurbette 40 yil" adli yaziyi yayinliyoruz.

Hürriyet, 30 Ekim 2001

Gurbette 40 yil

Türkiye'den Almanya'ya isçi göçü tam 40 yil önce basladi. Almanya'ya giden Türk isçilerden kimi hayal kirikligina ugradi, kimi umdugundan fazlasini buldu.

Almanya'ya ilk resmi Türk isgücü göçü, Türkiye ile Almanya arasinda 31 Ekim 1961'de, ''Türk Isgücü Anlasmasi''nin imzalanmasiyla basladi.  2. Dünya Savasi'nin 1945 yilinda sona ermesiyle Bati Avrupa ülkeleri hizli bir kalkinma sürecine girerken, isgücü ihtiyaçlarini, daha ucuz olan yabanci isçi çalistirarak karsilama yoluna gittiler. Türkiye'de ''Alamanci'', Almanya'daki Türkler arasinda  ''gurbetçi'', Almanlar tarafindan önce ''Gastarbeiter'' (misafir isçi), daha sonra ''Auslaender'' (yabanci) ve su anda da ''Mitbürger''(hemsehri) denilen Türk isçilerin ilk kafilesi, 1961 yilinda Almanya'ya geldi. Isçilerin yüzde 60'i gibi önemli bölümü kalifiye elemandi.

Dislerine kadar kontrol edildiler

Almanya, Istanbul'un Tophane semtinde bir irtibat bürosu kurdu. Almanya'ya gitmek isteyen insanlar bu büroya müracaatta bulunuyor, ardindan memleketlerine geri dönüp, bürodan gelecek ''Almanya kagidini'' bekliyorlardi. Mektubu alan Irtibat Bürosu'na kosuyor ve  Almanya'ya gidis çilesi basliyordu.

Aralarinda belki de hiç doktora gitmemis kisilerin de bulundugu isçiler, Alman doktorlar tarafindan siki bir saglik kontrolünden geçiriliyordu. Isçiler, dislerine kadar kontrol ediliyorlardi. Saglam olanlar, köylerine kentlerine gidip, Almanya'ya gitmek üzere tahta bavullarini hazirliyor ve 1-2 yilligina, 3-5 kurus biriktirdikten sonra geri dönme düsüncesiyle uzun bir yolculuga hazirlaniyorlardi.

Istanbul'un Sirkeci gari, ayrilis günü geldiginde ana baba günü oluyordu. Kiminin ugurlayani vardi kiminin yoktu. Kara trene binildiginde içleri bir hüsran sariyordu.  Yaklasik 3 gün süren yolculuktan sonra Münih garinda yeni bir hayata baslaniyor, gardaki camsiz odalarda insanlar gidecekleri kentlere göre ayriliyor ve ellerine tren biletleri ve kumanyalari veriliyordu.

Gittikleri kentlerde çalisacaklari firmalarda Türk tercümanlar ve firma yetkilileri tarafindan karsilanan isçiler önce, ''Heim'' adi verilen kalacaklari yurtlara yerlestiriliyordu. Bunlarin çogu, 2, 4, 6 kisinin kalabilecegi odalar, müsterek tuvalet banyo ve mutfagi olan barakalar, bekarlarin kaldigi yurtlardi.

Türk isçiler, aldiklari ücretin büyük bölümünü biriktirmek için her türlü fedakarligi yapiyorlardi. Yemiyor, içmiyor, sadece para biriktirip bir müddet sonra ülkelerine dönüp tasarruflarini, ev alarak küçük bir dükkan açarak degerlendirmeyi düsünüyorlardi. Bu kisitlamalar sonunda kendi sagliklarina mal olsa da…

Eslerini Almanya'ya getirten Türkler, ''Heim'' hayatindan kurtuluyordu. Kimi tek odali bir ev bulup tasiniyor, kimi de aile yurtlarina tasiniyordu.

Almanya'daki yabanci isçilerin sayisi 1973 yilina kadar sürekli artti. Isçi sayisinin yani sira es ve çocuklardan olusan yabanci sayisinda da artis oldu. Ülkede 1973 yilinda yabanci isçi sayisi 2.6 milyona ulasirken, aileleri ile birlikte yabanci sayisi da 4 milyona yükseldi. Türk isçilerinin sayisi ise 600 bin aile üyesi ile 900 bine ulasti.

Kriz Türkleri de vurdu

Dünyadaki petrol krizinden Almanya da büyük ölçüde etkilendi. Federal hükümet, 1974 yilinda, ''Anwerbestopp'' olarak adlandirilan yabanci isçi alimini durdurdu. Sadece Avrupa Toplulugu ülkeleri vatandaslari isçi olarak alinmaya baslandi. 

Böylece Alman istihdam sektörü, topluluk üyesi ülke vatandasi olmayanlara kapisini kapadi. ''Yabancilar sorunu'', 1973'ten sonra daha hararetle tartisilmaya devam etti.

Bonn hükümeti, 1978 yili Aralik ayinda federal hükümetin Yabancilar Danismanligini olusturdu. Baskanligina, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin Alman Sosyal Demokrat Partili (SPD) eski Basbakani Heinz Kühn getirildi. Kühn, 80'li yillarin basinda yine SPD ile yönetilen Schmidt hükümetinin talepleri dogrultusunda yabanci isçiler ve aile bireylerini de kapsayan, daha sonra Kühn-Memorandumu diye anilacak  bir memorandum hazirlayacakti.

Söz konusu memorandumda, özellikle Türklerin ve çocuklarinin okul öncesi ve sonrasi egitimi ile mesleki egitimine agirlik verildi.

Almanya'daki Türk isçiler kendi ekonomik durumlarini düzeltmeye çalisirken, bir yandan da Türkiye ekonomisine katkida bulunmayi amaçliyorlardi. Bu nedenle de 1970'li yillarda isçi sirketleri furyasi basladi. Ilk olarak 2200 ortakli Türksan kuruldu.

Ardindan da  sirketler mantar gibi çogalmaya basladi. Herkes kendi yöresine bir yatirim yapmak istiyordu. Vatandaslarin bu çabalari suiistimal edildi.S¸irketler kuruldu, paralar toplandi ama sonu hüsranla bitti. 290'in üzerinde isçi sirketi kuruldugu halde, bunlardan ancak parmakla sayilacak kadari faaliyete geçti.   Isçi sirketlerinden sonra yatirimlar, Türk bankalarina ve insaatlara yapilmaya baslandi.

Patronluga dogru

Köln'deki Ford fabrikasina Izmir'den isçi olarak gelen Burhan Öngören, evinde Türk usulü sucuk yapmaya basladi. Bunu fabrikadaki Türk arkadaslarina çanta içerisinde satti. Daha sonra bir depoda küçükbir imalathane ve ardindan simdi bütün dünyaya tonlarca satis yapan,  sucuk, salam ve sosisten olusan modern bir et ürünleri fabrikasi olusturdu.

Almanya'ya ögrenci olarak gelen ve 1968 gençlik olaylarina da karisan Vural Öger, küçük çapta basladigi uçak bileti satisiyla bugün ülkenin en büyük turizm sirketi olan Öger Tours'u kurdu.

Iki Almanya'nin birlesmesinden sonra eski Dogu Almanya'daki sirketler satisa çikartildi. Bu satislar sirasinda Ünyeli S¸enol Yegin adli Türk isadami Türkiye'den Almanya'ya gelerek, Almanya'nin Çek Cumhuriyeti ve Polonya ile olan sinir kentindeki Seifhennersdorff adliküçük kasabada bulunan ve kapanmanin esiginde olan parasüt ve askeri  giyecek imalati yapan firmayi satin aldi. Yegin, yaptigi yatirimlarla bu kasabanin ekonomisine ve istihdamina büyük katki sagladi.

Türk girisimciler, 1980'li yillarda çok hizli gelisme kaydetmeye basladi. 1999 itibariyle Almanya'daki Türk isletmelerinin sayisi 55 bin oldu. Bu isletmelerde yaklasik 300 bin kisi çalisiyor, cirolari da50.3 miyar marki buluyor.

Avrupa Türk Isadamlari ve Sanayicileri Dernegi'nin (ATIAD) yaptirdigi bir arastirmaya göre, bugün 55 bin olan Türk girisimcilerinin sayisi 2010 yilinda 100 bini bulacak. Isçi sayilari da 650 bine yükselecek. Cirolari da 165 ila 218 milyar mark arasinda olacak.

Geri dönüse tesvik

Almanya, Türk vatandaslarina tek tarafli vize uygulamasi, es ve çocuklara koydugu kisitlamalarla kalmayarak Türklerin sayisini azaltmak ve geri dönüsü tesvik etmek amaciyla 1984 yilinda ''Geri Dönüse Tesvik Yasasi'' çikartti. Bu yasayla tahminen 290 bin dolayindaTürk vatandasi Türkiye'ye döndü.

Bu yasa çerçevesinde ülkelerine dönen Türk vatandaslarina 10 bin 500 mark, çocuk basina da 1500 mark verildi. Bu yasadan yararlananlar Almanya'da bütün iliskilerini kesip, Türkiye'ye kesin dönüs yapti. Bu kisiler sigorta kurumlarina ödedikleri isçi payi sigorta primlerini pesin alirken, isveren payini almayip Almanya'da emekli olma sansiyla birlikte yeniden Almanya'ya dönüs haklarini kaybettiler.

Terör

Türkiye'de 1970 yillarinda karsit görüslü gruplar arasinda yasanançatismalar zamanla Almanya'daki Türklere de yansidi. Gruplar teskilatlanmaya basladi. Dernekler kuruldu.

12 Eylül'den sonra Türkiye'den kaçanlar Almanya'da toplanmaya basladi. Böylece kutuplasmalar daha da yogunlasti. 

Almanya'nin Köln kentine gelen ve ''kara ses'' olarak bilinen Cemalettin Kaplan, ''Islami Cemiyet ve Cemaatler Birligi'' adini verdigi dernek ile sözde ''hilafet devleti'' kurarak, Türkiye'ye karsi çalismalar yapti.

Terör örgütü PKK da Almanya'da teskilatlanmaya basladi. Alman hükümeti bu örgütün faaliyetlerine yillarca göz yumdu, 90'li yillarda çesitli Türk kuruluslarina ve isyerlerine saldirilar düzenleyen örgüt,1993 yilinda yasaklandi, buna ragmen istedigi gibi toplanti ve yürüyüsler yapti, haraç topladi ve örgütten ayrilanlari öldürdü.

Yabanci düsmanligi

Almanya'da yabanci düsmanligi 80'li yillarin ortalarina dogru basladi. Asiri sagci 3 irkçi Alman genci, Mölln kentinde Arslan ailesinin evini gece kundaklayarak 3 kisinin ölümüne neden oldu.

Hamburg'ta yapilan cenaze törenine, dönemin Disisleri Bakani KlausKinkel de katildi.

1993 yilinda Solingen'de Genç ailesinin evi irkçi Alman gençleri tarafindan kundaklandi ve 5 kisi öldü. Köln'de yapilan cenaze törenine, dönemin Alman Cumhurbaskani Richard von Weizsaecker, Disisleri Bakani Klaus Kinkel ve çok sayida bakan katildi.

Genç ailesinin fertlerinin cenazeleri özel bir uçakla Türkiye'ye gönderildi. Disisleri Bakani Kinkel de Türkiye'deki cenaze töreninde hazir bulundu.  Eylemler bunlarla kalmadi. Almanya'nin çesitli kentlerinde Türklerin evleri ve dernekleri kundaklandi.

Türk gençler egitimlerini tamamlamiyor

Almanya'daki Türk gençlerinin çogunlugu egitimlerini yarim birakiyor. Bu da gençlerin is bulmalarini güçlestiriyor. 1997-1998 ögretim yili itibariyle anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, engelliler okulu, kolejler ve meslek okullarina devam eden toplam 1 milyon 238 bin 848 yabanci ögrencinin 491 bin 484'ünü Türk ögrenciler olusturuyor.

Türk dili ve kültürü siniflarina devam eden çocuklarin sayisi ise 1997-1998 ögretim yili itibariyle 186 bin 291. Ayni ögretim yilinda meslek egitimi gören Türk ögrenci sayisi ise 97 bin 190 iken, yabanci ögrenci sayisi ise 232 bin 141.

Yine ayni ögretim yilinda çiraklik egitimi gören Türk ögrencilerinsayisi 44 bin 662 iken, yabanci ögrencilerin sayisi 110 bin 165 olmus. 1997-1998 ögretim yilinda yüksek ögrenime devam eden Türk ögrenci sayisi 23 bin 31 olarak belirlenmis. Bunda önceki yillara nazaran Alman okullarina devam eden (okul türü ne olursa olsun) Türk ögrencilerin sayisinda genel bir artisin oldugu görülüyor.

Kalifiye is gücüne ihtiyaç

Almanya'da kalifiye isgücüne ihtiyaç giderek artarken, niteliksiz elemanlarin is bulma sanslari gittikçe azalmakta. Federal Çalisma Kurumu Istihdam Piyasasi ve Meslek Arastirma Enstitüsü'nün yaptigi arastirmaya göre, 7 milyon olan basit islerde çalisan (niteliksiz islerde) sayisinda 2010 yilina kadar 4 milyon azalma olacagi, ihtiyaç duyulacak nitelikli eleman sayisinin 3 milyon olacagi tahmin edilmekte.

Bu gelismeler karsisinda gençlerin is bulmalari büyük ölçüde mesleki egitim görmelerine bagli olacak. Bu nedenle Türk gençlerinin bulunduklari ülkelerdeki çalisma dairelerine basvurup, mesleki egitim olanaklarindan en iyi sekilde yararlanmalari gerekmektedir.

Almanya genelinde issizlik orani 1998 yili itibariyle yüzde 11 dolayindayken, bu oran Türkler arasinda yüzde 25. Ruhr havzasinda maden ocaklari gibi bazi is kollarinda Türkler arasindaki issizlik orani yüzde 40'a kadar yükselmistir. Diger taraftan, issiz Türk gençleri arasindaki suç isleme orani 4-5 yil öncesine göre 2 katina çikti…


DGM'den sok rapor: Belediye kaynaklari islamci örgütlere gitti
Basindan seçmeler'de Yavuz Karakoç'un Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "DGM'den sok rapor: Belediye kaynaklari islamci örgütlere gitti" adli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 25 Ekim 2001

DGM'den sok rapor: Belediye kaynaklari islamci örgütlere gitti

DGM'ye sunulan müfettis raporuna göre, AKP lideri Erdogan, Büyüksehir Belediye Baskani oldugu dönemde, belediyenin kaynaklarini bazi islami örgütlere aktardi.

Büyüksehir Belediyesi Iktisadi Tesekküllerine önelik operasyonda polis, önemli ipuçlarina ulasiyor. Mülkiye basmüfettisi Tamer Akalin tarafindan hazirlanan raporda AK Parti Genel baskani Recep Yayyip Erdogan ve bazi belediye görevlileleri hakkinda suç teskil eden baglantilar oldugu saptandi. Rapora göre, Erdogan'in belediye baskanligi döneminde Çeçenistan'dan gelen Islami Kurtulus Çeçen Direnisi Örgütü'ne üye 4 kisi ve Misir'daki Müslüman Kardesler örgütü yetkilileri Istanbul Holiday Inn Oteli'nde agirlandi. Örgüt yetkilileri ile dönemin belediye yetkilileri ve kapatilan Refah Partisi'nin önde gelen isimlerinin görüstügü Içisleri Bakanligi ve DGM'ye sunulan raporda vurgulandi.

Müfettis raporunda, ayni dönemde, irticai faaliyetlerde bulunduklari gerekçesiyle Silahli Kuvvetlerle iliskisi kesilen bazi subay ve astsubaylarin belediye zabita personeli yönetmeliIgi çignenerek Istanbul Büyüksehir Belediyesi Zabita Daire Baskanligi'nda görevlendirildigi de vurgulandi.…


Tarikatin Pentagon'u
Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nde yayinlanan "Tarikat'in Pentagon'u" adli yaziyi yayinliyoruz.
Star, 12 Ekim 2001

Tarikatin Pentagon'u

Fetih Ilim ve Arastirma Vakfi'nin, spor kompleksi kandirmacasiyla Istanbul'un göbegine yaptirdigi irtica yuvasi dev külliyenin insaati, yarginin iptal kararina ragmen sürüyor…

Altinda 'Usame'nin inlerindeki gibi tüneller var' deniyor ama, kimse ses çikarmiyor Washington'daki Amerikan Savunma Bakanligi Pentagon'un dev binasini aratmayacak kadar büyük olan bu yapi, Istanbul'un göbeginde, Gaziosmanpasa'da insa ediliyor… Bu 40 dönümlük arazi, 5 yil önce Gaziosmanpasa Belediye Meclisi karariyla Fetih Ilim ve Arastirma Vakfi'na 49 yilligina kiralandi. Hem de 49 yilligi 58 milyon liraya. Irtica yuvasi vakif, imar planinda spor alani olarak görülen Esentepe Mahallesi'ndeki bu araziye zehir saçacak olan dev bir külliye insaati baslatti.

YANI 'Ben buraya spor kompleksi yapacagim' diye belediye ile protokol imzalayan vakif, araziye cami ve ögrenci yurtlarindan olusan bir külliye insaati yapmaya basladi. Dönemin Refah Partili, simdinin ise bagimsiz Belediye Baskani Recep Koral da buna göz yumdu… Yine o dönemin CHP Ilçe Baskani Mehmet Polat sikayette bulundu. 1998 yilinda Istanbul Il Idare Kurulu, belediye meclisince alinan karari oy birligiyle iptal etti. Üstelik ayni iptal karari, mahkeme tarafindan da alindi…

Vakif bunun üzerine Yargitay'a basvurdu. Ama vakifa bir tokat da oradan geldi… Yargitay, iptal kararini onayladi. Ancak tüm bu kararlar insaatin durdurulmasi için yetmedi. Türlü oyunlarla insaat bugüne kadar sürdü. Son olarak arazi 231 milyara Yilmaz Kaynak adli sahsa satildi. Bu sahis da araziyi isletmek için yine vakfa verdi ve ortadan kayboldu. Yani degisen birsey olmadi. Külliye insaati hâlâ sürüyor. Devletin bir yetkilisi çikip da, bu rezalete 'DUR' demiyor…


Yener Yermez'in, "Cengiz Uçak" olarak yolculugu
Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin ünlü yazari, Kanal D Haber Dairesi Müdürü Tuncay Özkan'in kösesinde yayinladigi "Yener Yermez'in, "Cengiz Uçak" olarak yolculugu" adli yazisini yayinliyoruz.
Milliyet, 6 Eylül 2001

Yener Yermez'in, "Cengiz Uçak" olarak yolculugu

Yener Yermez dosyasi artik DGM'de. Olayi DGM savciligi sorusturacak. Sorgular sirasinda da DGM savcisi hazir bulunmus. Yermez yakalandiginda dile getirdigi ifadelerin aynisini tekrarliyor.

Inandirici mi?

Yener Yermez Istanbul'da saklanmis. Hangi güne kadar 3 Eylül saat 21.40'a kadar. O güne kadar Istanbul'da orada, burada kalmis. Sonra aklina Cengiz Uçak adi gelmis. Gitmis Üsküdar Harem'den kendisine bir Eskisehir otobüs bileti almis. Cengiz Uçak olarak 9 milyon lira ödemis. Otobüsün 6 numarali koltugunda baslamis kaçis yolculuguna. Istanbul'dan rahatça çikmis. Ardindan Eskisehir'e ulasmis. Gene hiç engel yok. En çok polis denetiminin oldugu yerler, otobüs terminallerini kullanmis. Polis onu ariyor, o keyfinde. Dolasiyor. Eskisehir'den saat 02.00'de 5 milyon 300 bin lira vererek bir bilet daha almis. Yolculuk baskent Ankara'ya. Otobüste 13 numarali koltukta oturmus. Cengiz Uçak olarak geziyor. Ama üzerinde Cengiz Uçak adina düzenlenmis bir kimlik yok. Sadece biletleri alirken bu adi kullaniyor.

Rahat yolculuk

Ankara'ya varmis, polis kontrolü altindaki otobüs terminalinde 10 milyon lira verip bir Kayseri bileti almis. Rahat. Bu sefer 5 numarali koltuga oturmus. Baslamis yolculugu. Cengiz Uçak olarak devam ediyor yolculuk. Ta ki Kayseri'de yol kontrolünde o polis memuruyla karsilasana kadar.

Peki ama Cengiz Uçak kim? Cengiz Uçak adi rastlantisal bir bulus mu? Ne ilginç ki, Cengiz Uçak adli bir eski ülkücü var. Ankara'da ülkücü eylemlere katilmis. Güvenlik kuvvetlerinin kayitlarinda bu adla ilgili bilgiler mevcut. Ad rastlantisal olarak seçildiyse bile sasirtici.

Ayrica Yener Yermez'in cezaevi kimligi ülkücü. Bu kanada yakin.

Yermez olayla ilgili anlatimlarinda bir senaryonun güçlü savunucusu. Kaçtiktan sonra nasil saklandigi, parasal durumu hep soru isaretleriyle dolu. Olay ile ilgili anlatimlari da çeliskili. Yapilmasi gereken sey bu çeliskilerden olaylari siyirip, gerçege ulasmak. Gerçek bu olayda bu denli basit gelmiyor bana. En azindan deliller gösteriyor olayin bu kadar basit olmadigini.

Simdi tekrarliyorum. Yermez'in asker dolabinda çikan pantolonda bir damla kan var. Oysa her tarafi kan gölünde birakan bir eylemde Yermez kan lekesi almadan bunu nasil gerçeklestirdi? Yermez, asker kimligiyle geziyor ortalikta, neden o kimligi yok etmedi? Iki kez biçakladim, sonra döndüm tekrar vurdum diyor. Iyi de mezarlikta gittigi yönde kan izleri de yok. Mezarda vurdum diyor, ceset mezar disinda ve mezar içinde tek kan lekesi yok.

Sizce de bunlar garip degil mi?

Biçak nasil arandi?

Bu kaçista polisin iyi koordine olamadigi ve zanliyi yakalamak noktasinda elinde teknik izleme olanaklarinin disinda bir araç bulunmadigi hemen kendini gösteriyor. Yeniden yapilanma polis için kaçinilmaz.

Istanbul'da polis olay yeri inceleme ekipleri açisindan yetersiz, biçak dogru düzgün arama yapilsa ilk gün bulunabilirmis. Olayi terörle mücadele ekiplerinin sorusturmasi bir baska yetersizlik noktasi. Ayrica takip isleminin teknik olanak olmadan yapilmasi konusunda da büyük aksamalar gözleniyor.

Bir de Üzeyir Garih ile ailesi ve ortaklari olaylarla ilgili olarak bildiklerini hiç açiklamiyorlar. Örnegin sirket olarak aldiklari tehditler, Türk mafyasiyla iliskiler, yurtdisinda aldiklari veya almak istedikleri isler ve bunlarla ilgili rakip çatismalar hiç gündemde yok. Oysa Alarko adi benim dosyalarimda ISKI skandalindan tutun, daha pek çok karisik iliskiler yumaginda yer aliyor. Konusmalari daha çok Garih'in mümtaz kisiligi üzerine. Ona itiraz yok. Oysa bu cinayetin gizleri konusunda anlatacak çok seylerinin olmasi lazim. Gerçegin ortaya çikmasi sadece ertelenebilir. Ama asla engellenemez. Bu cinayette de bu kural geçerli olacaktir. Zaman bize gösterecek..


Seni kim ziplatti dolar?
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nin ünlü yazari Emin Çölasan'in kösesinde yayinladigi "Seni kim ziplatti dolar?" adli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 12 Agustos 2001

Seni kim ziplatti dolar?

TÜRKIYE'yi yönetenler, bir seyi henüz ögrenemedi. Böylesine kritik ve biçak sirtinda duran ekonomik ortamda bir tek yetkili, bir tek bakan, bir tek yönetici ters laflar ettiginde, ilgili kisi ve kuruluslar arasinda bir sürtüsme, laf dalasi, tartisma veya kavga çiktiginda, dolar ziplamasina tanik oluyoruz. Dolar firliyor, borsa düsüyor.

Aslinda çok komik, hem de çok aci, koskoca Türkiye'nin ekonomisini bu duruma getirenlerin utanmasini gerektiren bir durum ama onlarin umurunda bile degil.

Bu tartismalar ve agiz dalaslari yüzünden neler yasadigimizi bir düsünün. En baba kriz 19 subat günü, Cumhurbaskani ile Basbakan kapisinca çikmadi mi?

Sonra, ettikleri laflar, kirdiklari potlar ve girdikleri gereksiz sürtüsme ve tartismalar nedeniyle dolari ziplatan bazi bakanlar istifa ettirilmedi mi?…

***

Simdi son olaya bakalim. Bay Mesut Yilmaz geçen hafta ulusal güvenlik kavramini tartismaya açiyor, bu konuda gerekirse kendini "feda etmeye" hazir oldugunu söylüyor. Hemen ardindan askerlerden sert bir bildiri geliyor.

Bu tartisma alevlenirken, dolar birdenbire 40-50 bin lira artis gösteriyor. Dolar ve borsa ekonomisi olduk ya!

Bu tartisma basladigi anda arkadaslarla konusuyoruz: "Eyvah, dolar yine patlama yapar…" Bunu o sirada yazmak mümkün degil çünkü bir anlamda yol göstermis olursunuz!

***

Bay Yilmaz birkaç gece önce televizyona çikiyor ve yandasi olan üç ekonomistle birlikte kendini savunuyor. Orada ortaya bir soru atiyor: "Simdi dolari ben mi yükselttim?.."

Ekonomistler "Hayir, siz yükseltmediniz" diyorlar!

Meger iki cep telefonu sirketinin tam o sirada yurtdisina yaptigi 40 milyon dolarlik ödeme varmis ve dolar o yüzden ziplamis! Bravo!

***

Dolarin agzi dili yok ki konussun! Ona "Oglum dolar, sen niye yükseldin yavrum, kime kizdin da yine firladin" diye sormak mümkün degil ki!

Ama her sey belli. Devleti ve hükümeti yönetenlerden ters bir sey gelince, tartisma baslayinca, bu arkadas yerinde duramiyor! Bir kez yükselince de bir daha düsmüyor.

Isin aci tarafi, bizi yönetenlerin bu konudaki jetonu halen düsmedi. Vaziyeti kavramalari mümkün olmadi. Bakanlarini bile istifa ettirmek zorunda kaldilar ama kendileri ders almadilar.

Bu hafta dolardaki yükselisin nedeni, Bay Yilmaz'in baslattigi tartisma ve ona askerler tarafindan verilen yanittir.

Devletin ilgili kurullarinda görüsülmesi gereken konular böyle uluorta kamuoyu önünde tartisilirsa, "normal" ülkelerde hiçbir sey olmaz. Ama Türkiye'de olur çünkü ekonomi söylentilerle, spekülasyonlarla, dedikodu ve tartismalarla yön bulmaktadir!

Mesut Bey ve ülkeyi yöneten digerleri bu söylediklerime inanmiyorsa, yakin geçmisten aldiklari hiçbir ders yoksa, benzer konularda yine ayni üslupla konussunlar, tartisma baslatsinlar ve sonucu görsünler.

Bunlar "devlet adamligi" ciddiyetiyle bagdasan davranislar degil. Devlet adami olmak, zaten kolay degil. O yüzden devlet adami çikaramiyoruz.

MADEN SOYGUNU MU?

Isadami-maden firmasi sahibi Halil Ibrahim Çevik'ten dün gelen faks, içler acisi bir durumu yansitiyor. Özetliyorum: "Ülkemizi darbogazdan çikaracak en önemli madenlerimiz üzerinde büyük oyunlar oynaniyor, madenler peskes çekiliyor ve bir bölümünün sorumlusu Eti Holding ile bagli oldugu bakan Sükrü Sina Gürel. Mardin Mazidagi isletmesinden sonra bu ay Elazig Ferrokrom'u kapatip l,800 isçiyi çikardilar.

Kayseri'nin Pinarbasi ilçesinde krom madenlerini bir sahsa yillardir ihalesiz veriyorlar. Burada büyük tezgahlar dönüyor, Eti Holding milyonlarca dolar zarara sokuluyor. Su anda Elazig tesislerinde bu sahistan alinan binlerce ton krom stoku kaderine terk edilmis ve milyonlarca dolar iç edilmistir. Yeralti kaynaklarimizin nasil soyuldugunu içeren tüm bilgi ve belgeleri vermeye hazirim."

Yakinmasini ismiyle, imzasiyla yapan kisilere saygi duyarim. Çevik'le dün konustum… "Her seyi ismimle açiklayin, bana sorsunlar" dedi.

Krom dünyada çok az bulunan, Türkiye'nin elindeki en degerli ve stratejik madenlerden biri. Konuyla ilgilenen makamlar olursa, Halil Ibrahim Çevik'e 0532 246 07 27 numarali cep telefonundan ulasabilir ve belki de çok büyük bir vurgun ortaya çikarilmis olur.

***

Emin Çölasan'in notu: Önümüzdeki hafta burada çikacak yazilarimda, güncel konulara girmeyecegim. Birkaç gün önce yazdigim yazilari okuyacaksiniz. Yani Türkiye'de çok önemli güncel olaylar olur da onlardan söz etmezsem, lütfen simdiden bilin ve garipsemeyin! Bunu, siz okuyucularima duydugum saygi nedeniyle önceden iletiyorum..


20 milyar dolarlik proje rafta bekliyor
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "20 milyar dolarlik proje rafta bekliyor" adli haberi yayinliyoruz.
Hürriyet, 1 Agustos 2001

20 milyar dolarlik proje rafta bekliyor

Türkiye'nin tek kurus harcamadan sahip olacagi, 20 milyar dolarlik hizli tren projesi, Ulastirma Bakanligi'nin onayina ragmen ihaleye çikarilmiyor.

Yap-islet-devret modeliyle yapilmasi planlanan hizli trenle Ankara-Istanbul arasi 2 saate iniyor. Proje Antalya ve Izmir'i de kapsiyor.

Ankara-Istanbul arasini 120 dakikaya indirecek, Izmir ve Antalya baglantisi da planlanan hizli tren projesi, Ulastirma Bakanligi'nin "olur"una ragmen ihaleye çikarilmadi. Eskisehir merkezli Izmir ve Antalya baglantilarini da kapsayacak, tamamen yap-islet devret modeliyle, devlete bir kurus maliyet getirmeden, üstüne üstlük kriz ortaminda piyasaya 20 milyar dolarlik (yaklasik 26 katrilyon lira) kredi girdisi saglayacak hizli tren demiryolu projesi, Yüksek Planlama Kurulu'nun raflarinda bekliyor.

ANAHTAR TESLIM PROJE

TÜRAY Rayli Sistemler A.S. tarafindan, 14 Subat 2001'de Ulastirma Bakanligi'na, ilk etapta 6 milyar dolarlik harcamayla Istanbul-Ankara arasinda çift hatli insa edilecek, daha sonra Ankara-Izmir, Ankara-Antalya, Istanbul-Antalya ve Izmir-Antalya hatlarini da kapsayacak projenin detaylari sunuldu.

TÜRAY Rayli Sistemler A.S. tarafindan, konuyla ilgili yurtdisinda yerlesik yabanci kurum ve kuruluslar ile çok kapsamli görüsmeler yapildigi, yabanci ortaklarla finans konusunda her tür anlasmanin saglandigi bildirildi.

TÜRAY Rayli Sistemler Proje Sorumlusu Selim Güngör, Ankara-Istanbul Ankara-Izmir, Ankara-Antalya arasinda Eskisehir ana dagitim merkezli kurulacak hizli tren sisteminin, vagon ihtiyacinin da Eskisehir'de kurulacak bir fabrikadan saglanacagini belirtti. Güngör, yap-islet-devret modeli, ileri teknoloji anahtar teslim 20 milyar dolarlik teklif sunduklarini verguladi.

Günde 50 bin kisi tasiyor

Dünyada Japonya, Fransa gibi ülkelerde hizli trenler son derece güvenle hizmet veriyor. Japonya'da Tokyo-Osaka hattindaki hizli tren 30 yilda 3 milyar yolcu tasidi. Fransiz trenleri ise 14 yildir faaliyette. Bu süreler içinde ciddi bir yaralanma bile meydana gelmedi. Hizli trenlerde fren sistemi de çok özel. Her vagonda fren sistemi bulunuyor. Domino etkisiyle çalisan bu sistem hizli durmayi sagliyor.

Proje kapsaminda Ankara, Istanbul, Eskisehir, Izmir ve Antalya'da modern istasyon binalari insa edilecek. Büyük ve orta ölçekli istasyonlar da güzergah kapsaminda yapilacak.

Günde 50 bin yolcu kapasiteli programlanan istasyonlar, 24 saat hizmet verecek. Istasyonlarda otel, lokanta, cafeler, alis veris ve kültür birimleri, internet cafeler, cep sinemalari, saglik, ofis birimleri, bankalar bulunacak. Sehir içlerinden geçisler tamamen tünellerle saglanacak.

Hizli tren faaliyete geçtiginde 24 saat içinde Ankara'dan Istanbul'a 50 bin kisiyi tasimak mümkün olacak. Proje kapsaminda Ankara-Istanbul arasinda önerilen yolcu tasima ücreti ise uçak bileti fiyatinin yarisi, yani 42 dolar.

Ankara-Istanbul 2 saat

Ankara-Istanbul, istasyonda 15 dakika bekleme dahil 120 dakika.

Ankara-Izmir, yolculuk süresi 185 dakika, 20 dakika istasyon bekleme.

Ankara-Antalya, yolculuk süresi 155 dakika, 20 dakika istasyon bekleme.

Istanbul-Izmir, yolculuk süresi 205 dakika, 25 dakika istasyon bekleme.

Istanbul-Antalya, yolculuk süresi 175 dakika, 25 dakika istasyon bekleme.

Izmir-Antalya, yolculuk süresi 165 dakika, 15 dakika istasyon bekleme.

Ulastirma onay verdi, YPK bekletiyor.

Ulastirma Bakanligi, Enis Öksüz döneminde projeye sicak bakarak, DPT ve Hazine'nin planlamasini yaptigi Yüksek Planlama Kurulu'na 'ihaleye çikilmasi uygundur' diye yazi yazdi. Ancak o günden sonra bir daha proje hakkinda hiçbir islem yapilmadi ve rafta kaldi.

Kriz ortaminda 20 milyar dolar gibi bir kredi girdisi saglayacak proje, YPK raflarinda bekliyor. TÜRAY Rayli Sistemler Proje Sorumlusu Selim Güngör bu projenin Türkiye için büyük bir sans oldugunu belirterek, "Biz böyle bir öneri getirdik, projemizi sunduk. Bunun için ihale açilabilir. Dünyada bu konuda 5 sirket var. Hangisi en iyi teklifi verirse, o firma kazanir. Bizim teklifimiz iyiyse biz kazaniriz. Ama sonuçta kazanan Türkiye olur" dedi.


42 dönümlük isgal : Sükran Çakmak, Tayyip irticacilari ise almis : Tolga Sardan
Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nden Sükran Çakmak'in "42 dönümlük isgal" ve Tolga Sardan'in "Tayyip irticacilari ise almis" adli haberlerini yayinliyoruz.
Sükran Çakmak ve Tolga Sardan, Milliyet, 28 Temmuz 2001

42 dönümlük isgal : Sükran Çakmak

Albayraklar'in isgal ettigi, Hazine'ye ait dev arazi 'Tayyipçi'lerin üssü oldu. Kaçak bir bina ve spor kulübü bulunan alanda Tayyip'in seçim otobüsleri hazir bekliyor.

Albayraklar, Gaziosmanpasa TEM Otoyolu baglantisi üzerindeki spor kulübü adi altinda isgal ettigi, Hazine'ye ait 42 bin metrekarelik araziyi "Tayyipçi"lere tahsis etti. Albayrakspor Kulübü'nün bulundugu kaçak binanin önünde, Recep Tayyip Erdogan'in, birini geçen haftaki Giresun gezisinde kullandigi seçim otobüsleri de bulunuyor.

Bünyesinde bulundurdugu Yeni Safak gazetesinde Tayyip Erdogan'i destekleyen Albayrak Grubu'nun belediyeden aldigi ihalelere iliskin Istanbul DGM incelemesi sürerken ortaya çikan son dosya arazi isgali oldu.

Arazi yagmasi Tayyip eliyle

Albayrak kardeslerin, trilyonlarca lira degerindeki araziyi ele geçirmesi, Erdogan'in Istanbul Büyüksehir Belediye Baskanligi'ni kazandigi döneme rastliyor. Gaziosmanpasa'nin kapatilan FP'li Belediyesi, Hazine'ye ait 360 bin 800 metrekarelik alanin 100 bin metrekarelik bölümünü hastane, 42 bin 100 metrekarelik bölümünü spor alani olarak belirledi.

Belediyenin Hazine arazileriyle ilgili planinin ardindan Albayrak kardesler devreye girdi, spor alani olarak ayrilan 42 bin 100 metrekarelik bölüme el koydu. Ardindan 1070 metrekare kapali, 7 bin 400 metrekare üzerine de açik futbol sahasi yapildi. Yani basina idare binasi adi altinda bes katli bir bina kondurdu. Grup, çevreyi vatandasa kapatti, kapisina da güvenlik görevlileri dikti.

Maliye "dur" dedi

Hazine arazilerinin planlarini yapmak, uygulamak ve korumakla yükümlü Gaziosmanpasa Belediyesi, Albayrak kardeslere göz yumdu. Hazine ise arazinin isgal edildigi gerekçesiyle harekete geçti ve Istanbul Deftedarligi devreye girdi. 15 Mart 2001'de Albayraklar'dan, bugüne kadar kullandigi arazi için isgal bedeli (kira) olarak 420 milyar lira istendi. Bu parayi ödemeye yanasmayan Albayraklar yeni bir kira sözlesmesi önerince defterdarlik konuyu Maliye Bakanligi'na iletti. Bakanlik öneriyi reddederek arazinin acilen ifraz edilip satisa konulmasini istedi. Defterdarlik yetkilileri, sunlari söylediler: "Albayrakspor'un yaptigi yasadisi. Buradaki diger gecekondulardan farki yok. Normal prosedürde, eger spor yeri olarak ayrildiysa, Beden Terbiyesi Genel Müdürlügü eliyle ihaleyle tahsisi gerekirdi."

Bu nasil spor tesisi?

Üzerinde futbol sahalarinin bulundugu arazi, geceleri Albayraklar'in otobüslerine park alani oluyor. Ilçede, 30'dan fazla spor kulübünün bulundugunu belirten vatandaslar, söyle konusuyorlar: "Tam biz gençlerimiz adina sevinirken gerçek yüzlerini gösterdiler. Spor kulübü araciligiyla gençlerimizin beyinleri yikaniyor. Tayyip'e nefer yetistirilmek isteniyor."

Sorusturma Danistay'da

Tayyip irticacilari ise almis : Tolga Sardan

Istanbul DGM Bassavciligi'nca Albayrak Sirketler Grubu'na Istanbul Büyüksehir Belediye Baskanligi'ndan verilen ihaleler nedeniyle hakkinda sorusturma açilan Recep Tayyip Erdogan için "Yüksek Askeri Sûra kararlariyla ordudan ihraç edilen personeli belediye kadrolarina almak" iddiasiyla sorusturma izni verildigi ortaya çikti.

Sorusturma izni verildi

Tayyip Erdogan ile mevcut Belediye Baskani Ali Müfit Gürtuna ve 15 üst düzey belediye yöneticisi hakkinda inceleme yapan Mülkiye basmüfettislerinin istedigi "sorusturma izni" Içisleri Bakani Tantan tarafindan verildi.

Mülkiye müfettisleri, Türk Silahli Kuvvetleri'ndeki görevleri; "yasadisi irticai faaliyetlerde bulunmak" gerekçesiyle sona erdirilen Yasar Karaca, Zekai Sahin, Ahmet Agmaz ve Osman Özcan'in belediyeye bagli çesitli yerlere atandiklarini saptadi.

Müfettislerin çalismasindan sonra sorusturma dosyasi Danistay'da incelemeye alindi. Dosyanin halen Danistay'da incelemede oldugu ögrenildi…


Yalanci dünya : Tahsin Akça
Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nden Tahsin Akça'nin haberini yayinliyoruz.
Tahsin Akça, Star, 18 Temmuz 2001

Yalanci dünya : Tahsin Akça

Maliye, krize ragmen dolup tasan eglence aleminde yazar kasanin basina oturdu. Neredeyse torpille girilebilen ünlü mekanlarin az fis kesip, hasilatlarinin çogunu gizledigi ortaya çikti.

Herkese kriz yok

Türkiye 4 gün sonra tam 5 ayini dolduracak olan dayanilmasi zor bir ekonomik kriz yasiyor. Dün dolarin ve faizlerin yine firlamasi, hiperenflasyon tehlikesinin çok da uzak olmadigini gösterdi. Ancak bu kara tabloyu herkesin iliklerinde hissettigi söylenemez. Türkiye'nin en taninmis ve en lüks eglence mekanlari, dolup tasmaya devam ediyor. Iste bu yaman çeliskide çarpici olan, bu mekanlarda islerin iyi gitmesi degil, vergilerin borçlarin faizine dahi yetmedigi Türkiye'de, milyarlar kazanan barlarin hasilatlarini çok düsük gösteriyor olmalari.

Defalarca gidildi

Istanbul'da defterdarlik, 3 Mayis'tan bu yana, kalbur üstü kesimin eglence mekani olan 73 bar ve lüks restorani siki denetime aldi. 100 denetimcisini eglence mekanlarinin hasilat tespitiyle görevlendiren defterdarlik, degisik tarihlerde, ayni mekanlara defalarca gitti. Denetim elemanlari, ayni isyerinde mesai bitene kadar kasanin basinda durdu ve hasilatlari tespit etti. Sonra rakamlar elemanlarin bulunmadigi günlerin hasilat bildirimleri ile kiyaslandi. Sonuç sasirtici: Isletmelerin çogu hasilatini % 75'e varan oranlarda düsük gösteriyor.

Ünlüler listede

Gece sefasinin en çarpici örneklerinden biri Ortaköy Laila'daki 7 bardan biri olan Mezzaluna Laila'da yasandi. 2 gece tespit yapilan Mezzaluna'da toplam hasilat 20.2 milyar lira iken, beyan 10.3 milyar çikti. Oysa Laila'daki 7 bar gecede 100 milyarin üstünde kazaniyor. 6 gece tespit yapilan Rakkas Bar 16.6 milyar yerine 3.1 milyar, Kemanci Cafe Bar 1 gecede 6.8 milyar yerine 334 milyon, China White Club ise 9 gece için 195.8 milyar yerine 112.1 milyar hasilat gösterdi. Bu tespitler isletmelerin KDV beyanlariyla kiyaslanip, ödenecek vergi çikarilacak.

Star Gazetesi Ekonomi servisi, 18 07 2001


Büyük Sef'in kellesini Bush'un dedesi çalmis : Murat Bardakçi
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nin tarihçi yazari Murat Bardakçi'nin kösesinde yayinlanan yazisini yayinliyoruz.
Murat Bardakçi, Hürriyet, 8 Temmuz 2001

Büyük Sef'in kellesini Bush'un dedesi çalmis : Murat Bardakçi

Basbakanin sagligiyla ilgili söylentilerden, bitip tükenmeyen IMF haberlerinden ve Telekom tartismalarindan sizlere de gina gelmis olabilecegini düsünerek bu hafta çok uzaklardaki garip bir tartismayi yazayim dedim.

Apaçiler, Baskan "ogul" Bush'tan, efsanevî sefleri Geronimo'nun bundan 84 sene önce çalinan kafatasini istiyorlar. Taleplerini Bush'a yapmalarinin sebebi ise, Geronimo'nun mezarini açip kafatasini, kemiklerini ve bazi esyalarini çalan kisinin, Baskan'in dedesi Senatör Prescott Bush olmasi. "Dede" Bush, mezardan çaldiklarini üyesi oldugu " Kurukafa ve Kemikler" adindaki gizli klübe hediye etmis.

Kovboy filimlerinden ve çizgi romanlardan tanidigimiz Apaçiler, yani geçmisin sert ve acimasiz Kizilderili kabilesinin mensuplari, bugünlerde yogun bir faaliyet içindeler: Baskan George W. Bush'tan, Kizilderili tarihinin gelmis geçmis en meshur savasçisi Geronimo'nun bundan 84 sene önce çalinan "kurukafasini" istiyorlar.

Hediyenin böylesi

Meseleyi Amerikan Baskani vasitasiyla çözmek istemelerinin sebebi, bundan 84 sene öncesine dayanan bir söylenti, daha dogrusu Baskan Bush'un bu konudaki "özel durumu": Geronimo'nun mezarini açan, mezardaki kurukafayi, birkaç kemik parçasini, atinin gemini ve eyer kayislarini alip üyesi oldugu gizli bir klübe hediye eden kisinin baskanin büyükbabasi olduguna inanilmasi… Mezar hirsizligiyla suçlanan ve simdi hayatta olmayan senatör Prescott Sheldon Bush sabik baskan George Bush'un özbeöz babasi, simdiki baskan George W. Bush'un ise dedesi…

"Büyükbaba" Prescott, Bush ailesinin hemen her mensubu gibi Yale Üniversitesi'nde okumus ve üniversitenin esrari dillere destan klübü "Kurukafa ve Kemikler"e üye olmus, temelinde bir çesit masonik dayanisma düsüncesi yatan klübün yönetiminde zamanla yükselmisti. Üniversitede bugün "Büyük Kemikadam" diye anilan "dede" Bush, Yale'den 1917'de mezun olmasindan hemen sonra klübüne unutulmayacak bir hediye vermek istedi: 1918 Mayis'inda bes arkadasiyla beraber Geronimo'nun mezarini açti; kafatasini, birkaç kemigini ve mezara onunla beraber gömülmüs olan bazi esyalari alip klübün New Haven'deki "Mezar" denilen merkezine tasidi.

Kurukafanin alin kisminda küçük bir deri parçasi ve sakaklarinda da bir tutam saç kalmisti. Deriyle saç hemen o gece karbolik asit kullanilarak yakildi, kurukafa "tertemiz" oldu ve sadece klübün üyeleri tarafindan bilinen bu 'hediye' "Mezar"da seneler boyu sir olarak saklandi. Prescott Sheldon Bush, 1972'de 77 yasinda öldügünde çok zengin bir isadami ve etkili bir senatördü ama Geronimo konusunda hiç konusmadi, mezari açmasinin sirrini kendisiyle beraber götürdü.

Kanit 65 Yil sonra geldi

Geronimo'nun mezarinin soyuldugunu ögrenen Apaçiler, efsanevi sefin kellesini her yerde aramaya basladilar ve bir delil bulmalari için aradan tam 65 yil geçmesi gerekti. 1983 sonbaharinda Arizona'da toplanan Apaçi sefleri mezarin Prescott Bush tarafindan soyuldugunun belirlendigini duyurup kurukafanin geri alinmasi mücadelesini yürütmesi için San Carlos Apaçileri'nin sefi Ned Anderson'u görevlendirdiler.

Anderson, 1986 Eylül'ünde George Bush'un kardesi Jonathan ile New York'ta bulustu ve klübün eski bir üyesi olan Baskan'in, babasinin mezardan çaldiklarini iade etmesini istedi.

Elinde kanit olarak klübün áyin salonunda gizlice çekilmis bir fotograf vardi ve bir camekán içerisinde muhafaza edilen kurukafayla kemikler resimde net bir sekilde görünüyordu. Toplanti 11 gün sonra tekrarlandi, Jonathan Bush'un yaninda bu defa "Kurukafa ve Kemikler" klübünün avukati da vardi ve resimdeki kurukafanin Geronimo'ya degil, kizilderili bir çocuga ait oldugunu iddia ediyorlardi.

Bush ailesi hep suskun

Bush ailesinden hayir gelmedigini gören Apaçiler bu defa FBI'yi devreye sokmaya çalistilar ama federal polis sikáyete pek sicak bakmadi. Apaçiler'in ellerindeki bütün delilleri kendilerine verip sikáyetlerini geri almalari halinde iddialari arastiracaklarini söylediler. Anderson pazarligi reddetti, Baskan Bush'a ulasmaya çalistiysa da Bush görüsme taleplerini devamli geri çevirdi.

Apaçiler, kurukafa mücadelelerine hálá devam ediyorlar. Kabile sefleri bundan iki hafta önce Arizona'daki bir otelde yeniden biraraya geldiler ve kurukafayi geri alabilmek için yeni bir faaliyet plani yaptilar. Simdi hefedleri mezar soyguncusunun torunuyla, yani Amerika'nin çiçegi burnunda baskani George W. Bush ile anlasmaya varabilmek…

Çilesi mezarda bile bitmedi

Bizim basbakanin sagligiyla ilgili söylentilerden, bitip tükenmek bilmeyen IMF haberlerinden ve gávur ölüsü gibi uzatilan Telekom tartismalarindan artik sizlere de gina gelmis olabilecegi düsüncesiyle bu hafta Büyük Sef Geronimo'nun hikáyesini anlatip mezarda bile bitmeyen çilesinden sözedeyim dedim.

15 bin dolar verip gir, ileride dünyayi yönet

"Skull and Bones" yani "Kurukafa ve Kemikler" isimli klüp yalnizca ögrencilerin, hem de sadece Yale Üniversitesi ögrencilerinin üye olabildigi bir gençlik klübü gibi görünür ama aslinda dünyanin en gizli ve söylentiler dogruysa en etkili gruplarinin basinda gelir.

Klüp, 1832 Aralik'inda hepsi Yale ögrencisi olan William Russell ve 14 arkadasi tarafindan kuruldu. Üyelere "kemikadam" deniyordu, her biri eski Yunan ve Roma mitolojisindeki bir kahramanin adini tasiyordu, klübün temelinde "kardeslik" ve "birlik" düsünceleri yatmadaydi ama bu birlik baska türlüydü: Üniversiteyi bitirip hayata atilan "kemikadam", klübün diger üyeleriyle temasini hiçbir zaman kesmeyecekti. Üyelerden birinin sikintiya düsmesi halinde hemen yardima kosulacakti ve en önemlisi, her kemikadam sahip oldugu gücü diger üyelerle mutlaka paylasacakti. Anlayacaginiz, "Kurukafa ve Kemikler" klübü, Yale Üniversitesi'ne mahsus masonik bir örgüt gibiydi.

Amerika'nin Yale mezunu birçok önemli ismi, ögrencilik senelerinde klübe üye olmuslardi: Kendi adini tasiyan bankanin kurucusu Morgan Stanley, Zapata Petrol'ün baskani Richard Gow, New York Times gazetesinin meshur genel yayin müdürü Amory Howe Bradford, Fortune dergisinin editörü ve "500'ler listesi"nin mucidi Russel Davenport, New York Trust, Union Pasific, Boeing ve Time gruplarinin baskani Artemus Gates, ve Bush ailesinin politikaya giren bütün mensuplari, hep birer "kemikadam" idiler. Temaslari ve beraberlikleri hiç kesintiye ugramadi.

"Kurukafa ve Kemikler", faaliyetine bugün hálá ayni gizlilik içinde devam ediyor. Üyeler klübün New Haven'da bulunan ve "Mezar" adi verilen penceresiz binasinda her persembe ve pazar gecesi toplaniyorlar, üniformalar giyilip geleneksel áyinler yapiliyor, Geronimo'ya ait oldugu söylenen kurukafa ve kemikler bu sirada genis salonun ortasina getirilmis bulunuyor. Son sinif ögrencileri her sene küçük siniflardan bir sonraki dönemde klübe üye olabilecek 15 aday tespit ediyor, klüp her birinden 15 bin dolar istiyor, sonra egitime basliyorlar.

Söylentilere bakilirsa, dünyanin gerçek yöneticileri liderlige iste böyle bir ortam içerisinde hazirlaniyor..

Savasçi olarak dogdu fotograf satarak öldü

Adi artik efsane halini alan ve Kizilderili tarihinin en önemli liderlerinden sayilan Geronimo, 1829'da, bugünün Arizona'sinda dogdu. Apaçiler'in Çirikahua kabilesine mensuptu, asil adi Goyatlay idi ve "Esneyen Adam" demekti.

1858'de annesi, karisi ve çocuklari Apaçiler'i topraklarindan sürmek isteyen Meksikali askerlerin kursunlariyla gözlerinin önünde can verince önce Meksikalilarla, sonra onlarin yerini alan Amerikalilarla mücadeleye basladi. Kabilesinin savasçilariyla beraber askeri birliklere seneler boyu saldirilar yapti, büyük zararlar verdi ve her defasinda ellerinden kurtulmayi basardi.

Geronimo'nun mücadelesi 30 seneye yakin devam etti ve 1886 Mart'inda General George Crook tarafindan esir edildi. Crook, Geronimo ile bir anlasmaya vardi: Geronimo ceza görmeyecek ama buna karsilik kabilesini Florida'ya götürecekti. Büyük sef iki gün sonra General Crook'un elinden kaçmayi basardi ve askerlere saldirilarina devam ettti. O senenin Eylül'ünde tekrar yakalandi, kabilesiyle beraber önce Florida'ya, oradan Alabama'ya, nihayet Oklahoma'ya nakledildi ve Fort Sill'de bir çiftlige kapatildi. Vatani olan Arizona'yi artik bir daha göremeyecekti.

Apaçi sefinin bu tarihten sonraki hayati kaderine teslim olmus saygideger bir mahkumun hüzün içerisindeki son günleri olacakti. Ileri yasina ragmen tekrar evlendi, yeniden çoluk-çocuga karisti, bu arada atalarinin tabiat kuvvetlerine baseymeye dayanan eski dinini terketti ve Hristiyan olup Reformist Kilise'ye katildi.

Bir zamanlar Amerikan ordusuna kök söktüren savasçi, artik Amerikalilar için bulunmaz bir reklam malzemesiydi. Yüzyilin basinda St. Louis'de yapilan dünya fuarinda yer aldi, fuari ziyarete gelen yüzbinlerce kisiye geleneksel giysileri içinde poz verdi ve 1905'te Baskan Theodore Roosevelt'in yemin töreninde hazir bulundu. Hayatini fotograflarini ve ailesiyle beraber yaptigi elislerini satarak kazaniyordu ve bu isi yapabilmek için gerekli izni bile seneler süren bir mücadeleyle elde edebilmisti.

Geronimo, 1909'da hayata veda ettiginde 80 yasindaydi. Fort Sill'de kapatildigi çiftligin hemen disindaki mezarliga defnedildi, duasini bir papaz yapti ve 1918'de mezari açilip kafatasiyla kemikleri çalindi. Apaçiler, kafatasi mezarina dönene kadar efsanevi savasçinin ruhunun huzur bulmayacagina inaniyorlar.


Kasimpasali Recep Tayyip Erdogan - 4 / : Rusen Çakir ve Fehmi Çalmuk
Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nde yayinlanan yazi dizisinden bir bölümü "ibret-i alem olsun" diye yayinliyoruz.
Rusen Çakir ve Fehmi Çalmuk, Milliyet, 7 Temmeuz 2001

Kasimpasali Recep Tayyip Erdogan - 4 / : Rusen Çakir ve Fehmi Çalmuk

Naksi sohbetlerini hiç kaçirmadi

Erdogan da Naksibendiligin Fatih'teki Iskender Pasa dergâhina gitti. Mehmet Zahid Kotku'nun sohbetlerine katildi. Kotku'nun ölümünden sonra yerine geçen damadi Prof. Mahmut Esad Cosan'la da bagini koparmadi

Bir mücahit nefesiyle de mücadele etmeliydi. Yani gündüz mücahit, gece zahid olunmaliydi. Nefis terbiyesi için de bir tarikatin kapisi çalinmali, bir seyhe baglanilmaliydi. Öne çikan iki cemaat vardi: Naksibendiligin, ikisi de Fatih merkezli Ismail Aga ve Iskender Pasa dergâhlari. Ismail Aga'da sakal, salvar, cübbe, çarsaf zorunluydu; alt siniflar tarafindan ragbet görüyordu. Iskender Pasa ise daha çok egitimli kesimlere sesleniyordu.

Cosan'la bag

Erdogan da Iskender Pasa dergâhina gitti, Mehmet Zahid Kotku'nun sohbetlerine katildi. Zaten o günlerde çogu MSP'li, randevu defterine "Pazar günleri ikindi namazi - Iskender Pasa" diye yazardi. Erdogan, Kotku'nun ölümünden sonra yerine geçen damadi Prof. Mahmut Esad Cosan ile bagini koparmadi. Islamci gençlerin o günlerdeki gözde kavramlarindan biri "hicretöti. Hicret, Islam devletinin ilk adimiydi. 20 Kasim 1979 günü de hem Hicri yilbasiydi, hem Hicret'in 1400'üncü yildönümüydü. Yurt çapinda çesitli etkinlikler yapildi.

Batillari tasviye

Erdogan da, MSP Istanbul Gençlik Komisyonu Baskani sifatiyla bir tebrik hazirlayip saga sola yolladi. Burada "Hicret'e hazir miyiz?" diye sorup bir çagrida bulunuyordu: "Hicret; zulmetten nur'a geçisin fiili tezahürüdür.

Hicret; mal - mülk, ana - baba, çoluk - çocuk ve bütün dünya nimetlerini bir kenara iterek hakk'a vasil olma yolculuguna çikistir.

Hicret; kavmiyetçiligin, irkçiligin, putçulugun ve bütün beseri sistemlerin yikilisidir.

Hicret; batillari tasfiye hareketidir.

Inanci yasamak

Hicret; belli bir imana kavusmanin ifadesidir. Biz neyiz, ne haldeyiz, ne istiyoruz? Inancimizi yasayamiyoruz. Dolayisiyla inancimizin geregini yerine getirmek istiyoruz. ‘Mutlak fikri' hayatimiza hâkim kilmak ve onu yasatmak istiyoruz. O halde Hicret'e hazir miyiz?

Duhulüyle müserref oldugumuz 1400'üncü Hicri yilinizi tebrik eder, Cenab - i Hak'tan Islam Âlemi'nin saadet ve selametine vesile olmasini niyaz ederiz."

Caddede namaz

1980 Nisan ayinda pes pese dört Islamci genç öldürülmüstü. Bunlardan Necip Kural'in cenaze töreninin ardindan bir grup Unkapani'ndan Fatih'e dogru yürüyüse geçti. Erdogan'in basini çektigi ve aralarinda Mehmet Metiner, Edip Yüksel, Ömer Yorulmaz, Yilmaz Yalçiner gibi isimlerin de bulundugu (Yorulmaz ve Yalçiner 12 Eylül 1980 darbesi sonrasi Diyarbakir uçagini kaçirdilar) yaklasik 400 genç, polis ve jandarmanin müdahalesi üzerine ellerinde bulunan gazeteleri, paltolari, ceketleri asfalta sererek namaz kilmaya basladilar. Hepsi gözaltina alindi. Gençlerden kimi Davutpasa Kislasi'na, kimi emniyet amirliklerine götürüldü.

Askin sahlanisi

Tayyip neyi kesfettiginden habersiz Kristof Kolomb gibi Hatemi olmasi kolay degil

Erdogan, Hatemi olabilir mi? Hatemi bir entelektüel. Felsefe ve ilahiyata hâkim. Yayimlanmis kitaplari var.

RP'nin kapatilmasinin arifesinde kaleme aldigimiz bir yazida onu, kesfettigi kitadan habersiz Kristof Kolomb'a benzetmistik. "Yerli ve yabanci birtakim iktidar odaklari, ondan yeni bir Özal yaratip, yarim kalmis birtakim plan ve projelerini tamamlama hesaplari yapiyor, o ise ‘Mücahit Erdogan' sloganlari arasinda, sik sik ‘neferi' olmakla övündügü Hocasi Necmettin Erbakan'in yolunda ilerliyor. Devletle zitlasmaktan, sistem disina sürüklenmekten yorgun düsmüs yüz binlerce Milli Görüsçü, Erdogan'i, kendilerini sorunsuz bir sekilde merkeze tasiyabilecek, özellikle de orduyla aralarini düzeltebilecek bir lider olarak görüyor. Ama bir bakiyorlar ki ayni Erdogan, Siirt'te durup dururken minareleri süngüye, kubbeleri migfere, camileri kislaya benzetiyor.

Özal referansi

Acaba Recep Tayyip Erdogan, Kristof Kolomb gibi, gerçekte neyi kesfettigini, hangi damari yakalamis oldugunu bilmiyor mu? Bunu hiçbir zaman ögrenemeyecek mi? Yoksa bütün bunlarin farkinda, fakat sonunun Bedrettin Dalan veya Murat Karayalçin gibi olmasindan mi korkuyor? Bu yüzden mi, o beklenen çikisini erteleyip duruyor?"

Erdogan her ne kadar "liberallesme" ve "globallesme" yolunda o beklenen çikisini yapmis ve sik sik Özal'i referans veriyor olsa da, yakin çevresinde bile, onun kendisine örnek olarak hep ustasi ve hocasi Erbakan'i aldigi görüsü taraftar buluyor.

Türkiye'nin Hatemi'si

Misir asilli siyaset sosyologu Asaf Bayat, Muhammed Hatemi'nin cumhurbaskani seçildigi 1997 yilini Iran için, "post - Islamci" dönemin baslangici olarak tanimladi. Pekâlâ ayni tanimi, 28 Subat 1997'den itibaren Türkiye'ye ve Milli Görüs hareketine uyarlayabiliriz. Peki Türkiye'nin Hatemi'si kim?

Ilk akla gelen isim Tayyip Erdogan. Bugün hangi yenilikçiye gitseniz, size ülkenin en ücra kösesindeki bir garibandan Bogaz'daki isadamina, yillarin ülkücüsünden HADEP'lisine, DYP'lisinden ANAP'lisina kadar herkesin nasil "Tayyip" dedigini ve onun kuracagi partiyi bekledigini anlatacaktir. Bunlarda abarti payi hiç de fazla degildir.

Biz de gazeteci olarak birbirleriyle alakasiz kisilerin Tayyip Erdogan'a bir umut gibi baktiklarini gözlemledik; kamuoyu arastirmalari da bu noktada önemli veriler sunuyor. Peki bütün bunlar Erdogan'i Hatemi gibi yüzde 70'leri asan oy oranlarina tasiyabilir mi?

Erdogan da Hatemi gibi radikal denebilecek bir Islamci çizgiden demokrasi savunuculuguna yöneldi. Fakat Iran'da Islamcilar bir devlet tecrübesi yasadilar, hâlâ yasiyorlar. Hatemi de basindan itibaren milletvekili ve bakan olarak devletin içinde pisti.

Devleti tanimiyor

Erdogan ise asil olarak teskilatçi ve belediyeci. Yakin arkadaslari bile onun en az bir dönem milletvekilligi yaparak devleti tanimasi gerektigini düsünüyorlar. Erdogan'in karizmasinda mahalleli olmasinin önemi büyük. Seçimlerden önce, kaçak gecekondusu oldugunu söylemesiyle ve kendisini sorgulamaya çalisan bazi gazetecilere ayni üslupla cevap vermesiyle oylarini artirdigi biliniyor.

Statü Yükseltme

Hatemi'nin de Erdogan gibi bir "halk adami" oldugunu biliyoruz. Fakat o bir seyyid, yani Peygamber soyundan geliyor ve ayni zamanda hüccetülislam, yani üst düzeyde bir din adami. Diger bir deyisle, "siradan biri" degil.

Hatemi'nin siyasetle birlikte halka dogru inmesine ters orantili olarak Erdogan'in da, özellikle 28 Subat sürecinden sonra bir nevi statüsünü yükseltmeye çalistigini görüyoruz.

Barisma yanlisi

Yenilgiyle birlikte Islami hareket içinde uzun bir süre birlikte hareket etmis ve kabaca uzlasmacilar (genellikle orta ve yüksek sinif kökenliler; diger bir deyisle "beyaz Türklesen" muhafazakârlar) ve muhalifler (genellikle yoksullar, diger düsük statülü kesimler ve iflah olmaz Islamcilar) olarak tanimlayabilecegimiz katmanlar yollarini ayirdi. Erdogan, ulusal ve uluslararasi sistemle barisma yanlisi kesimlerin sözcülügü ve liderligine soyundu. Muhaliflerle iliskilerini de tam olarak koparmadi.

Halk meclisleri

Hatemi, 15 - 16 yaslarindaki binlerce yeni seçmene hitap ettiginde onlara, "Asil olan sizlersiniz" dedi. Cumhurbaskani adayi olmamak için epey de direndi. Erdogan ise ne zamandir, halkin sorunlarindan kurtulmasinin, kendi siyasi yasaginin kalkmasina bagli oldugunu söylüyor. Yenilikçi ekip, ya kendi aralarinda, ya gelenekçilerle tartisiyor, ya da birtakim güç odaklariyla açik veya gizli pazarliklar yürütüyor. Bir zamanlar RP'liler de belediyelerde, "halk meclisleri" gibi uygulamalarla mesruiyeti dogrudan topluma verir, bu sayede genis bir destek alirlardi. Belki de RP'yi diger partilerden ayiran en önemli özellik buydu. Ama ne zamandir halk meclisleri de yapilmiyor.

Aydinlari danismanlarina havale etti.

Hatemi'nin en büyük destekçileri gençler, kadinlar ve aydinlar. Çünkü dogrudan onlarin en temel taleplerine, özgürlük isteklerine sahip çikiyor. Tayyip Erdogan ise kadin denilince basörtüsü sorununun çözümsüzlügüyle felç oluyor. Ülkenin "büyük" sorunlari üzerine kafa yormaktan ne kadinlara, ne gençlere ayri bir önem veriyor. Aydinlarla iliskileriyse bir - iki danismanina havale etmis durumda.

Aska tekzip

Hatemi'nin kendisi basli basina bir entelektüel. Felsefeye ve ilahiyata hâkim. Ayrica yabanci dil de biliyor ki, bütün bunlar Erdogan'la arasindaki farklari artiriyor. Hatemi, suratindan sahici gülümsemesini eksik etmiyor ve genç kizlar "I love you Hatemi" diye pankart açiyor. Bizdeyse suratlar hep asik. Tayyip Erdogan, esi Emine Erdogan'in anlattigi "bir görüste ask" öyküsünü, "Ben kimseye âsik olmadim" diye tekzip etmekten çekinmiyor.


Kutsal Emanetler'e Karbon-14 testi yapilsin : Murat Bardakçi
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nin tarihçi yazari Murat Bardakçi'nin kösesinde yayinlanan yazisini yayinliyoruz.
Murat Bardakçi, Hürriyet, 1 Temmuz 2001

Kutsal Emanetler'e Karbon-14 testi yapilsin
: Murat Bardakçi

Topkapi Sarayi'nda Hazreti Muhammed'in sandalet seklindeki üç adet ayakkabisinin yakinda sergileneceginin açiklanmasi üzerine, bizde bulunan çok sayidaki "Kutsal emanetler"i hatirladim. Sonra, Hiristiyan dünyasinda asirlarca devam eden "Isa'nin kefeni" ve ‘Kumran Tomarlari" tartismalari hatirima geldi ve teknolojiyle efsane isbirliginin sonunda gerçegin nasil ortaya çiktigini düsündüm. Iste, bir baska "kutsal emanetler" tartismasinda modern teknoloji vasitasiyla kesin sonuca ulasilmasinin kisa ve yorumsuz öyküsü…

Topkapi Sarayi'nda asirlardir saklanan kutsal emanetlerin arasinda bulunan ve Hazreti Muhammed'e ait olduguna inanilan üç tek ayakkabi, yakinda sergilenecek.

PEYGAMBER TASI DEGIL, KRAL MEKTUBU

Gazetelerde ve TV'lerde son günlerde çikan haberlerde bunlarin her ne kadar sarayin deposunda "yeni kesfedildikleri" iddia edildi ise de, sandalet seklindeki ayakkabilarin "yeni bulunmalari" diye bir sey sözkonusu degildi. Teshir edilmeyen diger çok sayidaki kutsal esyanin arasindaydilar, varliklari her zaman bilinmekteydi ancak eski derinin açikta kalmasi halinde hemen okside olmasi ihtimali yüzünden bugüne kadar sergilenmemislerdi. S¸imdi "umumi arzu üzerine" kisa bir süre için de olsa sergilenmelerinin hazirligi yapiliyor.

Açik söylemem gerekirse, ben, sarayda bulunan ve çogu bugüne kadar sergilenmemis olan kutsal emanetlerden bazilarinin gerçeklikleri konusunda her zaman tereddüde düsmüsümdür. Zira, daha ilk bakista bunlarin bir bölümünün peygamber devrinden olmadiklari anlasilir durumdadir. Meselá, Hazreti Muhammed'in "teyemmüm tasi" oldugu söylenen obje, bir Asur tabletidir, Asur sarayinin bas hademesi S¸umiddina'nin kral Asurbanipal'a gönderildigi tablet seklindeki bir mektuptur ve Babilonya'da atelyeleri bulunan Maristar adindaki bir heykeltrasa verilen siparislerden sözetmektedir.

Peygamberin mührü, mührün aslini bir kuyuya düsürdügü bilinen Halife Hazreti Osman tarafindan sonradan yaptirilmis bir objedir. Hazreti Fatma'ya ait oldugu iddia edilen seccade 16. asirdan kalmadir. Hazreti Hüseyin'in kullandigi söylenen bir baska seccade de 17. yüzyila ait bir Bergama halisidir. Hazreti Osman'in öldürüldügü sirada okuduguna inanilan ve üzerindeki lekelerin Osman'in kani oldugu söylenen Kur'andaki lekeler ise ceylan derisinden sayfalarin rutubet yüzünden zamanla sararmasindan ibarettir ve Kur'an'in yazi stili sonraki devirlere, Emeviler dönemine aittir. Hazreti Ayse'nin bohçasi oldugu iddia edilen muskali kumas ise, Kanuni Süleyman zamanindan kalmadir, hatta bir kenarinda yapanin imzasi da vardir.

Iste, TV'lerde ve gazetelerde Hazreti Muhammed'in sarayda "yeni bulunan" üç adet ayakkabisiyla yani "nálin-i saadet"leri ile ilgili haberleri okuyunca, aklima kutsal emanetler konusu geldi.

KAFATASI, BIZANS'TAN MIRAS KALDI

Peygambere ait olduguna inanilan ve biri sarayda digeri Hirka-i S¸erif Camii'nde bulunan iki adet hirkayi, Topkapi'daki "sancak-i serif"leri, sadece sarayda ve bazi camilerde degil, çok sayida eski ailede de bulunan "sakal-i serif"leri, Kutsal Emanetler Dairesi'nde muhafaza edilen "Hazreti Musa'nin asási"ni, "Hazreti Ibrahim'in tenceresi"ni, Bizans'tan bize miras kalan "Hazreti Yahya'nin kafatasini ve kemiklerini" ve kutsal emanetlerin geçmisteki siyasi gücünü hatirladim. Sonra Hiristiyan dünyasinda asirlarca devam eden "Isa'nin kefeni" tartismasi ve "Kumran Tomarlari" hatirima geldi ve teknolojiyle efsane isbirliginin gerçegi nasil ortaya çikarttigini düsündüm.

Yandaki ve asagidaki kutularda, Hiristiyan dünyasindaki "kutsal emanetler" tartismasinin modern teknolojiyle neticelenmesinin kisa öyküleri yeraliyor. Ben, bu tartismalarla sonuçlarini nakletmekle, ancak Karbon-14 testinin objelerin gerçek yasini artik sadece birkaç senelik hatayla çikartabildigini hatirlatmakla ve kutsal kabul edilen esyaya gerçek sayginin da böyle yapilmasi gerektirdigini söylemekle yetiniyorum.

Vatikan yalanladi, karbon testi dogruladi

Torino Kefeni'ne uygulanan Karbon-14 testi, "Kumran Tomarlari" yahut "Ölüdeniz Yazmalari" diye bilinen ve hem Hiristiyanligin, hem Museviligin eldeki en eski yazili kaynaklari olan elyazmalarina da uygulandi. Ama sonuç bu defa olumlu çikti.

1946'da Ürdün'de, Kumran köyündeki bir magarada bulunan bu çok sayidaki kágit, papirüs ve deri tomarlarda her iki dinin karanliklar içindeki ilk dönemlerinden bahsediliyordu ve Hiristiyanligin baslangici bu tomarlar sayesinde aydinlanmisti. Ancak Hazreti Isa'nin kefenini "gerçek" kabul eden Vatikan,Kumral Tomarlari'ni "düzmece" diye nitelemis, "Isa'dan çok sonralari yazilmis olduklarini" iddia etmis ve bunun üzerine baslayan din; tartisma elli sene boyunca bir türlü bitmemisti.

Tomarlarin küçük bir bölümü Vatikan'da, çogu Israil'deydi. Tartismalardan bir neticeye varilamamasi üzerine 18 ayri sayfadan alinan birkaç miligram agirligindaki parçalara Arizona Üniversitesi'nin fizik laboratuvarinda Karbon-14 testi uygulandi. Testi, üniversitenin iki fizik profesörü, Timothy Jull ile Douglas Dohanue yaptilar ve Ölüdeniz Yazmalari'nin bir bölümünün miláttan önce üçüncü asirdan, bir kisminin yine miláttan önce 60'lardan, geri kalaninin ise Hazreti Isa'nin yasadigi dönemden kaldigi ortaya çikti.

Neticede, Vatikan'in son derece önemli iki konuda yanildigi anlasildi: Papalarin "gerçek" dedigi "Torino Kefeni" sahte, seneler boyu "sahte" oldugunu iddia ettikleri "Ölüdeniz Yazmalari" ise gerçekti.

Test için bir milimden küçük parça bile yetiyor

Bugün arkeolojiyle tarih öncesi arastirmalarinin ayrilmaz parçasi olan ve tarih belirleme vasitasi olarak kullanilan Karbon-14 test metodunu 1946'da Sikago Üniversitesi profesörlerinden Williard Libby ortaya koydu. Profesör Libby, bu çalismasi sayesinde 1960'da Nobel kimya ödülünü kazanacakti.

Testin temelinde, bütün canlilarin hücrelerinde bulunan karbon miktarinin ölçülmesi yatar. Bitkiler fotosentez yoluyla karbon dioksid alip bununla gelismelerini saglarlarken, ayni isi bitkileri yiyen insanlar ve hayvanlar da yaparlar.

Karbonun en ufak parçasi "Karbon-14" veya "Radyokarbon" adini alir. Radyokarbonun 5568 yil olan "yarilanma müddeti", testin esasini olusturur ve incelenecek örnekteki karbonda bulunan azalmis radyokarbonun orani, o örnegin yasini verir. Test için birkaç miligram veya milimetrelik parça káfidir.

Dünyada bugün 150'nin üzerinde Karbon-14 laboratuvari bulunuyor ve test deri, kumas, kan pihtisi, kömür, mercan, reçine, gübre, boynuz, gibi bütün organik maddelerin yanisira son senelerde çanak-çömlek, duvar ve kaya resimleri ile demire ve maden içeren cevherlere de uygulanabiliyor.

Hazreti Isa'nin kefeni, Isa'dan 800 yil genç çikti

Vatikan, asirlar boyunca Hazreti Isa'ya ait olduguna inanilan kefene, 1988'de Karbon-14 testi uygulatti. Ama testin sonucu kefen hakkindaki bütün inançlari bir anda kökünden degistirdi: 2,5 metrelik bu keten dokuma, Isa'dan en az 800 yil sonrasina aitti.

Italya'nin Torino sehrindeki Vaftizci Yahya Kilisesi'nde saklanan eski bir keten örtü, Hiristiyan dünyasini asirlar boyunca mesgul etti. Tartisma, örtünün Hazreti Isa'nin çarmihtan indirilmesinden sonra sarildigi kefen olup olmadigiydi.

Iki buçuk metrelik örtü, 11. asira kadar Urfa'da bir kilisede muhafaza edildi ve daha sonra Istanbul'a, yani o zamanin Bizans baskentine getirildi. Haçlilar'in sehri 1204'de yagmalamasi sirasinda kayboldu ve 1350'lerde Fransa'da ortaya çikti. Bir kiliseden ötekine dolasti, 1532'de ciddi bir yanma tehlikesi geçirdi, Italya'ya götürüldü ve Torino'daki Vaftizci Yahya Kilisesi'ne kondu.

1898'de, kefende herkesi sasirtan bir özellik farkedildi: Kumas parlak isiga tutulunca, tam ortasinda insan boyunda olan ve negatif filmi andiran bir görüntü beliriyordu. Görüntüde kirbaçlanmis, basina dikenden yapilmis bir taç oturtulmus ve çarmiha gerilmis bir insan vardi. 1930'lardan sonra kefenin hassas kameralarla fotograflari çekildi ve iki özellik daha bulundu: Görüntünün el kisimlarinda kurumus kanlar bulunuyordu ve gözlerinden birinde Isa'dan sonraki tarihle 30 yillarina ait bir para sikistirilmisti.

Romalilar'in çarmiha gerdikleri mahkumlarin gözlerine kendilerinden geçmemeleri ve aciyi daha fazla hissetmeleri için genellikle bir para koyduklari eskiden beri bilinirdi.

Derken, Hiristiyan dünyasinda bir "kefen tartismasi" basladi: Bazilari kefenin gerçek oldugunu kabul ederken, bazilari da ortaçag papazlarinin kiliselerine san ve söhret kazandirmak için böyle bir kefen efsanesi uydurduklarini ileri sürdüler. Onlara göre, uyanik bazi papazlar kimsesiz bir adami aynen Hazreti Isa gibi kirbaçlamis, basina dikenlerden yapilma bir taç geçirip çarmiha germislerdi. Kurban çarmihtan indirildikten sonra bir beze sarilmisti ve Hazreti Isa'ya ait oldugu iddia edilen kefen, iste bu örtüydü!..

Tartismalar senelerce sürdü ve Vatikan, 1988'de kefene Karbon-14 testi uygulanmasina karar verdi.

Kefenden kesilen milimetrik bir parça Teksas Üniversitesi'nin laboratuvarinda incelendi ama netice, Vatikan'i teste izin verdigine pisman etti: Kefen 1260 ile 1390 yillari arasinda imal edilmisti, yani Hazreti Isa'dan 1200 küsür yas gençti.

Test daha sonra Arizona, Oxford ve Zürih Üniversiteleri'nde tekrarlandi, kefenden kesilen diger milimetrik parçalara yeniden Karbon-14 uygulandi ama sonuç ayniydi; kefenin tarihi 13. asirdan geriye gitmiyordu.

Fizikçiler test sonuçlarini tartisirlarken, devreye bu defa Moskova Üniversitesi girdi: 1352'de kefenin saklandigi kilise yanmis, kefen zarar görmemis ama yüksek hararette kalmisti. S¸iddetli isinin maddenin içindeki karbon moleküllerinin yapisini degistirdiginin bilinmesine ragmen, önceki testlerde bu husus gözardi edilmisti.

Rus fizikçiler, Moskova'daki bir laboratuvarda 1352'deki yangin ortaminin bir esini yaratip ketendeki karbonun degisikligini belirlediler. Önceki testlerin verileri bu sekilde degerlendirildi ama sadece bes asirlik bir geriye gidis saglanabildi: Kefenin imal tarihi 8. asrin baslarina uzandi ama kefenle Hazreti Isa'nin yasadigi devir arasinda hiçbir aláka kurulamadi.r


400 milyar dolarlik altin rezervi, krizdeki Türkiye'yi kurtarabilir : Fikret Bila
Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin politika yazari Fikret Bilai'nin "Yön" adli kösesinde yayinlanan yazisini yayinliyoruz.
Fikret Bila, Milliyet, 30 Haziran 2001

400 milyar dolarlik altin rezervi, krizdeki Türkiye'yi kurtarabilir
: Fikret Bila

Krize altin anahtar!

Ecevit'e sunulan raporlara göre Türkiye, dünyanin ikinci büyük altin rezervi. Ancak buna ragmen Almanya'dan yilda 800 milyon dolarlik altin ithal ediyoruz. Almanya'nin bu nedenle altin üretmemize karsi oldugunu söyleyen DSP'li Al ve Özgöbek, Bergamalilar'i Alman Fiyan Vakfi'nin örgütledigini ileri sürüyor

Ekonomik krizden çikis için kalici alternatif kaynaklar arayan hükümetin üzerinde durdugu projelerden biri de Türkiye'deki altin rezervini ekonomiye kazandirmak.

Basbakan Bülent Ecevit, bu konuda kendisine sunulan "altin projesi"nin Türkiye'yi saglam ve kalici bir ekonomik kaynaga kavusturacagi düsüncesinde.
Ancak, Izmir 1. Idare Mahkemesi'nin Bergama altin isletmesi için verdigi iptal karari, bu alandaki mevcut ve muhtemel girisimleri riske sokmus durumda. Kesin karar, Danistay tarafindan verilecek.

Birinci Güney Afrika

Hukuki alandaki çalismalar sürerken, Ankara'da bir yandan da Türkiye'nin altin rezerviyle ilgili projelendirmeler de yürütülüyor.

MTA ve ODTÜ'nün arastirmalarinin yani sira DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in çalismalari da Basbakan Ecevit'e sunulmus durumda.

Basbakan Ecevit'e sunulan bilgilere göre Türkiye, dünyada Güney Afrika'dan sonra ikinci en büyük altin rezervine sahip ülke. Dünyada saptanan 43 bin ton altin rezervinin 20 bin tonuna sahip olan Güney Afrika birinci sirada yer alirken, 6 bin 500 tonla Türkiye ikinci, 4 bin 770 tonla da ABD üçüncü sirada bulunuyor.
     
ABD 340 ton üretiyor

En büyük rezerve sahip Güney Afrika yilda 447 ton, üçüncü siradaki ABD 340 ton, dördüncü siradaki Kanada 158 ton, besinci siradaki Avustralya 300 ton altin üretirken, ikinci büyük rezerve sahip Türkiye hiç altin üretmiyor.

Basbakan Ecevit'e sunulan bilimsel raporlara göre Türkiye, altin rezervini bir ekonomik kurtulus projesi olarak degerlendirebilir. Yapilan hesaplara göre Türkiye'nin altin rezervinin asgari degeri 400 milyar dolar. Türkiye isletmeye geçtigi taktirde yilda 15 milyar dolar ihraç geliri elde edebilir. Bu rakam daha yükselebilir. Ayrica dünyanin ziynet üretimi ve ihracinda ikinci sirada bulunan Türkiye, altin ithalatina ödedigi kaynagi da tasarruf edebilir.

Uzaydan yapilan saptamalara göre Türkiye'de 580 noktada altin rezervi bulunuyor. Bütün dünyada 553 altin madeni ocagi bulundugu düsünülürse Türkiye'deki rezervler için açilacak maden ocaklarinin sayisi dünyadaki toplami asiyor. Bu rezerv noktalarinin üretime açilmasi halinde 25 bin kisiye is olanagi yaratilacagi saptanmis durumda.

Almanlar kizistiriyor

Yine Basbakan'a sunulan bilgiler arasinda dikkati çeken bir yön de sivil toplum kuruluslarinin Bergama'da altin isletmesinin açilmasina karsi yürüttükleri ünlü kampanya. Siyanürle altin üretimine karsi gelistirilen, insan sagligi ve çevre temizligi ekseninde yürütülen bu kampanyanin Alman Fiyan Vakfi tarafindan desteklendigi saptamasi var. Türkiye'nin altin üretimine karsi kampanyalari Alman kuruluslarin desteklemesinin nedeni olarak Almanya'nin her yil Türkiye'ye 800 milyon dolar tutarinda altin ihraç etmesi gösteriliyor. Dünyada ikinci sirada ziynet esyasi üreticisi konumundaki Türkiye'nin kuyumculuk sektörünün bütünüyle ithal altina dayandigina dikkat çekiliyor.

Siyanür ayristiriliyor

Dünyanin ikinci büyük altin rezervine sahip olan Türkiye'nin üretime geçmesi halinde dünya altin piyasasinda çok büyük bir yere sahip olacagi ve ekonomiye sürekli bir alternatif kaynak yaratmis olacagini vurgulayan DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in siyanürle ilgili olarak verdikleri bilgi de söyle:

- Dünyanin 553 isletmesinde de siyanür kullaniliyor. Siyanür, çikarilan madendeki altin ve gümüsün diger madenlerden ayrilmasi için kullaniliyor. Maden, siyanür tanklarina konuluyor ve orada sivilasiyor. Sonra sivi karbon süzgeçlerden geçiriliyor. O sivinin içindeki altin ve gümüs karbona tutunuyor. Diger maddeler ise atik havuzuna gidiyor. Atik havuzuna giden kisimdaki siyanür de kimyasal islemle azot ve hidrojene ayrisiyor. Atik suda içme suyundaki gibi 0.01 miligram siyanür kaliyor ki, bu tutar insanin normal besin maddelerinden aldigi siyanürün bile altinda kaliyor.

'O havuzda yüzerim'

Hatta Erol Al, siyanürle altin üretiminin insan sagligina ve çevreye zararsiz oldugunu kanitlamak için Bergama'da atik havuzunda yüzebilecegini belirtiyor.

Türkiye'nin altin rezerviyle ve ekonomiye saglayacagi kalici katkiyla ilgili olarak Basbakan'a sunulan rapor ve projeler, üzerinde durulmaya deger nitelikte görünüyor. Ayrica, altin üretimine karsi yürütülen sivil toplum kampanyasinin amaci ve destek kaynaklarinin da üzerinde durulmasinin yararli olacagi anlasiliyor.

Ankara, altin konusunu mercek altina almali…


Eskiden kapatmaz, diri diri yakarlardi : Murat Bardakçi
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nin tarihçi yazari Murat Bardakçi'nin kösesinde yayinlanan yazisini yayinliyoruz.
Murat Bardakçi, Hürriyet, 24 Haziran 2001

Eskiden kapatmaz, diri diri yakarlardi
: Murat Bardakçi

Fazilet'in kapatilmasi, partinin Anayasa Mahkemesi'ndeki davayi ufak-tefek berelerle atlatacagina inanan çok kisiyi sasirtti. Ama ben hiç sasirmadim, kararin bu sekilde çikacagindan adim kadar emindim ve ürkiye'nin devlet tarihiyle gelenegini bilen herkes perdenin böyle inecegini önceden farkederdi. Zira devlet gelenegimizde asirlardan beri hakim olan, kesin ve tavizsiz bir sekilde uyulan bir kural vardi: Dinin devleti elde etmesine hiçbir zaman izin verilmemisti. Iste, geçmis asirlarda varolan ve hep ayni akibete ugrayan dini temelli siyasi hareketlerden bazilari…

Iki senelik heyecanli bekleyis cuma günü nihayete erdi ve Fazilet Partisi kapatildi. Simdi, siyaset sahnesinde bundan sonra neleri yasayacagimizi tartisiyoruz.

Fazilet'in akibeti hakkinda, kararin açiklanmasindan önce neredeyse hemen herkes iyimserdi. Partinin kapatilmayacagini ve Anayasa Mahkemesi'ndeki davanin ufak-tefek yaralarla atlatilacagina inaniliyor, "Artik Avrupali oluyoruz. Bizde bundan sonra siyasi parti kapatilmaz" deniyordu.

Ama ben, kararin bu sekilde çikacagindan adim kadar emindim. Türkiye'nin tarihini, özellikle de devlet tarihini ve temelini dinden alan siyasi gruplarin geçmisini az da olsa bilenler, Fazilet hadisesinde perdenin böyle inecegini farkederdi. Zira devlet gelenegimizde asirlardan beri hakim olan ve hemen her Türk devletinde kesin ve tavizsiz bir sekilde uyulan bir kural vardi: Dinin devleti elde etmesine hiçbir zaman izin verilmemisti. Gerçi eski devirlerde devletin dini gruplara asiri müsamaha gösterdigi devirler olmus, bu gruplara siyaset icabi göz bile kirpilmis, hatta uzun zaman kullanilmislar ama is devlete hakim olmaya uzaninca devreden mutlaka çikartilmislardi. Bu is bazan sivil otoriteye bazan da askere düsmüs ve "temizlik" mutlaka yapilmisti.

Yan tarafta, Türkiye'de son bes asir boyunca seriati yahut kendilerine mahsus dinî kurallari hakim kilmaya çalisan gruplardan sadece birkaçi ve akibetleri yeraliyor. Milli Nizam, Refah ve Fazilet partilerinden önceki bu gruplarin maceralarini okuduktan sonra, benim "Faziletin kapatilmasi zaten kaçinilmazdi" diye düsünmeme zannederim hak verirsiniz.

BIRI yaktirmis, ÖTEKI sürdürmüstü

Avci Mehmed, sürdürdü

Türk tarihinin devlete en uzun süre hakim olan dini hareketi 17. yüzyilda ortaya çikti ve adini Balikesirli kadi Doganizade Mustafa'nin "Kadizade" diye taninan oglundan alarak "Kadizadeliler" diye tanindi.

Doganîzade Mustafa usta bir hatipti ve Istanbul camilerinde vaazlar vermekteydi. Derken zenginlerin zevke ve safaya daldigini, tasranin yanip yikildigini, halkin daglara çiktigini, çiftçinin perisanlastigini, rüsvetin alip yürüdügünü, sarabin ve afyonun salgin haline geldigini ve çarenin seriatta oldugunu söylemeye basladi. Etrafina birhayli yandas topladi ama, ömrü fikirlerinin iktidar oldugunu görmeye yetmedi. 1635'te öldü, yerini Ustuvanî ve Vanî Mehmed Çelebi adlarinda iki talebesi aldi.

Devlet, Kadizadeliler'in dini telkinlerini halka sikintilarini unutturacak geçici bir vasita gibi gördü. Zamanla saraya, padisah Avci Mehmed'e kadar sizdilar ve bir dedikleri iki edilmez oldu.


Onlara göre hersey peygamberin zamanindaki gibi olmaliydi. "Devleti Islamilestirmek ve seriati hakim kilmak" ugruna Anadolu'da bir hayli tekke seyhini idam ettirdiler. Mevlevihanelerde sema edilmesi bile yasaklandi. Sonra, siyaset meydaninda at oynatmaya basladilar. Baskalarina haram olan hersey kendilerine helaldi ve kendilerinden olanlar devletin tepesine çikarken muhalifler celladin satirina veriliyordu.

Saltanatlari 1683'e, Viyana bozgununa kadar devam etti. Kadizadeliler'in bozgun sonrasindaki çöküste hiçbir ise yaramayacaklarini farkeden zamanin hükümdari Avci Mehmed "Artik yeter! Bundan böyle molla camiinden, seyh tekkesinden çikmayacak ve kimse kimsenin isine karismayacak. Karisani tepelerim!" dedi. Hareketin lideri olan Vani Mehmed Çelebi Bursa'ya, yandaslari da dört bir yana sürgün edildiler.

Fatih, yaktirdi

Hurufîlik, varligin temelini "ses" kavramina dayayan ve bazi sayilarin kutsal olduguna inanip Kur'an'i son derece karmasik bir sayi sistemine göre yorumlayan eski bir inanç biçimiydi. 1340 senesinde dogan ve 54 yasindayken idam edilen Sihabüddîn Fazlullah adinda bir Iranli tarafindan kuruldu. Ilk zamanlarinda asiri bir mezhep gibi görüldü, sonralari Islamiyet'in disinda bir din ama "kafirlik" olarak kabul edildi.

Hurufîler, Fazlullah'in idamindan sonra siki bir takibe ugradilar ama sayilari ve güçleri giderek artti. 15. yüzyilin ilk yillarinda Osmanli topraklarinda da faaliyet göstermeye ve Fatih Sultan Mehmed'in hükümdarligi sirasinda saraya sizarak devlet islerine müdahaleye basladilar. Hurufîler'in faaliyetlerine önceleri ses çikartmayan Fatih, zamanla destegini çekti ve yüzlerce Hurufî, o devrim din alimlerinden Fahreddin-i Acemî'nin fetvasiyla Edirne'de diri diri yakildi. Yakilma gerekçeleri her ne kadar "dinden çikmak" olarak gösterildiyse de, aslinda devleti elde etme çabalari yüzünden canlarindan olmuslardi.

Abdülmecid, kaleye kapatti

Türkiye, bir seriat darbesini 1859 Eylül'ünde son anda önledi. Tahtta Sultan Abdülmecid vardi. Tanzimat Fermani'ndan sonra bir "Islahat Fermani" yayinlanmis, müslümanlarla gayrimüslimler hukuken esit sayilmis, iskence kagit üzerinde de kalsa yasaklanmis ve her dalda reformlara gidilmisti.

O günlerin Istanbul'unda sokaklari birdenbire üzerinde "gavûr padisah" yazili kagitlar kapladi. "Padisah gavur oldu, din elden gidiyor, medreseleri kapatacaklar" deniyordu.

Hükümete 14 Eylül sabahi bir ihbar geldi: Bazi hocalar padisahi öldürmek, hükümeti dagitmak ve Islamî bir yönetime geçmek için gizli bir teskilat kurmuslardi. Ihbar dogru çikti ve isin basinda Seyh Ahmed adinda bir hocanin bulundugu anlasildi. Fazlullah ve Kütahyali Ismail adindaki iki seyhle anlasmis, bazi subaylari da yanina çekmis ve Kiliç Ali Pasa Camii'nden darbe hazirligina girismisti. Sultan Abdülmecid'i ve devletin önde gelenlerini Tophane'de yapilacak bir merasim sirasinda öldürecek, Islamî bir rejim getireceklerdi.

Hemen bir tutuklama furyasi basladi, 41 kisi yakalanip Çengelköy'deki Kuleli kislasina kapatildi. Tutuklananlar arasinda Cafer-dem adinda bir de pasa vardi ve görevinin askerleri darbecilerin yanina çekmek oldugu anlasilmisti. Pasa yargilanma yerine intihari seçti: Kuleli'ye götürüldügü sirada bindirildigi sandaldan denize atladi ve bir daha çikmadi.

Kis¸lada kurulan mahkeme 25 gün sürdü ve seriat darbesi hazirliginin çok daha kanli bir sekilde olmasinin planlandigi ortaya çikti. Dört sanik idama, ötekiler de kürek, hapis, sürgün ve kalebendlik cezalarina çarptirildilar. Sultan Abdülmecid idamlari müebbed hapse çevirdi, mahkûmlarin tamamini imparatorlugun uzak diyarlarindaki kalelere gönderdi.

Fermaninda din unsuru olmayan tek devlet, Osmanliydi

Son zamanlarda "Osmanli'da hakim olan sistem, seriatti. Laikliklesmemizin öncesinde seriatla idare edilirdik" gibisinden ifadelere giderek sik rastlanir oldu.

Küçük bir hatirlatma yapayim: Osmanli, hiçbir zaman bir seriat devleti olmadi. Bazi ser'î yasalar kagit üzerinde varolmuslardi ama bunlar hükümdarin iktidarini güçlendiren dinî semboller gibiydi. Uygulamadaki hemen bütün kanunlar dünyevi idiler ve meyhanenin, hatta her cins umumhanenin resmen açik oldugu ve 19. yüzyilda medeni kanun benzeri bir yasayi, "Mecelle"yi yayinlayip uygulamis olan bir devlet "seriat devleti" sayilamazdi. "Halife" ve "hilafet" kavramlari ise, bizde simdilerde yazilip çizilenlerin aksine eski devirlerde zaten mevcut degildi. 18. asrin sonlarinda sadece siyasi maksatla kullanilmislar, Ikinci Abdülhamid'in iktidar senelerinde dagilmakta olan imparatorlugun en azindan Müslüman unsurunu elde tutabilme vasitasi haline gelmislerdi.

Ve, önemli bir ayrinti: Dogulu yahut batili hemen bütün hükümdarlarin isimlerinin yaninda dini bir motifin yeralmasi eski bir adetti. Hükümdardan "Filanca memleketin basina Allah'in inayetiyle geçmis olan majesteleri Fesmekan hazretleri…" gibisinden bir ifadeyle sözedilirdi ama Osmanli'nin logosu sayilan "tugra''da, dini hiçbir unsur yoktu. Tugra, hükümdarin isminden ve unvanlarindan, yani sadece "dünyevi" sözlerden ibaretti.

Burada, bir padisah tugrasiyla iki yabanci hükümdarin isimlerinin fermanlarindaki yazilisi yeraliyor. Fermanlarin ilki 1903 tarihli, Iran'in o zamanki sahi Muzafferüddîn'e ait ve Türkçesiyle "Biz, Yüce Allah'in üstünlügü ve inayetiyle bütün Iran memleketlerinin sahlarinin sahi olan Kacar soyundan Muzafferüddîn Sah" yazili.

1906'dan kalan diger ferman, Almanya'nin meshur kayzeri Ikinci Wilhelm'e ait. Isim kisminda "Biz, Prusya'nin Allah'in inayetine sahip Krali Wilhelm" deniyor.

Alttaki tugra ise, Kanuni Süleyman'in. Aslinda stilize edilmis istif halinde bir yazi demek olan tugrada "Süleyman Sah bin Selim Sah Han el-Muzaffer daiman" yani "Selim Han'in oglu ve her zaman muzaffer olan Süleyman Sah" yazili. Sadece bu kadar….


Hesap Zamani, Nazli Ilicak'la Devr-i Alem
Basindan seçmeler'de Sabah Gazetesi'nde imzasiz yayinlanan, Nazli Ilicak'in ibret-i alem özgeçmisini de içeren yaziyi yayinliyoruz.
Sabah, 24 Haziran 2001

Hesap Zamani, Nazli Ilicak'la Devr-i Alem

Fazilet'in Meclis kürsüsünü siyaset degil hakaret için kullanan Ilicak milletvekilligi düsünce davalarla basbasa kaldi

2 Yil kin kustu

Nazli Ilicak, 18 Nisan 1999 seçimlerinde Fazilet'ten Meclis'e girip dokunulmazlik kazaninca yillardir içinde biriken kini açiga vurdu. Silahli Kuvvetler'e, hükümete, siyasilere ve saygin isadamlarina hem Meclis kürsüsünden, hem de dinci Yeni Safak gazetesindeki kösesinden hakaret ve iftira yagdirdi.

72.5 Yil isteniyor

Ilicak hakkinda 11 fezleke hazirlandi ama dokunulmazlik zirhi nedeniyle hiçbir dava açilamadi. Ilicak sonunda kazdigi kuyuya düstü: Hem Fazilet'i kapattirdi, hem de dokunulmazligini kaybetti… Simdi o hakaret ve iftiralarin hesabini verecek: 11 ayri davadan 72.5 yila kadar hapsi isteniyor.

Fazilet'te öfke

Ilicak'a Fazilet Partisi içinde de büyük öfke duyuluyor. Milletvekilleri bu öfkeyi söyle dile getirdiler: "Bizi sürekli askerlerle karsi karsiya getirdi. Kapatma davasi sürerken bilinçli bir sekilde partinin kapatilmasi için çalisti. Zamaninda ihraç etseydik, parti kurtulurdu."

Nazli Ilicak tuttugu her dali kuruttu

Nazli Ilicak Tercüman Gazetesi'nin sahibi Kemal Ilicak'la evlendi. Ihtirasiyla gazeteyi batirdi.

Kocasi kahrindan beyin kanamasi geçirip öldü. Borcu ödememek için reddi miras davasi açti.

Tercuman'da önce Demirel'i, daha sonra rakibi Mehmet Yazar'i destekledi. Bu destekle Yazar'in siyasi hayati söndü.

1990'larin basinda Çiller'i destekledi, sonra Yilmaz'a yanasti, Refahyol'la Erbakanci oldu.

Imaj yenilemek isteyen Fazilet 1999 seçimlerinde onu ve Merve Kavakçi'yi Meclis'e tasidi.

Ve Kavakçi ile tezgahladigi türban sovu Fazilet'i bitirdi, 4.5 milyon seçmenin oyu çöpe gitti.

Siyaset ve basin dünyasi onun kadar hizlisini görmedi. Kondugu dallar hep kurudu, o da hep baska dala uçtu

Nazli Ilicak'in bugüne kadar destekledigi siyasi hareketler hep hüsranla sonuçlandi, destekledigi siyasilerin yildizi hep kaydi ve Fazilet Ilicak'in son kurbani oldu. Menderes hükümetinin Bayindirlik Bakani olan Mehmet Muammer Çavusoglu'nun kizi Nazli Ilicak'in politikaya ilgisi, babasinin Yassiada'da yargilandigi günlerde basladi. Henüz Lozan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olduktan sonra ülkücü camiaya gelin gitti, ancak kisa sürede bosandi ve daha sonra Tercüman Gazetesi'nin sahibi Kemal Ilicak'la evlenerek basin dünyasina tepeden indi. Ilicak, bu durumu "Esim gazete sahibi olmasaydi Babiali'de beni basyazar yapmazlardi" diye itiraf ediyordu.

Ilicak'in destekledigi ilk siyasi Celal Bayar'di, ardindan Süleyman Demirel'e verdigi destekle ismini duyurdu. 12 Mart sonrasi destegini çektigi Demirel'e, basbakanligi döneminde tekrar yaklasti, hatta 12 Eylül sonrasi en büyük destekçisi oldu. Demirel, yasakli oldugu bu dönemde, "Hasari kizi" Ilicak'in Tercüman'daki sütunlarinda "Bir bilen" olarak yer aldi.

Ilicak'in ilk kaybettirdigi siyasi mehmet yazar'di

Ilicak'in Demirel'le arasi DYP'nin kurulmasiyla bozuldu. 12 Eylül dönemde Türkiye'nin önemli isimlerinden biri haline gelen Mehmet Yazar'in Odalar Birligi baskanligini birakip politikaya atilmasinda etkili olan Ilicak, DYP kongresinde Demirel'in destekledigi Hüsamettin Cindoruk'a karsi Mehmet Yazar'in yaninda yeraldi. Basyazilari ile destek vermekle kalmadi, Yazar'la birlikte yurt gezilerine çikti. Ancak kongrede Cindoruk seçildi, Ilicak ise yuhalandi, hatta tartaklandi. Ilicak pes etmedi, Yazar ve yandaslarinin Hür Demokrat Parti'yi kurmalarina önayak oldu. Ancak bu parti de uzun ömürlü olmadi, Yazar ANAP'a girdi, sonra da aktif siyasetten çekildi. Ilicak'in Yazar'la iliskisi de böylece noktalandi.

Özalli yillar ve Tercüman'in batisi

Ilicak, bir süre sonra Genel Yayin Yönetmeni oldugu Tercüman'i kullanarak Özal Ailesi'ni hedef seçti. Bu dönemde "kadinlarin kapanmasina" karsi çikan yazilari ilgi gören Ilicak, 1991'de Özal'a tepkisini ANAP'lilar için "Pavlov'un köpekleri" diyerek gösterince, 102 ANAP milletvekiline 400 milyon lira tazminat ödemek zorunda kaldi. Zaten sikintida olan gazetenin batma sürecini hizlandiran bu duruma Kemal Ilicak müdahale etti ve Nazli Hanim'in Tercüman'daki basyazilarina son verildi. Ilicak, küçük Efe'yi yalisina davet ederek Özal ailesi ile barismaya çalisti. Ancak bu yakinlik da uzun sürmedi. Nazli Hanim için, bu arada Tercüman bünyesinde magazin gazetesi olan Bulvar'li yillar basladi. ILKSAN skandalinin patlamasi, Kemal Ilicak'in yolsuzluga adi karisinca beyin kanamasi geçirip hayatini kaybetmesiyle baslayan olaylar hizli gelisti. Demirel, "Verdimse ben verdim" diyerek olayi kapatti. Nazli Ilicak, esinin 15 milyar dolarlik borcunu ödememek için "reddi miras" davasi açti, yalidan atildi, yillarca kullandigi Tercüman da önce el degistirdi, sonra kapatildi.

Çiller dönemi ve aksam'in batisi

Esi öldükten kisa süre sonra kardesi Ömer Çavusoglu'nun ortagi Emin Sirin ile evlendi. Ancak oglunun karsi çiktigi bu evlilik yürümedi. Nazli Ilicak, Özal'in ölümü, Demirel'in Kösk'e çikmasi üzerine, siyaset dünyasindan Tansu Çiller'in yanina yaklasti. Yakinligi, Çiller'in yalisinda verdigi davette, Ilicak'in Çiller'e çay getirmesi, bir çay daha içmek isteyip istemedigini sormasi saskinlikla anlatildi. Çiller'in yardimiyla Istanbul'da bogazda Turban'a ait bir isletmenin oglu Mehmet Ali Ilicak'a kiralanmasini sagladi. Oglunun burada açtigi Alem isimli gece kubülüyle gece hayatinda boy göstermeye basladi. Mehmet Ali Ilicak 1994'de, soru isaretleriyle dolu bir yükselisle Aksam'i çikardiginda, annesine bu gazeteye adim atmasini bile yasakladi. Ancak bir süre sonra Nazli Ilicak gazetede söz sahibi oldu. Ve Aksam 180 kupona televizyon vaadini yerine getiremeyince, Mehmet Ali Ilicak Amerika'ya kaçmak zorunda kaldi.

Mesut yilmaz'a yaptigi yagdanlik teklifi tutmadi

Olaylar sonrasi el degistiren Aksam'daki isine son verilen Ilicak, ANAYOL döneminde Mesut Yilmaz'a destek verdi. Yalçin Dogan, 16 Ekim 1997'de, Milliyet'teki kösesinde, sunlari yazdi: 1996'da Basbakan Yilmaz, Almanya'ya gittik. Uçakta Ilicak, Yilmaz'a aynen söyle dedi: "Efendim; Çiller'le hükümet ortagi oldunuz; ama dikkat edin, hiç güvenilmez biri o. Ben sizi seviyorum. Bundan sonra sizin yagdanliginiz olmak istiyorum."

Ve Fazilet'li günler basladi

Yilmaz'dan istedigi destegi bulamayan Ilicak, Refahyol döneminde, yeniden Çiller'e ve basbakan olan Erbakan'a yakinlasti. Hürriyet yazari Emin Çölasan, 19 Ekim 1997'de, Ilicak'in bu dönemde hükümet araciligiyla Halkbank'tan Aksam'a milyon dolarlari bulan krediler aldigini yazdi. Ilicak, bu arada Erbakan'la yakinligini kullanip Islamci basinda da yer açti kendine. Yeni Safak'ta köse yazarligi, Kanal 7'de program yapmaya basladi. Bir yandan Islamci kesimden daha radikal yazilar yaziyordu, diger yandan Istanbul sosyetesini Erbakan'la baristirma toplantilari yapiyordu. Ilicak, sonunda "partinin imajini degistirecegi" gerekçesiyle, tepkilere ragmen FP'den ilk sirada aday gösterilip, milletvekili seçildi. Ilicak, artik türban krizini körükleyen bir misyon üstlenmisti. Islamcilar'la yakinligi, FP'ye girdikten bir süre sonra sarsilan Nazli Hanim'in, Genel Baskani Recai Kutan onuruna "sarapli yemek" verince tepki çekti, ama savunmasiyla bomba etkisi yaratti: "Ben degisemem, içkimi de içerim. Fazilet degissin. FP tarikat degil, parti."

Nazli hanim ihraç edilseydi fazilet partisi kurtulurdu

Ilicak son dönemde TSK'yi hedef seçerken, partisi içinde de ona öfke büyüdü. FP milletvekili Dengir Mir Firat, onu "ajan provokatör" olmakla suçlarken, FP'liler de Recai Kutan'la görüsüp Ilicak'in ihraç edilmesini istediler. FP'liler, partinin kapatilmasina yol açan Ilicak'a öfkelerini dün söyle ifade ettiler: "Partiyi askerle ve sistemle karsi karsiya getirdi. Adeta parti hakkinda kendisi andiç hazirladi. Bilinçli bir sekilde partinin kapatilmasi için çalisti. Çünkü bir kesim arkadasimiz partinin kapatilmasindan rant saglamaya çalisiyordu. Defalarca parti yönetimini uyardik. Bunlari ihraç edin, dedik. Ancak, parti bölünür endisesiyle bunlara göz yumuldu. Zamaninda Nazli Hanim'i ihraç etseydik parti kurtulurdu."

Hükümete, TSK'ya ve isadamlarina hakaretler yagdiran Ilicak, simdi FP'nin kapatilmasina neden oldugu gerekçesiyle milletvekilligini kaybettigi için hakkinda açilan 11 dava ile yüz yüze kaldi. 72,5 yila kadar hapis istemiyle yargilanacak olan Ilicak hakkindaki davalar "Hükümetin ve TSK'nin manevi sahsiyetini alenen tahkir ve tezyif etme" suçunu içeriyor.

Müthis Türk'ün yalisindaki davette "biliyordum" dedi

Ilicak, son olarak adi bir dönem "Müthis Türk" diye anilan isadami Ali Riza Bozkurt'un Anadoluhisari'ndaki yalisinda özel bir yemekteydi. Bozkurt, Ilicak, gazeteci Mehmet Barlas ve Can Atakli, Fatih ve Bahçesehir üniversiteleri rektörlerini, "Sizi Cumhurbaskani'na sundugum RTÜK yasasi ile ilgili raporu hazirlamamda yardimci olan akademisyen dostlarimla tanistiracagim" diye davet etmisti. Yemekte sarap içen Ilicak'in nesesi yerindeydi. "Geçmis olsun" diyenlere "Sürpriz olmadi. Önceden haberim vardi" dedi ve "mücadele edecegi" sözü verdi…


Bir Büyükelçinin Ince Cevabi : Ertugrul Özkök
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayin Müdürü Ertugrul Özkök'ün kösesinde yayinlanan yazisini yayinliyoruz.
Ertugrul Özkök, Hürriyet, 17 Haziran 2001

Bir Büyükelçinin Ince Cevabi
: Ertugrul Özkök

Iki gündür yine ayni odadayim. Washington'da, Potomac Nehri'ne bakan o güzel odada. Önümde, müthis bir nehir akip gidiyor.

Gençligimde kafamda derin izler birakan Watergate skandalinin yasandigi binanin hemen yanindaki ikizi olan otelde.

Bu otel Watergate Oteli olarak biliniyor.

Ancak üç yildan bu yana Swissotel tarafindan isletiliyor.

Üst düzey yönetiminde Istanbul Swissotel'den gelen genç Türkler çalisiyor.

Washington'da hava yagisli.

Sanki agir bir bulut, sehrin üzerine çökmüs.

Bir kis iklimine yakin sekilde sogutulan otelden çiktiginiz anda, sicak ve islak bir rüzgar yüzünüzü yaliyor.

Neredeyse tropikal bir iklim…

Kendinizi bir yagmur ormaninda hissediyorsunuz.

Islak ve bunalmis.

* * *

Washington'dayim ama, dünden beri New York Times Gazetesi'nde yayinlanan bir haberi konusuyoruz.

New York Times, cuma günkü sayisinda dünyanin en büyük 10 ekonomisini açikladi.

Burada ilginç bir tablo ortaya çikiyor.

Bu tabloya göre dünyanin en büyük 5. ekonomisi California.
Böylece ilk defa bir ülke içinde yer alan bir eyalet, ülke ekonomileri siralamasina giriyor.

Anlayacaginiz California ekonomisi, Fransa'ninkinden daha büyük hale gelmis.

* * *

Bu tabloya en çok sasiran kisi de, Fransa'nin California'daki baskonsolosu olmus.

Ama, "iyi bir Fransiz" olarak intikamini su cümleyle almis:

"Yine de Fransiz sarabi hala dünyanin en iyi sarabidir."

Sarapta giderek iddiali hale gelen ve Fransa'ya meydan okuyan California'nin Napa Vadisi'nden böyle bir tablonun rövansini almak için zekice bir cevap sayilabilir.

Fransizlar, yine de kendilerinden o kadar emin olmamalilar.

Fransiz sarabi keyif dünyasinda efsanesini sürdürüyor.

Ama, bazi cephelerde yavas yavas savasi kaybediyor veya en azindan ciddi rakiplerle karsilasiyor.

Mesela bu yil Ingiltere'de, Avustralya saraplarinin satisi ilk defa Fransiz saraplarinin satisini geçmis.

Önceki aksam Washington'da yildizi giderek parlayan bir restorana gittik.

Bu restoranin adi "Cafe Milano".
Federal Almanya Sansölyesi Kohl, Washington'a geldigi zaman Clinton onu bu restorana yemege götürmüs.

Restoranin çok zengin bir sarap listesi var.

Sarap seçimini yaparken, gayri ihtiyari bir Avustralya "Siraz"ina takildim.

Fransiz asilli garsonun küçümseyici bakislarina ragmen Siraz'da israr ettim.

Masadaki kirmizi sarap içen bes kisinin hepsi de bu seçimden son derece memnun kaldilar.

* * *

Siraz artik yükselen bir üzüm.

Dünyanin her yerinde Merlot Cabernet Sauvignon'a meydan okuyor.

Aromasi biraz kuvvetli bir sarap. Ama benim gibi sarabin tadini kuvvetle hissetmek isteyen insanlar için birebir.

Washington'daki sarap muhabbeti iste böyleydi.

Washington vitrinleri, üzerine çöken kasvetli yagmurun tam aksine acayip renklenmis.

Vitrinlerde de kaki ve blucin egemenligi, civil civil çiçeklerle ve renklerle bezenmis havai tarzi gömleklerin tehdidi altinda.

O renkli desenler, gömlekten asagiya da inip bel altindan baslayan pantolonlara ve uzun sortlara da sirayet etmis.

Ama beni asil çarpan, 1970'li yillarin basindaki dar ve çok kisa kadin sortlarinin geriye dönüsü.

* * *

Bir an kendimi, çok uzun, ince mantolarin altinda kisacik sortlar ve uzun botlarla gezen güzel kadinlar arasinda buldum.

Moda, grilige ve yeknesakliga meydan okuyor.

Bundan 6 yil önce Cenzo'nun büyük bir cüretle hayatimiza soktugu çiçekli ve renkli desenler artik herkesin mali.

Ne mutlu ki öyle.

Böyle aylak zamanlarimda vitrinlerin önünde volta atarken, hayatimizi güzellestiren bütün insanlari minnetle aniyorum.

Güzel bir filmi çeken yönetmeni, beni bambaska yerlere götüren melodiyi besteleyen besteciyi, dilimle ilk temasinda beni karamsarliktan kurtaran sarabi üreten insani, gözümü oksayan giysileri yaratan modaciyi, Attila Ilhan'i, Thomas Mann'i ve hayatimi güzellestiren, zenginlestiren, keyiflendiren herkesi daha çok seviyorum.

Iste öyle anlarda siradan bir politikanin manasizligi, daha da agirlasiyor ve üzerime çöküyor


31 Mart'in Pasasina Isyan Haberini Karisi Vermisti : Murat Bardakçi
Basindan seçmeler'de Hürriyet Gazetesi'nin tarihçi yazari Murat Bardakçi'nin kösesinde yayinlanan yazisini yayinliyoruz.
Murat Bardakçi, Hürriyet, 17 Haziran 2001

31 Mart'in Pasasina Isyan Haberini Karisi Vermisti
: Murat Bardakçi

Ahmet Altan'in "Isyan Günlerinde Ask" isimli son romani üzerine aska gelen "aydinlarimiz" ve bazi tarihçilerimiz, bundan 92 sene önce yasanan 31 Mart hadisesini tartisiyorlar. Ben, ciddi bir is olan tarihin bir romandan hareketle yorumlanmasina karsiyim ve bu tartismalarda yapilan bir hatayi düzeltmekle yetinecegim: Ayaklanmayi bastirmak için Selanik'ten gelen Hareket Ordusu'nun basinda Mahmud Sevket degil, Hüseyin Hüsnü Pasa vardi. Iste, Türk siyaset ve fikir hayatinin en önemli isimlerinden kabul edilen Mehmet Ali Aybar'in dedesi ve Nazim Hikmet'in enistesi olan ama simdilerde adi pek hatirlanmayan Hüseyin Hüsnü Pasa'nin ve oldukça genis ailesinin öyküsü…

Ahmet Altan'in yeni romani "Isyan Günlerinde Ask", bundan 92 sene önceki 31 Mart hadisesini tartismaya açti. "Aydinlarimiz" ve tarihçilerimiz, günlerdir 31 Mart'in aslinda seriatçi bir ayaklanma mi, yoksa askeri bir baskaldiri mi oldugunu ortaya çikartmaya çalisiyor!

Isin bana ilginç gelen tarafi, tartismayi tarihi bir arastirmanin yahut bir baska bilimsel çalismanin degil, bir ask romaninin baslatmis olmasi. Bu kadar zamandan beri üzerinde durulmamis olan çok önemli bir hadisenin bir roman sayesinde gündeme gelmesi, bize mahsus hosluklardan biri olmali…

Romandan Tarih Yazmak

Burada, bundan tam 92 sene önce yasanan ve Istanbul'u iki hafta boyunca teslim alan 31 Mart terörünü, böyle bir ayaklanmanin hakikaten varolup olmadigini yahut isin arkasinda aslinda kimlerin ve neyin bulundugunu tartisacak degilim, zira tarihin bir romandan hareketle yorumlanmasina karsiyim. Sadece "31 Mart", "Hareket Ordusu" ve "irtica" sözlerinin sik kullanilir oldugu bugünlerde sikça yapilan bir yanlisi düzelecegim, o kadar: 31 Mart ayaklanmasini bastiran "Hareket Ordusu"na aslinda kimin kumanda ettigini ve orduyu Selanik'ten Istanbul'a kimin getirdigini…

Ahmet Altan'in romani hakkinda gazetelerde ve TV'lerde günlerdir çok sey yazilip konusuluyor ve bu arada tek bir isim telaffuz ediliyor: Mahmud Sevket Pasa… Pasa'nin Hareket Ordusu'nun kumandani oldugu, orduyu Selanik'ten Istanbul'a onun getirdigi ve ayaklanmanin onun tarafindna bastirildigi söyleniyor ve bu arada büyük bir tarihi hata yapiliyor.

Asil Kumandan Kimdi?

Isin dogrusu söyle: Selanik'ten yola çikan Hareket Ordusu'nun kumandani Mahmud Sevket degil, Hüseyin Hüsnü Pasa idi ve Pasa'nin bir de kurmay baskani vardi: O zamanin kidemli yüzbasisi Mustafa Kemal Bey.
Iste, 31 Mart olayinin bazi çevrelerde yeniden tartisilmaya baslandigi su günlerde, ismi artik pek geçmeyen bu önemli askerden, yani Hüseyin Hüsnü Pasa'dan bahsedeyim, Pasa'nin hayatini ve ailesini anlatayim dedim.

Zindandan Anadolu'ya

Hüseyin Hüsnü Pasa, Istanbul'da, 1850'de dogdu. Harbiye Mektebi'nden mezun olduktan sonra tarihlere "93 harbi" diye geçen 1877'deki Rus Savasi'na katildi. Abdülhamid tarafindan bir ara Ittihadçilar'a yakin oldugu iddiasiyla Karaman'a sürüldü, 1908 Mesrutiyeti'nin ilanindan sonra Selanik'teki 3. Ordu'ya tayin edildi ve 31 Mart hadisesi üzerine Istanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'nun kumandani oldu ve Yesilköy'den Istanbul'a girmek üzereyken kumandayi Selanik'ten gelen Mahmud Sevket Pasa'ya devretti.

Libya'da valilik de yapan Pasa daha sonra siyasete girdi, senatör oldu ve Birinci Dünya Savasi'ndan sonra bir ara tutuklanip Bekiraga Bölügü'ne kapatildi. Kurtulus Savasi yillarini Anadolu'da geçirdi, zaferden sonra Istanbul'a döndü ve hayata 1926'da, Kuzguncuk'taki yalisinda veda etti.

Hüseyin Hüsnü Pasa konusunun bir diger ilginç tarafi da, Pasa'nin oldukça genis olan ve mensuplari arasinda çok taninmis bazi isimlerin bulundugu ailesi… Ailenin öyküsü, asagidaki kutuda yeraliyor.

Pasa'nin Ihsan Hoca'si

Ve, Hareket Ordusu'nun Yesilköy sonrasi kumandani olan Mahmud Sevket Pasa'nin neslinden kimlerin geldigini merak edenler için ufak bir bilgi: Daha sonra sadrazamliga yani basbakanliga getirilen ve 1913'ün 11 Haziran'inda bir suikaste kurban giden Pasa, çocuksuzdu. Ailesi çok sonralari Irak Basbakani olan küçük kardesi Hikmet Süleyman'dan devam etti. YÖK'ün mucidi meshur profesörümüz Ihsan Dogramaci, Mahmud Sevket Pasa'nin kardesi Hikmet Süleyman'in damadidirlar…

En meshur iki solcu, onun ailesindendi

Hüseyin Hüsnü Pasa'nin oldukça genis ailesi halen devam ediyor ve bu ailenin mensuplari arasinda birçok taninmis isim yeraliyor.

Pasa'nin iki oglu ve bir kizi oldu. Büyük oglu Tahsin Bey, Türk siyasi hayatinin önemli bir isminin, Türkiye Isçi Partisi'nin kurucusu ve genel baskani olan Mehmet Ali Aybar'in babasiydi. Pasa'nin kizi Nimet Hanim ise, Ittihad ve Terakki'nin lider kadrosundan Izmir valisi Rahmi Bey'le evlendi. Tarih seneler sonra garip bir sekilde tecelli etti ve Nimet Hanim'la Ittihadçi Rahmi Bey'in tek çocuklari olan Alp Arslan, devrilmesinde Hüseyin Hüsnü Pasa'nin önemli rol oynadigi zamanin hükümdari Abdülhamid'in en yakin adamlarindan olan Izzet Holo Pasa'nin torunu Zeynep Mümtaz'la evlendi.

Hüseyin Hüsnü Pasa'nin küçük oglu Muhsin Bey ise, Salah Birsel'in bir kitabiyla edebiyatimiza geçti. Birsel'in "Sergüzest-i Nono Bey ve Bogaziçi" isimli eserinde anlatilan Nono Bey, Pasa'nin küçük oglu olan bu Muhsin Bey'di.

Pasa'nin biraz uzak da kaçsa, bir akrabasi daha: Hüseyin Hüsnü Pasa'nin esi Hayriye Hanim, aslen Alman olan ve Marasal Mehmed Ali Pasa'nin kiziydi ve Hayriye Hanim'in kizkardesi ressam Celile Hanim, onun oglu da Nazim Hikmet'ti.

Hersey, bir telgrafla ögrenildi

Kitaplara geçmeyen ve agizdan agiza nakledilen tarihe, simdi "sözel tarih" deniyor. Bir konu hakkinda belgeyle bilginin bulunmadigi durumlarda, bu yolla saglanan malumat arastirmaciyi yönlendiriyor ve oldukça ise yariyor.

Bundan iki gece önce bir TV kanalinda "Isyan Günlerinde Ask" vesilesiyle yapilip saatlerce süren 31 Mart tartismalari sirasinda, Hüseyin Hüsnü Pasa'nin torunlarindan olan dostum Meleksah Arslan'la konustum. Iste, onun 31 Mart konusunda aile büyüklerinden dinlediklerinden bazilari:

"Hüseyin Hüsnü Pasa Selanik'teyken ailesi Pasa'nin Istanbul'da, Kuzguncuk'taki yalisinda kaliyordu.

Istanbul'daki ilk patirtilardan hemen sonra, Pasa'nin esi Hayriye ve gelini Aliye hanimlar Kuzguncuk'tan apar-topar Yesilköy'deki kösklerine gittiler ve Selanikte bulunan Pasa'ya "Biz Yesilköy'deyiz ve iyiyiz, merak etmeyin" diyen bir telgraf çektiler. Selanik, Istanbul'da birkaç saat önce baslayan hadiselerden henüz haberdar degildi ve telgraf karargahtakilerin garibine gitti. Pasa ve subaylari "Orada neler oluyor öyle?" diye meraklanip Istanbul'la temas kurmaya çalistilar ve olaylardan ancak böylelikle haberdar olabildiler.

Hareket Ordusu Istanbul'a dogru yola çikmak üzereyken, Selanik'teki en kidemli kumandan olan Mahmud Sevket Pasa, önce "Beni bu ise karistirmayin" dedi ama ordu Yesilköy'e ulasip sehre girme hazirliklarina baslayinca Selanik'ten Hüseyin Hüsnü Pasa'ya bir telgraf çekti: Bu defa "Hemen geliyorum, beni bekleyin" diyordu. Ordunun kurmay baskani Yüzbasi Mustafa Kemal Bey, Pasa'yi beklemeden sehre girilmesinden yanaydi. Hüseyin Hüsnü Pasa'ya "Beklemeyelim, gidelim" dedi ama Pasa "Biz basibozuk ordusu degiliz, kumandanimiz ne emrederse onu yapariz" cevabini verdi ve Selanik'ten gelen Mahmud Sevket Pasa böylelikle ordunun basina geçti".


Hiç sönmeyen bir yildiz : Salvatore Adamo
Basindan seçmeler'de Yapi Kredi Sanat Festivali Basin Bülteninden ünlü sanatçi Salvatore Adamo'nun özgeçmisini içeren yaziyi yayinliyoruz.
Yapi Kredi Sanat Festivali, 8 Haziran 2001

Hiç Sönmeyen Bir Yildiz : Salvatore ADAMO

Yapi Kredi Sanat Festivali, 8 Haziran'da dünyanin en ünlü seslerinden birini konuk ediyor. 60'li yillarda tüm dünyada firtinalar estiren Salvatore Adamo, Cemil Topuzlu Açikhava Tiyatrosu'nda verecegi konserde, "Les Filles du Bord de Mer" (Sahildeki Kizlar), "Tombe la Neige" (Her Yerde Kar Var), "La Nuit" (Gece) gibi bir dönem ezbere bilinen sarkilarinin yani sira yeni albümünden sarkilarla dinleyenleri bir zaman yolculuguna çikaracak.

1 Kasim 1943'te Sicilya'da dünyaya gelen ve çocuklugu Belçika'da geçen Salvatore'nin yasaminin farki ülkelerde devam edecegi belliydi. Ailesi 1947 yilinda Sicilya'dan Belçika'ya tasindiginda henüz üç yasinda olan Adamo basarili bir ögrenci olmasaydi, bir çok göçmen gibi yasamini maden kömürü ocaklarinda çalisarak kazanacakti. Ancak okumaya devam etti ve inanci sayesinde Fransizca konusulan ülkelerin en büyük ses sanatçilarindan birisi haline geldi.

Adamo, Italyan vatandasi olmakla birlikte, "yüreginde Belçikali ruhu tasidigini", ancak, 60'larin baslarindan itibaren adini duyurmaya basladigi Fransa'yi da "evi gibi" benimsedigini her firsatta dile getirdi. Bestelerinde Napoli ezgilerinden etkilendiyse de Fransizca sarkilarinin disinda Italyanca, Ingilizce, Ispanyolca ve Almanca parçalara da imzasini atti. Dokuz dilde sarki söyleyen sanatçinin bugüne dek 80 milyonu askin plagi satildi. Fransa, Italya, Almanya, Ispanya, Japonya, Arjantin, Brezilya ve Sili'de olmak üzere, 22 altin plak kazandi.

Müziginde Victor Hugo, Jacques Prevert, Georges Brassens'in ve tangolardan etkilenen ve en popüler oldugu 60'li yillarin sonrasinda da kendini unutturmayan Adamo'nun basarisinin önemli bir parçasi da her zaman yeniliklere açik olmasidir.

Bir çok yildizin aksine magazin basinina malzeme olmayip, ortalarda pek fazla görünmemesini sanatçi söyle anlatiyor : "Kisiligim bu tür bir yasama uygun degil. Çekingen biri oldugumdan, bu huyumu yenmek zorundayim. Gösteri dünyasindaki her sey benim yapima çok aykiri. Bu dünyada insan sürekli olarak öne çikmak ve yaptiklarini herkese duyurmak zorunda. Oysa, ben yasadigim duygulari kendime saklamaktan yanayim. Yüregimin derinligindeki o atesi söndürecek olursam, her sey bir anda yok oluverir. Neyse ki, çekingenligimi sarkilarimla yeniyorum. Bir de, söylemem gereken seyler olduguna inaniyorum. Sürekli ayni seyleri yinelemeye basladigimda ise, beni bu konuda uyaracak dostlarima güveniyorum."

Adamo, 1975 yilinda ayrildgi plak sirketi EMI ile 1998 yilinda yeni bir anlasma yaparak, "Regards" isimli albümünü sevenleriyle bulusturdu. Bu albümde sosyo-politik yanini da gösterdi. "Laissez rever les enfants/ Çocuklarin Hayal Kurmasina izin verin" isimli sarkisinda gelecek kaygisindan, "Salima dans le tramvay/ Salima tarmvay'da"da irkçiliktan, "Le village"de Bosna'daki sivil savastan söz etti.

Bu sarkilarin yer aldigi albüm çiktiktan sonra Adamo bir röportajinda "insanlar beni bir tür müzik ozani olarak taniyor. Bu albümde yer alan kimi sarkilarin daha önceki yillarda söz etmedigim kavramlar oldugundan söz edilebilir. Ama unutmayin ki ben ayni zamanda 58 yasinda ve çevresinde neler olup bittisiyle ilgilenen bir vatandasim."

20.yüzyila bir veda niteligi tasiyan ve gerçekçi bir mesaj iletmeye çalisan "Dans les 1000 ans qui viennent" (Önümüzdeki 1000 yil içinde) parçasinda Adamo, "O siécle insensé, toi qui t'en vas, as-tu été le pire? Ou faut-il qu'on admire?" (Ah, geçip giden, anlamsiz yüzyil! En kötüsü sen miydin? Yoksa, sana hayran mi olmaliyiz?) diyor ve ekliyor: "Bu parça 20.yüzyilda beni sasirtan seylerin bir özeti. Gelgelelim, bu yüzyili tümden suçlamak da yanlis olur. Çünkü bu yüzyil bilimsel gelismelere de damgasini vurdu."
Bir baska ilgi alani da sinema olan ve ayni zamanda Charlie Chaplin, Buster Keaton, Ettore Scola ve Woody Allen hayrani olan Salvatore Adamo., "Les Arnaud" adli filmde Bourvil'e eslik etti. Marcel Achard onun için, "Il a le physique d'un grand acteur dramatique" (Onda büyük bir dram oyuncusunun fizigi var) demisti. Yeniden bir sinema deneyimi yasamak istedigini dile getiren Adamo, "Artik kendimi sarkilarla ifade etmek istemiyorum. Eylül'de yayinlanacak bir roman yazdim ve sekiz yildir da amatör olarak resim yapiyorum," diyor.

Brüksel'deki eviyle Japonya arasinda mekik dokurken, Adamo bir yandan kafasinda yeni bestesini tasarliyor, bir yandan da Kurt Vonnegut Jr., Calvino, Buzzatti…ya da Marcel Pagnol'un bir romanini okuyor. Bu arada Prévert, Breton, Desnos ve Micheax'yu da ihmal etmiyor.


Emin Çölasan : Dün CASA pilotlari ile
Basindan seçmeler'de Hürriyet gazetesi'nin ünlü yazari, Arastirmaci - gazeteci Emin Çölasan'in " 'Dün CASA pilotlari ile" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Emin Çölasan, 19 Mayis 2001, Hürriyet

Emin Çölasan : Dün CASA pilotlari ile

BIR CASA uçagi daha yitirdik. Bu uçaklarla ilgili olarak gazeteci arkadasim Nezih Tavlas kitap yazmisti. " CASA OLAYI" . Bu isin Türkiye'ye Turgut Özal'in " hediyesi" oldugunu ve Zeynel Abidin Erdem isimli komisyoncunun nasil zengin edildigini, Nezih kitabinda anlatiyordu. Ben de bu kitaptan 22 Kasim 1990 tarihli ve " Polis Romani Gibi" baslikli yazimda burada söz ederken söyle demistim:

" Nezih Tavlas polis romani gibi kitap yazmis. Bu kitapta, ANAP hükümetinin baglamak üzere oldugu yaklasik 500 milyon dolarlik askeri nakliye uçagi ihalesinin perde arkasi, inanilmaz bir biçimde gözler önüne seriliyor. Kitapta belgeler var, telefon konusmalarinin bantlari var, dönen dümenler, rüsvet ve hediyeler var. Bu kitabi okuyunca utanç duydum, dudaklarim uçukladi. Kimlerin adi geçmiyor ki…"

* * *

Bizim gazetenin savunma ve diplomasi muhabiri Metehan Demir eski bir havaci subaydir. Dün üçüncü CASA uçaginin düsmesinden sonra yaninda iki CASA pilotu arkadasiyla odama geldi. Uzun uzun konustuk. Söz pilotlarda:

" Sivil amaçla kullanirsaniz çok iyi bir uçak. Ama askeri amaçli degil. Kisa pistlere iner, az yakit harcar, kisa mesafe için iyi uçaktir. Pilota gerekli olan tüm sistemler vardir. Motorlar ABD malidir ve iyidir. Kitap degerlerine tam uyarsaniz, tek motorla bile iyi uçar.

Askeri amaca gelince, fazla yük alamaz. Uçus mesafesi arttikça yükü azaltmak zorundasiniz. Nazik bir uçaktir. Bakim ve idamesi zordur. Asil amaci, çok düsük seviyelerden ve fark edilmeden, düsman bölgesine parasütçü atmaktir. Böyle durumlarda uçaga yükleneceksiniz, yoracaksiniz. Çabuk yorulur. Arabanin çakilli, çamurlu yollardan gitmesi gibidir. Örnegin bizde kullanilan ABD yapimi C-130 ve Alman C-160 nakliye uçaklari idealdir. Bunlar askeri taktik amaçlidir ve istediginiz kadar hor kullanin, zor kosullarda kullanin, fark etmez. CASA böyle degil. Limitleri dar bir uçak.

CASA'nin bazi durumlarda nasil reaksiyon verecegini ve nelerle karsilasacagimizi bilemiyoruz. Teknik eksiklikleri var. Bu uçagin yeni bir incelemeden geçmesi gerekiyor.

Uçagin kitabinda " Bütün hava kosullarinda gece ve gündüz uçar" deniliyor ama bu ne kadar dogru? Ilk iki kazada " Buzlanmada uçar mi?" sorusu gündeme geldi. En önemli soru bu. Demek ki, buzlanmada pilot, uçaga kumanda edemez oluyor."

* * *

Pilotlardan aldigim bilgiye göre CASA aslinda Ispanyol degil, Endonezya mali! Proje onlarin. Ama pazarlama açisindan Ispanya ile ortaklik kurmuslar ve Endonezya ile birlikte Ispanya'da da üretiliyor. Sözü yine CASA pilotlarina birakalim:

" Ispanyollar, pek çok seyi bizim pilotlardan ögrendi. Gördügümüz hata ve eksikler konusunda onlari uyardik ve bunlar giderildi. Uçagin kitabinda, bizim uyarilarimizla ilgili bölümler yeniden yazildi. Ancak bu normaldir ve havacilik kurallarinda vardir."
Sonra pilotlarimiz çok önemli bir konuya deginiyor:

" Bizim CASA'larda bugüne kadar pek çok ‘degerlendirilemeyen durum' meydana geldi. Anlamadigimiz seyler oldu. Ancak kaza olmadigi için bunlar dikkat çekmedi, üzerlerinde durulmadi.

19 Ocak'taki ilk kazanin karakutu incelemesi de iyi yapilmadi ve bunun üzerinde hiç durulmadi. Bu inceleme en iyi ABD'de yapilir. Biz Almanya'da yaptirdik. Aslinda bu uçaklarin düsmemesi gerekir. Düsmesi dogasina aykiridir. Savas uçagi (jet) düsebilir çünkü anormal kosullarda uçar.

CASA'nin kitabinda ‘Karakutuda su bilgilere yer verilir' diyor ama ilk düsen CASA'nin karakutusundan bu bilgileri edinemedik. Bunu Ispanyol firmasina bildirdik, onlar yeniden düzenleme yapti. Ayrica CASA'nin karakutusu, pilotlarin konusmalarina da yer vermiyor. Büyük eksikliktir.'

* * *

Burada bir parantez açayim. Ben sahsen -bilgisizligime verin- düsen uçagin karakutusunda sadece pilotlarla kule ve kendi aralarindaki konusmalarin yer aldigini zannederdim. Oysa öyle degilmis. Karakutuda, uçagin düsmeden önce bütün kumanda sistemleri, gösterge bilgileri, yakit, motorlar, pilotlarin hangi islemi nasil ve ne zaman yaptigi, örnegin uçagin saga sola yatmasi bile ayrintili kayitlarla yer alirmis. Simdi söz yine pilotlarda:

" En büyük eksigimiz, elimizde maaselef CASA ve diger nakliye uçaklarimizla ilgili simülatör aleti yok. Bir uçak parasi yaklasik 15 milyon dolara kiyip simülatör almamisiz. Pilot her seyi uçak üzerinde ve gerçek kosullarda deneyip ögrenmek durumunda kaliyor. Halbuki, simülatör olsa en acil durumlar bile yerde denenebilir ve pilotlar bunlari uçakta gerçek kosullarda ögrenmek zorunda kalmaz. Bir pilotun yetismesi için trilyonlar harciyoruz da, bir simülatör kurup orada çalisma yapamiyoruz."

Kelle koltukta uçan pilotlara maaslarini sordum:

" Üstegmen, yüzbasi düzeyinde nakliye pilotlarinin maasi net 600-700 milyon dolaylarindadir. Sikayetçi de degiliz. Savas uçagi pilotlariyla aramizda maas farki vardir. Yasa uyarinca, bizim maasimiz onlarin maasinin l0'da 7'sidir."
Vedalasiyorduk. Söyledikleri bir söz Metehan'la birlikte beyinlerimize çakili kaldi:

" Biz bu görevi zaten sehitligi göze alarak seçmisiz. Ama pisi pisine gitmeyelim."


Ersan Atar : Sönmez'den ANAP'a "dümen" tehdidi
Basindan seçmeler'de Milliyet gazetesi çalisanlarindan, gazeteci Ersan Atar'in " 'Dümen' tehdidi" baslikli haberini yayinliyoruz.
Ersan Atar, 12 Mayis 2001, Milliyet

Ersan Atar : Sönmez'den ANAP'a "dümen" tehdidi

Sönmez: 'Bak güzel kardesim, biz bir tasa kasik sallamis insanlariz… Bu bürokratlari kurtaramazsak ANAP'in çevirdigi bütün dümenler ortaya çikar…' Akarcali: 'Orada millet mali götürüyor. Biz hak hukuk dedigimiz zaman parti zarari yok… Çiksin bütün pislikler! Parti asil bunlar gizlendigi için zarar görüyor…'

     Beyaz Enerji sorusturmasinda telefonlari dinlenen saniklardan Devlet eski Bakani Birsel Sönmez'in, ANAP Genel Baskan Yardimcisi Bülent Akarcali'yi arayarak, sorusturmadaki bürokratlarin kurtarilmasini istedigi, "aksi takdirde partinin pisliklerinin ortaya çikacagi" tehdidinde bulundugu ortaya çikti. Bant kayitlarina göre Sönmez ile Akarcali arasinda 5 Ocak'taki konusma söyle geçti:
     
'Sikintinin nedeni bakan'
     Sönmez: Dün iste genel müdürü sunu bunu mahkemeye verdi. (TEAS ve Bakanlik bürokratlarini görevden almasindan ve bakanligin alacak davasi açmasindan söz ediyor)
     Akarcali: …Bakana açayim, aferin diyeyim. O genel müdür, yönetim kurulu p…k'ler… PKK'ya karsi savunmak için proje götürdüm. Binlerce kisiden rüsvet alan p…k'ler parmagini mi kimildatti?
     Sönmez: Ama bak güzelim, burda simdi bütün sikinti bakandan kaynaklaniyordu.
     Kendi seylerini kamufle etmek için bunu yapti. Yarin parti zarar görür. Ama sen gör(ür)sün parti zarar görürse görsün, canim benim.
     
'Ben bu iste yokum'
     Akarcali: Bana ne parti zarar görürse. Orda millet malini götürüyor, gezdiriyor. Biz hak hukuk dedigimiz zaman parti zarari yok. Ondan sonra bes tane hirsiz p…k görevden alindigi zaman parti zarari var.
     Sönmez: Ya ben görevden alindigi için söylemiyorum bak…
     Akarcali: Ben bu iste yokum kardesim.
     Sönmez: Ha tamam ben yokum.
     Akarcali: Insanlar görevdeyken bizim kendilerini adam yerine koyup on defa söyledigimiz konu, bir kere olsun cevaben aramayip etmeyip, ondan sonra bu durum oldugu zaman onlara sahip çikilmasin.
     Sönmez: …Ben o insanlara sahip çik diye telefon açmadim canim, bir tanem benim. Benim orda su anda selam verdigim, öpüstügüm, kucaklastigim benim de hatam olmus olabilir. Bir arkadasim olarak sen aklima geldin. Böyle bir davranis bizim partimizi zarara sokar Bülentçigim.
     
'Adamlar bir konusursa…'
     Akarcali: O (Ersümer'i kastediyor) Mesut Bey'den izin almadan su bile içmez.
     Sönmez: … Canim benim. Parti içinde sikinti olacak.
     Akarcali: Ya parti ne zarar görecek?
     Sönmez: Görür hayatim, bak o adamlar orda konusmaya basladigi zaman burda dönen bütün dümenler hep ortaya çikar ve bu parti dönderdi bu dümenleri.
     
'Yanlislari parti yapti'
     Akarcali: Kardesim iyi tamam çiksin ortaya.
     Sönmez: Ama sen çiksin diyorsan bu dümenler, mesele yok kardesim.
     Akarcali: …Sen diyorsun ki partinin yaptigi yanlisliklar var.
     Sönmez: Evet, parti yapti bütün bu yanlisliklari.
     Akarcali: Çiksin o zaman onlar ortaya.
     Sönmez: Ha tamam, mesele yok o zaman hayatim.
     Akarcali: Partinin zarar görmesi, bu gibi pisliklerin saklanmasindan dolayidir.
     
'Zaten saibe altindasiniz'
     Sönmez: Biz bi tasin içinde kasik sallamis insanlariz ya canim benim… Faydasi da yok zarari da yok.
     Akarcali: Ben partinin pisliklerinin gizlenmesinden yana degilim ki.
     Sönmez: Yani ben dedim ki, böyle bir seyi uyarirsaniz, sey ederse simdi yani… Bu mahkemenin içinde ben de varim. Ben o kadar mühim degilim. Ama bu mahkeme dolayisiyla bütün Anavatan Partisi'nin yaptiklari ortaya çikacak.
     Akarcali: Çiksin.
     Sönmez: …Bu nevi seyler bu bakan devam ettigi müddetçe burda tamam mi. Bu parti büyük yara alir diyorum. Zaten saibe altinda bu parti bak.


Fatih Çekirge : Agir Muhasebe
Basindan seçmeler'de Star gazetesinin Genel Yayin Müdürü Fatih Çekirge'nin "Agir Muhasebe" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Fatih Çekirge, 12 Mayis 2001

Fatih Çekirge : Agir Muhasebe

Ankara'da RR Restoran'da bir büyük masa… Bas kösede, Cavit Çaglar oturuyor… Masa, dönemin bakanlari, ünlü gazetecileri ve bazi isadamlariyla dolu…

Koyu bir sohbet var…

Yil, Demirel'in Basbakanlik, Cavit Çaglar'in imparatorluk yillari…

Çaglar anlatiyor; bakanlar onayliyor, gazeteciler not aliyor, kahkahalar patliyor, bürokratlar övgü dolu sözlerle Çaglar'i destekliyor…

O günlerde Ankara, Hilton Oteli'nin Marco Polo Restorani'yla RR Restorani'nda Çaglar'in imparatorluk rüzgarlari esiyor…

Çaglar, bakan atiyor, bürokrat tayin ediyor, kisacasi Demirel'in adina her islemi yapiyor…

Tarihteki bir baska manzara Bursa'dan…

Demirel, kendisini Basbakanlik koltuguna tasiyan Bursalilar'a tesekkür için, Cumhuriyet Meydani'na geliyor…

Ayni uçaktayiz…

Çaglar, Demirel'in yeniden zirveye çikisindaki en önemli isim olarak, bu noktaya nasil geldiklerini anlatiyor…

Bir ara, Demirel'le ayni davada ve ayni mesakkatli yolda nasil yürüdüklerini aktarirken, Özal'dan bir örnek veriyor:

- O tarihlerde Özal Basbakan. Biz, yogun muhalefet yapiyoruz. Bir ara, Özal bana haber gönderiyor. Gece yarisi bulusup, bana Demirel'e destek vermeyi kesmem halinde, ekonomik olarak destek alacagim söyleniyor. Tabii ki reddediyorum. Baba'yla çiktigimiz yolun o noktasindan dönmüyorum.
Gerçekten de o yillarda, Cavit Çaglar, varini yogunu Demirel'in yeniden siyasetin zirvesine çikisi için harciyor…

Uçaklar, helikopterler, seçim ve meydan masraflari…

Süleyman Bey, Bursa meydanina indiginde, Cavit Çaglar, Bursa'da bir 'Osmanli sadrazami' gibi, halkin Demirel'i alkislamasini seyrediyor…

Müthis bir cosku…

Ayni gün aksam, Demirel dinlenmeye çekildiginde, Çaglar evine bakanlari davet ediyor…

Dönemin THY Yönetim Kurulu Baskani Erman Yerdelen ve birçok bakan…

Çaglar'in evinde uzun süren bir gece yarisi sohbeti yapiliyor…

Çaglar, arada soruyor:

- Dogru yapmamis miyiz arkadaslar?
Hep birlikte cevap geliyor:

- Tabii ki dogru yaptik.
Bir baska manzara, Brezilya'nin baskenti Rio'dan…

Dünya Çevre Zirvesi için, Demirel ve Cavit Çaglar'la Rio'dayiz…

Gazeteci olarak bir de Hasan Cemal var…

Çaglar, Disisleri Bakanligi'nin yabanci temsilciliklere verdigi mesajla, ikinci bir basbakan gibi karsilaniyor…

Zirveye gelenlerin büyük bölümü, devlet baskani ve basbakan statüsünde oldugu için, Demirel devlet baskani, Cavit Çaglar basbakan gibi algilaniyor…

Aksam, Çaglar, kaldigimiz otelin en üstündeki barda, camdan bakip söyle diyor:

- Biz, bu Türkiye'yi kaldirip, dünya devleti yapacak adamlariz…
Evet, bu yazi biraz uzun olacak…

Çünkü, ben bu satirlari yazdigim saatlerde, bir dönem, Türkiye'nin kaderini elinde tutan Cavit Çaglar, DGM Savcisi'nin karsisinda ifade veriyor…

Dogrusu, Çaglar'in imparatorluk günlerini, Ankara'nin en yogun kulislerinde yasayan bir gazeteci olarak, bugün geldigimiz noktadaki olaylari, tarihin muhasebesinden nasil geçirecegimi tam olarak bilemiyorum…

Inanilmaz bir 'trajedi'yle karsi karsiyayiz…

Belki de, bir devlet ya da toplum trajedisi…

Düsünsenize, bir dönem Türkiye'nin zirvesinde, 65 milyonun kaderi üzerinde karar alabilecek bir pozisyonda olan Çaglar, simdi DGM'de…

Cavit Çaglar'la ilgili ve onun imparatorluk günlerine yönelik anlatilacak çok sey var…

Ama, Çaglar'in bugün geldigi yere, çok daha yukardan ve uzaktan bakildiginda, orada yalnizca Çaglar'in durmadigini görüyorum…

Sanki, inanilmaz bir 'gerilim tiyatrosu'nun, seyircisi mi, oyuncusu mu oldugunu sasirdigimiz, tuhaf bir bölümünü paylasiyoruz…

Örnegin, o günlere döndügümde, Sabah gazetesi ve ATV'nin sahibi Dinç Bilgin'in, Cavit Çaglar'la bulusup yedigi yemegi hatirliyorum…

Yemek öncesinde Bilgin, gazetesinden Çaglar'a karsi müthis bir kampanya baslatmisti…

Sabah gazetesi, yayinlarinda, Çaglar'in Ziraat Bankasi'ni soydugunu iddia ediyor ve bir bakan olarak, bankalardan sorumlu makama getirilmesini agir bir dille elestiriyordu…

Bütün bunlarin ardindan, yenen o 'baris yemegi'ni de ayni 'imparatorluk haresi' kusatiyordu…

Üstelik o yemegi ve daha sonra Istanbul'daki benzerlerini, hatta Güney'deki birlikte yapilan yat gezilerini, bir üçüncü kisi sagliyordu…

Bu kisinin adi Nail Keçili'ydi…

Ne gariptir ki, Keçili, aylardir cezaevinde yargilanmayi bekliyor…

O günlerde, herkese normal gelen, hatta bakanlarin, basbakanlarin, dahasi Maliye Bakani olarak Zekeriya Temizel'in imzasiyla Cavit Çaglar, Dinç Bilgin'le birlikte Etibank'i aliyordu…

Iste bu noktada, insan ister istemez soruyor:

- Bugün uygulanan hukuk, o gün yok muydu?
Bugünkü hukukla, o günkü hukukun farkini sormayi bir kenara birakin, o dönem, Türkiye'de liderlerin özel görüsmeler yaptigi, çok özel yemekler yedigi Dinç Bilgin'le, imparatorluk yillarinin kahramani Cavit Çaglar, topluma büyümenin ve basarinin simgesi olarak sunuluyorlardi…

Bu yüzden, Dinç Bilgin'le Keçili cezaevindeyken, Çaglar'in DGM'de ifade veriyor olmasinin, yalnizca bir 'suçlu-suçsuz' ya da 'suç ve ceza' basitligiyle algilanamayacagini söylüyorum…

Bu olsa olsa, bireysel degil, toplumsal bir sonuçtur…

Öyle ya, bu kisileri, o gün çevresindekilerden, iliskilerinden, alkislayanlarindan, onlar için övgü dolu konusmalar yapanlardan ayirmak mümkün olmamali…

Bu yüzden basitçe sorabiliriz:

- Bugün suç olarak tespit edilen bu islemler, o gün yapilirken devlet ve toplum körlesmis miydi?
Yani, bugün suç sayilan islemler, o gün hangi hukuka sigdirilabilmisti…

Bu soru, bize 'suç ve ceza' kavraminin, Türkiye'de nasil algilandigina yönelik çok önemli bir ipucunu veriyor…

Demek ki, sorun hukuk da degil, hukukun yani yarginin icrasinda ya da siyasallasip siyasallasmadigindadir…

Son 15 yil içinde, Türkiye'nin yükselen yildizi durumundaki isimler, bugün teker teker zirveden kayiyorsa, bunun 'suç ve ceza' kavraminin ötesinde bir baska anlami olmalidir…

Öyle isimlerle karsilasiyorum ki, birbirlerine benzemese de, bugün ne yazik ki, üzerinde ayni toplumsal damganin bulundugu dosyada yer aliyorlar…

Örnegin, bir Erol Aksoy, Iktisat Bankasi'ni fona devretmek ve varliklarini birakmak zorunda kaliyor…

Halit Çingillioglu, hakli olmasina ragmen, kendi elleriyle yarattigi Demirbank gibi bir kurumu birakip, zirvedeki yerinden çekilmek zorunda kaliyor…

Eskisehir'in köklü yatirimcilarindan Yavuz Zeytinoglu, bankasi yüzünden tüm varliklarini kaybediyor…

Halis Komili gibi, zeytin uygarliginin köklü ismi, üzerine gelen hacizlerle sarsiliyor…

Evet, suçlu ya da suçsuz, kim ne derse desin, birçoklari içinden örnek olarak seçtigim bu isimler, daha birkaç yil öncesine kadar, Türkiye'nin 'toplumsal büyüme vitrini'nin önde gelen 'manken'leri olarak yer aliyorlardi…

Özal'li yillarla birlikte baslayan, yurtdisi rekabetine giren, 'öncü ve yeni sermaye' akiminin belirgin isimleri diyebilecegim bu isimler, zirvedeki yerlerinden savcilik dosyalarina iniyorlar…

Böylesine toplu bir inisin, yalnizca 'suç ve ceza' kavramiyla açiklanacagina inanmiyorum…

Bu, bir toplumun kendi muhasebesini yapmasi gereken, çok ciddi ve çok önemli bir 'trajedi'dir…

Çünkü, bu tür çöküslerin temelinde, bireysel suçlar oldugu kadar 'toplumsal hatalar' da yatar…

Olaylara bu açidan da bakmazsak, suçla mücadele ve ceza, basit bir hukuk kurali olarak algilanmasi gerekirken, eger bir 'siyasi akim' gibi görülmeye baslarsa, o zaman bu toplum, 'suçlular' ve 'suçsuzlar' diye ikiye ayrilir, Türkiye ise, koskocaman bir mahkeme salonuna döner…


Ertugrul Özkök : Zafer çigligi mi Baykus ugultusu mu?
Basindan seçmeler'de Hürriyet gazetesinin Genel Yayin Müdürü politika kuramcisi Ertugrul Özkök'ün "Zafer çigligi mi Baykus ugultusu mu?" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Ertugrul Özkök, 20 Nisan 2001

Ertugrul Özkök : Zafer çigligi mi Baykus ugultusu mu?

Isyanimi dile getirmek istiyorum. Dün Fransiz Haber Ajansi'ndaki haberi gördükten sonra, bu isyanimi artik içimde tutamayacagimi anladim. Habere göre, kriz yüzünden Türk vatandaslari baska ülkelere gitmek için kuyruga girmisler.
Evet, 20 yillik müthis bir gelisme rüyasindan sonra geldigimiz nokta bu.
Dibe vurmak.
Sadece maddi manada degil.
Daha da önemlisi manevi anlamda dibe vurmak.
20 yilda yarattigimiz, herkesi inandirdigimiz büyük " mucizeyi" inanilmaz bir savurganlikla yedik bitirdik.

* * *
Geldigimiz noktanin özeti iste bu haber.
Baska ülkelere siginmak için kuyruga giren Türk vatandaslari.
Yani bir zamanlar Vietnam'dan, Kamboçya'dan kaçan umutsuz insanlar gibiyiz.
Bir " boat people…"
Kaçak gemilerde kendine yeni vatan arayan hüzünlü insanlar ordusu…
Haykirmak istiyorum.
Biz bunu hak ettik mi?
Neredeyse 10 yildan beri sayisiz ekonomik programa müthis bir vatan sevgisi ve inanilmaz bir halk disiplini ile evet diyen bu insanlara reva mi böyle bir kriz?
Baska ülkelerde insanlar, bunun onda biri kadar zorluklarda caddelere barikatlar kurarken, bu halk önüne konulan her programa destek verdi.
Bu halk 15 yil boyunca PKK terörüyle, bölücü haydutla mücadeleye caniyla, kaniyla ve hayat standardiyla destek verdi.
Koskoca on yilin sonunda önüne konan bilanço bu.
Baska ülkelere siginmak isteyen insanlar kuyrugu…

* * *

Kimdir Türkiye'yi bu umutsuzluk girdabinin ortasina birakan?
Kimdir bu tarihi hüsranin sorumlusu.
Herkes suspus.
Devletin tepesinde neredeyse bir ölüm sessizligi.
Umut bekleyen insanlara, oralardan bir "Ha gayret" fisiltisi bile gelmiyor.
Asagilarda, günlük siyasi menfaatlerini, anlik siyasi hasetligini böyle günlerde bile saklayamayan bir siyasi elit.
Ona oy veren insanlar baska ülkelere gitme kuyruklarina girerken, o hala yeni birilerinin altini oymaya, önünü kesmeye, orasina burasina mayin yerlestirmeye ugrasiyor.
Saniyor ki, onu " yedigi" zaman, kendi önünde siyasi ikbal yollari açilacak.
Gözüne katarakt inmis biçare siyasetçi…
Oraya buraya yerlestirdigi mayinlarin üzerine önce kendisinin sürüleceginin farkinda degil.
Bittigini, tükendigini, artik bir daha geri gelmemek üzere silindigini hissedemiyor.
Bütün dikkatini, eforunu, gücünü, maddi manevi takatini Dervis'i yemege ayirmis.

* * *

Simdi baska sey düsünmeye zamani yok.
Ancak, onu yedigi, sindirimini tamamladigi zaman rahatlayacak.
Gözlerini hedefe kilitlemis.
Hala ondan bir parça koparmaya çalisiyor.
Merkez Bankasi Kanunu'ndan bir madde kopardigi zaman zafer çigliklari atiyor.
Kopardigi o parçanin, aslinda çolugunun çocugunun, torununun bir uzvu oldugunu fark edecek ne vicdani ne de mantigi kalmis.
Herkes dibe bir ayak vurup yukari çikmaya ugrasirken, o su üstüne çikmak isteyenlerin ayaklarina yapisiyor.
Bir safra enkazi haline gelmis.
Kendiyle beraber koskoca bir ülkeyi de suyun dibinde tutmaya çalisiyor.
Oysa bu deniz bitti.
Bu siyaset tükendi.
O biçare siyasetin zafer çigliklari, vatandasin kulagina ugursuz baykus sesi gibi geliyor.

* * *

Hayatim boyunca bu ülkenin gelecegine inandim. Beni Ankara'da, Paris'te en iyi üniversitelerde okutan bu ülkeye hem güvendim, hem de kendimi borçlu hissettim.
Güvenim hiç eksilmedi.
Ülkem bu krizden mutlaka çikacak.
Ama bu yapiyi hala kirmamakta israr eden siyasetçiler için ayni seyi söyleyemeyecegim.
Onlarin bu krizden çikabilecegini sanmiyorum.


Melih Asik : Bu ne tesadüf Gazi Bey?
Basindan seçmeler'de Milliyet gazetesinin ünlü yazari Melih Asik'in Bu ne tesadüf Gazi Bey? baslikli yazisini yayinliyoruz.
Melih Asik, 11 Nisan 2001

Melih Asik : Bu ne tesadüf Gazi Bey?

Bu ne tesadüf Gazi Bey?

Ne sehittir ne gazi, devalüsyon sonucu yillarin birikimleri bir gecede oldu niyazi… Merkez Bankasi Baskan Gazi Erçel basta olmak üzere yetkililerin "dolar kuru degismeyecek" sözüne inanip paralarini TL mevduatinda tutan tüm yurttaslar son 50 günde, yüzde 50 fakirlestiler. Senelerin birikimi bir gecede yüzde 50 eridi.

Uluslararasi para simsarlari ile Ecevit, Bahçeli, Yilmaz üçlüsünün ortak prodüksiyonu sonucu halkin hem geçmis, hem gelecek yillari çalindi.

Bir ülkenin böylesi iflasa sürüklenmesi ne tesadüf, ne aymazlik, ne bilgisizlikle açiklanabilir.

Ecevit, Bahçeli ve Yilmaz koltuk ugruna, ülkenin uluslararasi para çetelerince soyulmasina göz yumdular. Hatta destek oldular.

Bu süreçte Gazi Erçel'in bir büyük marifeti ortaya çikti.

Gazi Bey'in Halk Bankasi'ndaki 52 milyarlik mevduati devalüsyondan üç gün önce dolara çevrilmis. Hem de tesadüfen ve ondan habersiz! Böylece Gazi Bey'in TL mevduati "niyazi" olmaktan kurtulmus. Dolar olmus. Ne inandirici ve mutlu bir tesadüf diyeceksiniz! Haklisiniz…

Gazi Bey elbette bu tesadüften tek basina yararlanmamis, kimi dost para babalarini devalüasyondan önce uyarip dolara yönlendirmis olmalidir.

Bu arada hiç kusku yok… Gazi Bey'in özel bankalardaki tasarruflari da bu tesadüften bir güzel yararlandirilmistir.

Bu ülkede kanun ve adalet olsa… Gazi Bey hakkinda sorusturma açilir, mal bildirimleri incelenir, tesadüflerin bu zata ve yakinlarina ne tür dolar armaganlari kazandirdigi bir güzel ortaya çikartilirdi.

Kanun ve adalet olsa ülke bu "iflas noktasina" da gelmis olmazdi.

Shalgam kültürü

Türk Dili Dergisinde okuduk. Adana'nin alisveris merkezi M1 Tepe'de bir salgam suyu saticisi dükkanin adini "Shalgam" koymus. Bir kuruyemisçi "Yemish"… Lokantalarin oldugu bölümde bir kebapçinin talebasinda "Kebabchi" yaziyormus. Böyle böyle "salgam" kültüründen Bati kültürüne geçilir mi?

I - ih… Ya ne olur? Kültürsüzülügün bosluguna düsülür.

Ecevit'e güven

ANAP Yozgat milletvekili Lütfullah Kayalar, partisinin geçen gün yapilan MKYK toplantisinda söz alarak, Genel Baskani Mesut Yilmaz'a;

- Sayin Genel Baskanim dedi, kamuoyunda, devletin konsolidasyona gidecegi seklinde yogun söylentiler var ve bu söylentiler piyasayi allak - bullak ediyor. Piyasalarin rahatlamasi için lütfen bir açiklama yapin da böyle birseyin sözkonusu olmadigini söyleyin, yoksa korkarim ortalik daha da karisacaktir.

Yilmaz, koalisyon adabi diye birseyin oldugunu, Basbakan dururken kendisinin böyle bir açiklama yapmasinin yanlis olacagini söyleyince Kayalar;

- O zaman, dedi, kendisinden rica edin, bunu Basbakan söylesin.

Yilmaz' in bu istege yaniti aynen su oldu:

- O hiç olmaz, çünkü Basbakan böyle birsey söylerse sonuç tam tersi olur (!)

F tipi insaniyet…

Birlesmis Milletler'in 9 Aralik 1988 günlü Genel Kurul karari…

Hapsedilen kisilerin korunmasi için prensipler bütünü…

Madde 1: "Herhangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanin dogustan sahip oldugu insanlik onuruna sayginin gerektirdigi bir biçimde muamele görür…"

Bu kararin altinda Türkiye'nin de imzasi vardir.

Ancak ülkeyi yönetenlerin "insanlik", "saygi", "onur" gibi kavramlarla ilintisi fazla degildir. O yüzden F tipi hapishanelerdeki gençlerin teker teker ölmesini - hiçbir önlem düsünmeksizin - bos gözlerle izliyorlar.
Devletin para kasalari gibi "vicdan hazinesi" de tamtakir…

Ekonomik kriz nedeniyle hastalar ilaç bulamiyor. Tibben yasayabilecek hastayi ekonomikman ölüme terk etmek ne kötü.***Dolar istikrarli çikisini sürdürüyor. Demek ki hükümetin de basarili oldugu alanlar varmis. Derya Derin

Karakol

Içinde bulundugumuz "Polis Haftasi" nda Ankara caddelerinde bir pankart: "Adalet karakolda baslar"