Bizim Avrupa'da Medyadan seçmeler


* * * MEDYA2 * * * MEDYA2 * * * MEDYA2 * * * MEDYA2 * * *


Saat ayari bozulmus bir sehir …

Basindan seçmeler'de, Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayin Müdürü, Usta Yazar, Ertugrul Özkök'ün 9 Subat 2003'te Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Saat ayari bozulmus bir sehir…" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 9 Subat 2003

Saat ayari bozulmus bir sehir…

Öyle saniyorum ki, dünyanin hiçbir yerinde yelkenliler bu kadar agir seyretmez. Rüzgár böylesine sakin, yelkenler böylesine tembel olamaz.

Dünyanin hiçbir yerinde bir nehir bu kadar kendiyle barisik, bu kadar sessiz olamaz.

* * *

Bugün cumartesi.

Misir'in Sudan sinirina yakin bir yerinde, Asuvan sehrindeyim.

Nil Nehri'nin üzerindeki bir adadan etrafi seyrediyorum.

Birkaç kus sesi disinda, neredeyse hiçbir ses yok.

Odamin balkonu, begonvillere yaslanmis.

Biraz ilerde dev bir karabiber agaci Nil'i ikiye bölüyor.

Sik bitki örtüsünün içerisinde muhtesem Nil akiyor.

Daha dogrusu akmaz gibi yapiyor.

Tipki üzerindeki yelkenliler gibi.

Gitmez gibi yapan yelkenliler, akmaz gibi yapan Nil ve sanki geçmez gibi yapan bir zaman…

Burasi Agatha Christie'nin "Nil'de Ölüm" kitabini yazdigi "Eski Katarak" Oteli'nin sehri.

Oysa sabah arkamda biraktigim sehir, ayni yazarin "Orient Ekspresi"nin son duragiydi.

Agatha Christie için bunlarin ikisi de Sark'ti.

Birisi Sark'in ilk duragi, öteki ise tali duraklarindan biri.

Ikisini birlestiren tek sey ise ölümdü.

Tuhaf…

Burada ölüm insana o kadar uzakti!

Burada geçmeyen zaman, rölantiye alinmis hayat, ölümü öyle erisilmez kiliyor ki…

* * *

Iki gece geçirecegim odaya tuhaf bir salla geçiyoruz.

Sanki binlerce yildir orada ayni seyrüseferi yapan bir teknede gibiyim.

Uzun maslahlar giymis fellahlar, o hiç geçmeyen saatin yelkovanlarini elleriyle tutuyorlar.

Burada saatler zamani göstermiyor.

Burada saatler, zamansizligi ispat etmeye yarayan basit birer mekanik aletten baska bir sey degil.

Pandüller sallanmiyor, gonklar ise hiç çalmiyor.

Burada saat baslarina, yarim saatlere, çeyrek kalalara ve çeyrek geçelere ihtiyaç yok.

Sark'in Afrika sinirina dayanmis bu hudut bölgesinde bütün saatlerin ayari bozuk.

Takvimleri ise yapraksiz.

Sark'in ufku burada bitiyor…

Asuvan'in zamani yok, ama kokusu var.

Eksinin tonlari…

"Suk", yani orta Sark rüzgári kokusu.

Eminim eksi, dünyanin hiçbir yerine bu kadar yakismaz.

Yani ozon tabakasi hiçbir zaman delinmemis bir Sark atmosferi.

Kaldigim yerin adi "Fil Adasi".

Adi, Nil'in yumusak dokunuslarla oksadigi sahildeki kayalardan geliyor.

Çünkü bu kayalar, birbirlerinin ardindan yürüyen fillere benziyor.

* * *

Nil'in yesilinin bittigi yerde çöl basliyor.

Bati çölünün tüm hudut çizgisinde bir sato yükseliyor.

Bu Aga Han'in mezari.

Hemen altinda ise yesil mango agaçlarinin içinde bir villa var.

O da Aga Han'in villasiymis.

Kepenkleri sanki hiç açilmamis ve ebediyen açilmayacakmis gibi duruyor.

Bu sehirde ölüme rastladigim tek yer burasi.

Yelkenli bir teknede, Nil'in aksi istikametinde yol alirken ister istemez düsünüyorum.

Asuvan deyince aklimiza ebediyetten, tarihten önce bir barajin gelmesi ne hazin bir sey.

O baraj, yapilirken sadece tarihi mekánlari altina almamis.

Muhtesem bir sehrin adi da o baraj gölünün sulari altinda kaybolup gitmis.

Bu sehirde saatler belki de bu istilayi protesto etmek için intihar etmislerdir.

* * *

Yelkenli teknemiz simdi, bir zamanlar Lord Kitchener'in sigindigi adanin önünden geçiyor.

Orasi artik botanik bir cennet.

Bütün agaçlari vaha kuslariyla kapli. Zamanin durdugu, saatlerin intihar ettigi, pandüllerin hiç kimildamadigi bu sehrin tek hareketli canlilari onlar.

Bir gün için de olsa burada huzur buluyorum.

Burada zaman durmus.

Ölüm hiç olmayan siradaglarin ardinda.

Ve bu sükûnet içinde oturup kendimi açiyorum.

Sirtlanlarin lime lime ettigi ruhumun parçalarini tek tek diziyorum.

Kivrimlari çikintilara, çikintilari baska kivrimlara denk getire getire yürüyorum.

Puzzle tamamlaniyor ve önüme o insan çikiyor.

Çirpi gibi kollarini saklamak için uzun kollu gömlekler giymeye mahkûm olmus o çelimsiz çocuk.


MGK'den Kuzey Cephesinin Tartisilmaz Önemine…

Basindan seçmeler'de, Usta Yazar, Usta Yorumcu, Cüneyt Arcayürek'in 2 Subat 2003'te Cumhuriyet Gazetesi'nde yayinlanan "MGK'den Kuzey Cephesinin Tartisilmaz Önemine…" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Cumhuriyet, 2 Subat 2003

MGK'den Kuzey Cephesinin Tartisilmaz Önemine…

MGK'nin beklenen toplantisinda -gelismeleri günübirlik izleyenler için- beklentilere kosut ''tavsiye kararlari'' alindi.

''Askeri bir operasyon kaçinilmaz oldugu takdirde, Türkiye'nin ulusal çikarlarini koruyacak önlemler almaktan geri kalmayacagini'' irdeleyen paragraf MGK bildirisinin bel kemigini olusturuyor. Kurulda Irak sorununun siyasal ve askersel bütün boyutlari ayrintilariyla görüsüldükten sonra öngörülen (tavsiye edilen) kararlarin hükümet tarafindan saptanip -askerlerin öngördügü gibi- TBMM'den geçirilmesi gereginin alti çiziliyor.

Kuskusuz -Türkiye için- ''ulusal çikarlarin korunmasinda'' Kuzey Irak'taki ''istenmeyen olasi gelismeler'' bas sirada yer aliyor. MGK'deki gelismeler isiginda; Türkiye'nin ABD isteklerine ne ölçüde olumlu yanitlar verecegi bugünden yarina belli olacak.

Disisleri Bakani Colin Powell 'in ''yeni'' ABD delillerini sunacagi 5-6 Subat tarihine kadar hükümetin alacagi siyasal ve askersel önlemler… Ancak anayasanin 92. maddesine dayanarak TBMM izni alindiktan sonra somutlasacak!

Ve Kibris… Disarda içerde Türkiye ve KKTC aleyhine kaynatilan kazana karsin; MGK, ulusal Kibris siyasetinin altini kalin çizgileriyle -bir kez daha- belirledi: Ödün bekleyenlere yanit: Çözüm için karsi tarafin da iyi niyetli yapici tutum izlemesi. Bu, bir. Iki; görüsme süresinde Denktas 'in çözüm yönünde sergiledigi tutuma, devlet ''güçlü destegini'' ikinci kez yineledi. Rum kosutundaki çigirtkanlara bu iki tokat yetmez mi?

* * *

Önceki gün Savunma Komisyonu'nda konusan Milli Savunma Bakani Vecdi Gönül; hükümeti, Saddam 'i seçim yatirimi yapan Bush 'un savas kararliligindan kaçinamaz durumda görüyor.

Bakan Vecdi Gönül bugüne kadar medyanin itibar etmedigi bir formülü yineliyor: Ingilizce ''landing and sending'' diye özetlenen formüle göre, ''Amerika'nin askerlerini Diyarbakir'a ve Incirlik'e indirmesi, karayoluyla Irak'a geçirmesi'' Meclis iznine bagli.

* * *

Bakan Vecdi Gönül, bugüne dek yazdiklarimizi dogrulayan bilgiler veriyor. ABD'nin, güney cephesinde kayiplarini azaltmak, daha az masraf yapmak, savasi daha kisa sürede bitirmek için kuzeyden cephe açmakta direndigini, Amerika dayatmalarina olanak tanimamizi, bir an önce karar vermemizi saglamak için de ''ekonomik gerekçelerle aba altindan sopa gösterdigini'' söylüyor.

Bu bilgiler Türkiye penceresinden görünenler. Fakat basta kuzey cephesi ile ABD buyruguna verecegimiz üsleri Irak hangi gözle inceliyor, yorumluyor? Ona bakmak gerekmez mi?

* * *

Isçi Partisi Genel Sekreteri Mehmet Bedri Gültekin baskanliginda bir heyet 21-25 Ocak 03 tarihleri arasinda Bagdat'a gitti. Kimi bakanlarla, kimi yetkililerle ve Basbakan Birinci Yardimcisi Tarik Aziz 'le konustu.

Tarik Aziz'in kuzey cephesi, üsler ve Türkiye'den saldiri konularindaki açiklamalari, örnegin MS Bakanimizin saptamalariyla bir araya getirilince dikkat çekici sonuçlar çikiyor. Isçi Partisi bültenine göre; Tarik Aziz, Amerikan askerlerinin konuslandirilmasi ve kuzeyden bir cephe açilmasi konusunu söyle gündeme getirdi: ''Türkiye'nin durumunu anliyoruz. Amerika'dan kaynaklanan baskilari biliyoruz. Onun için her ne kadar iyi bir durum degilse de Türkiye'deki üslerin, Incirlik'in Irak'a karsi kullanilmasi, oradan Amerikan uçaklarinin kalkip Irak'i bombalamasi, topraklarimiza füzeler atmasi söz konusu olabilir. Bu o kadar önemli degil. Bunlar bize telafi edilmeyecek zararlar vermez.''

(Telafi edilmeyecek zarara geliyor Tarik Aziz): ''Ama Türkiye, topraklarini Amerikan askerlerine açma yönündeki baskilara direnebilecek mi? Kuzeyden cephe açma talebine sonuna kadar karsi koyabilecek mi?''

(Tarik Aziz bu iki sorudan sonra Irak ve ABD için yasamsal noktayi vurguluyor):

''Bu, Irak'in ABD saldirisina karsi koyabilmesi açisindan son derece önemlidir.''

Kuzey cephesi irdelemeleri Türkiye-ABD ve Irak'in özenli ve önemli konumunu baska söze gerek birakmayacak netlikte açiklamiyor mu?


Gözler Meclis'te, Kulaklar AKP'nin Içinde!

Basindan seçmeler'de, Usta Yazar Mustafa Balbay'in 2 Subat 2003'te Cumhuriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Gözler Meclis'te, Kulaklar AKP'nin Içinde!" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Cumhuriyet, 2 Subat 2003

Gözler Meclis'te, Kulaklar AKP'nin Içinde!

Milli Güvenlik Kurulu toplantisini 3 boyutuyla irdelemeye çalisalim.

Cumhurbaskani, askerler, hükümet…

Önceki gün 6.5 saat süren toplantinin ardindan açiklanan 2 sayfalik bildiriye üç boyutun da girdigini söyleyebiliriz.

Bildiri, Irak ve Kibris olmak üzere iki ana maddeden olusuyor. Bugün, Irak bölümünü sütuna yatiralim.

Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer 'in degerlendirmesi söyle:

- En büyük basari ve Türkiye'nin en büyük çikari baristir. Bunun saglanabilmesi için her sey yapilmalidir.

- Planlanan sey, Amerika'nin Irak'a yönelik saldirisidir. Bu savas Amerika'nindir, Türkiye'nin degildir.

- Türkiye'nin güvenligini etkileyen gelismeler karsisinda elbette kayitsiz kalinamaz. Türkiye herhangi bir sorumluluk altina girmek durumunda kalirsa, bunun mutlaka uluslararasi hukuka uygun olmasi gereklidir. Cumhurbaskaninin bu degerlendirmelerinin bildirideki yansimasini söyle özetleyebiliriz:

Bildirinin Irak bölümünde 3 kez Birlesmis Milletler'in adi geçiyor, 4 yerde de ''uluslararasi'' sözcügü var!

Askerlere geçelim… Bu savasin olmamasi askerlerin de arzusu. MGK zemininde bunun da alti çizildi, ''savasin dogurdugu acilari en iyi askerler bilir'' yaklasimi paylasildi. Ancak, ABD ile yapilan askerden askere görüsmeler, dün de altini çizdigimiz gibi bu çizginin çok ötesine geçmis görünüyor. Bu durumda ne yapmali?

Askerlerin verdigi yanit su:

- Türkiye, ulusal çikarlari neyi gerektiriyorsa ona göre davranmali.

Askerlerin degerlendirmesine göre, savasin çikmasinin kaçinilmaz olmasi durumunda ulusal çikar, Türkiye'nin gelismelere ''uzak'' durmamasini, kimseye de ''tuzak'' kurmamasini ve kurdurmamasini gerektiriyor.

MGK bildirisinde ''ulusal çikar'' sözcügü de 2 yerde geçiyor.

Hükmetmek ya da hizmet etmek!

Hükümet boyutu en net biçimiyle bildiriye yansidi. Önümüzdeki günlerde tartismanin zemini Meclis ve hükümet. MGK toplantisinda TBMM'ye gönderme yapilmasini AKP'liler istedi. Yeri geldikçe ''363 kisiyiz, iktidar bizdedir, istedigimiz karari çikartiriz'' diyen hükümet, TBMM'den alinacak kararlarin tek hazirlayicisi olmak istemiyor. Bildiriye giren, ''anayasanin 92. maddesine dayali olarak TBMM'den karar çikarmanin gerekliligi'' bölümüyle AKP, önümüzdeki günlerde Meclis'e gelip sunu demeye hazirlaniyor: ''Arkadaslar, bu karari biz tek basimiza hazirlamadik, bakin MGK bildirisinde de ulusal çikarlarimizin geregi olarak tavsiye var…''

Önümüzdeki hafta Meclis'te senlik var!

Hükümetin önünde Meclis'ten geçirmesi gereken üç karar var:

1- ABD'nin Türkiye'deki üs ve limanlarda yapmak istedigi altyapi çalismasi için 3500 kadar teknik elemanin Türkiye'ye gelmesine izin verilmesi.

2- Türkiye'nin K. Irak'a asker göndermesine karar verilmesi.

3- Yabanci askerlerin Türkiye topraklarini kullanma izni.

Hükümet önceki geceden itibaren su ikilemleri tartismaya basladi:

- Üç karari bir arada geçirirsem, rahatlarim.

- Tek tek geçirirsem, her seferinde Meclis'i ikna etmem çok güç olur.

- Üç karar toptan geçerse rahatlarim ama, bu kez ABD ile Arap dünyasinin arasinda kalirim. ABD bir an evvel uygulama ister. Arap dünyasi bizim baris girisimlerimizi samimi bulmaz.

- Tek tek geçirirsem zor olur ama, ABD'ye karsi daha saglam durmus görünebilirim. Hem, her adimi görüp ondan sonra karar vermis olurum.

- CHP'yi mutlaka gelismelerin içine katmam gerekir. Katarsam, tabanima daha rahat anlatirim. Katamazsam, daha zor olur.

- CHP'li ya da CHP'siz bu kararlar AKP içinde bölünmelere neden olur. Bunu en az hasarla nasil atlatirim?

Iktidara gelmeyi ''devlete hükmetme'' olarak algilayan AKP, simdi ''devlete hizmet etme'' sinavinda!


Son çalismasi: Köstebek= Fethullahçi Istihbaratçilar
Dr. Hablemitoglu Kimdir?

Basindan seçmeler'de, Doçent Doktor Necip Hablemitoglu'nun 18 aralik 2002 aksami katledilmesinden sonra Hürriyet Gazetesi'nde yayinlanan "Son çalismasi: Köstebek= Fethullahçi Istihbaratçilar" ve NTV'de yayinlanan "Dr. Hablemitoglu Kimdir?" baslikli yazilari yayinliyoruz.
Hürriyet, 19 Aralik 2002

Son çalismasi: Köstebek= Fethullahçi Istihbaratçilar

Son dönemde CHP'ye üye olan 48 yasindaki Doç.Dr.Necip Hablemitoglu, Çagdas Yasami Destekleme Dernegi ve Tüm Ögretim Üyeleri Dernegi üyesiydi. Son olarak Atatürk Ilke ve Inkilaplari Enstitüsü'nde bazi usulsüzlükler yapildigi iddialariyla gündeme gelmisti. Hablemitoglu'nun yayina hazirlamakta oldugu son çalismasinin adi "Köstebek= Fethullahçi istihbaratçilar dosyasi" idi.

Raporlari DGM iddianamelerinde

Doç.Dr.Necip Hablemitoglu, DGM eski Savcisi Nuh Mete Yüksel'in çok yakin dostu. Yüksel, Alman Vakiflari'nin yöneticileri ile ilgili davanin iddianamesini, Hablemitoglu'nun hazirladigi Alman Vakiflari ve Bergama'daki altin konularindaki raporlarina dayanarak hazirlamisti.

Gülen davasinda müdahildi

Fethullah Gülen davasina müdahil olarak giren Hablemitoglu'nun, "Etki ajanlari-Nüfuz casuslari ve Fethullahçilar raporu", "Fethullahçilar ve Hizbullahçilar", "Fethullah Gülen yapilanmasinin tehdit potansiyeli ve varisleri" adli çalismalari da yine DGM'deki Fethullah Gülen davasi iddianamesine dayanak olusturmustu. Gülen cemaatiden 33 kisi, Hablemitoglu aleyhine dava açmisti.

Devrim tarihi dersi veriyordu

1954 yilinda dogan Hablemitoglu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basin Yayin Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1977 ve 1978 yillarinda "Dilde Fikirde Isde Birlik" adli aylik dergi yayinladi. Çesitli kuruluslarda basin müsavirligi yaptiktan sonra Ankara Üniversitesi Türk Inkilap Tarihi Enstitüsü'nde mastir ve doktora yapti. Hablemitoglu, son olarak Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi'nde Atatürk Ilkeleri ve Devrim Tarihi dersi veriyordu.

Türk topluluklari çalismalari

Türkiye disindaki Türk topluluklarinin yakin tarihi ile ilgili de çalismalar yürüten Hablemitoglu, Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azinliklari ve sehitlikler konusunda alan çalismalari yapti. 1995-1996 yillari arasinda Birlesmis Milletler Örgütü'nün (UNDP) bir projesinde görev alarak Gagauz Türkleri'nin latin alfabesine geçisi ile ilgili olarak danismanlik hizmeti verdi.

Alman vakiflarini suçlamisti

"Yeni Hayat" adli dergide yazi yazan Hablemitoglu, Hulki Cevizoglu'nun "Ceviz Kabugu" programina çikarak Alman Vakiflari'nin Türkiye'nin aleyhine çalistigi yönünde görüs açiklamis, raporlarini anlatmisti. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulu ögretim üyesi Doç.Dr.Sengül Hablemitoglu ile evli olan Necip Hablemitoglu'nun adlari Kanija ve Uyvar olan biri 9, digeri 11 yasinda iki kizi bulunuyordu.

Dr. Hablemitoglu Kimdir?, NTV, 20 12 2002

Öldürülen Hablemitoglu'nun Fethullah Gülen örgütlenmesi, Bergama'daki siyanürlü altin üretimi ve Alman Vakiflari arasindaki iliski üzerine çok sayida yazisi ve makalesi yayinlanmisti. Bunun yani sira Hablemitoglu'nun Fethullah Gülen davasinda da müdahil olarak taniklik yaptigi biliniyor.

Doktor Necip Hablemitoglu, Kemalizm, Türk dünyasi, Fethullah Gülen cemaati ve Alman Vakiflari konusundaki çalismalariyla taniniyordu. Fettullah Gülen örgütlenmesi ve vakiflari ile ilgili çok sayida arastirmasi bulunan Hablemitoglu'nun ayrica Alman Vakiflari ile ilgili yaptigi inceleme Ankara DGM tarafindan Alman Vakiflarinin kapatilma davasina kanit olusturmustu.

Ankara'da 1954 yilinda dogan Hablemitoglu, 1977 yilinda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basin Yayin Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Çalisma alanina iliskin çok sayida kitap ve makalesi bulunan Hablemitoglu, Ankara Üniversitesi'nde Atatürk Ilkeleri ve Devrim Tarihi dersi veriyordu.

Özellikle son dönemde yazdigi Fettullah Gülen arastirmalari ile adini duyuran Hablemitoglu'nun çalismalari dava dosyalarina da girmisti.

Ankara DGM eski Savcisi Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen'in yargilandigi Ankara 2 Nolu DGM'ye sundugu ek delillerde, Gülen'in CIA ile baglantisi oldugunu ileri sürmüs, iddiasini, Gülen cemaati üzerine arastirmalar yapan Hablemitoglu tarafindan hazirlanan "Etki ajanlari, nüfuz casuslari ve Fethullahçilar” konulu rapora dayandirmisti. Ayrica Hablemitoglu, Fethullah Gülen'in FBI korumasi ile ABD'de bir çiftlikte yasadigini iddiasi da ve Gülen'in Türkiye'ye iadesi isteminde gündeme gelmisti.

Ankara DGM tarafindan Alman Vakiflarinin faliyetlerinin durdurulmasina iliskin açilan davada da Hablemitoglu'nun yazdigi Alman Vakiflari ve Bergama Dosyasi dayanak teskil etmisti. Hablemitoglu arastirmasinda Alman vakiflarinin Türkiye'de yasal olmayan çalismalar yaptigini, etnik ve mezhepsel ayriliklari körükledigini ve altin madeni karsitlarini finanse ettigini ileri sürmüstü.

Kitap ve makalelerinde Kemalizm'i ana referans kaynagi olarak alan Hablemitoglu'nun "Türk Ulusçulugu ve Alti Ok”, "Kemal'in Ögretmenleri”, "Etki Ajanlari-Nüfuz Casuslari ve Fethullahçilar Raporu”, "Fethullah Gülen yapilanmasinin Tehdit Potansiyeli ve Varisleri” , "Organize Suçlar ve Fethullahçilar”, "Fethullahçilar ve Hizbullahçilar”, "Siyasal Gerekçeleri ve ABD Örnegi Çerçevesinde Ulusal Andiç Raporu” gibi eserleri bulunuyordu.


Dolandiriciliktan hükümlü Mehmet Ali Birand'in utanmasi var mi?

Basindan seçmeler'de, Hürriyet Gazetesi'nde 19 Aralik 2002 günü yayinlanan, Usta Gazeteci Emin Çölasan'in "Dolandiriciliktan hükümlü Mehmet Ali Birand'in utanmasi var mi?" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 19 Aralik 2002

Dolandiriciliktan hükümlü Mehmet Ali Birand'in utanmasi var mi?

Sevgili okuyucularim, bizim medyada ahkám kesen bazi tipleri zaman zaman belgeleriyle açiklamak gerekiyor.

Bugüne kadar çok yazdim. Bunlardan biri Mehmet Ali Birand. Bu sahis geçmiste TRT'de çalisiyor ve orada program yapiyor. Fakat bu süre içerisinde TRT'yi sürekli olarak sahte belgelerle, düzmece faturalarla dolandirip yolunu buluyor.

Olaya TRT Teftis Kurulu el koyuyor ve genis kapsamli bir arastirma yapiliyor. Müfettisler Avrupa'ya gidip Mehmet Ali'nin düzmece belgelerini orada bile ortaya çikariyor. Mehmet Ali hakkinda kapsamli raporlar düzenleniyor. Polis laboratuvari, bu adamin düzmece faturalarini inceliyor, imzalarin Mehmet Ali Birand'in elinden çiktigini belgeliyor. Simdi size yaklasik 200 sayfadan olusan ve onun sahteciligini kanitlayan rapordan kisa bir alinti:

"Mehmet Ali Birand'in mevcut olmayan firmalar adina kendi el yazisiyla sahte faturalar ve belgeler düzenledigi, firmalarca düzenlenen faturalari tahrif ettigi (örnegin 100 dolarlik faturanin önüne 1 rakami ekleyip TRT'den 1.100 dolar çekiyor) bedelini tahsil ettigi faturalarin bir süre sonra ikinci nüshasini veya fotokopisini ibraz ederek, bir defa yapmis oldugu harcamayi Kurum'dan iki defa tahsil ettigi, Kurum'un ödedigi faturalarin ikinci nüshasini veya fotokopisini ibraz ederek bir kere de (TRT'den) kendisinin tahsil ettigi, ödenmesi mümkün olmayan harcama kalemlerine ait belgeleri program harcamasi gibi göstermek amaciyla ibraz edip bedelini (bir kez daha) tahsil ettigi, kendisinin, esinin ve çocugunun özel harcamalarini da esinin belgedeki adini silerek tahsil ettigi anlasilmistir. Bu durum Brüksel ve Paris Ticaret Sicili Dairelerinin kayitlari, Brüksel Büyükelçiligimizin resmi yazilari ve Polis Laboratuvarlari ekspertiz raporlariyla da kesin olarak tespit edilmistir…"

Bu adamin TRT'den "sahtecilik" yöntemiyle tirtikladigi para, Teftis Kurulu raporuna göre söyle:

2 milyon Belçika Frangi, 4 milyon 650 bin Italyan Lireti, 104.100 Fransiz Frangi, 34.600 ABD Dolari, 28.400 Ingiliz Sterlini, 35.360 Avusturya Silini, 1.558 Alman Marki, 310 Isviçre Frangi.

Gördügünüz gibi, uyanik Mehmet Ali hangi ülkeye gitse marifetini sergilemeyi basarmis, devletin ve milletin parasini cukkalamis.

***

Mehmet Ali Birand hakkinda kamu davasi açiliyor, SAHTECILIK ve DOLANDIRICILIK iddiasiyla yargilaniyor. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Esas 1994/1315 sayili karariyla 11 ay 20 gün hapis aliyor. Bu karar Yargitay tarafindan onanip kesinlesiyor. Mahkemenin gerekçeli kararindan bir cümle:

"Kurumun (TRT'nin) zararini ödemesi ve sanigin hal ve tutumu lehine indirim olarak degerlendirilmis olmakla, cezasindan 1/6 oraninda indirim yapilarak 11 ay 20 gün HAPSINE."

Adam ne yaptiysa bilerek, bilinçli olarak yapiyor… Ve günün birinde foyasinin ortaya çiktigini görünce, TRT'nin istedigi bütün parayi geri ödüyor. Yine de hüküm yemekten kurtulamiyor ve yüz kizartici suçtan aldigi hapis cezasi paraya çevriliyor.

Ayni dolandiricilik ve sahtecilik suçlarindan hakkinda ikinci bir dava daha açiliyor. Fakat bu kez Mehmet Ali Birand'in imdadina "zamanasimi" yetisiyor. Diger mahkemenin kararinda "Suç sabit görülmüstür ama zamanasimi nedeniyle dava düsmüstür" deniliyor.

***

Her gün ekranlarda ahkám kesen, gazetelerde köse yazisi yazan bu Mehmet Ali Birand'in yüzü, acaba hiç kizariyor mu?

Hiç utaniyor mu? Karisinin, çocugunun, karsisina alip söylesi yaptigi insanlarin yüzlerine nasil bakiyor?

Bu vatandas eger mert ve yürekli adamsa kaçmasin, gelsin karsima otursun. Ekranda veya istedigi herhangi bir yerde bu konuyu kamuoyu önünde ve belgelerle tartisalim. Eger o hakli çikarsa ben özür dileyip gazeteciligi birakayim. Eger ben hakli çikarsam Mehmet Ali desin ki "Evet arkadas, ben devleti dolandirdim, enselendim, yargilanip hüküm giydim. Bu durumda gazetecilik yapamam…"

Haydi Mehmet Ali, hodri meydan. Var misin? NAMUSUNUN ve SEREFININ hesabini verebilir misin? Yüregin yeter mi? Sakin eveleme geveleme yapma. Net ve somut yanitini bekliyorum.


ABD Türkiye'den asker istedi,

Basindan seçmeler'de, Türkiye'nin en iyi haber kanali "NTV" de 2-3 Aralik 2002 günü yayinlanan "ABD Türkiye'den asker istedi" baslikli haberleri yayinliyoruz.
NTV, 2-3 Aralik 2002

ABD Türkiye'den asker istedi,

ABD'li diplomatik kaynaklarinin verdigi bilgiye göre ABD Türkiye'den, dogrudan operasyona katilmak için degil ama, daha sonra bölgede olusabilecek otorite bosluguna karsi hazirlik niteliginde 35 ila 40 bin Türk askeri talep etti.

2 Aralik— ABD'nin Türkiye'nin Washington büyükelçisi kanaliyla Ankara'ya ilettigi mektup 7 sayfa uzunlugunda. ABD'li diplomatik kaynaklarinin verdigi bilgiye göre ABD 100 bin ile 150 bin civarindaki askeri Türkiye'de konuslandirmak istiyor.

Türkiye'nin bu taleplerle ilgili yanitini ise en geç 8 aralik'a kadar bildirmesi isteniyor. ABD'li yetkililer, mektuptaki teklifin 20 Kasim'da Prag'da ABD Baskani George Bush ile Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer arasinda yapilan görüsmede gündeme geldigini belirtiyor.

Bu teklif üzerine Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in askeri harekatin uluslararasi hukuka uygun olmasi gerektigini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasi'nin 92. maddesenini de zaten baska türlü kimseye harekat yetkisi vermedigini vurguladigi belirtiliyor.

Sezer'in ayrica halihazirdaki 1441 nolu BM Güvenlik Konseyi kararinin da askeri operasyon için yeterli zemin olusturmadigini da Baskan Bush'a ilettigi kaydediliyor.

ABD'nin talepleri belli oldu

Washington yönetimi, Irak konusunda Türkiye'den isteklerini belirledi.

2 Aralik—  ABD Savunma Bakan Yardimcisi Paul Wolfowitz ile Disisleri Bakan Yardimcisi Mark Grossman'in ziyareti öncesi Irak'la ilgili muhtemel istekler Türkiye'nin Washington Büyükelçiligi kanaliyla Ankara'ya iletildi. ABD yönetiminin taleplerinin basinda hava üslerinin kullanimi geliyor. Ankara'dan bir baska talep de, ABD askerinin Türkiye'de konuslanmasi ya da Türkiye topraklarini kullanarak Kuzey Irak'a geçmesi yönünde. Washington, Ankara'dan her iki bakan yardimcisinin ziyaretlerine kadar bu isteklerden hangilerine "evet" hangilerine "hayir" yaniti verileceginin belirlenmesini istedi.

Edinilen bilgilere göre, ABD yönetiminin Ankara'dan talep ettigi isteklerin basinda bazi hava üslerinin kullanimi geliyor. Görüsmelerde en zorlu pazarliklarin ise ABD askerinin Türkiye'de konuslanmasi ya da Türkiye topraklarini kullanarak Kuzey Irak'a geçmesi üzerinde yapilacagi belirtiliyor. Diplomatik kaynaklar, asker konusunu "biçak sirtina" benzeterek, "Türkiye, binlerce ABD askerinin bulunacagi Irak'ta Kürt devleti kurulmasi gibi istemedigi gelismeleri önleyememekten çekiniyor" dediler.
Ayni kaynaklar bu durumda Türk askerinin de bölgeye girme seçeneginin gündeme geldigini ancak buna da bir çok ülkenin karsi çiktigini belirtiyorlar.

Liste Logolu'na verilmis

ABD ile Türkiye arasinda olasi Irak harekatiyla ilgili somut istekler bazinda istisareler basliyor. Washington yönetimi, Savunma Bakan Yardimcisi Paul Wolfowitz ile Disisleri Bakan Yardimcisi Mark Grossman'in yarin baslayacak Ankara ziyareti öncesinde muhtemel Irak harekatiyla ilgili isteklerini iletti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, geçtigimiz günlerde Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Faruk Logoglu, ABD Disisleri Bakanligi'na çagrildi. Logoglu'na Wolfowitz ve Grossman'in ziyaretleri sirasinda ana gündemin Irak olacagi aktarildi. ABD Disisleri Bakanligi, Ankara'daki görüsmelere zemin hazirlamak üzere Washington'un muhtemel Irak harekatiyla ilgili isteklerini içeren bir listeyi de ana basliklar halinde Faruk Logoglu'na sundu. Büyükelçilik söz konusu istekler listesini "çok gizli" kriptoyla Ankara'ya ulastirdi.

ABD yönetimi, Ankara'dan her iki bakan yardimcisinin ziyaretleri sirasinda yapacaklari görüsmelerde bu isteklerden hangilerine "evet" hangilerine "hayir" yaniti verilecegine iliskin çalismanin da yapilmasini talep etti. Nitekim, Cumhurbaskanligi Köskü'nde Milli Güvenlik Kurulu toplantisi sonrasi yapilan Irak zirvesi de Washington'dan gelen bu kriptolar üzerine planlandi.


Sezer'den türban uyarisi,

Basindan seçmeler'de, "Hürriyetim.com" da 24 Kasim 2002 günü yayinlanan "Sezer'den türban uyarisi" baslikli Anadolu Ajansi'nin haberini yayinliyoruz.
Hürriyetim.com, 24 Kasim 2002

Sezer'den türban uyarisi,

Cumhurbaskani Sezer, laiklik ilkesi uyarinca devletin temel düzeninin din kurallarina dayandirilmasinin olanaksiz oldugunu belirterek, ''Toplumun gündeminden çikmis bulunan basörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yarari yoktur'' dedi. Sezer, kamusal alanda basörtüsünü serbest birakacak bir yasal düzenleme yapilmasinin olanaksiz oldugunu ifade etti.

Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer, Anayasa'da belirtildigi gibi laiklik ilkesi uyarinca devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin din kurallarina dayandirilmasinin olanaksiz oldugunu belirterek, ''Toplumun gündeminden çikmis bulunan basörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yarari yoktur'' dedi. 

Cumhurbaskani Sezer, 24 Kasim Ögretmenler Günü dolayisiyla Milli Egitim Bakani Erkan Mumcu'nun baskanliginda Ankara'daki çesitli okullar ile Türk Cumhuriyetleri'nden gelen ögretmenlerden olusan heyeti Çankaya Köskü'nde kabul etti.

24 Kasim Ögretmenler Günü'nde, Türkiye'nin gelecegi için, büyük bir hizmet askiyla ve özveriyle görev yapan ögretmenlerle bir arada bulunmaktan mutluluk duydugunu ifade eden Sezer, ögretmenlerin toplumsal yasamdaki yeri ve öneminin tüm ülkeler için ayni oldugunu söyledi.

''Ögrenme sürecinde insanin en büyük yardimcisi ögretmenlerdir'' diyen Sezer, ögretmenlerin, zihinleri dogrularla aydinlatarak gelecegeyön verdigini, insani insan yapan degerlerin kazanilmasinda belirleyici rol oynadigini vurguladi.

Cumhurbaskani Sezer, yeni kusaklari yetistiren ve yarinlara hazirlayan, böylelikle gelecegin saglam temeller üzerinde biçimlenmesine katkida bulunan ögretmenlerin, üstlendikleri yüce görevnedeniyle, uluslarin yasaminda her zaman özel ve saygin bir konum edindiklerine degindi. Sezer, söyle devam etti:

''Ulus ve devlet olarak bugünlere ulasmamizda en büyük pay, kosullar ne olursa olsun görev anlayisindan ödün vermeden ülkenin her kösesinde hizmetlerini sürdüren, aydinlanma isigini yorulmadan tasiyanyurtsever ögretmenlerimizindir.

Cumhuriyet'in kurulusuyla birlikte gerçeklestirilen atilimlarda hep ön siralarda yer alan, Cumhuriyet'e ve degerlerine yürekten bagli aydin kusaklar yetistirerek, çagdaslasma sürecine katkida bulunan tüm ögretmenlerimize, Ulusum adina minnet ve sükranlarimi sunuyorum.''

Bilgi çagi'nda egitimin önemi

Bilgi çaginin yasandigi günümüzde, ülkelerin çagdas dünyadaki konumlarini güçlendirmelerinde egitimin temel rol oynadigina dikkati çeken Sezer, ''Unutmamak gerekir ki, ancak arastiran, sorgulayan ve ögrendiklerini kullanarak bilgi üretimine katkida bulunan toplumlar bilgi çaginin etkin ülkeleri arasinda yer alabilirler'' dedi.

Gelismenin, degisen kosullara uyum saglamanin ve çagdaslasmanin vazgeçilmez kosulu olan egitimin, bireyin kendinden baslayarak, yasadigi toplumu ve çevresini degistirip gelistirmesi yönünde yapilan etkinliklerin tümü oldugunu ifade eden Sezer, bu yönüyle egitimin, bir ülkenin bugününü oldugu kadar, gelecegini de çok yakindan ilgilendirdigini söyledi. Sezer, ''Dünyada yasanan gelismelerin gerisinde kalmamak, yenilikleri izleyen degil, yeniliklere yön veren bir ülke durumuna gelebilmek için, egitim sistemimizi gelistirmek, yurttaslarimizin egitim düzeyi ile egitim hizmetlerinin kalitesini her asamada yükseltmek zorundayiz'' diye konustu.

Sezer, ögrencilerin, yaraticiliklarini ortaya çikaracak ve ilgi alanlarini gelistirecek, dogmalardan ve ezbercilikten uzak, ögrenmeyi temel alan bir egitim sisteminin bilim, teknoloji, kültür ve sanat yasamina katkida bulunabilecek kusaklarin yetistirilmesini olanakli kilacagini söyledi.

''Çagdaslasma ve aydinlanma…''

''Egitim sisteminin basarisinda, uygulamaya konulan politikalarin yani sira kuskusuz en büyük rolü sizler üstlenmektesiniz'' diyen Sezer, ögretmenlere söyle seslendi:

Unutmayiniz ki, Atatürkçülük bir çagdaslasma ve aydinlanma tasarimidir. Çagdaslasma ve aydinlanma laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin gerçeklestirilmesiyle olanaklidir. Bunun temelinde ise kuskusuz laik egitim yatar.

Yurdumuzun her kösesinde, Atatürk ilke ve devrimleri isiginda, saglikli kusaklar yetistirmek ve yeni kusaklarin çagdas yasam sürmelerine olanak taniyan bilgi, birikim ve becerileri kazandirmak için özveriyle görev yapan siz degerli ögretmenlerimize büyük bir sevgi, saygi ve gönül borcu duyuyoruz.

Ulusumuz, çocuklarimizi ve gençlerimizi emanet ettigimiz sizleri, aydinlanma çabalarinin itici gücü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ereklerine ulasmasinin en büyük güvencesi olarak görmekte, hizmetlerinizi takdirle karsilamaktadir.

Çocuklarimizin ve gençlerimizin, aydinlik bakis açisiyla gelecege hazirlanmalari, yeniliklere açik, demokrasiyi ve çagdas yasami özümsemis bireyler olarak yetistirilmeleri temel amacimizdir.

Sizler, bu amaca ulasilmasinda önemli sorumluluklar üstlenmekte; ögrencilerinize temel egitimin yani sira kendi yasaminizla da örnek olarak düsünme, düsüncesini özgürce açiklama, kararlarini verebilme ve uygulayabilme yetisini kazandirmak için yilmadan çaba göstermektesiniz.

Yüce hizmetlerinizin karsiligi olarak, toplumumuzun sevgi ve saygiyla yaklastigi ögretmenlerimizin her seyin en iyisini hakettigine inaniyoruz.''

Cumhurbaskani Sezer, ögretmenlerin, ulusu bilgi çagina hazirlama görevini basariyla yerine getirebilmeleri için gerekli düzenlemelerin hizla yasama geçirilmesi, ekonomik ve sosyal sorunlarinin çözümü konusunda köklü adimlar atilmasi ve emeklerinin karsiligini almalarini saglayacak tüm olanaklarin sunulmasi gerektigini söyledi.

''Laiklik ve basörtüsü sorunu''

Cumhurbaskani Sezer, aydinlanma ve çagdaslasma reformunu saglayan ve Anayasa'nin ilk maddeleri ile güvenceye alinan Cumhuriyet'in temel ilkelerinin basinda, birçok temel ilkenin de olmazsa olmazi laiklik ilkesinin geldigine isaret ederek, sunlari kaydetti:

''Anayasa'yi resmen yorumlamaya yetkili tek organ olan Anayasa Mahkemesi'nin çesitli kararlarinda vurgulandigi gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik anlayisi, Atatürk devrimlerine isik tutan, Türk aydinlanma çagini baslatan, tüm ilke, kural ve kurumlarin temelini olusturan ve Türk Ulusu'nu çagdas uygarlik düzeyinin üstüne çikaracak laiklik anlayisidir.

Anayasa'da belirtildigi gibi laiklik ilkesi uyarinca, devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin din kurallarina dayandirilmasi olanaksizdir.

Toplumun gündeminden çikmis bulunan basörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yarari yoktur.

Özel alanda özgürlük kapsamina girdiginde kusku bulunmayan basörtüsünün, kamusal alanda kabul edilip edilemeyecegi sorunu AnayasaMahkemesi kararlariyla çözülmüstür. Yüksek Mahkeme, yüksek ögretim kurumlarinda basörtüsünü serbest birakan yasal düzenlemeyi Anayasa'ya aykiri bularak iptal etmistir.

Anayasa Mahkemesi'nin yerlesik kararlarina göre, artik, Anayasa'yla bagdasmayacagi için, kamusal alanda basörtüsünü serbest birakacak bir yasal düzenleme yapilmasi olanaksizdir.

Kamusal alani düzenleyen hukuksal kurallari görmezden gelinerek uygulamada dini kurallari geçerli kilmak da hukuk devleti ilkesiyle bagdasmaz.

Bir kez daha vurgulamak isteriz ki, Anayasa'nin degistirilemez nitelikte görerek güvenceye aldigi Cumhuriyet'in temel ilkelerinden vazgeçilmesi asla söz konusu olamaz.

Bunu saglayacak olanlar da, tüm görevliler yaninda aydinlanma devriminin yilmaz bekçileri, ögretmenlerimizdir.''

Ögretmenlerin Türkiye Cumhuriyeti'nin basarilarinda temel rol oynadigini ve ülkenin ögretmenlerin çabalari sayesinde yarinlara güvenle bakabildigini ifade eden Sezer, ''Türk Ulusu, bugünkü gücünü siz ögretmenlerimize borçlu oldugunun bilinciyle, her zaman yaninizda olmayi sürdürecektir. Sizlerin ve tüm ögretmenlerimizin 24 Kasim Ögretmenler Günü'nü kutluyor, Basögretmen Atatürk'ü sükran, gönül borcu ve saygiyla aniyorum'' diye konustu.

''Ögretmenlerin ekonomik durumlari''

Milli Egitim Bakani Erkan Mumcu da, Sezer'e Türk egitim camiasina ve ögretmenlere bugüne kadar verdigi destekten dolayi tesekkür ederek,''Bundan sonraki günlerde de bu desteginizi her zaman yanimizda hissedececegimize inaniyoruz'' dedi. 
Ögretmenler adina bir konusma yapan Nese Tekin de, Atatürk'ün kendilerine yükledigi görev ve sorumluluklarin bilincinde olduklarini belirterek, bu gururlu görevi yerine getirmek için her türlü zorlukla mücadele ettiklerini söyledi.

Tekin, egitim sisteminde yapilmasi gereken yenilik ve degisikliklerin en kisa sürede hayata geçirilmesi gerektigini vurgulayarak, aklin ve bilimin önderliginde görevini azim ve kararlilikla sürdüren ögretmenlerin özlük haklarinin ve ekonomik durumlarinin düzeltilmesi konusunda Cumhurbaskani Sezer'in desteklerini beklediklerini söyledi.

''68 yillik ögretmenin sözleri''

Törende daha sonra Milli Egitim Bakani Mumcu, Cumhurbaskani Sezer'e ögrenciler tarafindan yapilan bir resim sundu.

Heyetteki en yasli ögretmen olan Refet Inanç, yanina gelerek elinden tutan Cumhurbaskani Sezer'e, ''68 yillik meslek yasamimda ülkeme, insanliga bir hizmet verebildiysem, kendimi mutlu addedecegim'' dedi. Cumhurbaskani Sezer, ''Biraz daha hizmet edebilmek için Tanri'dan güç ve izin istedigini'' belirten Inanç'a, ''O izni alirsiniz umarim'' yanitini verdi.

Refet Inanç, daha sonra Cumhurbaskani Sezer'e kiz meslek lisesi ögrencileri tarafindan yapilan cam vazoyu sundu. Cumhurbaskani Sezer, Inanç ve diger ögretmenlerle hatira fotografi çektirdi.

(aa)


Sandiga 203 milyar dolar borçla gidiyoruz

Basindan seçmeler'de, "Hürriyet" gazetesinin 3 Kasim 2002 günkü sayisinda yayinlanan "Sandiga 203 milyar dolar borçla gidiyoruz" baslikli Hürrem Satiroglu'nun haberini yayinliyoruz.
Hürriyet, 25 Ekim 2002

Sandiga 203 milyar dolar borçla gidiyoruz

Seçime giren partilerin tamami meydanlarda, televizyon ekranlarinda dün aksam saatlerine kadar zaman zaman hayalleri zorlayan vaatlerde bulundu. 57'inci hükümetin reformlar konusundaki basarili adimlarina ragmen, ekonomide 2000 ve 2001 krizinin izleri silinemedi. Toplam 203 milyar dolari bulan iç ve dis borç, en çarpici sorun olarak karsimizda duruyor.

ERKEN seçim için meydanlara çikan liderler, dün saat 17.00'ye kadar vatandasa vaatlerini siraladi. Kimi vaatler hayalleri zorladi, kimileri vatandasa rüya gibi bir gelecek vaadetti. Oysa Türkiye'nin seçime giren tüm partilerin unutmamasi gereken ekonomik sorunlari dag gibi önlerinde duruyor. Bunlarin basinda da 81 milyar dolari iç, 122 milyar dolari da dis olmak üzere 203 milyar dolarlik borç geliyor. "Ötelenmeye" kalkilsa da, bunlarin bir sekilde ödenmesi gerekiyor.

Bunun yanisira, 2000 ve 2001 krizlerinin henüz silinmeyen izlerinin ortadan kaldirilmasi için de ciddi planlarin devreye sokulmasi bekleniyor. Bugün erken genel seçim için sandik basinda gidilerek, içinden yeni hükümeti çikaracak yeni Meclis'i olusturacak milletvekilleri seçilecek.

Yeni hükümet, toplam yaklasik 205 milyar dolar borç, yüzde 9.4 küçüldükten sonra yüzde 4-4.5 arasinda büyüme kaydederek, 145 milyar dolara yaklasacak GSMH, çok sayida üst yapisi tamamlanmis reformun alt yapisini da tamamlamak, Avrupa Birligi (AB) ile sicak gündemi kucaklamak, Irak Operasyonu'na hazirlanmak ve bu operasyonun neden olacagi 6-15 milyar dolar arasi mali açigi kapatmak olarak özetlenecek bir sorun yumagini devralacak. Üstelik yeni hükümet, bu sorunlari çözerken, ekonomideki dengeleri bozmamak için iç ve dis piyasalarin sinirini de germemeye çalisacak.

IMF IKNA EDILECEK

Baskanligini DSP Genel Baskani Bülent Ecevit'in yaptigi, DSP, MHP ve ANAP'in üçlü koalisyonuyla 1999'dan bu yana görev yapan 57'nci hükümetin baslattigi, ancak büyük kisminda uygulanabilirligin henüz tam saglanmadigi reformlari yürütecek yeni hükümeti olusturacak parti veya partiler, bu gece geç saatlerden itibaren belirlenmeye baslayacak.

2003 PROGRAMI

Sandiktan çikacak iktidar adaylari, ekonomide karsilarinda öncelikle Uluslararasi Para Fonu'nu (IMF) bulacak. Tek basina ya da koalisyonla iktidara gelecek partiler, ekonomide yola IMF'yle devam edip, etmeyeceginin kararini verecek. Arkasindan da IMF'yle pazarliga oturacak.

Yeni hükümetin karsisinda bulacagi sorunlar arasinda 2003 yili programi da yer alacak. Program ile ilgili hazirliklar, iyimser bir hazirlik yapildigini gösteriyor. Ancak su anda belirgin olan ihtimallerden biri, Türkiye'nin 2003 yilina bütçesiz girecegi görüsünün hakim olmasi. Tahminler, yilin ilk üç ayinin geçici bütçe ile asilacagini, yeni bütçenin 2003 baslarinda Meclis'e gelecegini ortaya koyuyor. Herseyden önce 2002 yilinda çesitli nedenlerle reel faiuzlerin beklenen ölçüde gerileme kaydetmemesi, 2003 yilinda yapilacaklari zorlastiriyor. Bugünden bakildiginda 2003 programinin, bütçesinin bastan zorlanacagi görülüyor.

77.3 MILYAR DOLAR

Hazine, 2003 yilinda toplam 77.3 milyar dolar borç servisi gerçeklestirecek ve bunu saglayabilmek için 57 milyar dolar yeni borçlanma saglanmasi gerekecek. Kamuya ait 14.3 milyar dolar dahil olmak üzere özel sektörle birlikte yapilacak toplam dis borç ödemesi 23.4 milyar dolara ulasacak. Bu arada Hazine, 2003 yilinda 6 milyar dolarlik tahvil borç geri ödemesi gerçeklestirecek. Bu borcun 2.6 milyar dolari IMF'den gelecek kaynakla, 3 milyar dolari piyaslardan borçlanilarak, kalan kismin da Dünya Bankasi kaynaklarindan ödenecek. Yani, yeni hükümet piyasalarla iyi geçinmek zorunda olacak.

Yeni Meclis piyasalarin tepkisini hemen alacak

YENI Meclis ve olusacak yeni hükümet piyasalarin tepkisini hemen alabilecek. Seçim sonrasinin ilk is günü olan 4 Kasim'da, yani yarin döviz kurlari, faiz ve borsadan alinacak tepkiler, 5 Kasim tarihinde Hazine'nin yapacagi ve Kasim ayinin en ciddi iç borç geri ödemesine hazirlik anlami tasiyan iki ihale ile kesinlik kazanacak. Hazine haftaya biri 133 gün, digeri 238 gün vadeli olmak üzere 2 bono ihalesi birden düzenleyecek. Bu ihaleler ile Hazine, toplam 6 katrilyon 118.2 trilyon lira ödemeye hazirlanacak. Gelecek hafta yapilacak bu ödemeye ilave ile Hazine Kasim ayinda toplam 9 katrilyon 482 trilyon lira iç borç servisi yapacak.

Vatandas meydanlarda bu vaatleri dinledi
IMF'yi kovup, borçlari ödemeyecegiz.
IMF ile oturup, programi revize edecegiz.
Dis ve iç borçlar ötelenecek.
Zorunlu tasarrufun büyük bölümünü hemen ödeyecegiz.
Ziraat'i çiftçiye, Halkbank'i esnafa verecegiz.
Iktidara gelir gelmez, esnafa ve KOBI'lere kredi açacagiz.
Krizde zora giren sirketlerin borçlarini silecegiz.
5 yilda 225 milyar dolarlik kaynak yaratacagiz.
yastik altindaki tasarruflar ekonomiye girecek.
Vergi oranlarini düsürüp, vergi gelirlerini artiracagiz.
Vergi, stok ve SSK prim borçlarina af getirecegiz.
15 bin kilometre duble yol yapacagiz.
50 ilden vergi almayacagiz.
250 yeri vilayet yapacagiz.
Ders kitaplarini bedava dagitacagiz.
Yeni hükümetten hemen çözüm bekleyen sorunlar
Kamu kuruluslarindaki fazla personelin tasfiyesi.
Tekel'in özellestirilme planinin uygulanmasi.
Bankacilik reformunda ilerleme saglamasi.
"Mali Milat ve Nereden Buldan''a çözüm ve vergi reformu.
Irak Operasyonu'na mali hazirlik.
Reel faizlerin düsürülmesi.
Orta ve uzun vadede çözüm bekleyen sorunlar
Toplam 205 milyar dolar borç.
Üretici sektörlere daha fazla destek.
Tarim sektörü reformunun tamamlanmasi.
Yatirim ortaminin iyilestirilmesi.
Kamuda seffaf ve etkin yönetimi gelistirmek.
Sosyal güvenlik reformunun tamamlanmasi.
Özellestirmenin yeniden canlandirilmasi.
Kamu bankalari reformunun tamamlanmasi.
Batik bankalardan kalan 17-18 milyar dolarlik fatura.
Kahkonen 1.6 milyar dolar için yeniden gelecek

YENI hükümetin görev basina gelmesiyle birlikte Türkiye, Uluslararasi Para Fonu'ndan geçen ay almasi beklenen 1.6 milyar dolari alabilmek için dördüncü gözden geçirmenin tamamlanmasi gayreti içine girecek.

IMF Türkiye Masasi Sefi Juha Kahkonen'in, dördüncü gözden geçirme toplantilarindan ayrilirken, "Haliyle gelecek aya kaliyor" dedigi kredi diliminin serbest birakilabilmesi için yeni hükümetin kamu kuruluslarindaki atil kadrolarin tasfiyesi, Tekel'in özellestirilme planinin uygulanmaya konmasi, bankacilik reformunda ilerleme saglamasi gerekecek.

Ayrica, vergi reformu paketinin, kisa sürede çözümlenmeyecegi bilinmesine ragmen, uluslararasi piyasalarda takdir toplayacak düzeyde ele alinmasi gerekecek. 


Durusmaya polis getirecek, "Ishalim" dedi davaya gelmedi

Basindan seçmeler'de, "Milliyet" gazetesinin 25 Ekim 2002 günkü sayisinda yayinlanan "Durusmaya polis getirecek, 'Ishalim', dedi davaya gelmedi" baslikli Levent Kalkan'in haberini yayinliyoruz.
Milliyet, 25 Ekim 2002

Durusmaya polis getirecek, "Ishalim" dedi davaya gelmedi

Erdogan, sabah yargilandigi durusmaya ‘ishal oldugu' için katilmadi. Ama, AB büyükelçileriyle aksam yemek yedi…

Ankara, Milliyet

Haksiz malvarligi edindigi gerekçesiyle Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargilandigi davanin durusmasina "ishal oldugu" gerekçesiyle gelmeyen Recep Tayyip Erdogan, AB büyükelçileriyle dün aksamki randevusunu iptal etmedi. Istanbul Haseki Hastanesi'nden 5 günlük rapor alan Erdogan'in bugün Elazig, Tunceli, Malatya ve yarinki Konya gezileri de iptal edilmedi.

Erdogan'in, 5 yil 10 aya kadar hapis istemiyle yargilandigi davanin durusmasina Erdogan gelmezken, avukati Hayati Yazici, Haseki Hastanesi'nden önceki gün alinan 5 günlük raporu mahkemeye sundu. Mahkeme, ilk durusmaya da katilmayan Erdogan'in gelecek durusmaya polis zoruyla getirilmesine (ihzaren celbine) karar verdi.

Durusma 25 Aralik tarihine ertelendi. Erdogan'in gelecek durusmaya polis zoruyla getirilmesine karar veren mahkeme yargici Ibrahim Kozan'in da eski DGM hâkimi oldugu ögrenildi. Erdogan'in 5 gün rapor almasina karsin miting programlari oldugunun hatirlatilmasi üzerine Erdogan'in avukati Hayati Yazici, "Erdogan hastaligini riske atip mitinge gidebilir veya iyi bir tedavi görerek bunlara katilabilir" dedi.

Hastanede kaydi var, evde muayene olmus

Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargilandigi davaya, ishal oldugu gerekçesiyle gitmeyen AKP Genel Baskani Tayyip Erdogan'a, Haseki Hastanesi Dahiliye Klinik Sef Muavini Hikmet Feyizoglu'nun rapor verdigi ortaya çikti. Il Saglik Müdürlügü de, hastane bashekimliginden, doktorun savunmasi ve olayla ilgili ayrintili açiklama istedi.

Haseki Hastanesi Bashekim Yardimcisi Ergin Degerli, önceki gün Feyizoglu tarafindan Erdogan'a "akut gastroenterit" tanisiyla bes günlük rapor düzenlendigini belirtti. Degerli, Feyizoglu'nun raporu yazdigini kabul ettigini, ancak Erdogan'i muayene edip etmedigini söylemedigini kaydetti. Erdogan'in hastaneye gelip gelmedigi konusunda bilgisi olmadigini açiklayan Degerli, "Biz raporu Saglik Müdürlügü'ne resmi prosedür geregi bildirdik. Saglik Müdürlügü de gerekli tahkikati baslatti. Biz de kendi bünyemizde sorusturmamiza devam edecegiz" dedi.

Erdogan'in, hastanenin 22 Ekim 2002 tarihli poliklinik protokol defterinde 3403 numarali muayene kaydi mevcut. Ancak hastaneye girip çiktigini gören yok.

1. Dahiliye Klinik Sefi Doç. Dr Zekai Kuyubasi, "Konuyu simdi sizden duydum" derken, bölümdeki personel de Erdogan'i görmedigini belirtti. Feyizoglu ise, Erdogan'i evinde gördügünü belirterek, "Yorgundu, bu nedenle bes günlük rapor verdim" diye konustu. "Neden evinde gördünüz?" sorusuna, "Ben zaten kendisini tanirim" yanitini veren Feyizoglu, "Evde muayenesi yapilan kisinin hastane protokol defterinde adi olur mu?" sorusunu da yanitlamadi.

Mahkemeden Erdogan'a:

Ramsey'den ne amaçla burs aldin?

Ramsey firmasinin sahibi Remzi Gür'ün, Erdogan'in çocuklarina yurtdisinda okumalari için verdigi burs da Erdogan'in yargilandigi 7. Asliye Mahkemesi dava dosyasina girdi. Mahkeme, Erdogan'in çocuklarinin, Gür'den hangi tarihten itibaren ve ne amaçla burs aldiginin belirlenmesini istedi.

'Iyilestiren' bulusma

Levent Kalkan Ankara

Ankara'da yargilandigi davaya, ishal oldugu gerekçesiyle katilmayan AKP lideri Tayyip Erdogan, aksam AB üyesi 15 ülkenin büyükelçisi ile bir araya geldi. Erdogan 35 dakika geciktigi toplantida, iktidara gelmeleri halinde yapacaklarini anlatti. 2.5 saat süren toplantiya Vecdi Gönül'le Yasar Yakis da katildi.


Oglumun katili Ibo'nun korumasi

Basindan seçmeler'de, "Hürriyet" gazetesinin 18 Ekim 2002 günkü sayisinda yayinlanan "Oglumun katili Ibo'nun korumasi" baslikli haberi yayinliyoruz.
Hürriyet, 18 Ekim 2002

Oglumun katili Ibo'nun korumasi

Oglu, Ibrahim Tatlises'in yegeni tarafindan öldürülen anne, "Yakalanmasi için her yere basvurdum. Sonuç alamadim. Sonra onun Tatlises'in korumasi oldugunu ögrendim" dedi.

Ibrahim Tatlises'in polis tarafindan didik dirik aranan cinayet zanlisi yegeni, Tatlises'in yaninda görüntülendi. Yegen Mehmet Enver Tatli'yi televizyon ekraninda oglu öldürülen anne Meliha Bilgiç tespit etti. Yüregi yanik anne, "Aslanlar gibi evladimi öldüren katil, koskoca Ibrahim Tatlises'in yaninda ve hálá yakalanamiyor. Bu nasil adalet?" diye feryat etti.

Istanbul'da 18 yillik hayat arkadasi Derya Tuna'nin vurulmasinin ardindan 18 saat süreyle gözaltina alinan Ibrahim Tatlises'in, Edirne'de isledigi cinayet suçundan aranan ve hakkinda giyabi tutuklama karari bulunan yegeni Mehmet Enver Tatli'yi yanina koruma aldigi ortaya çikti. 15 aydir bir türlü yakalanamayan Mehmet Enver Tatli'nin Tatlises'e korumalik yaptigi, bir konserdeki kamera görüntülerinden ortaya çikti. Oglunun katilini televizyon ekraninda teshis eden anne Meliha Bilgiç adalete isyan etti. Yüregi yanik anne ‘Evladinin katili, herkesin tanidigi koskoca Tatlises'e korumalik yapiyor da yakalanamiyor.

"Bu nasil adalet?" diye sordu.

Amcasinin oglu

Ibrahim Tatlises'in Edirne'de yasayan amca çocuklarindan Mehmet Enver Tatli, geçen yil temmuz ayinda Meriç Nehri kiyisindaki bir barda çikan tartisma sirasinda Cüneyt Bilgiç'i biçaklayarak öldürdü. 22 yasindaki Tatli, olaydan sonra kaçti. Hakkinda Edirne Sulh Ceza Mahkemesi tarafindan giyabi tutuklama karari çikartilan Mehmet Enver Tatli, Edirne 2'nci Agir Ceza Mahkemesi'nde adam öldürmek ve ölümle biten kavgaya neden olmak suçundan 26 ila 30 yil hapis istemiyle giyabinda yargilanmaya basladi. Mehmet Enver Tatli'nin daha önce de 2 kez biçakla adam yaralama, 3 kez darp, meskene saldiri, tehdit, adam kaçirmaya tesebbüs, çürüm islemek için tesekkül olusturmak suçlarindan poliste kaydi bulundugu ve asker kaçagi oldugu ortaya çikti. Cinayetin üzerinden 15 ay geçtikten sonra, polisin her yerde aradigi ifade edilen Mehmet Enver Tatli, bir televizyon kanalinda yayinlanan Ibrahim Tatlises'in konserinde ünlü türkücünün hemen yaninda görüntülendi. Televizyondaki görüntüleri dehset ve saskinlikla izleyen Bilgiç ailesinin yakinlari, Edirne Cumhuriyet Savciligi'na bir dilekçe ile basvurup durumu iletti. Tatlises'in Istanbul'daki sirketinin merkezine giden polis, burada Tatlises'in oglu Ahmet Tatlises'le görüstü. Iddiaya göre Ahmet Tatlises, polislere Mehmet Enver Tatli'nin teslim olacagini söyleyerek "Babam yurtdisinda, döndügünde teslim edecegiz" dedi. Polisin bundan sonra da izine rastlayamadigi Tatli'nin, Tatlises'in birçok konserinde yaninda yer aldigi, memleketleri Urfa'ya da birlikte gittigi ögrenildi.


Derya Tuna'ya ihbarli kursun!

Basindan seçmeler'de, "Milliyet" gazetesinin 15 Ekim 2002 günkü sayisinda Deniz Altuntas, Abdullah Malkoç, Elvan Ezber, Serhat Ünal, Erdal Kilinç, Mustafa Kurtaran'in izledigi utanç dolu olaylar zincirinin "Derya Tuna'ya ihbarli kursun!" baslikli haberle yayinlanan yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 15 Ekim 2002

Derya Tuna'ya ihbarli kursun!

"Derya Tuna, yilbasinda sahne alacagi Günay'da prova yaparken medyaya, "Çikista olay olacak" ihbari geldi. Samdan'in gecesinde giydigi transparan kiyafet nedeniyle Tatlises'in tepkisini çeken Tuna, çikista bacagindan vuruldu

Derya Tuna, yilbasinda assolist olarak sahneye çikacagi Günay'da yaptigi ilk provanin çikisinda vuruldu.

Tuna, Günay'da prova yaparken vurulacagi istihbaratini alan basin mensuplari içeri alinmadigi için kapida bekledi. Provasi biten Tuna, yakinlariyla birlikte kapiya çikti. Tuna, gazetecilerin sorularini yanitlamaya hazirlanirken, 25 yaslarinda, kirli sakalli, 1.70 boyundaki, üzerinde renkli gömlek, siyah mont bulunan bir kisi, gazetecilerin arasina girip, silahini çekti ve ateslemeye basladi. Üç kursundan biri Tuna'nin sol baldirina isabet etti. Saldirgan, bir kursun da havaya sikti. Seken kursunlardan biri de Vatan Gazetesi muhabiri Bora Engin'in ayagina isabet etti.

Saldirgan BMW ile kaçti

Tuna'ya siyah montunun altina sakladigi silahini sol eliyle çekip, üç el ates açan saldirgan, daha sonra bir arkadasinin kullandigi Afyon plakali 5.20 BMW otomobil ile olay yerinden kaçti. Polis, görüntüleri kameralara yansiyan, bulicin giyen, kisa saçli, 1.70 boyundaki saldirgani aramaya basladi.

Çigliklar içinde yere düsen Tuna, "Birakmayin beni… Birakmayin beni" diye yanindaki yakinlarindan yardim istedi. Ibrahim Tatlises'in kardesi Hüseyin Tatli'nin esi ve Derya Tuna'nin yegeni Feryal Tatlises, Tuna'nin üstüne atlayip, kendini siper etti. Önce "Kim vurdu?" diye bagiran Hüseyin Tatli, Tuna'yi kucakladigi gibi ambulans beklemeden otomobille Metropolitan Hastanesi'ne kaldirdi. Tuna'nin sol bacagindan giren kursunun sol dizinden çiktigi belirtildi.

Olayin duyulmasindan sonra hastaneye ilk gelen Tuna'nin yakin arkadasi Gülben Ergen oldu. Ergen'in ardindan ise hastaneye Ibrahim Tatlises'in menajeri Eyüp Kanat ve dansöz Sibel Baris geldi.

Kursun pasli

Metropolitan Hastaneleri Genel Koordinatörü Mücahit Atmanoglu, "Baldira bir kursun girmis ve femur kemigini (kalça ile diz arasindaki kemik) kirmis. Kursun mikroplu oldugu için bölgeye müdahale edemiyoruz. Su an içeride kursun yok. Ziyaretçi kabul etmiyor. Sabah 10.00'da bir açiklama daha yapacagiz" dedi. Olaydan sonra yeni bir saldiri ihtimaline karsi hastanedeki güvenlik önlemleri artirildi.

'Onu odama sokmayin'

Derya Tuna, vurulduktan 1 saat sonra hastaneye gelen Ibrahim Tatlises için "Onu odama sokmayin" dedi.

Derya Tuna'nin hastaneye kaldirilmasinin üzerinden bir saat bile geçmeden Ibrahim Tatlises hastaneye geldi. Hastaneye giriste basin mensuplarinin sorusunu cevapsiz birakan Tatlises, kendisine yönelen kameralari itti. Tatlises, "Bunu yapani bulmak benim boynumun borcu" dedi. Derya Tuna'nin, Ibrahim Tatlises'in yanina gelmek istemesi üzerine "Onu odama sokmayin" dedigi ileri sürüldü. Geçtigimiz günlerde Samdan'in gecesinde giydigi transparan tuvaletle sahneye çikip, yillar sonra sarki söyledigi görüntüler medyaya yansiyinca, eski hayat arkadasinin ogullari Ido'yu düsünerek bu tür kiyafetler giymemesi gerektigini söyleyen Tatlises ve ve oglu Ahmet Tatli ifadesi alinmak üzere Asayis Sube Müdürlügü Cinayet Büro Amirligi'ne getirildi. Polis, olay sirasinda Tuna'nin yaninda bulunan Tatlises'in küçük kardesi Hüseyin Tatli'yi da gözaltina aldi.

Dehsetin yasandigi an…

Bacagina saplanan kursundan sonra çigliklar içinde yere düsen Derya Tuna, "Birakmayin beni… Birakmayin beni" diye yardim istedi. Ibrahim Tatlises'in kardesi Hüseyin Tatli'nin esi ve Derya Tuna'nin yegeni Feryal Tatlises, Tuna'ya kendini siper etti. Hüseyin Tatli, Tuna'yi kucakladigi gibi ambulans beklemeden otomobille Metropolitan Hastanesi'ne kaldirdi.


La Turquie européenne ?

Basindan seçmeler'de, "Le Monde" gazetesinin 12 Ekim 2002 günkü sayisinda Laurent Zecchini'nin "La Turquie européenne ? [Türkiye Avrupali mi?]" baslikli analizini yayinliyoruz.
Le Monde, 12 Ekim 2002

La Turquie européenne ?

"LA TURQUIE, par son histoire, et pas seulement par la géogra- phie, et par ses ambitions, est européenne" : combien de chefs d'Etat et de gouvernement parmi les Quinze seraient prêts, aujourd'hui, à reprendre à leur compte l'affirmation de Jacques Chirac lors du sommet européen d'Helsinki, en décembre 1999 ? Et qui, au sein de l'Union, n'envisage pas sans inquiétude la perspective de voir un jour quelque 68 millions de Turcs, à 95 % musulmans, entrer au sein de la "Communauté", où leur pays deviendrait, vers 2010, le plus peuplé de l'Union ? Poser ces questions, c'est y répondre : la vérité est que la Turquie fait peur, et qu'elle embarrasse de plus en plus les Quinze, qui lui ont fait des promesses jugées aujourd'hui inconsidérées par beaucoup.

En décembre, lors du sommet européen de Copenhague, l'Union va accueillir officiellement dix nouveaux Etats membres. L'affaire est entendue, même si, dans bien des capitales, nombreuses sont les Cassandre à s'alarmer des conséquences d'un élargissement bâclé, mal compris, voire redouté des opinions publiques. Cette démission pédagogique des chefs d'Etat et de gouvernement s'illustre dans l'approbation de plus en plus chancelante des Européens en faveur de l'élargissement, en particulier en France. Dans ces conditions, envisager l'entrée de la Turquie dans l'Union, c'est risquer d'augmenter les préventions de l'opinion publique européenne envers la "grande Europe".

La Turquie a-t-elle vocation à en faire partie ? Une telle interrogation revient à poser la délicate question de l'"identité européenne" d'un pays qui se situe à la charnière de l'Europe et de l'Asie. Pour les gouvernements européens, celle-ci est d'autant plus déstabilisante qu'elle ouvre la boîte de Pandore d'un débat, qu'ils n'ont jamais osé aborder franchement, sur les "frontières de l'Europe".

La Turquie, si l'on se rappelle qu'à la mort de Soliman II, en 1566, les frontières de l'Empire ottoman s'étendaient jusqu'au nord de Budapest, englobant la Hongrie, la Moldavie, la Serbie, la Bulgarie et la Grèce, a des racines européennes à faire valoir.

Sauf que l'origine et l'appartenance géographiques, ethniques et culturelles de la pauvre et immense Anatolie sont sans conteste proche-orientales et asiatiques. Européenne, Istanbul l'est en partie, mais probablement pas plus que Moscou. Et si demain la Turquie, après-demain, qui ? Dès lors que la Bulgarie et la Roumanie sont dans la file d'attente, suivies par la Croatie et d'autres pays balkaniques, l'Ukraine, qui piaffe d'impatience pour rejoindre l'UE et l'OTAN, a-t-elle ses chances ? Et quid de la Biélorussie et de la Moldavie ? Si l'on réfute l'idée que l'Union est un "club chrétien" en admettant la Turquie musulmane, le Maroc peut-il revenir à la charge ?

Il ne sera pas répondu à ces questions à Copenhague, mais les Quinze ne pourront cependant éviter d'adresser un signal positif à la Turquie. Lors du sommet européen de Laeken, faisant le bilan des progrès accomplis par Ankara, ils avaient imprudemment souligné que "la perspective de l'ouverture de négociations d'adhésion avec la Turquie s'est rapprochée". Les Turcs ont habilement exploité leur avantage : avec une célérité que nul ne soupçonnait, ils ont adopté trois réformes, importantes et symboliques, sur lesquelles les Européens avaient insisté : l'abolition de la peine de mort ; la suppression de l'état d'urgence en vigueur dans plusieurs provinces ; l'ouverture de l'enseignement aux langues minoritaires, en particulier le kurde.

La Commission européenne s'est livrée à un exercice d'apaisement dans son rapport sur l'élargissement, consistant à saluer ces progrès et à mettre l'accent sur les graves carences en matière de démocratie et de droits de l'homme (la torture reste couramment pratiquée et, via le Conseil national de sécurité, c'est l'armée qui continue d'exercer la réalité du pouvoir), sans se prononcer sur le calendrier de la candidature d'Ankara. En prévision de l'échéance électorale turque du 3 novembre, il fallait à la fois conforter le camp europhile sans se lier davantage les mains par une date d'ouverture des négociations d'adhésion, et ne pas donner des prétextes au puissant lobby nationaliste et militaire, hostile à l'entrée dans l'Union.

Si les Quinze se contentent de temporiser, par exemple en proposant à Ankara une simple "clause de rendez-vous" afin de fixer une date de négociations, sur la base d'une nouvelle évaluation politique, la réaction de la Turquie risque d'être brutale. D'ores et déjà, Ankara tient la dragée haute aux Quinze sur deux dossiers : la division de Chypre, et la conclusion des "arrangements permanents" entre l'Union européenne et l'Alliance atlantique, qui sont indispensables à la défense européenne.

LE PROBLÈME DE CHYPRE

Si Chypre entre divisée au sein de l'Union, les Quinze n'éviteront pas une crise ouverte avec la Turquie. Celle-ci a annoncé qu'elle procédera à une annexion militaire de la partie nord (turque) de Chypre. En pratique, ce plan est déjà réalisé, mais, sur le plan diplomatique, une telle proclamation serait lourde de sens : dans la mesure où la communauté internationale n'a jamais reconnu la partition de fait de l'île, cela signifiera qu'un Etat membre de l'Union (Chypre) sera occupé illégalement par une armée étrangère. Les Quinze pourront-ils fermer les yeux ?

Où résident les intérêts à long terme de la Turquie ? A Chypre ou au sein de l'Union européenne ? C'est à cette question que le nouveau gouvernement turc devra répondre. Comme toujours, il sera épaulé par les Etats-Unis. Ceux-ci jouent un jeu compliqué avec Ankara : par souci de "stabiliser" l'Europe, ils souhaitent que la Turquie entre dans l'Union, et multiplient les pressions en ce sens sur les Quinze. Plus soucieux de leurs intérêts stratégiques que de hâter le processus démocratique, ils cajolent l'armée turque, pourtant largement hostile au rapprochement avec l'Union européenne. "Les préventions des Européens contre la Turquie sont aussi motivées par la crainte que celle-ci devienne un jour un "sous-marin" de Washington au sein de l'Union", relève un diplomate européen.

Allié essentiel de l'Amérique au sein de l'OTAN, chef de file de la force de l'ISAF en Afghanistan, la Turquie laïque "est un exemple pour le reste du monde musulman", soulignait, il y a quelques jours, à Bruxelles, Stephen Hadley, adjoint de la conseillère pour la sécurité nationale du président George Bush, Condoleezza Rice. Tête de pont pendant la guerre du Golfe, elle est appelée à jouer de nouveau un rôle majeur en cas d'offensive contre l'Irak. Les pressions américaines vont donc s'accentuer en décembre, puisqu'il est probable que la réunion des Quinze coïncidera avec l'accélération des préparatifs militaires de Washington. A Copenhague, la "question turque" risque de faire de l'ombre au défi historique de l'élargissement.


Irak'i 3'e bölecekler

Basindan seçmeler'de, 8 Ekim 2002 günü, Hürriyet gazetesi Dis Haberler Servisi'nin hazirladigi, Hürriyet gazetesi'nde yayinlanan "Irak'i 3'e bölecekler" baslikli yazisiyi yayinliyoruz.
Hürriyet, 8 Ekim 2002

Irak'i 3'e bölecekler

Amerikan uluslararasi stratejik arastirma kurulusu Stratfor, Irak'ta Saddam sonrasi senaryolara bir yenisini daha ekledi. Dis politika ve istihbarat konusunda uzman ve saygin bir kurulus olan Stratfort, Gary Halbert imzasiyla yayinladigi son raporunda, Saddam sonrasi Irak'in bölünerek 3 ayri devletten olusacagi iddia edildi.

Saddam sonrasi

Rapora göre Cheney Plani, Saddam sonrasi Irak yönetimini söyle öngörüyor:

Irak'in merkezi ve en büyük kesimi olan ve Arap Sünni çogunlugun yasadigi bölge, Birlesik Hasimi Kralligi adi altinda Ürdün ile birlesecek ve Ürdün Krali Abdullah tarafindan yönetilecek. Baskent Bagdat degil, Amman olacak.

Irak'in Kuzey ve Kuzeybatisindaki, Kürt Bölgesi ise petrol yataklarinin bulundugu Musul ve Kerkük'de dahil olmak üzere otonom bir devlet haline dönüsecek.

Güneybati bölgesinde Siilerin yogun olarak yasadigi Basra Bölgesi'nde ise Kuveyt'in de dahil olacagi 3'ncü bir devlet kurulacak.

Son rötuslar

Rapora göre, Baskan yardimcisi Cheney, Irak sorununa son noktayi koyacak plan üzerinde son rötuslari yapiyor. Irak'in bölünme planinin son asamasinda oldugunu belirten Stratfor kaynaklari, bu senaryonun gerçeklesme ihtimalinin oldukça fazla oldugunu ifade ediyorlar.

Ürdün ile Irak'in Sünni kesimini birlestirme fikrinin, ABD askeri müdahalesinden sonra bölgede istikrarin korunmasi amaciyla dogdugu belirtiliyor. ABD, askeri müdahalenin ve Saddam'in devrilmesinin ardindan, Irak'ta petrol yataklarini ele geçirmek için, Sünni, Sii ve Kürtler arasinda siddetli çatismalar çikmasindan korkuyor.

Washington, böylesi bir iç savastan kaçinmak için en iyi yolun, Irak'in Ürdün ile Hasimi kralligi adi altinda birlesmesi ve ABD yanlisi bir devletin kurulmasi oldugunu savunuyor.

2. Kusak Kuzen

Böylece, baskenti Amman olacak yeni devlet, Amerikan askeri korumasi altinda, ABD'nin potansiyel düsmanlari Suudi Arabistan, Iran ve Suriye arasindaki baglantiyi da kesmis olacak.

Çesitli kaynaklar, Cheney'in bu düsüncesini ilk kez geçtigimiz Temmuz ayinda Londra'da Ürdün Veliaht Prensi Hasan ve Irakli Sünni muhalefet liderleriyle tartistigini bildiriyorlar.

Irakli Sünni liderlerin Ürdün Krali Abdullah'a birlesme için basvurmalarinin hukuken yeterli olacagi, çünkü Kral Abdullah'in, Irak'in son krali Faysal'in ikinci kusaktan kuzeni olduguna dikkat çekiliyor.

Alaninda dünyanin en önemli kurulusu

Raporu hazirlayan Stratfor, dünyanin önde gelen stratejik arastirma kuruluslarindan biri. Dünya olaylarinda küresel istihbaratlara dayanarak hazirladigi raporlar bir çok yayin kurulusu için kaynak olusturuyor. Bünyesinde üst düzey isadamlari, jeopolitik güvenlik uzmanlari ve ismi özenle gizlenen çesitli örgütlerde çalisan bir çok istihbarat uzmani da görev yapiyor. Kurucusu Dr. George Friedman olan kurulus, dünyanin bir çok ülkesinde bulunan çesitli kurum ve kuruluslara istihbarat raporlari hazirliyor. Internet sitesinde ise 35 bin üyesine ücretli olarak bu raporlari aktariyor.

Ülke sinirlari büyüyecek

Böyle bir planin hayata geçirilmesi halinde Ürdün ve Israil'in iki kazançli ülke olarak ortaya çikacagi ifade ediliyor.

Ürdün: Irak'in Sünni kesimiyle birleserek, bölgede Israil'den sonra ikinci önemli ABD müttefiki haline gelecek. Irak petrolünden büyük pay alacak. Baskent Amman olacak.

Israil: Saddam rejiminin yikilmasiyla, Filistinli radikal gruplarin mali yardimi kesilecek. Filistin direnisi zayiflayacak.


Söz Yargitay Bassavcisi'nda

Basindan seçmeler'de, 24 Eylül 2002 günü, Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi Sedat Ergin'in, Hürriyet gazetesi'nde yayinlanan "Söz Yargitay Bassavcisi'nda" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Hürriyet, 24 Eylül 2002

Söz Yargitay Bassavcisi'nda

Ali Yargitay Bassavcisi Sabih Kanadoglu, "Adam öldürme suçu da, Anayasa'nin 76. maddesi kapsamina alinmali. Katiller Meclis'e sokulmamali" dedi.

Yargitay Cumhuriyet Bassavcisi Sabih Kanadoglu, dün bir grup gazeteci-yazari makamina davet ettiginde, "Artik burama geldi. Haksiz saldirilara ugradik. Sessizligimi ilk kez bozuyorum. Herkes yargi kararlarina saygili olmak durumundadir" diye söze girdi.

Kanadoglu, ardindan AKP Lideri Recep Tayyip Erdogan'in yasaklanmasi sürecinde kendisinin müdahalesi ile Yargitay 8. Ceza Dairesi'nin ve YSK'nin aldiklari kararlarin dogru ve hukuka uygun oldugunu anlatti.

Kanadoglu, "Ben bu göreve basladigim gün evimden dogruca Anitkabir'e gittim ve Atatürk'ün huzurunda hukukun üstünlügüne dayali laik, demokratik Cumhuriyeti ve devletin milleti ve ülkesi ile bölünmez bütünlügünü korumaya ant içtim. Bu zaten benim Türkiye'nin bassavcisi olarak görevim" dedi.

Kanadoglu, ardindan kararlarin hakliligini su gerekçelerle izah etti:

1) Siyaset hukukun üstüne çikamaz

Ben, bir yargi mensubu olarak gücümü Anayasa'dan alirim. Hiçbir siyasi görüs ya da beklenti Anayasa'nin, hukukun üstüne çikamaz. Ben de bir yargi mensubu olarak her seyden önce mevcut yasalara uygun davranmak durumundayim. Herkes de yargi kararlarina saygili davranmak zorundadir. Anayasa ve diger yasalari degistirme görevi yargiya degil, parlamentoya aittir. Yasama bu görevini yapmazsa, bu görevinin sorumlulugu yargiya atilamaz.

2) YSK Yargi denetimi yapamaz

Biz hukuk devleti deyince önce Anayasa'yi önümüze koyariz. Anayasa'nin 79. maddesi de Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkilerini tanimlamistir. Burada YSK bir yargi organi olarak gösterilmemis, yalnizca seçimin denetimiyle görevlendirilmistir. Oysa bu olayda YSK'nin 3 üyesi kendilerini yargi organi yerine koyup, TCK 312. maddedeki degisikligin suçun niteligini degistirip degistirmedigine bakmislardir. YSK, yargisal denetim yapamaz. Buna karsi çikan diger 4 üyenin karari yerindedir.

3) TCK 312'de suç unsurlari degismedi

TCK'nin 312. maddesinde yapilan son degisiklikte, suçun unsurlari açisindan hiçbir degisiklik getirilmemistir. Tek fark, suçu agirlastiran unsurun kaldirilmis olmasidir. Dolasiyla, AB uyum yasalarinin dikkate alinmadigi yolundaki elestirinin geçerliligi yoktur.

4) Anayasa'nin 76. maddesi yasak getiriyor

Ben militan demokrasi tabirini sevmiyorum. Ben mücadeleci, kendisini koruyan demokrasi tabirini kullaniyorum. Anayasa'nin 76. maddesi, milletvekilligini engelleyecek suçlari tanimlayarak, demokrasimize kendisini koruyacak bir önlem getirmistir. Anayasa, böyle oldugu sürece biz de buna uygun davranmak zorundayiz. Parlamento isterse Anayasa'yi degistirebilir.

5) Katiller de yasak kapsaminda olmali

Nitekim, benim de degismesini istedigim yönleri var. Ideolojik suçlar ömür boyu yasaklama altinda, ama adam öldürme suçu 76. maddedeki bu yasaklamanin disinda kaliyor. Katiller, memnu haklarinin iadesi suretiyle Meclis'e girebiliyorlar. Örnegin, bu maddeyi degistirip, katilleri de ömür boyu yasakli hale getirelim.

6) YSK yanlis yolda

Anayasa'nin 76. maddesi, "Ideolojik suçlardan mahkûm olanlar ömür boyu milletvekili olamaz" diyor. Ama YSK, 1985 yilindan bu yana, hukuken yanlis bir yol izleyerek, mahkeme karariyla memnu haklari iade edilen kisiler için 76. maddedeki bu sinirlamanin geçerli olmayacagina hükmediyor. Bu sekilde 76. madde by-pass ediliyor. Sorunun bir boyutu, YSK'nin 1985'ten beri bu yanlis yolu izlemesidir. Ben YSK'dan farkli düsünüyorum.

7) Adalet Bakanligi da hatali

Adalet Bakanligi da Recep Tayyip Erdogan'a sabika kaydi olmadigi yolunda temiz karari verirken hatali davranmistir. Çünkü, Adli Sicil Kanunu'nun 8. maddesi çok açik bir hüküm tasir. Buna göre, hüküm giymis kisilerin sabika kayitlari silinirken, Anayasa'nin 76. maddesinde getirilen sinirlamaya tabi olan kisilerin adli kayitlari silinmez ve bakanligin bilgi arsivinde saklanir. Ancak Adalet Bakanligi, burada yanlis bir islem yaparak, Erdogan'a temiz kágidi vermistir. Durumu fark edince Adalet Bakanimiza giderek, bu karari sorguladim, yanlis bir islem yapildigini söyledim. Bana cevap olarak, 20 yildir bu uygulamayi yaptiklarini söylediler.

8) Diyarbakir 4. DGM, yetki gaspi yapti

Diyarbakir 3 ve 4 No'lu DGM'nin Erdogan'la ilgili kararlarini inceledim. 3 No'lu DGM, durusma yapmayarak usulen hatali davranmis, ancak karara temyiz yolunu açik tutmustur. 4 No'lu DGM ise normalde temyize, yani Yargitay'a gitmesi gereken bir konuda kendisini yetkili ilan edip karar almis, böylelikle yetki gaspi yapmistir. Yargitay 8. Ceza Dairesi ise 4. DGM'nin kararini hukuken geçersiz saymis, 3. DGM'nin usul hatasini teslim etmekle beraber, verilen kararin dogru oldugunu, usul hatasinin hükme herhangi bir etkisi olmayacagina karar vermistir. Yargitay son inceleme noktasidir ve hukuk devletinde Yargitay'in kararina saygi gösterilmelidir.

9) Türk, anayasa'ya aykiri davrandi

Ticaret hukuku alaninda uzman olup ceza hukuku alaninda uzmanlik iddia etmek yanlis olur. Asrica, Hikmet Sami Türk'ün kararlari okumadan görüs belirtmis olmasi da üzücüdür. Bu beyanlari yargi çevrelerini ciddi bir sekilde müteessir etmistir. Anayasa'nin 138. maddesi kimsenin mahkemelere telkinde bulunamayacagini belirtir. Hal böyleyken, sen Adalet Bakani olarak nasil olur da mahkemelere telkin anlamina gelen sözler sarf edebilirsin, nasil olur da hükümlülerin vekillerine akil verip yol gösterebilirsin.

Kanadoglu, karar hakkinda "seriatin kestigi parmak acimaz" diyen Hava Kuvvetleri Komutani Orgeneral Cumhur Asparuk'a da isim vermeden bir gönderme yaparak, "Ben bu durumda seriat sözcügünü kullanmak istemiyorum. Adaletin kestigi parmak acimaz demek daha dogru olur" diye ekledi.


Prof. Dönmezer : Karar hukuka uygun

Basindan seçmeler'de, 20 Haziran 2002 günü, Ceza Hukuku Uzmani Ordinaryus Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in, NTV Anahaber Bülteni'ninde Ali Kirca'nin YSK karariyla ilgili sorularina verdigi yanitlarini yayinliyoruz.
NTV, 20 Haziran 2002

Karar hukuka uygun

Ali Kirca: Karari aslinda siz öngörmüstünüz, bir anlamda sürpriz olmadi. Ama simdi gerekçeler de asagi yukari belli olmaya baslandi. Ve 4'e 3 gibi birtakim oy farkliliklari da görülüyor. Siz genel olarak baktiginizda nasil degerlendiriyorsunuz bugün gelinen noktayi hukuki açidan?

Sulhi Dönmezer: Simdi hatirlayacaksiniz iki gün evvelki konusmamizi bitirirken de söylemistim, bu konudaki mevzuati bütünüyle yeniden ele almak, gözden geçirmek asikar. Bir de önemli bir konuda karar verilirken 4 ve 3 tarzinda bir bölünmenin mevcut bulunmasi dahi bu konunun hukuken yeniden ele alinip ciddiyetle tetkik edilmesi ve sonuca baglanmasi geregini ortaya koymus oluyor, bu gibi kararlar benim kanaatimce, degil mi, eger mesele bütünüyle ortadaysa ittifak ile alinmis olmak lazim gelirdi.

Böyle olmamis. Bölünmüs. Demek ki ihtilafli bir konu. Bu ihtilaf nerden hasil oluyor? Mevzuatin yapisindan hasil oluyor. Yani o mevzuati düzeltmek gerektigini, hatirlayacaksiniz geçen günkü konusmamda da ifade etmistim. Simdi Yargitay 8. Ceza Dairesi, ceza kanununun 312. maddesinde yapilan degisiklige ragmen evvelce islendigi iddia edilen suçun varligini sürdürmekte oldugu tarzinda bir karar vermis oldu bunu açikça ifade etmese de, bunun gerekçesinde, yani karari ifade ederken bunu belirtmis oldu.

Simdi bu böyle mi degil mi? Biraz evvel dinledim sizinle birlikte, Yüksek Seçim Kurulunda azinlikta kalmis olanlar demisler ki 312. madde suçun bünyesini, tipini degistirmistir. Yeni buna unsurlar eklemistir, binanaleyh evvelce islenen suç, artik suç olmaktan çikmistir denilmis, nitekim Eski Adalet Bakani da ayni noktayi ifade ediyor.

Simdi bu bir görüstür. Bu görüsün hukuki esaslara göre, yargi kararlarina göre ortaya konulmasi lazim gelirdi. Bu suretle ihtilafli bir cihet kalmazdi. Simdi bu konuyu kim halletti? 8. Ceza Dairesi halletti ama taraflarin herhangi bir müdahalesi olmadan herhangi bir müdafasi olmadan ortaya koydu ve hukuken meseleyi aslinda bitirdi. Nitekim Yüksek Seçim Kurulu'nun çogunlugu da ayni karara esas itibariyle istirak etmis oluyor.

Yani netice itibariyle sunu ifade edecegim. Simdi hukuka hepimiz muhtaciz, ama hukuku söyleyene de muhtaciz. Bu itibarla hukuku söyleyen, hukuku ifade eden yargi mercilerin kararlarina mutlaka saygili olmakta devam etmeliyiz. Bunlari küçültecek sekildeki beyanlardan hepimiz sakinmaliyiz, bu dedigim gibi hukuka olan ihtiyacin temelinde hukuki fade edecek olan merciclerin varligi gelir.

Ama benim son sözüm temel olarak sudur; Anayasa'nin 78'inci maddesinin yeniden ele alinmasi lazim ve bunun düzeltilmesi lazim. Esas itibariyle aydini, aydin olmayani, memlekette herkes zannederim bu nokta bakimindan mutabiktir. Ama bugün için ortaya çikan hukuki durum mevcut hukuk kurallarina uygundur.


Dünya Türkiye'yi konusuyor

Basindan seçmeler'de, Hürriyet Gazetesi'nin, 23 Haziran 2002'deki sayisinda yayinlanan "Dünya Türkiye'yi konusuyor" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Hürriyet, 23 Haziran 2002

Dünya Türkiye'yi konusuyor

A Milli Takim'in yari finale çikarak Türkiye'ye büyük sevinç yasattigi Senegal maçi, "Türkler, baslari dik ilerliyor" mansetleriyle dünya basininda genis yer buldu.

Italyan La Gazzetta dello Sport Gazetesi, "Asla böyle bir Türkiye görülmedi" yorumunda bulunurken,  The Sunday Times Gazetesi, kaleci Rüstü'nün harika bir kurtarisini gösteren bir fotografla sayfasinin yarisini doldururken, haberine de, "Altin çocuklar Senegal'i batirdi" basligini koydu.

"Türk takiminin yerine çeyrek finali geçen tarafin Senegal olmasi kabul edilemez, aci verici bir durum olurdu. Zira dün gerçek futbolu oynayan taraf S¸enol Günes'in çocuklariydi" diyen gazete Yildiray Bastürk, Hasan Sas, Emre Belözoglu, Tugay, Ergün ve Ümit Davala'yi göklere çikardi.

The Observer Gazetesi de Ilhan Mansiz'a haberinin basliginda yer verdi ve bu futbolcuyu Senegal'i saskina çeviren adam olarak tanimladi.

The Independent on Sunday de, pek çoklarinin tersine Türkiye'nin, kupanin sürprizleri arasinda bulunmadigini, bunun beklenen bir basari oldugunu da vurgularken, "Çok deneyimli ve güçlü futbolculara sahipler" yorumunda bulundu.

Yunanistan da alkisladi

17. Dünya Kupasi çeyrek finalinde, Türkiye'nin, Senegal karsisinda aldigi 1-0'lik galibiyetle yari finalle yükselmesi, Yunan basini tarafindan, "Kirmizi-beyazlilar güçlerini kanitladi. 4 dev arasinda yer almak komsunun gerçekten hakkiydi" biçiminde degerlendirildi.

Yunan televizyonlari, Türkiye'deki zafer coskusunu dakikalarca ekranlarina tasidiklari haber bültenlerinde, "Ay yildizlilar Türkiye'yi adeta cennete tasidi. Galibiyet dünyanin her yerinde Türkler tarafindan delice kutlaniyor. Avrupa ülkeleri dahil birçok kent, ellerinde bayraklarla yollara dökülen insan seliyle kirmiziya boyandi" yorumunu yapti.

Atina'da yayimlanan spor gazeteleri ise, "Komsumuz galibiyete alinteriyle ulasti. Futbolun 4 tanrisindan biri Türkiye" görüsünde birlesti.

"Türk efeleri", "Yalnizca takim degil, ekstra güçlü takim" basliklarini kullanan Derby gazetesine Ora, "Komsumuz, örnek alinacak ülke. Her maçta tüm ruhuyla oynuyor. Türkiye'de dünden beri zafer kutlamalari yapiliyor" ve "Türkler, bizde duygusal çöküntü yaratti" ifadeleriyle eslik etti.

"Berlin Türkleri kutluyor"

Alman basini da milli takimimizin zafer haberini Türkçe basliklarla verdi.

B.Z. Gazetesi, ilk sayfada verdigi haberde, Almanca ve Türkçe olarak "Tüm Berlin, Türkleri kutluyor" basligini kullandi. 

"Tesekkürler Türk aslanlari" basligiyla gazetede verilen diger bir haberde de, Münih, Paris ve Istanbul'da sevinen Türk vatandaslariyla, Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in Sevilla'daki AB zirvesinde elinde tuttugu Türk bayragiyla bir fotografi yayinlandi.

Berliner Kurier Gazetesi de, ilk sayfadan Almanca ve Türkçe olarak, "Birlikte finali hayal ediyoruz" basligiyla verdigi haberde, Almanya Milli Takimi'nin "Seul cehennemine gittigini", Türk Milli Takimi'nin ise bir kez daha "Brezilya'yi sambaya davet ettigi" belirtildi.

Bild am Sonntag Gazetesi de, ilk sayfasinda, "Yari finale hosgeldiniz. Almanya, Türkçe cosuyor" basligina yer verdi.

Italyanlardan büyük övgü

Italyanlarin ünlü gazetesi Corriere dello Sport Gazetesi de, "Türkiye, Rivaldo'yu bekliyor"basligi altinda verdigi haberlerde, "Türkler, baslari dik ilerliyorlar. Türkiye'nin Vieri'si Ilhan Mansiz, Afrika'nin Dünya Kupasi düsünü parçaliyor. Günes'in çocuklari için yari finalde sabirsizlikla beklenen bir rövans" ifadelerini kullandi.

Italya'daki diger gazetelerden Corriere della Sera'da ise "Türkiye durdurulamaz. Tarihinde ilk kez yari finale çikiyor. Mucizeye imzasini hiç kimsenin istemedigi teknik direktör atiyor ve milli takimin yüzünü degistiriyor" denildi.

Abd basini: "Tarihi zafer"

Los Angeles Times Gazetesi, Milli Takimlar Teknik Direktörü  Senol Günes'in, "Ilk maçta Brezilya'yi yenebilirdik fakat yapamadik. Ama simdi yapacagiz. Yeni planlarimiz var. Finali  oynamak istiyoruz" biçimindeki sözlerine dikkati çekti.

"Dünya Kupasi'nda Türkiye'yi hesaba katmazsaniz hata edersiniz" diye yazan Boston Globe Gazetesi ise, haberi "Türkiye için altin zafer" basligiyla verdi.

Türk Milli Takimi'nin yari finale yükselmesini Türk spor tarihindeki en büyük zafer olarak nitelendiren San Fransisco Chronicle Gazetesi, maçtan sonra tüm dünyada Türklerin yaptiklari gösterilere dikkat çekti ve, "Türkiye, Brezilya'yi yendigi takdirde neler olacak, bir düsünün" diye yazdi.

Kanada televizyon kanallari da Türkiye'nin Dünya Kupasi'nda yari finale yükselmesine genis yer verdi. Yapilan yorumlarda, Türkiye'nin hakli bir galibiyetle sonuca gittigi vurgulandi.

Çin basini, Türkiye'nin, 17. Dünya Kupasi'nin çeyrek finalinde Senegal'i 1-0 yenerek yari finale çikmasina genis yer ayirdi. Pekin Gençlik Günlügü Gazetesi, "1-0, Bir Firsat Türkiye Için Yeter" diye baslik atti.

Çin Merkezi Teleziyonu'nun (CCTV) yorumunda da, Türkiye-Senegal karsilasmasi için, "Turnuva boyunca keyifle izledigimiz birkaç maçtan biriydi" ifadesi kulanildi.

Azerbaycan'da tek gündem Türkiye'nin zaferi

17. Dünya Kupasi (A) Milli Futbol Takiminin, Senegal karsisinda aldigi galibiyet ve yari finale yükselmesi, Azerbaycan basininda da genis yanki buldu.

Azerbaycan'da hafta sonu olmasi nedeniyle az sayida çikan gazete, bugünkü sayilarinda Türkiye'nin tarihsel basarisini mansetlerine tasirken, ''Türkiye'nin zirveye olan tutkusu ve gelen büyük basari'' basliginda birlesti.

Resmi devlet yayini Azerbaycan Gazetesi, ''Türk futbolu zirveye dogru ilerliyor'' basligini kullandigi haberinde, milli takim oyuncularinin yari finalde Brezilya ile karsilasma isteginin gerçeklestigini yazdi. Gazete, teknik direktör Senol Günes'in, ''Türkler, zorluklari asarak basari kazaniyor'' biçimindeki sözlerine yer verdi.

Bizim Asir Gazetesi, ''Tarihi altin harflerle yazdilar'' basliginimansetine tasirken, ''Inanilmaz ama gerçek. Türk Milli Takimi, Dünya Sampiyonasi'nda yari finale adini yazdirdi'' sözleri dikkati çekti ve ''Futbol tarihinde ilk olarak bir müslüman ülke takimi böylesine büyükbir basariya imza atti'' denildi.

Haberde, Türk futbolunun yakin geçmiste uluslararasi organizasyonlarda kazandigi büyük basarilarin devami olarak milli takimin da ''düsleri gerçege dönüstürdügü'' belirtildi.

''Türkün zaferi'' basligini mansetine tasiyan Yeni Musavat Gazetesi, Türk Milli Takimi'nin Dünya Kupasi'nda yari finalist olmasinin Azerbaycan ve Türk dünyasini ayaga kaldirdigini yazdi. Gazete, iç sayfalarinda da dün Bakü caddelerinde ve meydanlarda yasanan yari final coskusuna genis yer verdi.

Azerbaycan Hürriyet Gazetesi ise, ''Türkiye, Senegal hikayesini bitirdi'' basligini attigi ve yari final coskusuna ilk sayfasinda yer ayirdigi haberinde, ''En büyük 4 takim arasindaki ay yildizlilara final yakisir'' denildi.

Bu arada dün yapilan Türkiye-Senegal maçinin bitis düdügüyle birlikte Bakü caddelerinde ve meydanlarda yasanan sevinç gösterileri, gece geç saatlere dek sürdü. Yerel televizyon kanallari, haber bültenlerinde ve spor programlarinda Türk Milli Takimi'nin elde ettigi tarihsel basariya genis yer verildi ve  baskentin yani sira Azerbaycan'in birçok bölgesinde yasanan sevinç gösterilerinin görüntüleri yayinlandi.


Amerika Hasan Sas'i seviyor

Basindan seçmeler'de NTV-MSNBC'de yayinlanan, Ümit Enginsoy'un Washington'dan 23 Haziran 2002'de yazdigi "Amerika Hasan Sas'i seviyor" baslikli yazisini yayinliyoruz.
NTV-MSNBC, 23 Haziran 2002

Amerika Hasan Sas'i seviyor

Sokaktaki insanlarin bile Hasan Sas'i, Ümit Davala'yi iyi taniyacak kadar yakindan izledigi Dünya Kupasi ile ABD'nin gündemine giren futbol, dünyanin tek süper gücünde ilgi patlamasina ugradi.

Geçen hafta boyunca Washington'da Disisleri Bakanligi'nda, IMF merkezinde ve Yabanci Basin Merkezi'nde, tanidik tanimadik çok sayida kisi tarafindan tebrik edildim, Türk Milli Takimi'nin Dünya Kupasi'nda gösterdigi basaridan dolayi. Üstelik Türkiye, daha Senegal'i yenerek yari finale çikmamisti. Insanlar, zaman zaman ‘Hasan Sas', ‘Hasan Sas' veya ‘Hasan Sas' dedikleri Hasan Sas'i övüyordu.

Bu kutlamalara, çesitli milletlerden gazeteciler, taksi soförleri ve berberimden aldigim olumlu sözler de eklendi. (Senin berberle ne isin olabilir diye dalga geçmeyin. Her ne kadar kafamda pek saç yoksa da, 10 günde bir enseyi bir numaraya vurduruyoruz herhalde). Herkes, oynadigi iyi oyundan dolayi Türk takimina sempatisini dile getiriyordu. Medyada da Türk futboluna övgü yagdiriliyordu. Büyük gurur ve zevk duydum.

Yakin tarihte ilk defa Türkiye, olumlu birseyden dolayi dünyanin ilgi odagi oldu. Uzun zamandir Türkiye'yi sadece deprem, ekonomik kriz, olasi savas ve terör gibi son derece tatsiz konularda Amerikan medyasinda izleyen bizler için çok hos bir degisiklikti bu.

Bazi Türk turizm yetkililerinin de dile getirdigi gibi, isin para yönüne bakarsaniz, belki de Türkiye, 1 milyar dolar harcasa bile dünyada bu kadar olumlu yönde bir taninma kampanyasi düzenlemeyi basaramazdi.

Bütün dünyanin önemsedigi bir basariyi bazilarimizin küçümsememesi gerektigini de düsünüyorum. Türkiye'de futbola gösterilen normalin ötesindeki ilgiyi, uluslararasi alanda sanat, kültür, bilimde güdük kalmanin verdigi komplekse ve günlük yasamin tatminsizligine baglayanlar var. O alanlarda geri kalmak ne kadar kötü olsa da, futbolda Türkiye'nin son 10 yilda kaydettigi ilerleme, sadece olumlu gözle degerlendirilebilir. Bu, hakir görülecek degil, sevinilecek birsey. Kaldi ki bunu Güney Kore gibi, evsahibi ülke olmanin getirdigi avantajla hakem kayirmasi gibi kuraldisi yollarla degil, bileginin hakkiyla elde etti Türk takimi.

Agustos sonunda da ABD'de dünya basketbol sampiyonasi düzenleniyor, Türk takiminin da katilimiyla. Geçen yilki Avrupa ikinciliginin ardindan bu yil da Türk basketbolunun dünya çapinda basarili olabilecegini düsünüyorum.

Sporda dünya çapinda basarilara ulasmanin da, belki, Çetin Altan'in hayalindeki "köylülerin tenis oynamasi" asamasina Türkiye'yi bir ölçüde yakinlastirabilecegini saniyorum. Bir alanda basari, baska alanlarda basariyi da kolaylastirir. Sporda basari moral yükseltir, mutluluk verir, spor yapmaya tesvik eder, hatta iyi degerlendirilirse dolayli sekilde para getirir.

* * *

ABD'de "football" degil "soccer" diye bilinen futbol, takim sporlari arasinda, bu Dünya Kupasi'na kadar birinci derecede ilgi görmüyordu. ABD profesyonel futbol liginde sadece 10 takim var. Ulusal düzeyde profesyonel maçlar, devasa stadyumlarda ortalama 16 bin seyirciyle oynaniyor (bu rakam düsük görülüyor) ve birçok kulüp para kaybediyor.

Buradaki spor otoritelerine futbolun genelde fazla ilgi görmemesinin nedenini sorsaniz, yok efendim, futbol, Amerikan standartlarina göre (ne demekse) sikiciymis, 90 dakikalik oyunda skor olmasi gerekene göre düsükmüs vs derler. Ilgisi yok, sebebini (bildigim kadariyla) ilk defa ben açiklayayim; televizyon. ABD'de dört takim sporu ulusal düzeyde daha fazla ilgi görüyor; sirasiyla beyzbol, Amerikan futbolu, basketbol ve buz hokeyi. Bunlardan beyzbol, bana göre tariflerin ötesinde sikici bir olgu, arada bir izlemeye çalissam intihar edesim geliyor. Hala o topa sopayla vurmanin iyi oldugunu anlamanin disinda kurallarini bilmiyorum. Amerikan futbolu ise çok kesintili, 10 saniyede bir oyun duruyor ve bence bu yüzden esas bu spor sikici. Buz hokeyinde ise topu görebilirseniz, kimin nasil gol attigini anlayabilirseniz, size "kartal gözü" ödülünü veriyorlar. Geriye bir tek basketbol (benim için NBA basketbolu) kaliyor ki hiç sevmedigim Los Angeles Lakers olgusu disinda bu spora zaten tapiyorum.

Beyzbol, Amerikan futbolu, basketbol ve kismen buz hokeyinin ortak yanlari, kesintili olmalari. Burada televizyon kavrami açisindan kilit terim, "kesintili" sözcügü. Maçlarin kesintili olmasi, bu bosluk anlarina reklam doldurulmasi, yani televizyonlarin canli verdikleri her maçtan milyonlarca dolar kaldirmalari anlamina geliyor. Bizim futbolda ise oyun sürekli, maçi kesip arada reklam veremiyorsunuz. Sadece devre arasina reklam koymak mümkün. Bu ise ABD'deki canli spor ve reklam izleme gelenegine uymuyor. Burada spor karsilasmalarinda reklam, bir-iki dakikalik kisa araliklara sikistirildiginda makbul ve para getiriyor. ABD'de haliyle hersey para. Dolayisiyla ABD'de büyük televizyon kuruluslari için futbolun konumu, "bana reklam arasi saglamayan, para kazandirmayan spor olmaz olsun" seklinde özetlenebiliyor. Yani bizim futbolun ulusal düzeyde ABD'de diger takim sporlari kadar yaygin olmamasinin esas sebebi, büyük televizyonlarin reklam meselesi yüzünden ilgi göstermemesi. Diger gerekçeler bahane.

***

Bu, isin bir tarafi. Diger tarafina bakacak olursaniz, futbol ABD'de, Türkiye'de sanildigi kadar da gözardi edilmiyor, hatta yer yer yaygin oldugunu söylemek mümkün. Bu ülkede istatistiklere göre 14 milyon çocuk futbol oynuyor. Büyükler için, sadece Washington bölgesinde dört tane amatör lig var. Bu da, bir tek bölgede binlerce kisinin futbol oynadigi anlamina geliyor. Amerika'da futbol, kizlar için en yaygin ve saygin takim sporu niteligi tasiyor. ABD bayan milli takimi, dünya sampiyonu. Futbol, bu ülkede kiz-erkek karisik da oynaniyor.

Dünya Kupasi ABD'de televizyondan canli gösterilmedi mi? diye sorarsaniz, gösterildi, hem de kendi standartlarina göre izlenme rekoru kirarak. Hem spor televizyonu ESPN'de (ve kismen kardes kurulusu ABC'de), hem de Ispanyolca yayin yapan Univision'da. Neden? Birincisi Dünya Kupasi, Amerika için de ihmal edilemeyecek bir uluslararasi olguydu, ikincisi Amerikan takimi beklenmedik ölçüde iyi performans gösterdi, üçüncüsü de ABD'nin Hispanik nüfusu futbola bayiliyor. Hatta ABD-Meksika ikinci tur eleme maçi, geceyarisindan sonra yayinlanmasina ragmen, 7 milyon evde izlendi. Bu maçtan önce Baskan George W. Bush, Meksika Cumhurbaskani Vicente Fox'u arayarak basari diledi.

Hemen hatirlatalim, ABD'nin 283 milyonluk nüfusunun yüzde 12'si Hispanik veya baska deyisle Latino, yani Meksika, Orta ve Latin Amerika, Karayipler kökenli. Bu insanlarin esas sporu da futbol.

Sonuçta, yazinin basinda da ima ettigim gibi, Dünya Kupasi, ABD'de, normalde ulusal düzeyde futbola gösterilen ilginin çok üzerinde mesai topladi. En azindan, Washington bölgesinde karsilastigim herkes, kupadan haberdardi, Amerikan takimini, hatta Türkiye'yi izliyordu. Birçoklari "cool" tavriyla Hasan Sas'i, Mohawk saçlariyla Ümit Davala'yi, kedi kaleci Rüstü Rençber'i yakindan biliyordu, bazilari da Hakan Sükür'ün formsuzluguna isaret ediyordu.

Amerikan takiminin maçlari, her defasinda gazetelerin birinci sayfasinda, bazen de mansetten verildi. Tas gibi takimdi, Amerikan takimi. Basta 20 yasindaki top cambazi Landon Donovan ve eski Galatasarayli kaleci Brad Friedel olmak üzere oyuncular, Amerikalilar'in (ve benim) kalbinde taht kurdu. Tatsiz Alman takimina saibeli sekilde yenilmelerinin ardindan da baslari dik kupaya veda ettiler.

Bundan sonra ABD'de futbolun daha fazla ilgi toplayip toplamayacagini zaman gösterecek. The Washington Post gazetesine yakismayan köse yazari Marc Fisher'in futbolu "Usame bin Ladin'in sporu" diye nitelendirmesine karsin, bu Amerikan milli takimi, insanlarin hafizasinda yer etti. ABD Futbol Federasyonu'na göre, bu artan ilginin, halen süren ulusal lige de yansimasi bekleniyor. Isler bu yönde ilerlerse futbol, en çok ilgi gösterilen takim sporlari siralamasinda yükselebilir, televizyon engeline bir ölçüde çözüm bulunabilirse.

ABD'de on yil falan önce daha voleybolda düzgün bir lig yokken Amerikalilar, bu sporu kafaya takip dünya sampiyonu olmayi basarmisti. Dünya Kupasi'nda göz dolduran ABD milli takimini gördükten sonra, futbolda da bu olur mu? diye kendime soruyorum.

Herneyse, benim gönlümde bu kupada Türkiye-Amerika finali yatiyordu. Amerikan takimi, o noktaya ulasamadi. Dilegim, Türkiye'nin, futbolun artik Bati Avrupa-Latin Amerika ekseninden siyrildigini daha güçlü kanitlayabilmesi ve bize daha da büyük sevinçler yasatmasi.


ATO : Dolar 7 ayda % 75 kazandirdi

Basindan seçmeler'de AA'nin hazirladigi, Hürriyet Gazetesi'nde, 23 Haziran 2002'de yayinlanan "ATO : Dolar 7 ayda % 75 kazandirdi" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Hüriyet, 23 Haziran 2002

ATO: Dolar 7 ayda % 75 kazandirdi

Ankara Ticaret Odasi'nin arastirmasina göre Türkiye'de bir milyon dolar ile 7 ayda 750 bin dolar kazanmak mümkün.

ATO tarafindan yapilan bir çalismada, dolar kurunun 1 milyon 614 bin lira oldugu 12 Ekim 2001 tarihinde 1 milyon dolardan, TL'ye çevrilmek suretiyle elde edilen 1 trilyon 614 milyar lirayi, dönemin banka faizi olan yüzde 69 ile bankaya yatiran spekülatörün, 7 ay sonra birikimini 2 trilyon 375 milyar liraya çikarabilecegini hesapladi.

Bu paranin dönem döviz kuru olan 1 milyon 377 bin liradan tekrar dolara çevrilmesi halinde, yatirimcinin parasinin 1 milyon 725 bin dolara çikabilecegi kaydedilen çalismada, yabanci bir yatirimcinin ayni parayi, yillik yüzde 2 faiz uygulanan Amerika'da 34.5 yilda, yillik yüzde 1.9 faiz uygulanan Avrupa Birligi ülkelerinde de 36.5 yilda kazanilabilecegi vurgulandi.

Türkiye'de yüzde 72.5 rant gelirinin sadece 7 ayda elde edilebilecegine dikkat çekilen çalismada ''Rant Cennetinin adi Türkiye'' vurgusuna yer verildi.

Asgari ücretli ayni parayi 50 yilda kazanabiliyor

Çalismada ayrica, 7 ayda kazanilan 750 bin dolarin, 1 dolarlik banknotlar halinde uç uca eklenmesi halinde 120 kilometrelik bir otoyol elde edilebilecegi ve bir asgari ücretlinin ayni parayi kazanmasi için yemeden içmeden 50 yil çalismasi gerektigi hesaplandi.

45 günde katmerli kazanç

ATO yaptigi çalismada Basbakan Bülent Ecevit'in hastaliginin ardindan dolarin 1 milyon 368 bin liradan, 1 milyon 560 bin liraya çikmasi nedeniyle elinde 1 milyon dolar bulunan bir spekülatörün, 50 gün içerisinde 123 bin dolar para kazandigi, bunun ise 50 günde yüzde 12.3 faize tekabül ettigi belirtildi.

ATO Baskani Sinan Aygün, 1 milyar dolarla Türkiye'de 1 yilda dünyanin en zenginleri arasinda sayilan Rockefeller kadar zengin olunabilecegine dikkat çekerek, bunun basarilabildigi baska bir ülke bulunmadigini, Türkiye'nin bu servet transferleri ile gittikçe fakirlesmekte oldugunu söyledi. Aygün, ''sayin Basbakan bu haliyle ülkenin degil, spekülatörlerin isini kolaylastiriyor'' dedi.

ATO tarafindan yapilan çalismada bazi karsilastirmalar da yapildi.Bu karsilastirmalardan bazilari söyle:

-20 milyon dolarin 7 ayda 14.5 milyon dolarlik faiz getirisi= Petkim'in 2001 yili kari.

-10 milyon dolarin 7 ayda 7.7 milyon dolarlik faiz getirisi=72 bin500 asgari ücretlinin maasina.

-5 milyon  dolarin 7 ayda 3.4 milyon dolarlik faiz getirisi=4 fabrika.

-2 milyon dolarin 7 ayda 1.5 milyon dolarlik faiz getirisi= Rahmi Koç'un ödedigi gelir vergisi.

-1 milyon dolarin 7 ayda 725 bin dolarlik faiz getirisi=2001 yili protesto edilen senetler toplami.


Türkiye son 20 yilda hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi!

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nde, 23 Haziran 2002'de yayinlanan "Türkiye son 20 yilda hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 23 Haziran 2002

Türkiye son 20 yilda hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi !

Son günlerde Avrupa Birligi (AB) üyeligi tartismalari yasana dursun Türkiye, 1980-2000 döneminde, AB'ye 1981'de üye olan Yunanistan ile 1986'da üye olan Ispanya ve Portekiz'den daha hizli büyüdü ama nüfus artisina yenildi.

Dünya Bankasi verilerinden yaptigi hesaplamalara göre, 1980-2000 döneminde Türkiye milli gelirini yilda ortalama yüzde 4.55 artirmasina karsin, nüfusun 20.8 milyon çogalmasi (44.5 milyondan 65.3 milyona çikmasi) nedeniyle kisi basina gelirdeki yillik ortalama artis yüzde 2.55'de kaldi. Buna karsin, 20 yillik süreçte neredeyse nüfuslari hiç artmayan Ispanya'nin (nüfusu 20 yilda sadece 2.1 milyon artti) yillik ortalama büyüme hizi yüzde 2.7, kisi basina büyüme hizi yüzde 2.45, Yunanistan'inki (nüfusu 20 yilda sadece 1 milyon artti) sirasiyla yüzde 2.1, yüzde 1.65, Portekiz'inki (nüfusu 20 yilda sadece 200 bin artti) yüzde 2.85, yüzde 2.7 oldu.

Veriler, ekonomik açidan Ispanya, Yunanistan ve Portekiz'in AB üyeligi öncesinde de oldukça iyi durumda oldugunu gösteriyor. 2000 yili sabit fiyatlariyla, 1980 yilinda Türkiye'nin satin alma gücü paritesiyle kisi basina gayri safi milli hasila (GSMH) rakami 4 bin 270 dolarken, Portekiz'inki 9 bin 900, Ispanya'ninki 12 bin 30, Yunanistan'inki 12 bin 400 düzeydeydi. Buna göre, Türkiye, 2000 yilinda 7 bin 80 dolar olan satin alma gücü paritesiyle kisi basina GSMH rakamiyla hala 1980'in Ispanya, Yunanistan ve Portekiz'ini yakalayamadi…

1980 rakamlarina göre, Ispanya'nin kisi basina gayri safi yurtiçi hasilasi (GSYIH) 5 bin 950, Yunanistan'inki 5 bin 190, Portekiz'inki ise 3 bin 10 dolar düzeyindeydi. Bu rakamlar 2000 yilinda Ispanya için 14 bin 50, Yunanistan için 10 bin 570, Portekiz için ise 10 bin 390 dolara yükseldi (GSMH olarak Türkiye 3 bin 80, Ispanya 14 bin 960, Yunanistan 11 bin 960, Portekiz 11 bin 60 dolar). Türkiye ise bu dönemde kisi basina GSYIH rakamini 1590 dolardan 3 bin 60 dolara çikardi. Geçen yil yasanan kriz nedeniyle bu rakam GSMH olarak 2 bin 160 dolara indi. Ispanya'nin 1980 yilinda 222.7 milyar dolar olan GSYIH'sinin, Türkiye'nin 2000 yilinda 199.9 milyar dolar olan GSYIH'dan daha büyük bir rakam oldugu da görülüyor.

Reel olarak milli gelirini en fazla artiran Türkiye…

Yalniz cari olan bu rakamlar, reel olarak pek birsey ifade etmiyor. Çünkü döviz kurlarindaki oynamalardan dogrudan etkileniyor. Çünkü cari olarak Portekiz'in GSYIH 3.5, Ispanya'ninki 2.5, Yunanistan'inki 2.2, Türkiye'ninki 2.8 kat artmasina karsin, sabit fiyatlarla GSMH'nin Portekiz'inkinin yüzde 75, Ispanya'ninkinin yüzde 70, Yunanistan'inkinin yüzde 51 arttigi görülüyor. Türkiye'nin ise sabit fiyatlarla GSMH'nin bu dönemde yüzde 143 artarak, Yunanistan'i neredeyse 3'e, Ispanya ve Portekiz'i ise 2'ye katladigi tespit edilebiliyor.

Satinalma gücü paritesiyle 2000 yili fiyatlariyla, 1980-2000 döneminde Türkiye'nin gayri safi milli hasilasi (GSMH) 190 milyar dolardan 462 milyar dolara, Ispanya'ninki 450 milyar dolardan 766 milyar dolara, Yunanistan'inki 119 milyar dolardan 180 milyar dolara, Portekiz'inki 97 milyar dolardan 171 milyar dolara yükseldi. Bir diger ifade ile 1980 yilinda Yunanistan'in 1.6 kati büyüklügünde bir ekonomiye sahip olan Türkiye, 2000 yilinda 2.57 kati büyüklügünde bir ekonomi oldu. 1980 yilinda Ispanyol ekonomisinin yarisi kadar bile olamayan (yüzde 42.2'si) Türk ekonomisi, 2000 yilinda Ispanyol ekonomisinin beste üçüne (yüzde 60.3'ü) ulasti.

Nüfusunun neredeyse birbuçuk katina çikmasina ragmen, Türkiye'nin sabit fiyatlarla kisi basina milli gelirini bu dönemde yüzde 66 arttigi, bu açidan Portekiz'in (yüzde 72) ardindan geldigi ve Ispanya (yüzde 62) ve Yunanistan'i (yüzde 38) geride biraktigi da görülebiliyor. 2000 yili sabit fiyatlariyla, Türkiye'nin satin alma gücü paritesiyle GSMH'si 1980'de 4 bin 270 dolarken, 2000 yilinda 7 bin 80 dolara, Ispanya'ninki 12 bin 30 dolardan 19 bin 400 dolara, Portekiz'inki 9 bin 900 dolardan 17 bin 120 dolara, Yunanistan'inki 12 bin 400 dolardan 16 bin 940 dolara yükseldi.

Türkiye ihracatini 10.9 kat, Yunanistan 2.1 kat artirdi

Ihracatini 1980'lerde 4.5, 1990'larda ise 2.4 kat artiran Türkiye, ihracat ve ithalat artisinda da Ispanya, Portekiz ve Yunanistan'i 1980-2000 döneminde geride birakti. Bu dönemde Türkiye ihracatini 10.9 kat artirarak 2.9 milyar dolardan 31.7 milyar dolara çikarirken, Ispanya 5.5, Portekiz 5, Yunanistan ise sadece 2.1 kat (5.2 milyar dolardan 10.6 milyar dolara yükseltti) ihracat artisi yapabildi. 1980-2000 döneminde ithalatini 6.9 kat artiran Türkiye (7.9 milyar dolardan 54.5 milyar dolara çikardi) bu açidan da ilk sirada yer aldi (Ispanya 4.5, Portekiz 4.1, Yunanistan 2.7 kat arttirdi).


Motorola milliyetçileri!

Basindan seçmeler'de Star Gazetesi'nin köse yazari Taskin Senol'un "Derin Kulis" adli kösesinde, 22 Haziran 2002'de yayinlanan "Motorola Milliyetçileri" baslikli yazisini yayinliyoruz.
Star, 22 Haziran 2002

Motorola milliyetçileri!

Bir kez daha suçüstü yakalandilar… Türkiye'de dogup, Türkiye'de kazandiklariyla krallar gibi yasayip da Amerikan sirketi Motorola'nin tetikçiligini yaptiklari bir kez daha tescil oldu…

Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 1998 yilinda Telsim'le yaptigi anlasmanin taahhütlerini yerine gitermeyen Motorola'nin malvarligina tedbir koydu, banka hesaplarini bloke etti…

Bu elbette haber degeri tasiyan bir karardi ve dün star'in mansetindeydi. Hem de 'Bu haber Motorola'nin Türkiye'deki tetikçi gazetelerinde çikmayacak' iddiasiyla…

Her sabah yaptigim gibi tüm gazeteleri ilanlarina kadar okudum dün… Amerikan Motorola'nin, Türk Telsim'e yaptigi her türlü hukuk disi girisimi mansetlerine tasiyan kartel medyasinin gazetelerini daha bir dikkatli okudum…

Acaba bu haber yer alacak mi, diye…

Tek bir satir yoktu…

Bayileriyle birlikte 10 binlerce insana is imkani saglayan bir Türk sirketinin aleyhine olabilecek haberleri günlerce, haftalarca, aylarca mansetlerine tasiyan kartel medyasi, Amerikan sirketinin suçlu oldugunu kanitlayan haberi görmezden geldi, yok saydi…

Amerikan yargicin kararini göklere çikartanlar, ayni firmayla ilgili Türk yargicin kararini tek sütunluk bir haber bile yapmadilar…

Amerikan adaletine saygi var ama Türk adaletinin karari ciddiye bile alinmiyor.

Bu tavirla 'Motorola tetikçiligi'nden, 'Motorola milliyetçiligi'ne terfi ettiklerini de ispatlamis oluyorlar….

'Türkiye Türkler'indir…'

Oysa, mesela Hürriyet Gazetesi'nin logosunda 'Türkiye Türkler'indir' yazar… Yazar yazmasina da Hürriyet bu son örnekte oldugu gibi Motorola milliyetçiligi yapar…

Dünkü mansetleri de hayli manidardi bana göre. Bankalarini kaybeden Mehmet Emin Karamehmet'e ayda 2 milyar maas verilecegini mansete tasimislardi. Bir kaç gün öncesine kadar dolar milyarderi olan bir kisinin, sirketlerini kaybedip, mahkeme karariyla 2 milyar TL'ye talim etmesinin elbette haber degeri var. Bu haber zaten her gazetede vardi. Ama Hürriyet'in sunumu, en azindan bende, 'Birileri çok sevinmis, göbek atiyor' izlenimi uyandirdi.

Karamehmet'in bankalari Demirbank'in akibetine ugrayacaksa, Turkcell ve onlarca sirket üçotuz paraya yabancilarin eline geçecekse, Hürriyet'in logosundaki 'Türkiye Türkler'indir' sözlerinin bir anlami kalacak mi?

Bayrak mayrak saygisizligi

Söz Hürriyet'in logosundan açilmisken devam edelim. Ayni logoda Türk bayragi dalgalaniyor yillardir.

Ve rengini sehitlerimizin kanindan alan Türk bayraginin dalgalandigi Hürriyet'in birinci sayfasinda 20 Haziran 2002 Persembe günü çikan bir haber:

'Bayrak mayrak derken firsat kaçiyor…'

Bu sözler ANAP lideri ve Basbakan Yardimcisi Mesut Yilmaz'a ait…

Avrupa Birligi (AB) hülyasi, Mesut Bey'in gözlerini öylesine kör etmis ki bayragimizdan bahsederken, 'bayrak mayrak' diyebiliyor…

Sehitlerimizin kemiklerini sizlatiyor, yasadigimiz topraklari döktükleri kana borçlu oldugumuz insanlari yattiklari yerde bile rahat birakmiyorlar…

Ve Mesut Bey'in bu talihsiz sözleri, logosunda Türk bayragi dalgalanan Hürriyet'in birinci sayfasinda daha bir ayri siritiyor… Acaba söz konusu olan bayrak Amerikan bayragi olsaydi tepkileri nasil olurdu?

Gözleri öylesine kör olmus, öylesine duyarsiz hale gelmisler ki bayragimizi 'mayrak' yapan ve onu gayet normal bir sekilde kullanan kafalar, yarin, sehitlerimizi 'mehit', vatanimizi 'matan' yaparlarsa hiç ama hiç sasirmayacagim!..

Bugün sasirmadigim ise, Karamehmet Operasyonu'nun, tipki 'Köylüye yalakalik dönemi bitti' haberinde oldugu gibi, ayni mantikla sunulmasi kartel medyasinda…

Bu gelismelere en az IMF kadar sevinen onlar.

Köylünün, isçinin, esnafin, memurun, emeklinin ipi çoktan çekilmisti; simdi sira Türkiye'nin isadamlarinda, sermaye sahiplerinde anlasilan…

Pamukbank'ta 5 bin 469 Yapi Kredi'de 9 bin 858 kisi çalisiyor. 'Isten çikarma yok' sözlerine ragmen hepsi de korku içinde. Tipki daha önce isini kaybeden 35 bin bankaci gibi…

Birileri kaygili, birileri de sevinçli…

Ama kimse merak etmesin. Türkiye Cumhuriyeti hep varolacak ve bu topraklarda bayragimiz sonsuza kadar dalgalanacak…

Hem de içimizdeki 'Motorola tetikçileri'ne, 'Amerikan milliyetçileri'ne ragmen!..


Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon [yaklasik 572 milyon $]

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin 22 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon", baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, 22 Haziran 2002

Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon

Yapi ve Kredi Bankasi, 2001 yili zararinin 895.8 trilyon, geçmis yil zararinin ise 802.4 trilyon lira oldugunu açikladi.

IMKB'ye gönderilen BDDK denetiminden geçmis ve enflasyon muhasebesine göre hazirlanmis bilançoda, Yapi Kredinin aktif büyüklügünün 2001 yili sonunda 15.4 katrilyon, mevduatinin 11.7 katrilyon lira oldugu belirtildi. Bilançoda, kredi portföyünün 2.7 katrilyon lira, net takipteki alacaklarinin ise 2.4 katrilyon oldugu açiklandi.

Sermaye yeterliligi yüzde 10.21

Konuyla ilgili olarak bankadan yapilan açiklamada ise, BDDK tarafindan yapilan denetimler sonucu, enflasyondan arindirilmis bilançoda sermaye yeterlilik oraninin yüzde 10.21 oldugu belirtildi. Açiklamada, söyle denildi:

"BDDK tarafindan yayinlanan raporda da belirtildigi üzere bu hesaplama yapilirken gruba verilen krediler ihtiyatlilik prensibi çerçevesinde degerlendirildi ve gerekli karsiliklar tesis edildi. Rapora göre, hakim hissedarla yapilacak görüsmeler olumlu sonuçlanirsa bu karsiliklarin iptal edilmesi gündeme gelebilecek ve sermaye yeterlilik rasyosu daha da yükselebilecektir."

Açiklamada, 2001'de yasanan derin ekonomik krizin olumsuz etkilerine karsin bankacilik hizmet gelirlerinin geçen yila oranla reel olarak yüzde 38 arttigi belirtildi. Ayrica, operasyonel verimlilik hedefleri dogrultusunda operasyonel giderlerin geçen yila oranla reel olarak yüzde 10'a ulasan oranda azaldigi kaydedildi


Yapi Kredi'nin zarari 896 trilyon

Basindan seçmeler'de Milliyet Gazetesi'nin 22 Haziran 2002 sayisinda yayinlanan "Pamukbank acil satilik" baslikli yaziyi yayinliyoruz.
Milliyet, Ekonomi Servisi, 22 Haziran 2002

Pamukbank acil satilik,

Bankacilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, satisinin bir an önce tamamlanacagini belirttigi Pamukbank'ta kisa vadede sube ve personel azaltimina gidilmeyecegini açikladi.

Bankacilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Pamukbank'in, Tasarruf Mevduati Sigorta Fonu (TMSF) tarafindan satisina yönelik islemlerin acilen tamamlanacagini açikladi. BDDK raporunda Pamukbank için, yasa geregi almasi gereken önlemleri almayan, alsa bile mali bünyenin güçlendirilmesine olanak bulunmayan banka olarak bahsetti.

BDDK, "Banka Sermayelerinin Güçlendirmesi Programi" isimli raporu dün açikladi. Raporda, Pamukbank ve Yapi Kredi Bankasi'na ayri bir yer verildi. 18 Haziran itibariyle Fon'a devredilen Pamukbank'in tasfiyesi yönünde bir islem yapilmadigi, kisa vadede sube kapatilmasi veya personel azaltimi düsünülmedigi ifade edilen raporda, "TMSF tarafindan satisa sunulmasina yönelik islemler ivedilikle sonuçlandirilacaktir" denildi.

Raporda, Pamukbank'in Yapi Kredi'ye devrine iliskin olarak önerinin Yapi Kredi'nin mali bünyesini bozacagi, Çukurova Grubu'nca sunulan planin uygulanabilir olmadigi gerekçesiyle izin verilmedigi belirtildi.

Yapilan denetimler sonrasinda, Aralik 2001 itibariyle aktiflerinin 6.3 katrilyon oldugu, 5.5 katrilyon olan kredi portföyünün ise 4.2 katrilyonunun denetim sonucu takibe alinarak, reeskontlari (biriken ödenmemis faiz bakiyesi) iptal edildigi ve kalan tutar için de karsilik ayrildigi kaydedildi.

Yapi Kredi'de oran yüzde 10.2

Raporda, "Tahsil olasiligi çok düsük olan kredilerin anapara ve faiz tahsilatlarinin gerçeklestirilememesi ve bu kredilere reeskont uygulanarak gelir yaratilmasi nedeniyle, bankanin büyük miktarlarda zarar ettigi ve bu zararin zaman içinde büyüdügü tespit edilmistir" denildi. Yapi Kredi'yle ilgili olarak 31 Aralik itibariyle sermaye yeterlilik oraninin yüzde 10.2 oldugu, hesaplamada gruba verilen kredilere karsilik ayrildigi bildirildi.

Banka hissedari olma niteliklerini yitiren Yapi Kredi hissedarlarinin haklarini TMSF'nin kullanacagi kaydedilen raporda, "Bu uygulamaya, söz konusu paylar Bankalar Kanunu'nda belir