Sühendan Ilal
suhendank@gmail.com
Pencereyi Kapat    Sayfayı Yazdır   
Altın Safran Belgesel Film Festivali Ardından
Korumanın Başkenti Safranbolu’da bu yıl yedincisi yapılan belgesel film festivali 17 Eylül’de sonuçlandı. Sizlere festivali anlatmadan önce Safranbolu’nun belgesel film festivali açısından önemini vurgulamak zorundayım.
Korumanın Başkenti Safranbolu’da bu yıl yedincisi yapılan belgesel film festivali 17 Eylül’de sonuçlandı. Sizlere festivali anlatmadan önce Safranbolu’nun belgesel film festivali açısından önemini vurgulamak zorundayım.

Safranbolu, Türkiye’de UNESCO’nun “Dünya Miras Listesi”ne aldığı, hatta dünyada kentin tümünün koruma altına alındığı tek yer… 1995 yılında Karabük kentine bağlanan SAFRANBOLU, bu günlerde sanki bir masal kenti. Koruma altına alınan bin civarındaki konakları, tarihle bütünleşen camileri, çeşmeleri, Yemeniciler Arastası, Saat Kulesi gibi eserleriyle konuklarını sanki bir masal kahramanı gibi sarıp sarmalıyor. Bu yazıyı yazmamın nedeni; bu yıl gittiğimde, beni bile şaşırtacak kadar büyük değişikliklerle karşılaşmış olmam.

Safranbolu’da bu yıl altı,yedi konak daha kaderlerine terk edilmekten ve yok olmaktan kurtulmuş. Restorasyondan sonra turizme açılmış. Ama benim kaldığım konak tümünden farklı bir zariflikteydi. Gül Evi olarak hizmet veren konak, Ulusal Mimarlık “Koruma ve Yaşatma” dalında 2006 yılında restorasyon ödülü almış. Konaktaki beş odanın farklı iç düzenlemesi size kendinizin özel olduğunu hissettiriyor. Tabii Safranbolu’nun özel kahvaltıları ile uyanmak da masalın bir parçası. İkinci olarak; çok şaşırdığım ve Safranbolu’ya da çok yakıştırdığım, yeni uygulamaya konulan, golf arabalarıydı. Şehri golf arabalarıyla gezerken kulaklıkla her dilden kentle ilgili özel bilgiler almak, yapıların tarihçelerini kulağınızdaki kulaklıktan dilde dinlemek çok güzeldi. Kırk dakika süren bu yolculukta, çarşı içinden geçerken üç kez de lokum ikramı ile karşılaştık.

Bunlar olumlu yaptırımlar. Bir sanat tarihçi olarak, Hıdırlık Tepesine yapılan seyir terasını, Safranbolu bütünlüğü içinde değerlendirdiğimde; “Ben buraya konmayı istemedim” der gibiydi. Her noktayı gören Hıdırlık tepesine bu seyir terası ağır ve büyük gelmişti. Safranbolu’da kaldığım sürede beni etkileyen olayların biri de Cuma namazında namazı kıldıran imamın, Cuma hutbesinde belgesel film, yarışma ve önemi hakkında yaptığı hamasi konuşmaydı.

Bu yıl yedincisi yapılan yarışmanın uluslararası olması üç dalda yapılan yarışmada, jürileri fazlasıyla zorladı. Yarışmaya Amerika’dan bir film ve Kanada’dan bir proje de katılmıştı.
Yarışmanın genel teması “Kültürel Miras ve Korumacılık”tı. Yarışmaya, son dört yıl içinde yapılan ve belgesel özelliği olan ve daha önce yarışmalarda ödül almamış yapıtların katılması istenmişti. Yarışma profesyonel ve amatör olmak üzere iki kategoride düzenlenmişti. Projeler ise ayrı bir kategoride değerlendirildi. Profesyonel dalda 19 film yarışmaya katıldı. Katılan filmlerden 6’sı TRT yapımıydı. Birincilik ödülü; “Çan Yapımı” ile Onur Uzun’a, ikincilik ödülü “Yaşayan Müze” ile Kurtuluş Özgen’e, Üçüncülük ödülü ise “Tutkulu Ezgiler” filmi ile Zühre Saral Gökağaç ile “Ahtapot Avcısı” filmi ile Devrim Erdoğan arasında paylaştırıldı.

Amatör dalda Üniversite öğrencilerinden 38 film katıldı. Yönetmen Şenol Çöm’ün “Göç” adlı belgeseli birincilik, Hakan İnan’ın “Sultan Devri” belgeseli ikincilik, Mutlu Karadoğan’ın “Gewok” belgeseli üçüncülük ödülü alırken, Safrabolu’nun kaderini değiştiren Suha Arın’ın 1976’da çektiği “Safranbolu’da Zaman “ filminden sonra, Suha Arın Özel Ödülü’nü Hakan Karademir’in “Zamana Direnen Tarih: Zeyrek” adlı belgeseli aldı.
Proje dalında ise yine üç ödül dağıtıldı. Kemal Sevimli’nin “Işıklar Kapısı Anadolu” projesi birincilik, Kanada’dan katılan Jessy Forsyt’ın “Still in Motion: The Daily Dance of Culture” adlı projesi ikincilik ödülü alırken, A. Fatih Karakaya “Çan Peşinde Bir Ömür” adlı projesiyle üçüncülük ödülü aldı.

Bu seçkin jüriyi Safranbolu’nun doğal güzelliklerini göstermek, onları dinlendirmek de gerekirdi. Jüri üyelerinin gezisi Tokatlı Kanyon yürüyüşüyle başladı 90 dakikalık zorlu yürüyüşten sonra varılan İncesu kemeri ise görülmeye değer güzellikteydi. Kanyonda gördüğümüz yabani safranlar bizi çok şaşırttı. Öğle yemeğinden sonra Yörük Köyü ziyaret edildi. Köydeki muhteşem yazlık konaklar gezildi ve doğal ürünler satın alındı.

Bu yazıyı Fransızca yayın yapan bir gazeteye yazmamın iki nedeni var. Birincisi, gelecek yıl mutlaka Fransa’dan yarışmaya katılım bekliyoruz. İkinci neden ise Anadolu turu yapanlara biraz da olsa bölgeyi tanıtmaktı. Gelecek yıl festivalde buluşmak üzere…